darbe-girisimi-sonrasi-soruluyor-zaaf
Darbe Girişimi Sonrası Soruluyor: Zaaf

Darbe Girişimi Sonrası Soruluyor: Zaaf

20 Temmuz 2016
Okuyucu

Devlette zaaf savunulamaz, ama bu bakış açısı uygulamada çok şeyle iç içedir ve incelenmeye değerdir.

En önemli devlet görevlerinden biri güvenliktir; alınıp satılmaz, takas edilemez. Güvenlik deyince akla ilk istihbarat ve operasyon gelir. Biri haber verir, diğeri icra eder, birbirlerini tamamlarlar.

Devlet ayrı bir zümreden değil, halk kesimlerinden müteşekkildir. Devlet kurumsal yapıdır ama kendi insanlarının elinde işletilir. İnsanların zaafı devletin zaafı olur. Kültürdeki çarpıklık devletin çarpıklığıdır. Bu bakış açısı bürokratlar kadar siyasetçiler için de geçerlidir.

Her durumda devletin prosedürü fazladır ve çarkları ağır döner. Sivil sektör daha dinamiktir ve gelişen duruma göre şekil değiştirebilir. Devletin yapısal bu ataleti zaafın da zemini anlamına gelebilir. Örneğin bir şirkette riski artıran biri görülürse anında işten uzaklaştırılır ve kimseye hesap verilmez. Ancak devlette hakların güvencesi yasal zeminde bağlayıcıdır ve yöneticilerin başını ağrıtan bir konu haline gelebilir.

Kamu birimleri çeşitli sebeplerle reflekslerini aşırılıklardan alıkoyar. Örneğin kurumun asıl misyonunu koruma içgüdüsü, yöneticinin yıpranmaması, alınan bilgilerin net olmaması, başka kurumların içindeki sorunların belirsizlik ve güvensizlik yaratması, darbe veya terör gibi en uçtaki girişimlere pek ihtimal verilmemesi, kurum içindeki insanların bu denli hainlik içinde olabileceği fikrinin paranoya yaratabileceği, kuruma verilmiş asıl görev tanımları dışında fazla kaynak, zaman ve emek harcanmaması, gibi pek çok basit düşünce ve güdü bir adım atmaya mani olur.

Örneğin bir görevlinin milli güvenlik kapsamında bir üst düzey biri hakkında, “bunun için yasal prosedür başlatılmalı,” dediğini göz önünde tutun. Amirler uygulamada; kurumu zedelemeyelim, bir daha serin kanlı düşünelim, başkalarına da danışalım, bakalım bana menfi etkisi olacak mı, görelim, benim dönemimde bir şey olmamalı, ben asıl işime bakayım, bu tür işlerden uzak durayım, vs. aklından geçirdiği sebeplerle yasal prosedürü başlatmakta tereddüt eder. Bu bir zaaftır elbette. Ama genel bakışla her yerde süreye oynandığından gerçekten o amir döneminde bir şey olmadı ise kendisi açısından haklı gibi görünüm elde edilir. FETÖ/PDY konusunda yapılmış bunun örnekleri ismen vardır ve aslında ele alınması gerekenler arasında bu zaafı olan yöneticiler de vardır.

Aynı bakışla siyasi ikbal de değerlendirilmelidir. Siyasetçi alacağı bir oy için olumsuzluk hakkında bilinçli bir şekilde bekler, gereken adımı atmaz, adım attıysa geri döner, asıl tehdide doğrudan veya dolaylı şekilde taviz verir, sorumlu olduğu kitleye yalan atar ise siyaset başka, bürokrasi başka denmemelidir. Bu zaafın tam da odak noktasından devlet nizamını vuran bir nokta olur çıkar.

Kurumun içinde yetişmiş, bulmacanın her alanını yaşayarak öğrenen emekli olmuş kesimler örgütçe çok iyi kullanılırlar. Çünkü bu kesim kurum çalışanlarınca göstermelik de olsa saygı görmektedir, yarın ben de bunun gibi bir konumda olacağım fikri hakimdir; diğer yandan aklının köşesinde bir tür hainlik olup gizleyen birinin fiilde kaybedeceği bir şey yoktur, kamu dışındaki örgüt elemanları ile her şekilde irtibata geçebilmektedirler, vs. avantajları vardır. Yine insan faktörü devrededir. İnsani ilişkiler bile bir bakılır sisteme zarar verir halde ortaya çıkabilir.

FETÖ/PDY’nin en iyi kullandığı işte bu zafiyet noktalarıdır. Ne yapmıştır da bu denli tehlikeli olabilmiştir. Bir kere tüm insanlık ve devlet yapısı açısından önemsenecek adalet mekanizmasını kendine bağlamıştır. Asıl unsur insan olduğuna göre personel birimlerini ele geçirmiştir. Eğitim kurumları bakımından çok büyümüştür. Milli Eğitim’den YÖK’e kadar, sınavlardan, mülakatlara kadar, sınıflardan eğitim teknolojilerine kadar, ülke içinden Afrika’ya ve Amerika’ya kadar yaygın bir yatırım söz konusu olmuştur. Acele etmeden hareket etmiş ve olgunlaşmayı kendi yapısı için bir güvence bilmiştir.

Bizler kendini iyi niyetli olarak gören ve biraz da duygusal tabiatlı bir toplumuz. Vakıf, dernek ve yardımlaşma gibi işlerde makbuz karşılığı bağış toplamayı yeterli görüyoruz. Devletin prosedürünü tamamlamak ve hukukun gerekliliklerini yapmak için kesilen bir makbuzu yeterli görüyoruz, işin gerisi için toplayıcılara tamamen güven duyuyoruz. Hukukilik için bu yeterli değildir. Eğer kamu, toplum ve adalet mekanizması bu durumda daha titiz olmaz ise işin nerelere varabileceğini tarif etmek mümkün olmayabilir. İşte size bağışla genişleyen bir terör sistemi! Bağış, iyi niyetle yapılan işler ve hatta duygusallık acaba bir zaaf mı, adaletin tesisine bir engel mi? Ancak şu bir gerçek ki FETÖ/PDY’de işler daha başka yürüyor. Yardım adı altında alınan paralar için makbuz dahi kesilmiyor. Örgütün “himmet” adını verdikleri her türlü kazançtan, kredi tahsisinden ve maaştan alınan paya sadece hukuksuzluk olması sebebiyle bile bu güne dek dur dememek zaaf kabul edilebilir. PKK da böyle yapıyor; vergi adı altında hukuksuz şekilde halktan para topluyor.

Her bir dosya ayrı öykülerle doludur. Kişisel zaaflardan tutun kurumsal zaaflara kadar pek çok örnek vardır. Uzun zamanlı düşünün; örgüt zaafı olan yöneticileri ve kamu görevlilerini kendi lehine iş görecek şekilde esir veya rehin almıştır, dinlemeler, görüntü almalar bu amaçla çok kullanılmıştır, siyasetçileri kullanmış, desteklemiş, halen bu bakışla bazı kişilerin parlatılmaya çalıştığını görmekteyiz, emeklileri kullanmıştır, tek tek kişilerin yükselmelerini ve güçlenmelerini sağlamıştır, inanç yönüyle hassasiyeti olanları kullandığı gibi milliyetçi kesimleri de kullanmıştır, bu bakışla Türkiye için önemli bir yaklaşım olan muhafazakar kesimi elinde tutmuştur.

Darbe girişimi sonrası değerlendirmeler yapılıyor; istihbarat görevini yapamadı mı, asker ve polisin içinde bu kadar çok Fetöcü nasıl oldu?.. Bu değerlendirmeler bütünüyle ve baştan itibaren yapılmalarıdır. Örneğin örgüt için sabır bir faktör olduğuna göre zamanın tüm getiri ve götürülerine bakmadan zaafı işaret edemezsiniz; ederseniz de doğru olmayabilir.

Görüldü ki örgüt elemanları bütün kilit görev yerlerini ele geçirmiş, teknoloji ve bütün imkanları kullanan ve kontrol eden konumuna gelmiş. İşte bundan dolayı güçlü bir paralel yapı olabilmiş. Bir yerde devletin kendisini temsil eden olduğu için böyle bir sonuç ortaya çıkmış. Tereddüt ve zaafın doğal sebeplerinden bahsedilecek olursa durum budur.

Tarihte kara bir leke olarak hatırlanacak bir terör eylemini gerçekleştiren FETÖ/PDY yapısı gündemde olduğu nedenle konu bu merkezde işlenmiştir; ancak asıl konu devletteki zaaftır. Yasal zeminin dışında olan veya olabilcek her bir yapı için bu zafiyet gözardı edilemeyecek bir konudur. Eğer onarılacak köklü bir alan aranıyor ise bu bakış açısı önemle dikkate alınmalıdır. Bu durumda kültür konusu en başta korunması ve geliştirilmesi gereken hakim bir konudur; kültürden zaaf verilmemelidir. Çünkü kültür milletin ruhudur.

Şimdi siz değerlendirin, zaaf kimde ve nerede?

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

darbe-girisimine-karsi-milli-iradenin-demokrasi-nobeti-ve-ohal-ilani
ÖNCEKİ YAZI

Darbe Girişimine Karşı Milli İradenin Demokrasi Nöbeti ve OHAL İlanı

fetopdy-iddianamesinin-hatirlattiklari
DİĞER YAZI

FETÖ/PDY İddianamesinin Hatırlattıkları

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
79 views

Doku Bozumu

Bu makale Ortadoğu'da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.
84 views

Devlet-dışı Aktörler

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir.
78 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
113 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme