dogu-akdenizde-yasananlar
Doğu Akdeniz’de Yaşananlar

Doğu Akdeniz’de Yaşananlar

293 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin özünü, ruhunu ve temelini anlamadan diğer teknik ve jeopolitik konuları anlamamız mümkün değildir. Kısa ve öz, başından itibaren en vurucu noktalarıyla Doğu Akdeniz meselesinin üzerinden geçmek ister misiniz? Malum konu çok teknik. Bu nedenle rakamlara fazla girmeden bu işin ruhunu ve anlayışları esas alarak bir anlatım yapalım. Zira konuyu böyle anlarsak, gelişmelerdeki neden-sonuç ilişkilerini de doğru kurabiliriz. Takdir edersiniz ki bu konu son çeyrek asrın en başat konularındandır. Bu kadim coğrafyada tarihi değişimler yaşanıyor. Bu incelememizde her bir detayı vurgulamadan, ana hatlarını işaret edeceğim. Diğer detayları sizler değerlendirebilirsiniz.

İsrail Doğu Akdeniz’de doğalgaz buldu, 2009’a kadar kapasitesi bakımından emin olmak için çalıştı, sonra bir plan yaptı. Plan, birlikte hareket edebileceği ortaklıklarla mümkün olacak tarzda gelişti. Birlikte çalışabileceği ülkeleri/yönetimleri ziyarete çıktılar. Karşılıklı çözmeleri gereken problemleri görüştüler. 2010’da Leviatan sahasındaki çalışmaları onu motive etti. Leviatan’da üretim 2017’de başladı. İsrail peşinden Tamar sahasını açtı.

Önce kendi aralarında Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları üzerine çalışmalar başlatıldı. Sonra sektörde araştırma ve işletme yapan söz sahibi şirketleri ziyaret ettiler. Bu şirketlerin konu üzerine bir planlama yapmalarını talep ettiler. Bu şirketler ülkelerinden hassas bilgileri istedi. Örneğin ABD Enerji Bakanlığı Doğu Akdeniz’deki potansiyel kaynakların bilgilerine göre şirketlerin riske girmelerini teşvik edecek tarzda gerekli desteği verdi.

Bundan böyle İsrail’in planı somutlaşabilecek noktaya geldi. ABD ve Amerika menşeili şirketler bu işte çalışabileceklerini ifade edince durum kendiliğinden bir ümit verir oldu. Avrupa kaynaklı şirketler, İsrail ve ABD şirketleriyle birlikte, Avrupa Birliği ve ilgili hükümetleri ziyaret ettiler. Onlar da bu konuya sıcak yaklaştı. Çünkü Akdeniz’deki enerjiye en fazla ihtiyaç duyan, tüketicisi olmaya aday, Avrupa idi. Diğer yandan Avrupa Rusya’nın tekelinden kurtulma şansını bulacaktı. Ben de varım demekte gecikmedi.

Çatı örüldü. İsrail, ABD, Avrupa ve sektörün ileri gelen şirketleri bu konuyu planlı bir biçimde ilerleteceklerdi. Başka bir ifadeyle konu jeostratejik hal aldı. Kendilerine kapsamlı hedefler belirlediler. Örneğin ABD, Körfez Ülkelerini bu projelere dahil edecek. Mısır ve Suudi Arabistan başta, bölgedeki ülkelere gerekli alt projeler için roller verilecek. Suriye’deki siyasi yapıyı kendine ve İsrail’e bağlı biçimde değiştirecek. Burada Ocak 2011’de başlayan Arap Baharı sürecinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu yıl içinde yine Suriye iç savaşı dene süreç başladı ve halen devam ediyor. Suriye ve IŞİD meselesi bahane edilerek bölgeye ilgili bütün ülkeler asker gönderdiler. Türkiye’yi dışarıda tutacak ama mutlaka İran’da rejimi değiştirecek.

İran’ın konumu neden önemli? Hemen herkes İsrail için gerçek tehdidin İran rejimi olduğu bilinir, ifade edilir. Ancak İsrail’in baştan beri ifade ettiği Doğu Akdeniz Enerji Planı içinde şöyle bir ayrıntı var, İsrail kendini kilit (hub) ülke yapmak istiyor. Türkiye coğrafyasına alternatif bir inisiyatif geliştirmenin peşindedir. Çin’den gelen boru hatları Türkmenistan’a ulaşmaktadır. Ama buradan, ancak İran işbirliği yaparsa İsrail’e bağlanabilecektir. O halde ABD ile birlikte İran’a karşı kapsamlı bir plan gerçekleştirilecektir.

Diğer yandan Körfez Ülkeleri’nden, Afrika’dan ve Araplar ülkelerinden gelen hatlar da İsrail’de toplanacaklar. Dolayısıyla bu coğrafyada pek çok değişim ve düzenlemelerin peşi sıra gerçekleşmesi söz konusu edildi. İsrail’in gözünde sadece kendi kıyı şeridi yoktu elbette. Büyük İsrail fikrine bağlı olarak, Doğu Akdeniz’de kontrolünde olacak uzun kıyı şeridini sağlamak istiyordu. Bu kıyı şeridi Mısır’dan Türk sınırına kadar uzanmaktaydı. İsrail’in hedefi Filistin’i, Lübnan’ı ve Suriye’den belli alanları peyderpey yutmak üzerineydi. Gelişmelere bakılırsa bu konuda ilerlediklerini de söylemek mümkündür.

İsrail, Rumlara gittiğinde ilk görüşmelerinden itibaren ortaya çıkan hususlar şöyle gelişti. Bu görüşmelerde Yunanistan da vardı. İsrail, Rumlarla ve Yunanlılarla birlikte, üçlü olarak, 2012’de Doğu Akdeniz Enerji Koridoru Projesini belirlediler. Birlikte Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de ana üs olması konusunda anlaştılar. AB düzenlemelerine etki edilecekti. Ayrıca ilgili şirketlerle ilişkilerde İsrail yardımcı oldu. Birlikte parselleme çalışmalarını yaptılar. Fiili çalışmalar başlatıldı. AB, ilgili hükümetler ve Avrupalı şirketler Doğu Akdeniz’de Kıbrıs parsellerinde başlatılan fiili çalışmalara garantör oldular. Ülke olarak İtalya, Fransa, Almanya, İngiltere ve Yunanistan ile plan uygulamaya kondu. Bu planda KKTC ve Türkiye yok sayılmış görünüyordu.

Avrupa Komisyonu 2012 yılında Avrupa-Asya ara bağlayıcısını, LNG depolama tesisini ve Güney Kıbrıs’tan Yunanistan’a açık deniz boru hattının inşasını, 2014-2020 dönemi için Ortak Çıkarlar Projeleri (PCI) listesine bu projenin eklenmesini, Doğu Akdeniz koridorunun işlerlik kazandırılmasını kararlaştırdı.

Belirtmem gereken bir husus var, Rumlar uluslararası meselelerde Yahudiler her ne yaptıysa aynısını yapacaklardı. Oldubitti, görmezden gelme, anlaşmalara uygulamama, yok sayma, vs. Bu gibi davranış biçimleri Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde sürdürülen Kalıcı Kıbrıs Barış Planı üzerindeki ilerlemeleri durdurdu, süreci olumsuz etkiledi ve Rumların kalıcı oyunbozan tavrı pekişmiş oldu. Dikkatinizi çekmiştir, 2009’dan beri İsrail her ne yapmışsa Rumlar da benzerlerini yapmışlardır.

Aynı yıllardan itibaren askeri manada da gelişmeler olmuştur. Yunanistan, İsrail ile ortak tatbikatlar yapmıştır. Bu tatbikatlar genişlemiş, ABD de tatbikatlara dahil olmuştur. Hatta ABD, Mısır, İsrail ve GKRY ile müşterek tatbikatlar da yapmışlardır. Kıbrıs adasına garantör İngilizlere ve Yunanlılara ilave olarak Fransızlar ve Amerikalılar da askeri birlik göndermişlerdir. Kıbrıs Doğu Akdeniz’in ana üssü kabul edildiğinden bu yana değişik sebepler gösterilerek hem Kıbrıs’ta hem de adanın etrafındaki denizde silahlı güç miktarı artmıştır.

İsrail, GKRY ve Mısır Doğu Akdeniz’de kendilerine göre gaz buldular. GKRY 2011 yılında Noble Energy şirketiyle Afrodit sahasında gaz buldu. Mısır’da Sisi yönetimine proje desteği sağlandı ve bir Sıvılaştırılmış Gaz Dönüşüm Tesisi inşa edildi. GKRY’nin Afrodit’ten çıkan gazı Mısır’da sıvılaştırılacak ve gemilerle taşınacak hale gelecektir. Çıkan gaz burada işlenerek ihraca başlandı. GKRY ve Mısır doğalgaz anlaşması 19 Eylül 2018. İsrail iki ana buluş yapmıştı. Bunlardan bir sahadaki kapasiteyi kendi iç tüketiminde kullanmaya başladı. İkincisini ise ihraca başladı. Rumlar da bir sahada rezerv buldu, halen kapasite ölçümleri devam ediyor. Hepsine ilave olarak İsrail’in ilk planında yer alan doğalgaz boru hattı için İsrail, Kıbrıs (GKRY), Yunanistan, AB anlaşmaya vardı ve Yunanistan üstünden İtalya’ya bağlanan bir proje için çalışmalarını sürdürüyorlar. 26 Kasım 2018’de imzalanan bu projenin adı East-Med. East-Med için finansmanın önemli bir bölümünün Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) sağlanabileceği belirlendi. İsrail East-Med’e finansman katkısı için İpek Yolu ana projesi kapsamında Çin’i de devreye sokmayı planlıyor. Görüşmeler sürüyor. Halen GKRY’nin yaptığı parsellerde beş büyük petrol ve doğalgaz şirketi çalışmalarını sürdürüyor.

Türk tarafına bakalım. Türkiye 2010’lardan itibaren Rumların kendi başına çıkıp (BM çerçevesindeki süreçlerin gereğini yapmadan, KKTC’yi yok sayarak,) görüşmeler yapmasını, hatta MEB anlaşmaları için girişimlerde bulunmasından haberdar olunca gerekli uyarılarını, başta BM ve AB nezdinde olmak üzere, çeşitli platformlarda yaptı. Türkiye Rumların İsrail gibi davranmasıyla ne tür sorunlar açacağını biliyordu. Ancak elinde somut başka imkanların olması gerektiğini anladı.

Türkiye gerekli girişimlerde bulundu ve Doğu Akdeniz’de fiilen varlık gösterecek türden araştırma gemilerine (sismik, sondaj,) ve Deniz Kuvvetleri’ne göre hazırlıklarını yapmaya başladı. Bölgede deniz gücü ile varlık gösterme eylemlerini artırdı. Diğer taraftan Barbaros sismik gemisini bu sularda dolaştırdı. Piyasadan sondaj gemisi kiralamak istedi, bulduklarının fikir değiştirmeleri nedeniyle çalışmalarını sağlayamadı. Dünyada bu alanda çalışan şirketler neredeyse Türkiye’ye kapılarını kapamışlardı. Türkiye bir gemi buldu ve adına Fatih dedi. Gerekli ayarlamaları yaptı, biraz bekledi, çünkü teknik-mürettebat sorunu baş gösterdi. Sonra bu da aşıldı. Bütün engellemelere rağmen Fatih, Doğu Akdeniz’de çalışmalarına başladı (30 Ekim 2018). Peşinden Yavuz da aynı şekilde devreye kondu. Bugünlerde Yavuz fiilen sondaja başlayacak. Fatih, Ada’nın batısında, Yavuz doğusunda, güneyde Barbaros var, Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Firkateynler etraflarında refakatçi, gökte de İHA ve SİHA’lar var.

Türkiye, kendi sahasında istediğini zaten yapar. Önemli olan Doğu Akdeniz denkleminde hesabın içinde tutulmaktır. Bu manada Türkiye, TPAO’na verdiği ruhsatlara göre KKTC’nin belirlediği parsellerde çalışmalarını sürdürecektir. Buna ilave olarak, Türkiye başından beri açıklanan ittifakın planını yok saymak ve denkleme Türkiye’nin de katılması gerektiğini vurgulamak amacıyla, ilgili tarafları zorlayacak türden, GKRY ile itilaflı alanlarda ve uluslararası sahada fiili çalışmalar yapacaktır.

Gelinen noktada İsrail, ABD, AB başta olmak üzere bu Doğu Akdeniz projesinde 2009’dan bu yana içinde olan ve destek veren taraflar Türkiye’ye bazı yaptırımlar yapmak, caydırıcı tedbirler almak istemektedir. Fiile karşı fiil diyen Türkiye’ye şimdiki adımda uluslararası baskı kurulması söz konusudur. Türkiye de uluslararası baskı ile ilgili BM dahil her kapıdan ses çıkmasını sağlamalıdır. Zaman her şeyin ilacıdır. Acele edilmesine gerek yoktur. Bu sürece kararlı tutumla devam ettirecek iradenin olması önemlidir. Adımlar gerektiği gibi atılmaktadır, atılacaktır da…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Töre: Lider Millet Olmak

DİĞER YAZI

Güç Mücadelesi ve Politik Güç

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,