Hava Ülkesi, Uzay ve Türkiye

262 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Ülke veya vatan, üç boyutludur, bir bütünlük halinde kara, deniz ve hava sınırları içindeki egemenlik alanıdır. Bu konuyu geniş biçimde Hava Ülkesi ve Uzay başlıklı makalede yayımladım. Uzay hukuku ve kurallarını da Uzay Çağı Kuralları’nda geçiş biçimde ifade ettim. Devlet, Milli Uzay Programı’nı açıkladı. Bunlar ülkemizde öncesi olmayan ve üzerinde yerince tartışılmayan önemli konulardır. Anladım ki bu konuda daha ilerilere adımlar atmamız gerekecek. En azında konunun önemini ara sıra hatırlatmakta yarar olacak.

Ülke Bileşenleri, Hava ve Uzay

Kara ülkesi, insanlığın gelişiminden itibaren kullandığı topraklar, yeraltı ve yerüstü kaynaklar, kültür ve zenginlik yarattığı temel coğrafyadan bahsedilmektedir. Bu üç boyutlu kara coğrafyasında (uzaklık, genişlik ve toprak altındaki derinlik kastediliyor) yaşam, kültür, ulaşım ve iletişim imkanları var, sosyo-ekonomi temel olarak burada gelişmektedir. Ülkelerin kara ülkesi sınırları büyük ölçüde bellidir.

Deniz ülkesi, insanlığın denizlerde ve kıyısında yer almasından ve sistematik biçimde yararlanmasından itibaren kullandığı su, sualtı ve deniz tabanının derinliklerinden kaynaklar, kültür ve zenginlik yarattığı temel coğrafyadan bahsedilmektedir. Bu üç boyutlu deniz coğrafyasında (uzaklık, genişlik, deniz altındaki derinlik ve deniz tabanı altındaki kara parçası derinliği kastediliyor) kısmi yaşam ve ulaşım imkanları var ve buraya sosyo-ekonomik alan diyoruz. Ülkeler deniz ülke sınırlarını belirlemek adına sınır anlaşmaları yapmaktadırlar. Dünyada bazı alanlarda paylaşım ve hukuki süreçler devam etmektedir.

Hava ülkesi, belirgin olarak XX. asırdan sonraki sahiplenmeye başladığı egemenlik alanıdır. Ülkeler haklarını ve menfaatlerini, nispeten yeni sayılabilecek bir hava hukuku çerçevesinde, satha (kara ve deniz ülke egemenlik sahalarına) bakarak ve teknik kontrol sağlayabildiği kadarıyla ifade edebilmektedirler. Ancak XXI. asrın son çeyrek diliminde uzayın bir bilgi atmosferi olması hasebiyle değerlendirilmeye başlaması bütün düşünceleri değiştirmiştir. Hava ülkesi ulaşım, iletişim, gözetleme ve kontrol alanıdır. Ancak uzay, buraya yerleştirilen üstün teknolojiye sahip cihazlar, uydu ve istasyonlarla birlikte yeni bir kapasite yaratmıştır. Bu kapasite Bilgi Çağı’nın gereği olarak bilginin daha fazla değer ettiği gerçeğiyle beraberinde uzay imkanlarının devrede olmasını doğurmuştur. 

ABD, Çin ve Rusya uzaya yatırım yaptıklarını açıkladılar. Bunları İngiltere, Fransa, Hindistan, Japonya gibi ülkeler takip etmektedir. ABD, Çin ve Rusya uydu sistemlerini bir şebeke olarak kurmaktalar, ilave uzay istasyonları inşa etmekteler, dünyadaki tüm bilgi teknolojilerini buradan kontrol etmeyi projelendirdiler. İnternet şebekesi, yapay zekâ, kuantum, büyük veri, nesnelerin interneti, konum bilgisi, vs. bilinen her türlü kapasitenin sevk ve idaresinde en önemli unsur uzaydaki tesisler olacak, olmaya başladı bile. 

Eğer egemen bir ülke uzayda bu tür tesisler kurup işletemez ve bilgiyi başkalarından alır ise bu gerçek egemenlik olmayacaktır. Egemenliğin kırılganlaştığı bir dönem girdik, bunu fark etmemiz gerekiyor.

Jeopolitik ve stratejik açıdan ifade edelim, uzaya hükmeden dünyaya hükmeder.

İlerilere gidilirse, uzayda kolonileri kurulması demek, aynı zamanda dünyalara, bu dünyadaki egemenliği katlayan ölçekte başka uzay alanlarına sahip olmak demektir.

Vizyonerlik bağlamında bu durumun açıklaması, uzay kolonicisi olmak dünyalara sahip olmak demektir.

Kara ve deniz ülkelerinde olanlarla uzaydakiler mukayese edilirse, şunu söyleyebiliriz; uzay her şeyi kapsar, aklı ve algıyı yönetmeyi de!

Demek ki etkisi, alanı, katma değeri en yüksek boyut hava ve uzay boyutudur ve hava ülkesi bundan dolayı çok önem arz eder. Düşünülürse, kaynaklarınız kara ve deniz ülkesinden çıkarılıyor, ama bunların ürün haline getirilip ekonomi elde edilmesi için uzaydaki sistemlerin etkisine tabisiniz.

Denizlerdeki balıkları ancak uzaya hâkim olanlar doğru sayabilirler, eğer siz uzayda değilseniz balık sayısını başkalarından öğrenirsiniz.

Kara ve deniz ülkesindeki kaynakları en kolay uzaydan araştırır, ekonomik potansiyelini belirler, buna göre yatırım planlarsınız.

Türkiye’de Durum

Yakın dönemde Mavi Vatan sloganı ile denizlerdeki hak ve menfaatlerimizin önemi açıklanmış oldu. Mavi vatan bizim akademik olarak Deniz Ülkesi tanımımıza karşılık gelmektedir. Denizlerimizin sınırlarının belirlenmesi hususu gayet önemli. Bu dudumda eksik kalan bir konu olarak hava sınırlarının da belirlenmesi gerekmiyor mu diye sordum ve Hava Ülkesi ve Uzay yazısını bundan dolayı yazdım.

Öncelik sırası var mı? Hayır. Bir ülke kapasitesini her alanda geliştirmek, eksiklerini her şartta tamamlamak ve egemenlik gücünü artırmak zorundadır. Denizdeki menfaatlerimizi yeniden hatırlarken, Türkiye önemli bir adım daha attı ve Milli Uzay Programı’nı açıkladı. Bu program kozmik rekabetçi hedefleri kapsamaktadır. Türkiye’nin uzaydaki yol haritasıdır. Küresel uzay yarışında ülkemizi üst liglere taşıyacak bu yol haritasıdır. Türkiye’nin yeri, sadece dünyada değil uzayda da tahkim edilecek. Bu vizyonu yürütecek olan Türkiye Uzay Ajansı’dır. 

Türkiye, 2012 yılında istihbarat uydusu Göktürk-2’yi fırlattı. Şimdi sırada Göktürk-3 var. İlk yerli ve milli, yüksek çözünürlüklü yer gözlem uydusu İmece’nin de entegrasyon işlemleri tamamlandı, halen testleri sürmektedir, 2022 yılında fırlatılması hedeflenmiştir. İmece yörüngeye yerleştiğinde, tüm kurumların görüntü ihtiyacını karşılayacak, metre altı çözünürlükteki ilk milli gözlem uydumuz olacak. Yerli ve milli imkanlarla ürettilen ilk haberleşme uydusu Türksat-6A’yı da 2022 yılında uzay yörüngesine yerleştirilecek.

Astronomik açıdan bir gözlem altyapısına ihtiyaç vardır. Ülkemizin modern anlamdaki ilk gözlemevi olan Tübitak Ulusal Gözlemevi’nin, Türkiye’nin en büyüğü olan 1,5 metre çapında bir teleskobu var. Ayrıca Erzurum, Karakaya Tepesi üzerine (3.170 metre) Doğu Anadolu Gözlemevi inşa ediliyor. Bu tesis tamamlandığında, 4 metre çapındaki Türkiye’nin en büyük optik ve ilk kızılötesi teleskop devreye alınacak. Türkiye, astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin yerden takibi konularında daha yetkin bir konuma getirilecek. Radyo teleskoplarıyla bilim insanları, uzaydan gelen radyo dalgaları üzerinde çalışabilecek. Aktif uydular ve uzay çöpleri yerden ve uzaydan izlenecek.

Ay programı ilk aşamada, 2023 yılı sonunda gerçekleşecek. Yakın dünya yörüngesinde ateşlenecek milli ve özgün hibrid roketle aya ulaşarak sert iniş gerçekleştirecek. Uzay aracını yakın yörüngeye çıkaracak ilk fırlatma, uluslararası işbirliği ile hayata geçirilecek. 2028 yılında ikinci aşama planlı. Uzay aracını yakın yörüngeye çıkaracak ilk fırlatma bu kez milli roketle olacak. Aya yumuşak iniş gerçekleştirilecek ve Ayda bilimsel faaliyetler yapılacak. 

Ay programının kendisi fırlatma, roket ve kontrol teknolojilerindeki atılımları için bir kaldıraç görevi görecek. Bu program, yüksek radyasyona dayanaklı teçhizat teknolojisinden haberleşmeye, otonomiden yapay zekâya kadar birçok alandaki çalışmalara zemin oluşturacak. Böylece, yerli ve milli geliştirilen alt sistemlerin ticarileşmesinin de önü açılacak. Uzay alanında sanayi kümelenmesiyle entegre çalışmalar yürütülecek. Uzay teknolojisi ürünleri ve hizmetleri ihraç edilecek. Yüksek nitelikli insan kaynağı için istihdam oluşturulacak.

Türkiye’ye ait bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi geliştirilecek. Bu konuda kritik teknolojilere, güdümlü projeler yoluyla yatırım yapılacak.

Uzaya erişimi sağlamak amacıyla bir uzay limanı işletmesi kurulacak. Türkiye için en uygun fırlatma alanı ve teknolojisi belirlenecek. Fırlatma tesis altyapısı oluşturulacak.

Uzay meteorolojisi (uzay havası) olarak tabir edilen alana yatırım yapılarak uzaydaki yetkinlik arttırılacak. Özellikle iyonosfer araştırmaları desteklenecek. Uzay havası gözlemlerini toplayan bir birim oluşturulacak.

Sonuç

Hava ülkesi ve uzay başlıklı bir kampanyaya ihtiyacımız var. Bu konu farkındalık, hukuk, egemenlik, bilim ve teknoloji, sanayi ve ekonomi, savunma alanlarında ayrı ayrı ve detaylı bir biçimde tartışılmalıdır. Bu konuda medyaya büyük yük düşecektir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Türkiye ve İsrail Jeopolitiği

DİĞER YAZI

Politik Tablo

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az