Kutuplaşmaya Doğru

25 Ağustos 2023
Okuyucu

Dünya kutuplaşmaya doğru gidiyor. Bilinen ve yeni ortaya çıkacak olan bütün riskler insanlığı daha zor şartlara doğru itiyor. Her geçen gün sorunlar artacak görünüyor. Bugünümüzü aradığımızdan bahsedip duracağız. Bu yazıda çok özet halinde sosyo-ekonomik ve sosyo-politik tarihsel gelişimi analiz edeceğiz ve sonuçta neden gidişatın endişe verici olduğuna cevap arayacağım. Bu çerçevede alınması gereken önlemleri ve kimlere ne ödevler düştüğünü işaret edeceğim.

Bu insan dünyasında her şeyin temelinde olan konu insan kaynağıdır, iyi de olsa kötü de. Politikada temel aktör insandır; zira insan politik bir varlıktır. En basitiyle politika, planlamayı ve tercih yapmayı gerektirir. Planlama, soyut haldeki istekle veya arzuyla ve somut haldeki hesapla veya matematikle olur. Politika, insan dünyasında diğer bütün soyut ve somut kaynakların yönetilmesinden sorumludur, karar vericidir ve belirleyicidir; ama daha çok çıktısı alınan hususlar maddi kaynaklarla tatminlere karşılık gelen psiko-sosyal kaynaklarla ilgilidir.

İnsan kaynağı diğer bütün kaynaklar üzerinde ve hâkim konumdadır; esasında insan diğer kaynaklara tabi olmamalıdır, bırakılmamalıdır, kaynak yoksunluğu çekilmemelidir. Politika bunu bilerek fonksiyonunu yerine getirmelidir. Ancak görülür ki, insandan insana, politikacıdan politikacıya, ülkeden ülkeye bazı farklar vardır. Görülür ki, cehaletten tutunuz, hastalıklı olmaya kadar değişik kimseler bu temel ve doğal kaynağı amacı dışındaki yerlere doğru çekmek istemektedir.

19. YY’ın sonlarında Batı kültürü politikayı ve kaynakları doğru kullanarak Birinci Sanayi Devrimi’ni yaptı. Bu dünya sisteminde ekonomik büyüklük, refah, ilerlemenin ve gelişmenin yolunu açtı. Uluslaşma dönemi bununla güçlendi. Uluslararası sistemin kurulması gereği doğdu. Her bir politik sorun ile karşılaşıldığında ise ortadaki büyüklüklerin paylaşımına dayalı olarak savaşlar yapıldı. Örneğin, esasen menşei Batı dünyası olan iki Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş hep bu politika ile ilgili meydana geldi. Denebilir ki, refah ve güvenlik birlikte boy gösterinde politika da bu iki kavramın seçeneklerine doğru belirginleştirildi.

Endüstrileşmenin ardından İkinci ve Üçüncü Sanayi Devrimleri yaşandı. Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler bu devrimlerle belirlendi. Sanayi kadar finansman önemli oldu. Liberalizmin türleri gelişti. İnsanlık 21. YY’ın bu döneminde Dördüncü Sanayi Devrimi aşaması içinde bulunmakta. Fakat bu denli büyüklüklerin oluşumu ve kaynak kullanım biçimlerinin zorlaması ile Uluslararası Sistem ile Küresel Sistem arasında bir hareketlenme yaşanmaya başlandı.

Eğer büyüme varsa, sürekli yeni fırsatlar yaratılabiliyorsa, büyük çıkarların gelişimi jeopolitik rekabete çözüm bulabiliyorsa kimse anlaşmazlıktan bahsetmemekte, politikacılar da kendilerini rahat hissetmekteler. Ama eğer büyüme seviyesi düşerse, fırsatlar ortadan kalkarsa ve gerginlikler artarsa, jeopolitik rekabetle zaten bölünmeye meyilli olan bu dünya, rakip ekonomik bloklara doğru kayabilir, daha da bölünmüş bir ortamın oluşumuna sebep olabilir. 

Başka sorunlar da var. Yerküre giderek ısınıyor, bunun getirdiği bir tedirginlik her alanı sorgulamaya itiyor, bununla beraber yeni bir salgın ve yeni bir savaş alanı dünyadaki kırılganlıkları daha da artıracak görünüyor. Bunlar gelecek planlarını olumsuz etkileyecek ve umutları azaltacak konular olarak karşımızda duruyor.

O halde yaşamın bu dönemi için belirgin bir çizgi çekelim. Bu, dün ve bugün, bugün ve yarın diyebileceğimiz bir çizgi olsun. Geçmişin tecrübesinden yararlanalım ve bugünkü koşullarla bakalım yarınlara.

Bugün politikacılardan bazıları kendi bildikleri yolda ilerlerken, bazıları köklü devlet yapılarının stratejik hesaplarına dayalı önerilere göre kararlar veriyorlar. Bundan böyle her ikisi de dikkatli olmak zorundadır. Çünkü gelecekteki güçlüklerin dünyada 8 milyar insanı nasıl tetikleyebileceğini, her türlü konunun nasıl kontrol edilebileceğini güçleştiriyor. Örneğin, küresel göç meselesi, kuraklığa ve susuzluğa çare bulunması, gıda ve enerji güvenliğinin sağlanması, tedarik incirlerinden etkilenen piyasaların doğru mekanizmalarla doyurulması, ticaret savaşlarının sebeplerinin ortadan kaldırılması, finansal piyasaların doğru ve köklü yatırımlara dönüştürülmesindeki tedirginliğin giderilmesi, uluslararası rekabetin tatlı bir şekilde yapılmasının önünün açılması gibi pek çok meseleyi çözmek varken, çıkarcı, uzlaşmadan uzak, paylaşmayan, hasis liderlerin ve politikacıların getirebileceği ilave yükler, ortaya çıkan büyük sorunları daha fazla içinden çıkılmaz hale dönüştürebilir. Hamasetin ve popülizmin zamanı çoktan geçti! Ama bu bir politik aymazlık tavrının da tetikleyicisidir. Bu zaman diliminden sonra, “madem zamanında cevapları bulamıyorum, hata yapmaktan korkuyorum, o halde açığımı popülizmle kapatayım,” diyen politikacılar çoğalabilir. Tam tersine, gerçekçi ve akılcı olan politikacılar ve liderler kararlarındaki isabetlilikle hem ülkelerinin insanlarına hem de dünyaya yararlı olabilirler. Gerçekçi ve akılcı politikacı bu zaman diliminde daha da elzem haldedir. Zira şartlar güçleşmektedir, kaynak sorunları ve bölünme riskleri vardır.

Bakıldığında Hindistan ve Çin’in politik liderleri gelişmede ve sorunlara kapsayıcı çare üretmede daha belirgin ilerlemeler kaydedebiliyorlar. En azından ciddiler. Bürokrasiye boğulmuyorlar. “Her şeyi kontrol eden ben olmalıyım” demiyorlar. Optimizasyonu ve delegasyonu, ülkelerinin büyümelerine göre bütüncül politika ve büyük proje yönetimleriyle sürdürebiliyorlar. Rasyoneller. Doğru yerde inisiyatif alıyorlar. Hedefleri açık. Gelecek adına iyi planlamayı ve sıkı disiplini öne çıkarıyorlar. Dolayısıyla ülkelerinin küresel pozisyonlarını yukarılara taşımanın gayreti içindeler. Ama yine de özellikle Çin’de görüldüğü üzere yaşlı nüfusa çare üretemiyorlar. Hindistan ise çevre duyarlılığı gereği adımları atamıyor, şu an alması gereken önlemleri alamıyor.

Küresel liderlik konusu da sorun yaratan diğer bir başlıktır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Soğuk Savaş bir denge halinde bu liderliği ikiye taksim etmişken, 1989’dan sonra bir belirsizlik hali gelişti, ABD bu görevi tek başına omuzlamakta zorlanmaya başladı, özellikle kalkınmakta olan ülkelerin meydana getirdiği gelişmelere zamanında çözümler üretemedi, küresel entegrasyonu kendi çıkarına yönlendirmek gibi bir yanlışa girince bugünkü gerginlikler meydana geldi. O halde temel mesele; “uluslararası güvenlik ve finans mimarisi nasıl olacak, gelişmekte olan yeni güçlerin uluslararası sistemle entegrasyonu nasıl gerçekleştirilecek,” sorularının doğru cevaplanması oldu. 

Bretton Woods sistemini de hesaba katarak ifade ediyorum, bugün ABD’nin öncülüğünde gelişen liberalizmin bir çıkmaza girdiği açıktır. “Dünya tekrar büyük bir savaşa mı sürükleniyor” diye bir endişe gelişiyor ise bu kendiliğinden küresel büyüklüklerin normal gelişimine olumsuz etki edecektir. Bu endişeli ortam büyük ölçekte korumacılığı beraberinde getirecektir. Nitekim ilk şok 2008 küresel mali kriz oldu. Peşinden Covid-19 ve Rusya-Ukrayna Savaşı atmosferinde görmekteyiz. Eğer bu şoklar geçici değilse, dünya daha fazla endişeye kapılırsa, bu endişeye sebep olacak başka büyük sorunlar ortaya çıkacak olursa, büyümenin olağan şeklini kararlı bir doğrultuda açıklamanız mümkün olmayacaktır, ki bu gayet düzensiz bir ortamın ateşleyicisi olacaktır.

Hiç aklımıza gelir miydi? Küresel ısınmanın artmasıyla Panama Kanalı’nda ulaşım büyük oranda aksadı ve bu bile küresel ticarete büyük etki eden bir örnek olay oldu. Kim diyebilir ki başka sorunlar yaşanmayacak!..

Bu endişeli ortam en fazla kırılgan ekonomileri etkilemektedir. Örneğin Covid-19 zamanında Almanya ulusal rezervlerine güvendi ve daha sağlam önlemler aldı, bu şoku atlatmak için kendine güvendi. Yeterince rezervi olmayan ülkeler ise sürekli parasal emisyona yöneldi ve bunun faturası derin istikrarsızlık hali olarak kesildi. 

Buradan çıkarılması gereken ders şuydu: Gelecekte endişe, şok ve olumsuz gelişmeler artacak, bu durumda ülkelerin tek güvenecekleri kendi mali kasaları, enerji ve su depoları, tahıl siloları, politikalarındaki ciddiyet ve sıkı disiplin, bütün kesimler tarafından tasarruflu yaşamayı bilmek olacak. Kaynak israfı, hesapsızlık, nüfus sorunları, gibi birçok konuya olan yaklaşımlar doğru politikalarla sürdürülüyor mu, buna bakılacak. Eğer, “bugüne dek, diğerleri hangi yol ve yöntemle gelişti ise ben de aynısını uygular, başarılı olurum” diye bir yaklaşım seçilir ise bu tamamen yanlış bir yoldur. Neden? Çünkü yakın geleceğin meseleleri kendine has özelliklerle belirlenmelidir. 

Örneğin, liberalizm ve durgunluk şartlarını hesaba katmak gerekir, dünya çapında uzun süreli korumacılık gelir ise buna dönük çözümler hazır olmalıdır. Örneğin ham madde satarak kazanç elde etme dönemi bitti. Başkaları ham maddeyi alıyor, teknolojik birçok ürünün içinde öyle yerlerde kullanıyor ve üzerine bir de yazılım yüklüyor ki asıl kaynak orada! Diğer örnek yenilenebilir enerji ile ilgili olsun, rüzgâr enerjisi yatırımını düşünün, finansman ve sigorta ana sermayeden, teknoloji ve ürün dış ülkeden, üretilen elektriğin bedelini ödemek için vatandaşa bindirilen yükün bir kısmı özel şirkette, bir kısmı devlette, asıl kısmı ise size o imkanları veren dışarıdaki kaynaklarda. Konu rüzgardı değil mi? İşte bu şartlarda finansman ve teknolojide aksama veya güçlük olursa, bu yeşil enerjinin vatandaşa yansıması nasıl olacak? 

Bu şokların ve endişeli ortamın fazlalaştığı dünyayı düşünelim, eğer her tür ileri adımın finansman kaynağı dışa dönük olur ise bu ulusal hükümetlerin en büyük sorunu olmaya başladığıdır. Eğer kaynak, kendi kasanızdan olur ise emin adımlar atabilirsiniz, değilse başka sorunlar ortaya çıkabilir. Örneğin küresel güvenlik riskleri artış gösterir, izolasyonlar artar ve bloklaşma giderek kutuplaşmaya dönecek olur ise kaynak bağınızın olduğu yerde bir seçim yapmak (bir taraf olmayı zoraki kabul etme kararı vermek) zorunda kalınabilirsiniz. Bu konuyu, bir dünya savaşına girmek veya girmemek, şeklinde düşünün! Gidişat bu şekilde olacaksa şimdiden önlemler alınmalıdır. Önlemler sadece politik duruşla olmayacaktır, ekonomik ve kaynak açısında borçlara, alınan kredilerin doğrudan ve dolaylı yüklerine, anlaşmaları karşılıklarına ve esasen kasaya, depoya, siloya bakılarak hesaplanacaktır.

G7 ülkeleri ile BRICS karşı karşıya! Bu ne kadar büyük sorunlar veya tam tersine fırsatlar üretir, birlikte göreceğiz. Bir tarafta ülkelere IMF ve Dünya Bankası kredi verirken, G7 ülkelerinin Yap İşlet Devret modeli finansmanla çözümlenen projeleri inşa ediliyorken, özellikle Çin’in başını çektiği yeni blokta, Yeni Kalkınma Bankası (NDB) alternatif kreditör halindedir, yeni ulaştırma güzergahlarının açılması, liman, enerji ve maden işletmeciliği ve finans yönetimleriyle beraber, mevcuttan farklı gibi gösterilen alternatif bir alan ortaya çıkmaktadır. BRICS’e yeni katılımcılarla birlikte bu blok iddiasını giderek geliştirmektedir. 

Hatta gelişmelere, “işte bu bir fırsat” şeklinde bakanlar bile çıkmaktadır. Bu ise “farklı bir politik söylem”şeklinde kendine vücut bulmaktadır. “Emperyalizme karşıyız” diyorlar. “Sorun ABD ulusal sistemi, liberalizm ve ABD dolarıdır” diyorlar. Bu ideolojisi, politikası, finansmanı, usulleri, standartları, farklı bir yolu tarif ediyor. 

O halde dünyanın kutuplaşmaya doğru bir yol kat ettiğinden şüpheniz olmasın. Kutuplaşmanın öncesinde, içinde veya sonrasında; sıcak veya soğuk, ama mutlaka bir veya birden çok savaş vardır. Dördüncü Sanayi Devrimi, küreselleşmenin yerleşmesi ile İklim Değişikliği gibi diğer bütün başetmesi zor küresel sorunlar bu potansiyel kutuplaşma ile politikacılara daha büyük bir yük bindiriyorken, her bir bireyin bilincindeki çok temel insani konuları da hatırlatıyor; arzular, istekler, davranış biçimleri, kararlar…

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Pile Yolundaki Engeller

DİĞER YAZI

Kremlinoloji

Politika 'ın son yazıları

52 views

İsrail, İran ve Gazze

Genel bir değerlendirme yapalım, çünkü İsrail, 7 Ekim saldırısından 6 ay geçti ve "bugün Gazze'de üçüncü aşamaya geçtik" dedi. Bu ne demektir, bölgede başka ne gibi gelişebilir olabilir, hepsini inceleyelim.
39 views

Modern Rekabet

Burada modern rekabetin küreselleşmesi öyküsünü kendi içindeki kavramlarını tartışarak, Rusya ve Çin örnekleri üzerinden otoriter yönetimlerin eleştirisini yaparak açıklayacağım. Kavramsal olarak "modern rekabet" anlayışını bu şekilde açıklama imkanı bulacağım. Sonlara doğru kapitalizmin yozlaşmasını açıklayacağım. Bu kısımda da Anglo-Sakson yapıyı ve Kıta Avrupa'sını işaret edeceğim. Burada anlaşılması gereken şu olacak: Demokrasi ve insanlığın gelişimi kimsenin insafına kalmamalı, rekabetin yapılma amacı değer üretmek esaslı olmalı.
43 views

Seçimler ve Beka

31 Mart Yerel Seçimleri gerçekleştirildi ve Türk demokrasisi kazandı diyoruz. Ben ise size bu seçimleri örnekleyerek bir "beka seçimi" ne demek oluyor, bunu açıklayacağım. Buradan hareketle yapılması gerekenleri de gözden geçirmiş olacağım.
63 views

Politikada Gri Kavramlar

Size politika amaçlı yapılan propaganda konusu içinde yer alan kavramsal bir temayı sunuyorum, grilik. Gri kavramların dış ve iç politika yansımalarına bakacağım. Özellikle ABD dış politikasında kendi çıkarına yaklaşımlar sergilemesi neticesinde görülen gri kavramlar konusunu işleyeceğim. Buna örnek olarak Filistin-İsrail, terörle mücadele, sözde soykırım tasarısı gibi konular da yer alacak.
135 views

Yerelde Yapısalcılık

Bir olaya bakış yöntemimde felsefe ve tarih olmaz ise ben bunu oldukça eksik görürüm. Hemen herkesin siyaset, seçim, belediye, vs. konuştuğu noktada ben, bu işte temel felsefe ve asıl stratejik açıklama nerede diye arıyorum. Dolayısıyla felsefi yaklaşım ve stratejik bakış tarzı siyaset üstüdür. Benim açıklamalarım bu noktada değerlidir; mevcut yapılanlar gibi değil, başka türlü tartışmaları kapsamaktadır. Açıkça yazayım: Kim kazanacak, iktidar veya muhalefet ne yapacak, türü ifadelerle değil; imar neye göre olmalı, altyapı ve üstyapı nasıl planlanmalı, ülke ekonomisine uyumluluk ne şekilde sağlanmalı, kanunlar ne içerikte olmalı, gibi piramidin üstündeki meseleler önemlidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme