Proje Devletler ve Politika

49 Tıklama
41 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Proje Devletler konusunu tarihsel perspektifte inceleyelim ve bölgeye olan olumsuz etkilerini bu bağlamda görelim. Kimler kazançlı çıkıyor? Bu sorunun cevabını arayalım. Meseleyi ulusçuluk hareketlerinin başladığı zamandan Yunanistan ile başlayarak ele alacağım. Bölgedeki pek çok proje devleti ve gerisindeki aklı ele alacağım. Ele aldığım örneklerin birbirleriyle ne şekilde irtibatta olduğuna da dikkat çekeceğim. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda beklentilerimi bu değerlendirme ile size aktarmış olacağım. Burada ABD’nin nüfuzu nedir, bunu iyi ele almak gerektiğine inanmaktayım.

Büyük güçlerin amacı proje devletler kurmaktır. Buna yapay devlet dersek anlamı tam olarak veremediğimiz kanaatindeyim. Evet yapay ama bir proje olarak kurulan devletlerdir, kendiliğinden değildir. Konuya böyle bakalım.

İmparatorluklar vardı, Birinci Dünya Savaşı ile bu defter kapandı. Halen ulus devlet yapıları var. Yakın dönemde küreselleşme ulus devletleri de projelendirdi, daha da küçültmek ve kolay yönetmek elbette yeni bir amaçtı. Mevcut bazı ulus devletlerin içinde proje devlete dönüştürülecekler de yeni kurulacaklar da var.

Hangi proje devletlerden bahsediyoruz? Bu manada yönetilmesi ve belli işlerin çevrilmesine kolaylık sağlayan toprak parçalarından bahsediyoruz. Dünyada sömürgecilik zamanında kurulan devletler zaten birer sömürge projesi idi. Yakın zamanda garnizon devlet gibi tarifler de yapıldı, bu da projelere dair bir tanımlamadır.

Yunanistan 

Ulusçuluk akımı diye konuştuğumuz konunun sonucunda 19. Asırdan daha belirgin şekilde, Viyana Kongresi (1815) sonrasında, projelendirilerek başat Avrupa güçleri tarafından kendi ülke sınırlarına yakın alanda bir güvenlik hattı kurabilmek amacıyla Doğu Avrupa ve Balkanlar’da değişik devletler kurdurdular. Potansiyeli olan toplumları örgütlemek üzerinden yürütülen projeler sonuç verdi. Yunanistan bunlardan biridir. Bu toplumun asıl motoru o gün Ortodoks Kilisesi idi halen durum böyledir. Proje yapanlar Ortodoks Kilisesi üzerinden sonuç almayı sürdürdüler ve başardılar. Üstelik bu kilise Bizans İmparatorluğu’nun bayrağını taşıdığını işaret etmekteydi. Yani siyaset yapan dini bir organdı. Aslında Roma İmparatorluğu da Kutsal Roma Germen İmparatorluğu da kilise üzerinden siyaset yapmayı en iyi bilenlerdi. Dolayısıyla Moralılara akıl vermek zor olmamaktaydı. Sonuçta Mora’dan bir Helen devleti çıkardılar (1829). O dönem tedhiş ve yeraltı teşkilatı olarak Etniki Eterya taşeronluk yaptı. Bunu fonlayanlar elbette Avrupalı iş insanlarıydı.

Yunanistan ulusçulukla ve konjonktürel gerekçelerle kuruldu ama genişlemesi yardımlarla oldu, kendi gücüyle değil. Megali Idea dediği Büyük İdeal ise henüz 1820’lerin başında ortaya atıldı. Amaç açıktır, Bizans İmparatorluğu’nu diriltmek! Ne yaptı? Başta İngilizler olma üzere Avrupalı bazı ülke ve güçlerin desteği ile Anadolu’yu işgale yeltendi.

Sykes-Picot

İngilizler ve Fransızlar Sykes-Picot (1916) ve sonrasında Milletler Cemiyeti (bunun bir adı da Uluslar Kurumu’dur) projesi (1920-46) ile Levant bölgesinde parçalı devletler kurdular, tutan tuttu, içinden değişenler oldu, kaybolanlar da var. Pergel cetvelle sınırı belirlenen bir ülke olur mu? 

O dönemin emperyalist imkanları ile yaratılan ulus devletler bir yere kadar işlev gördü, küreselleşmenin kökleştiği bu günlerde ise bölgedeki yapay devletler tekrar ele alındı ve projelendirildi. Örneğin Suriye, Irak… Bunlar şimdi tekrar proje olarak masadadır; parçalanıyorlar…

Mahabat Cumhuriyeti

Ruslar 1946’da Mahabat Cumhuriyeti’ni kurdular. Ama tutmadı, bir yıldan az zaman sonra yok oldu. Bu da bir garnizon projesi idi. Bu devletin kurulmasının amaçlarından biri Azerbaycan ile Türkiye arasına, başka bir bakışla NATO sınırına, Kürt toplumunu kullanarak bir tampon bölge inşa etmekti. Bunu Sovyetler’in bir Hazar projesi olarak da görmek mümkündü. Şimdiki Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa’nın kullanıldığı bir projedir. Sovyet ajanları 1943 yılında bölgede Kürdistan Diriliş Topluluğu (Komela) kurdurmuşlardı.

İsrail

İngiliz mandasındaki alanda, tarihte var olan Filistin yok edildi, içine İsrail kuruldu (1948) ve büyütüldü. İsrail bir proje devlettir. Birçok amacı vardır ama bu ülkenin kurulmasına önayak olan Rothschild gibi güçlü iş insanlarının bir amacı da bölgede başka kolay yönetilebilir projelerin gerçekleştirilmesine imkân veren bir kale oluşturmak olmuştur. Arjantin’de bir Yahudi devleti kurulması düşünülen devletten ziyade Levant bölgesinde var olmak daha emniyetli ve cazip gelmiştir. Arjantin neresi, Filistin neresi? 

Hatırlayalım, İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour 2 Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu Başkanı Lord Rothschild’e bir mektup göndermişti ve İngiltere’nin Filistin’e bir Yahudi devleti kurulduğunu kabul ettiklerini resmen bildirmişti.

Öyle ki Avrupalılar, Amerikalılar, Rothschild gibi güçlü Yahudi aileleri ve Yahudi toplumu bugün bu garnizon kalesi projesini başarmış görünüyorlar! Denebilir ki bu garnizon devlet bugün için bölgesel bir güç haline gelmiştir ve diğer başka toplumları dizayn edecek gücü ve iradeyi kendinde bulabilmektedir. Elbette İsrail’in dini bağlamda yürüttüğü siyaseti de burada işaret etmemiz gerekiyor.

Sözde Uluslararası Sistem

Mandaterliği en fazla kullanan kurum Milletler (Uluslar) Cemiyeti’dir (Cemiyet-i Akvam). İngiliz yönetimindeki bu sistem kapandı, yerine Amerika yönetimindeki Birleşmiş Milletler (Birleşmiş Uluslar) kuruldu. Bugün sistem var, malum hizmetleri ortada! Projeler tamamlanmadan bu kurumun akıbeti hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğimiz, aşikâr!

Ürdün

Ürdün, İngiliz mandası altında 1922’de kurulan bir devlettir. “Böl ve Hükmet” denilen söylemin tam karşılığıdır. Ürdün’ün bağımsızlığı 1946 yılıdır. 

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)

Örneklere devam edelim. Arap Yarımadası’nda ve Körfez bölgesinde yine sınırları cetvelle çizili ve kabilelere zorlanarak kurdurtulan ülkeler var. Hatırlayalım, İngiltere 19. Asırda anlaşmalarla Körfez kıyısındaki kabilelerin idaresini Osmanlı’dan kendine aldı. İngiltere’deki güçler ihtiyaca binaen topu topu 83.600 kilometrekarelik alandaki 1971’de bu eyaletlerden birkaçını Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adıyla birleştirdi. Buna proje denmez de başka ne devleti denir ki?

Bahreyn

Körfez’deki başka örnek, Bahreyn (yüzölçümü 760 kilometrekaredir). Yine İngiltere 19. Asırda Bahreyn’deki kabileyi idaresine aldı. Bugün dış politika faaliyetleri genellikle Suudi Arabistan ve BAE ile uyumludur. Bütün bunlar Osmanlı zamanında birer yerleşim yeri statüsündeydi.

Filistin

Şimdi bu iki ülke, BAE ve Bahreyn, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in başını çektiği Filistin’i yok sayma planı olan Yüzyılın Anlaşması dedikleri bir başka projeyi onaylayan iki Arap Birliği ülkesi. Sıralarsak, İsrail bir proje idi, Körfez’deki kabilelerden kurulan ve adına “bağımsız” devlet denilen BAE ve Bahreyn de birer proje idi, Filistin’in topraklarının elinden alınması da bir projedir. Bütün bunları İngiltere’deki zamanın politikacıları projelendirdiyse, politikacılara bu aklı kimler verdi?

Filistin’in yok sayılmasına maalesef ramak kaldı… Bir tarih yok ediliyor, insanlık görmezden geliyor!

Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA)

Bakın Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn gibi proje devletlere ve örneğin Mısır’da darbeyle işbaşına gelmiş proje rejimlere, neler yapıyorlar? Suriye, Irak, Libya ve Yemen’in paramparça olmasına dönük fonları yönetiyorlar, silah tedarik edip buradaki çatışmaları alevlendiriyorlar, vekalet savaşçılarını, paralı askerleri ve teröristleri besliyorlar. Bunlar birer proje devlet değil de nedir? Bunların insanlığa ve bölgedeki istikrara hizmet ettiği söylenebilir mi?

Irak

ABD tarafından Birinci (1990) ve İkinci (2003) Körfez Savaşları sonucunda Irak parçalandı, fiilen üçe bölündü. Ülke kuzeyinde bugün yönetilebilen belli işlerin, ki enerji bunun ilk kalemidir, yürütüldüğü Barzani ile sürdürülen, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) var. 

Devlet İnşası

Irak Savaşları henüz tamamlanmamışken (2004) Francis Fukuyama bir kitap yazdı, Devlet İnşası (State Building). Modern projelendirme faaliyetlerinin el kitabı bu oldu. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, vb. birçok ülkede, İngilizlerin cetvelle çizdiği belli ülkelerdeki Amerikan projesinin adı buydu, Devlet İnşası! Daha ne arıyorsunuz?

Suriye

ABD Suriye’de diğer proje devletlerin de katkısıyla bölme işlemine devam ediyor. Suriye’de dokuz yıldır taş taş üstünde kalmadı, dünyanın en azılı teröristleri ve paralı askerleri burada, kafalar koparılırken ekranda izleyenlerimiz oldu, insanlık çaresiz, koalisyon duruma müdahale ediyor dedik… Ya şimdi? Esad koltuğunda, Rusya devriyede, ABD mahalle mahalle parti kurduruyor, ağır ağır süren çabalar için tansiyon düşmüş, kimsenin acelesi yok gibi… 

ABD PKK/YPG terör örgütüne “eğit-donat projesi” ilse destek verdi, Suriye Demokratik Güçleri’ni kurdurdu. Şimdi buna bir de petrol şirketi başladı. Fırat’ın doğusunu mevcut Suriye devletinden ayırma projesi sürüyor. 

Patron Kim?

Bu aşamada devrede kim var? İsrail. ABD, İsrail’in güvenliği konusunu açıkça ifade ediyor. Kimden koruyor? Söylenen İran ama sadece o mu? Nükleer silahı, uzun menzilli füzeleri, yapay zekalı en modern silah sistemlerine sahip olan İsrail kendini koruyamıyor mu? Hayır! Bugün için amaç, İsrail savaşmadan kazanmalı, proje detayında bu nokta var. 

Elbette savaş olmamalı, ama neden İsrail’in etrafında sürekli savaş var, rejimler değişiyor, ajite liderler ortalığı köpürtüyor ve sürekli büyüyen sadece bir kendisi oluyor? İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Amerika ve hatta Çin bile İsrail’in büyümesine karşı değildir. Bunu temin eden nedir? Bunu kimler temin ediyorsa diğerlerinin projelendirilmesinin patronu da odur!

Kıbrıs

Kıbrıs nasıl? Güney Kıbrıs’ı bilmeyenler var, biraz bahsedelim. Kıbrıs Soğuk Savaş zamanında para aklama yeri idi, çeşitli ülkelerin kullanabildiği. Rubleler dolara, dolarlar sterline dönüşürdü ha bire… Bugün değişen ne? Değişen yok! Bu işi yapan Rumlardı, devam ediyorlar işlerine, pasta büyüdü, para cinsi çoğaldı belki de. Belli güçler bugün BAE ne ise Kıbrıs’ı da öyle görmek istiyor, hatta daha da ileri boyutuyla. 

Bugün proje sahipleri silah yığıyor bu küçücük adaya. Daha geçen gün ABD’li Senatör, “Adada Türk kolordusu var ve ABD silahı kullanıyorlar, o halde Rumlara uygulanan ambargo kaldırılmalı,” dedi ve bu bugün uygulanıyor. Halbuki Kıbrıs tarihi belli, Türk askeri BM’nin, İngiltere’nin hatta ABD’nin bilgisi dahilinde Kıbrıs’ta Garantörlük Antlaşması gereği bulunuyor. Zürih ve Londra Antlaşmaları (1959) halen devrede. Bugün Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları var diyorlar, para babaları kolları sıvadılar. Ama bekliyorlar, ortalık yeterince durulsun diye, aceleleri yok haliyle.

Kıbrıs meselesinde Mora’dan devlet çıkaran Ortodoks Kilisesi siyaseten hep devrede oldu. Kıbrıs’ı Mora’ya katma, ilhak projesine Enosis dediler. Bu fikrin kökeninde çok eski tarihlere gidip bazı açıklamalar bulmak mümkündür. 22 Temmuz 1878 tarihinde Kition Piskoposu şöyle diyordu: “Büyük Britanya’nın, tıpkı İyonyen adalarında olduğu gibi, Kıbrıs’ı da doğal başları olan Anavatan Elen’e birleştirmek için kolaylık göstereceğine güvenimiz vardır.” Nasıl oluyor da bu güvenden emin oluyorlar? O gün böyle düşünenler hem Adalar Denizi’nde (Ege) hem de Doğu Akdeniz’de kimlere güvenip konuşuyorlar? Hem bu sözleri bir din adamı söylüyor!

Rumlar 1 Nisan 1955 tarihinde, onlar faşist dediler ama aslında terörist, EOKA örgütünü kurdular. EOKA ile İngilizlere ve Türklere terör eylemleri gerçekleştirdiler. Amaç kilisenin savunduğu Enosis idi.

Londra Antlaşması ile 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Tamam ama bu uygulanmadı. Türkler katledildi. Kıbrıs’ta Piskopos Makarios’un 1963’lerden itibaren yaptıkları ortadadır. Garantörlük Antlaşması gereği, İngiltere’nin de onayladığı şekilde, Türkiye’nin girişimi ile Kıbrıslı Türklerin mezalimden kurtulmasının sağlanması açıktır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve “4 Mart Kararları” açıktır (4 Mart 1964). 

Makarios 1967 olayları zamanında açıkça şöyle diyordu: “Ne bağımsızlık ne taksim! Yunanistan’a dönüş istiyoruz. Enosis’i istiyoruz ve elde edeceğiz.” Bu yetmedi EOKA-B kuruldu. Adada Rum zalimliğine devam edildi. EOKA-B Makarios’u devirdi yerine “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti” kuruldu. Bu kurulunca karşılığında ne yapılacaktı? 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı bu gelişmeler üzerine ve uluslararası anlaşmalar gereği yapıldı.

Ama maalesef üç gün önce GKRY’ye gelen ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo konuşmasında Kıbrıs Cumhuriyeti ifadesini kullandı ve ziyaretinde eşitlikçi olmama yolunu seçti, KKTC’ye gitmedi. Şimdi soruyorum: Eğer ABD, Kıbrıs ile yeni bir proje devlet kurmak peşinde ise bunu emreden irade kimi temsil ediyor?

Libya

Libya’da sekiz yıldır taş taş üstünde kalmadı, dünyanın en azılı teröristleri ve paralı askerleri burada. Kimin adamı olduğu meçhul Hafter zaman geçsin, taşlar yerine otursun diye bekliyor, ara sıra yaptığı provokasyonlar dışında. Libya petrol üzerinde yüzüyor, kolay olmayacak doğrusu. Amerika, İngiltere, Avrupa olmadan çözülemez sorunları, ülke bölünebilir de…

Lübnan

Lübnan’da suikastlar, tehditler, bombalamalar… Neticede birkaç zengin iş insanının, birkaç terör odağı ve milis başının iki dudağı arasında dönüyor her neyse bu yaşananlar.

Mısır

2013’te darbeyle işbaşına gelen Abdulfettah es Sisi yönetimi bölgesel projelerin sürdürülmesine dönük görevlendirilmiş biridir, bugünkü hükümet bir proje rejimi tarif eder.

ABD

Obama Doktrini (2015) gereği ABD İngilizleri ve Almanları bu bölgede istemedi, kısmi varlık gösteren Fransızları ise ciddiye almadı. Fransızların pek gücü kalmadı ama halen aklı burada, zorluyor. Almanlara ABD izin vermiyor ve halen bölgeye giremiyor. İngilizler Brexit şokunu geçti sayılır, o halde Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz politikalarında, ABD istese de istemese de, İngilizleri görebiliriz artık. Malum, bölgede İngilizlerin durumu ve gücü farklı, tecrübeleri fazla.

ABD ne yapmak istiyor? Bunları son dönemdeki olayları birleştirerek okumazsak eksik kalır. Sadece Doğu Akdeniz ve Kıbrıs bağlamında bakalım: 

  1. 2011’de Arap Baharı başladı. Bölgedeki uygulamalarla; örneğin Arap Baharı vesilesiyle Suriye’nin ve Libya’nın bölünmesi, Mısır’da rejimin sadık hale getirilmesi, Körfez Ülkeleri’nin İsrail emrine girmeleri bir bütün olarak görülmelidir.
  2. 2013’de ABD’nin Doğu Akdeniz Projesi başlatıldı. Buna kısaltma olarak EastMed (East Mediterranean) denmektedir. Esasen EastMed bir siyasi projedir. Proje İsrail’in öncülüğüyle 2013 yılında İsrail’den uzanarak Balkan ülkelerini içine alarak başlatıldı. İsrail-Balkan ülkeleri arasında bütün köprüleri birbirine siyasi, ekonomik, sosyal, ulaşım, vs. bağlamak hesaplandı. Diğer bir konu ABD tarafından, Avrupa’nın güney-doğusu bölgesinde (Karadeniz’de Rus sınırından, Kafkaslar ve Orta Doğu ekseninde Doğu Akdeniz sınırı kapsanmaktadır,) Rusya ve Çin ile Doğu Akdeniz’de “önleyici” bir oluşum içine gidilmesiydi. Bu ABD stratejisi Doğu Akdeniz’de İsrail’i ana-stratejik ortak kabul eder, Türkiye’yi değil. İsrail’in GKRY ve Yunanistan ile birlikteliğini sağlar. Bu strateji gereği ABD, İsrail’in yanı sıra Yunanistan ve GKRY sahasında askeri üsler kurar ve silahlanmayı buna göre yönlendirir. Bu kapsamda Dedeağaç’a bir üs kurma çalışması gündeme gelmiştir. Girit’te zaten ABD üssü var. Ayrıca GKRY’ye ABD askeri imkanları yansıtılmıştır.
  3. 2015’de Obama Doktrini devreye kondu. Bu doktrine dayalı uygulamalarla Suriye, Doğu Akdeniz, İsrail politikalarının çizilmesi söz konusu oldu. Her yıl örneğin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dedikleri terör örgütü YPG’ye için ABD ortalama 800 milyon dolar bütçe ayırıyor. Buradan hareketle Vekalet Savaşları’nın kesin başladığı ilan edildi. Temelde Vekalet Savaşı olarak gördüğümüz Obama Doktrini konusuna, Yeni Savunma Stratejisi ile Doğu Akdeniz’deki bakış açısı çerçevesinde bakmak doğru olur. Suriye ve Irak’ta PKK ve YPG’den oluşturulmaya çalışılan ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kullanılarak devam eden, mevcut Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) ile yeni kurulan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) biçiminde birleştirilerek, İran sınırından Doğu Akdeniz’e uzanan alanda, ancak hemen Türkiye sınırında organize edilen bir garnizon devletçiği fikri tamamen bununla alakalıdır.
  4. 2015’de “Türkiye Baharı” şeklinde söyleyebileceğimiz plan oynanmaya başladı. Bakıldığında, 2015-16 yılları arasında Türkiye’nin kıskaca alınması konusu böylelikle daha kolay anlatılabilir. Birinci konu EastMed projesidir, ikincisi Vekalet Savaşı. Bu iki konu Türkiye’nin Suriye ve Irak bölgelerinde terör odaklı şekilde meşgul edilmesi, sınırına bir garnizon devletçiği kurulması, hatta “Türkiye Baharı” adı altında FETÖ ile rejimin değiştirilmesi öngörülmüştü.
  5. 2017’de “Avrupa ve Avrasya’da Rus Etkisini Azaltma Kanunu” çıkarıldı. ABD tarafından 2017’de kabul edilen bu kanun ile ekonomik ve politik alanda “düşman” ülkelere nasıl karşı konabileceği bu şekilde açıklanmıştır.
  6. 2018’de Ulusal Strateji Dokümanı yayımlandı. ABD’nin bu dokümanında görüldüğü gibi düşman olarak işaretlediği ülkeler Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’dir.
  7. 2018’de Gri Bölge Uygulama Planı devreye kondu. ABD’nin Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore dışındaki ülkeleri kendi amaçlarına göre düzenlemek adına yaptığı plandır. Plan barıştayken bazı ülkelere uygulanacak yöntemleri ve baskıları içerir. ABD bu planla düşmanlarıyla doğrudan değil dolaylı ve küresel çapta ilgilenilmiş olmaktadır. Burada gri bölgelerde, gri meseleler üzerine ve gri yöntemler uygulanır. Gri yöntemde düşman ve savaş kavramları üzeri örtülü olarak kullanılır. Yumuşak güç bunun içinde sadece bir alandır. Sert güç ise daha farklı uygulamaları kapsar. Dolayısıyla karma ama postmodern yöntemler yoğun kullanılır. Asıl amaç gri bölge savaşını planlayıp icra edebilmektir. Dolayısıyla çok taraflı ve katmanlı bir plan yapılır. Açıktan koyuya, grilik tonu içindeki ülkeler ve güçler için ayrı ayrı uygulamalar yapılır. Burada hedef rakip güç veya ülkeyi ABD’nin yönetimine alabilmektir, yani sonuçta açık griye indirgeyebilmektir. Türkiye ABD’nin Gri Bölge Planı içindedir. Rusya ve Çin açılımı ile birlikte Türkiye ABD açısından gri renkteki bir ülkedir ve (ekonomik, sosyal, askeri, diplomatik, vs.) politikalarını buna göre düzenlemektedir.
  8. 2019’da “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu” çıkarıldı. ABD, GKRY’ye 2018 yılında askeri ataşe görevlendirmiştir. Bunun anlamı KKTC’yi görmezden gelmektedir, Ada’da resmi muhataplığı GKRY üzerinden sürdürmektedir. Zaten 2004 yılından bu yana AB için de durum budur. Nisan 2019, ABD’de Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio ve Demokrat Senatör Bob Menendez “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu” tasarısını Kongre’ye sundu. Bu tasarıda, Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında kurulan enerji ve güvenlik ortaklığına tam destek verilmesi öngörülüyor. Bu tasarı ABD’nin Doğu Akdeniz’deki uzun dönem stratejisini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Bu kapsamda 1987 yılından beri yürürlükte olan Kıbrıs’a silah ambargosunun kaldırılmasını öngörüyor. Senatör Menendez şöyle dedi: “Amerika Birleşik Devletleri’nin Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’le güçlü ve gelişen ilişkileri sayesinde Doğu Akdeniz’deki çıkarları önemli boyutlardadır. Bu ülkeler arasında son yıllarda enerji eksenli gelişen işbirlikleri daha geniş kapsamlı bölge güvenliği, ekonomi ve enerji ile ilgili işbirliklerine kapı aralamıştır. Birleşik Devletler’in bu işbirliğini derinleştirmek ve Doğu Akdeniz’i daha güvenli hale getirmek ve bu işbirliğini kullanmak için devreye girme zamanı gelmiştir. Bu tasarı barış, refah ve uluslarımızın güvenliği adında ortak çabalarla bu dostluk ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır.
  9. 2019’da Güvenlik Paktları konusu şöyle gelişti. Atlantik Paktı NATO ile ilişkiler devam ediyor. Hedefleri içine Siber Savaş, Arktik Bölge, Çin, Uzay konuları Londra’da, 70. Yıl döneminde ilave edildi. NATO yanı sıra ABD küresel bir eksen oluşturdu. Buna giren ülkeler hangileri? Amerika kıtasından ABD ve Kanada. Avrupa kıtasından İtalya, Hollanda, Norveç, İngiltere. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’dan İsrail (BAE ve Yunanistan ilave olabilir, belirlenme aşaması sürüyor). Pasifik’ten Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda.

Neler oldu? ABD kararını verdi ve F-35 projesinden Türkiye’yi çıkardı. Bugün İsrail’de F-35’ler uçuyor. Yunanistan’a ve BAE’ne satışı konuşuluyor. GKRY’ye 3 milyon dolarlık silah satışı (“bir yıllığına ve “ateşsiz silah” diyorlar ama bu bir şey değiştirmez) onaylandı. Dedeağaç’a bir ABD üssü kuruluyor. Suriye ve Irak kuzeyi bölgelerinde PKK ve YPG güçleri birleştiriliyor, SDG’ye bir petrol şirketi de bağlanarak Suriye’de süreç bölünme yolunda sürdürülüyor. Filistin’in yok sayıldığı (sözde) Yüzyılın Anlaşması için Körfez Ülkeleri’nin desteği alındı, daha da alınacak. 15 Eylül 2020’de Trump Beyaz Saray’da İsrail, BAE ve Bahreyn’i imza töreninde ağırlıyor. Batı dünyası İsrail ile olduğu gibi, Yunanistan ve Rum kesimi çıpasına bağlı kalarak Doğu Akdeniz politikalarını geliştirecek görünüyor. ABD, her yerde ve alanda var (ekonomi, politik, sosyal, kültürel, askeri, bilimsel ve teknolojik, ulaşım ve iletişim, uzay, vb).

ABD, Çin ile düşmanlık yaşıyorken, Ticaret Savaşı başta birçok alanda rekabet halindeyken, açıkça iç karışıklık çıkaracak politikaları da sürdürüyor. Uygur, Tibet ve Hong Kong konuları sürekli kaşınıyor. Çin Devlet Başkanı ABD’nin Xi Jinping bu girişimlerine iç işlerine müdahale olarak bakıyor. Ama ABD’nin amacı belli, Çin’i olabildiğince zayıflatmak, mümkünse özerk bölgelerden yeni proje devletler üretmek. Sonuca girmeden bu konunun önemi ve canlılığı bağlamında Uzak Doğu’dan da bir örnek vermek istedim.

Fransa

Geçtiğimiz gün Fransız L’Opinion gazetesinin Doğu Akdeniz’le ilgili Emmanuel Macron yönetimini eleştiren kapsamdaki haberinden bazı başlıklar verelim. Böylelikle yukarıda ifade edilen tezlerin doğruluğunu da teyit etmiş olalım. Şöyle ki: “Fransa ihtilaftaki taraflardan biri olan Yunanistan’ın yanında yer aldı… Yunanistan ile Türkiye’nin arasında yaşanan gerilimin yeni olmadığı… Doğu Akdeniz’de tansiyonun düşürülmesine yönelik adımların atılması gerektiği ve Avrupa Birliği üyesi birçok ülkenin ve NATO’nun isteğinin bu yönde olduğu… Fransa’nın Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin peşinden gitmemesi gerektiği…”

Macron’u yetiştiren Rothschild ailesidir. Fransızların genelinin Macron’a tepki göstermesi boşuna değildir. Bir proje hükümet olan Macron yönetiminin Fransız aklı ile çelişmesi normaldir. Ancak proje Macron’un proje devletlerle işbirliği halinde olmaları da aynı derecede normal görülmelidir.

Sonuç

Tarih boyunca üç kadim kıtanın kesiştiği geniş ve zengin bölgede önce imparatorlukların etkisi oldu, sonra ulusların ama daha çok proje uygulamalarının. İngiltere kentlerde sokak sokak, kırsalda bölge bölge her yerde insanları adeta fişlemişti. Halen büyük güçler bu miras arşivi kullanıyorlar. Kaybeden bölge halkları oluyor. Toplumlar büyük idealler, vaatler ve yanlış politikacılar ile paylaşım sofralarına bir tür meze ediliyorlar. Bugün küreselleşmeyi tartıştığımız bu noktada somut olan şu ki yönetilebilir toplumların inşası süreci devam ediyor.

Kıbrıs meselesi kolay çözülebilir görülmüyor. Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge konusunda bakalım nasıl bir formülle sonuç alınacak. Halen proje devletler bu bölgenin öznesi halindeler. Onları Türkiye dışında konu eden yok zaten. Büyük güçler zaman kaygısı olmaksızın kendi aralarındaki rekabette ne kadar fazla kazanabileceklerini tartıyorlar. İsrail gelişiyor, Avrupa Yunanistan’ı da bırakacak görülmüyor. Belki Türkiye önemli jeostatejik değeri ile Avrupa Birliği’nin tekrar gündemine girebilir. Bu çok da ihtimal dahilinde bir konu değilse de değerlendirilebilecek bir argüman. Beli dengeler bundan sonra değişebilir. 

Proje devletler uluslararası ilişkilerde bütünüyle bir sorun sahasıdır. Ancak büyük güçler bu zafiyet alanını bilerek projelendirmeye devam etmekteler.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Türk-AB İlişkileri ve Doğu Akdeniz

Politika 'ın son yazıları

Analiz: Doğu Akdeniz

Doğu Akdeniz ısındı ve daha işin başındayız. ABD başkanlık seçimleri yaklaştı. Neler bekleniyor, analitik bakışla konuyu

Yunanistan Sorunu

Yunanistan-Türkiye arasındaki temel anlaşmazlıkları ve Kıbrıs konusunu ana başlık ve tarihleriyle birlikte kronolojik şekilde ifade edelim,