Savunma Sanayii ve TF-X Milli Muharip Uçak Konusu

Politika

S-400, F-35 ve SU-57 derken ülkece Savunma Sanayii konularıyla ilgilenir olduk. Halkımızın hakkı var, çünkü geçmişte bu işler kamuoyuna açıklanmadan sürdürülürdü. Şartlar öyleydi. Özellikle Soğuk Savaş zamanında müttefikler Türkiye’nin ve NATO’nun savunma anlayışına göre savunma politikalarında etkili olurlar ve ülkenin silahlanmasını temin ederlerdi. Bütçe ve öncelikleri belirleme konuları ise belliydi. Dolayısıyla milli bir silah endüstrisinin de önüne geçen asıl konu bu hususlar olmuştu. Şimdi şartlar büyük oranda değişti. Bu şartlarda yapılacaklar da bellidir. Temel olarak yerli-milli bir Savunma Sanayii kurulmuştur ve gelişimini sürdürmektedir. Burada silah sistemleri bazında çok detaylı açıklamalar yapabilirim, ama tercihim, ilkesel ve uygulamaya dönük konulara değinmek yönündedir.

İlkesel Yaklaşım

Ülkeler jeopolitik mülahazalarını temel dokümanlar olarak belirlerler ve ülkenin milli hedefleri buna göre ifade bulur. Silah sistemleri en az 75-100 yıllık vizyonla ve stratejiyle tedarik edilir. Tedarik yerli üretim veya dışarıdan teminle olabilir. Silah sisteminin yerli olması ülkeye sahada (harekât alanında) engelsiz kullanma kabiliyetini verir ve tercih edilen budur. Demek ki zorunlu hallerde dışarıdan tedarik söz konusudur, normal şartlarda imkân varsa yerli üretim şarttır.

Örneğin Soğuk Savaş bitince Avrupa’nın başat ülkeleri savunma anlayışını değiştirmişlerdi. Asker sayısını ve komuta yapısını azaltmışlardı. Ancak Savunma Sanayiini aynı oranda küçültmediler. Savunma Sanayii hem diğer ekonomik-üretim kapasiteleriyle ilgilidir hem de istediklerinde silahlanmayı milli çerçevede sürdürülebilir kılmaktadır.

Şurası önemlidir, ülkeler ekonomisini her alanda büyütmek adına Savunma Sanayiini önemserler. Türkiye de bunu Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminden itibaren politika olarak tercih etmiştir. Bugünkü Savunma Sanayii kurumlarının, şirketlerinin ve silah sistemlerinin ortaya çıkması zaman içinde mümkün olmuştur. Halen sistem bazında Atak silahlı helikopter, MİLGEM, İHA/SİHA, çeşitli füze sistemleri üretimi iyi düzeydedir. Gelinen nokta, milli bir Av-bombardıman uçağı (Fighter Jet) projesi için yeterli motivasyonu sağlamaktadır.

Yabancı ülkeler ve bunların bağlantıda olduğu içerideki iş adamları doğrudan temini esas alan kampanyaları yürütürler. Örneğin, “Senin şuna ihtiyacın var, al ve hemen işini gör,” mantığı ile para kazanmayı esas alan bir yaklaşım için ısrarcı olurlar. Çok genel anlamda bu büyük bir yanlıştır. Doğrudan temin konusu devletin bütün satın almaları için şartları ve neden tercih edileceği belli bir konudur, ama silah sistemleri için daha hassastır. Eğer yabancı silah sistemleriniz teknoloji ve politik sebeplerle aksama gösteriyor ise yedek parça konusunda dar boğazlar olur, bunu hızla çözmek gerekebilir.

Halbuki üretici ülke doğrudan teminle alınabilecek silah sistemlerini kendi kullandıklarından değil, ömrü tamamlananlardan seçer ve piyasaya sunar. Veya ileri teknoloji ürününden belli kısımları içinden çıkartır, size öyle verir. Güçlü ülkelerin kendi envanterindeki sistemler her şartta en ileri teknolojiye sahiptir. Savaş alanındaki üstünlüğünü başkasına kendi eliyle vermek istemez. Bu çok doğaldır. Eğer üreticiyseniz, siz de öyle yaparsınız.

Yine bu tür projeler çok yüklü maliyetleri gerektirir. Ülkeler belli projelerin finans yükünü belli ülkelere paylaştırmak isteyebilirler. Bu da belli bir politik anlayışla mümkün olur. Ortağım kim olmalı, diye bakılır olaya. Savunmada ortaklık (vizyondaki süre kadar) milli hedeflerle çelişmemelidir ki daha sonra başka sorunlar çıkmasın. İşte bütün bu konular ülkelerin jeopolitik ve vizyon dokümanlarıyla işaret edilir.

Bugün uygulamada küreselleşme her alana girdi, Savunma Sanayiine de girdi. Projeler devasa ve maliyeti yüksek ama bir de dünya genelinde üretici/yazıcı yelpazesi genişledi. Zira bugün Dördüncü Sanayi Devrimi ile çok yüksek teknolojideki robotlardan, yapay zekadan, nesnelerin internetinden, 3D baskıdan, ileri karbon teknolojilerinden, bulut teknolojilerinden, büyük veriden, vs. bahsetmekteyiz. Bunların ne ilgisi var denmemelidir, Beşinci nesil savaş uçakları artık uçan bir bilgisayar gibidir, otonom veya yarı-otonom kabiliyetli vasıtalardır.

Bir ülkenin ekonomik görünümünün ve sanayideki durumunun savunma konularıyla doğrudan ilintilidir. Bu nokta, tavuk-yumurta benzetmesindeki gibi bir konudur. Bugün sanayisi ileri ülkeler bu noktaya birden değil, baştan beri üst üste koyduklarıyla geldiler. Örneğin özellikle Batı toplumları; Birinci (1700’ler sonrası su ve buhar gücü makina), İkinci (1900’lü yılların başları elektrik seri üretim), Üçüncü (1970’lerin başları bilgisayar otomasyon) Sanayi Devrimlerine dahil oldular, ürünler verdiler ve bugün Dördüncü Sanayi Devrimi (1990’larda gelişen siber fiziksel sistemler) gereği faaliyetlere süratle geçiş yapabildiler. Önceki birikimleri onları bu noktalara getirdi. Bu bilim ve teknoloji ile alakalı altyapı demektir. Bu sanayi (devlet kurumları, bürokrasi, araştırma yerleri), eğitim kurumları (özellikle üniversiteler, araştırma kurumları) ve özel şirketler ile işbirliği sistemlerinin tam bir uyumla çalışması anlamı taşır. Bu ülkelerin orta noktası, sosyo-politik sistemlerinin gerekli dengeleri korumak ve geliştirmek için istikrarı da sürdürebildiği tipte bir kültüre sahip olmalarıdır.

Açık olan şudur, bugünün küreselleşme şartları içinde, üretici her kim olursa olsun, ileri teknolojinin asıl sahibi ülke ve şirket ile patent hakları bu sektörde önde olmayı sağlamaktadır. Bu önemli bir avantajdır. Bir modern uçak inşa edilecek ise en başta hassas alaşımlar, karbon tasarımlar, entegre devreler, mikroçipler gibi temel malzemelerde çözümlemeler var olmalıdır. Eğer (örneğin) entegreler bir ülkeden, hassas metal kütükleri diğer bir ülkeden tedarik ediliyor ise buradan bir üretim yapmak elbette söz konusudur. Ama bu çözümde tam bağımsız veya tam milli bir silah üretiminden bahsedilemez. Yine de bugünün küresel şartları bizi bu yola itmektedir. Çünkü parça çeşitliliği çok fazladır ve maliyet-etkinlik hesaplamalarıyla üretimde belli modeller seçilebilir.

Tamamen milli üretim yapan hangi ülke var derseniz, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından kazançlı çıkmış ABD başta gelir. Eğer bugün başka bir ülkeyle bir ortaklık kuruyor ise bunun anlamı başkadır. Ortağına da üretilecek ürünü tarif eden odur. Rusya Federasyonu ise Sovyet döneminde kendi imkanlarını geliştirmişti. Döneminde bu imkanları en fazla kullandı ve bahsettiğimiz çapta kabiliyete sahip oldu. ABD’ye uzun süre rakip idi. Soğuk Savaş sonrası bir süre silah programlarında geride kaldı. Para bitmişti. Bugün Rusya yeni ekonomik vizyonunda silah satmayı öne aldı. Yani kabiliyetlerini tekrar piyasaya sürecek potansiyelini kullanmaya başladı. Mevcut silah sistemi modellerini yenileme çabasına girdi. Çin’e gelelim. Yine tam bağımsız olabilmek adına Çin silahlanma konusunda kendi çalışmalarını yakın zamanda başlattı. Aradaki açığı kapatmak için Çin bugün, ucuz iş gücünü, gelişen sanayisini ve ekonomisini, üretilen sistemlerini kopyalama yolunu kullanarak sürekli silah üretiyor.

Yine tavuk-yumurta konusu, eğer bir ülke savunma sanayiini yerli yerine oturtabildi ise küresel ticaret için ürün yaratma ve ekonomiyi geliştirme imkânı da buluyor. Savunma Sanayiinde kullanılan bir teknoloji ve ürün daha sonra piyasada kullanıma sürülüyor. Örneğin teflon teknolojisi savunmada kullanılıyor, daha sonra mutfak gereci tava olarak üretiliyor ve piyasa ürünü oluyor. Kalkınmak için bu örnek yaygın şekilde bilinir.

Uygulamadaki Yaklaşım

Türkiye’nin asıl hedefi Milli Muharip Uçak (MMU) olarak TF-X’i yapmaktır.

Bir Av-bombardıman uçağının temelde dört temel teknoloji alanı vardır. Bunlar motor, gövde, aviyonikler (avionics) ve silah sistemlerinden oluşur. Motor ve gövde temel alanlardır. Bunlar bütün sistemlerin bir nevi altyapısıdır. Üstyapıda ise silahlar ve elektronik aksam bulunur. Kısaca bakalım:

  • Silah sistemlerini uçağa yerleştirirsiniz, ama bunların etkinlikle kullanılması gerekir. Öyleyse günümüzde silah sistemlerinin etkinliği için yine elektronik aksama ihtiyaç vardır. Bu durumda bir uçağın beyni elektroniğidir, havacılık diliyle söylersek aviyonikleridir. Aviyonikler içinde neler var? Yer, hava ve uzay sistemleriyle entegrasyon, dost-düşman tanıma, haberleşme ve iletişim, bütün sistemi işletme, silah ve korunma sistemlerini kullanma, gibi. Bütün bunlar elektronik devrelerden yola çıkılarak sistem ve yazılım olarak tasarlanır. Örneğin görünmezlik (stealth) kadar ileriden görmek ve tanımak büyük bir avantajdır.
  • Uçağın kaç motorlu olacağına veya motorunun performans kriterlerine karar vermek bile başlı başına büyük bir konudur. Çünkü bunlar işletme, idame ve harekât etkinliğinde sonuca varmayı etkileyen hususlardır. Etkinlikten bahsedelim, eğer pilot belli bir irtifada düşman uçağı ile angajmana girdi ise sahip olduğu özelliklerle, motor ve manevra dengesi onu rakibine üstün kılabilmelidir. Bir uçak manevrasında sınırlı bir noktada hareket ettiği anda, rakibi daha kıvrak hareket edebiliyorsa, kimin başarılı olacağı ortadadır. Bu tür konular hava muharebesinin kazanılması veya kaybedilmesiyle alakalı konulardır. Kullanıcı için hayatidir. Motorun kısa iniş ve dikine inip/kalkma kabiliyeti gibi ayrıntılar vardır. Bu konu uçağı nerede ve nasıl kullanacağınızı belirleyen bir husustur.
  • Silah sistemleri nasıl olacak? Hava-hava yüküne bakalım. Bir uçak çok ileriden “at ve unut” türü bir füze sistemine sahip ve rakibi buna sahip değil ise burada üstünlük kuracak da bellidir.
  • Gövde hangi ölçekteki optimum değerlere ve metal yorgunluğuna imkân verecek? Gövdenin hafifliği, sağlamlığı, kolaylığı kadar fiziki tasarımı da önemlidir.

İşte bütün bunlardan dolayı teknik konular beylik-adedi bilgilerle açıklanamaz. Bu tür basit kıyaslama konuları neyin istendiğini tarif eden detayı göstermeye yetmez. Üstelik bahsedilen konu, en az 75 yıllık planda ele alınan bütünlüktedir. Olaya salt, “Şu an!” deyip bakmak yanlış olur.

Bugüne kadar, Silah Sistemlerinin Tedariki ve Türkiye; Savunma Sanayii ve Milli Muharip Uçak başlıklı yazılarım oldu. Örneğin MMU (TF-X) için ne gerekli sorusunun cevabını verirken radar teknolojisine (karıştırma ve görünmezlik, stealth teknolojisi dahil) dönük çalışmalardan söz etmiştim. İlave olarak, aviyonik set NATO sistemlerine göre mi olacak, tamamen milli mi olacak, yoksa Rus veya Çin ile müşterek mi geliştirilecek, sorusunu sordum. Bu sorunun temel amacı ise çok daha kapsamlı bir kararın verilmesini gerektirmekteydi. Nedir bu konu? Eğer TF-X’in aviyonikleri;

  • Tamamen milli olacak ise; Savunma Sanayii sadece uçakla ilgili değil bütünüyle entegre sistemleri geliştiren bir çizgi izlemelidir. Buradaki en önemli alan radar sistemleri ve entegrasyon projeleri olacaktır.
  • Rus veya Çin teknolojisine göre geliştirilecek ise; bu uçağın mevcut NATO entegre hava savunma sistemi içinde çalışması güçleşecektir. Bu durumda ya Rus veya Çin hava savunma sistemleri entegre ve silah ailesi prensibine göre bir şekilde satın alınıp ülke sathına yerleştirilmelidir ya da tedricen milli hava savunma sistemleri geliştirilip bu açık kapatılmalıdır.
  • Türkiye’de konuşlu olan NATO sistemlerine entegre olacak ise; teknolojiye sahip ilgili ülkelerin (örneğin İngiltere, Fransa, vs.) desteğinin alınması gerekecektir. Bu son hal tarzı TF-X’in ilk düşünüldüğünde öngörülen ilerleyiş yöntemiydi. Şimdi konjonktüre göre taraflar durumu tekrar değerlendireceklerdir.

Düşüncem şöyle, gelinen noktada, Türkiye etkide kalır vaziyette ve bir şeylere zorlanıyor değildir. Piyasa şartları neyi öne sürerse sürsün. Bu tip stratejik bir karar aklıselimle verilir. Politik söylemlere bakılmasın, bugün Türkiye halen bu hususun bilincinde hareket etmektedir. Silah sistemlerinde bağımsız olabilmek için yol bellidir; yerli-milli üretimdir. Ama önce ne yapılmalıdır? Vizyon (75-100 yıl) belirlenmelidir, var ise sorun yok, burada kitabi olarak işaret ediyorum. Benzer biçimde, bu vizyon içinde tehditler hesaplanmalıdır, stratejiler belirlenmelidir, savunma ihtiyaçları buna göre tanımlanmalıdır, politik karar milli olacak usuller çerçevesinde kabul edilmeli ve karar haline dönüştürülmelidir. Ben şu yolu seçtim, demek, bu çalışma sisteminin son noktasındaki iştir.

ABD’de bu tür büyük silah programları (tedarik, satışa sunma, hibe, vs.) Kongre kararı ile gerçekleştirilmektedir. Çünkü ülkenin jeopolitik çerçeveli bu önemli konusu, küresel güç mücadelesi süreçlerinde, büyük bir milli güç kapasitesi olarak kullanılmaktadır. İfade edildiği üzere SSCB’nin devamcısı Rus modeli ve Komünist Parti ile yönetilen Çin’in durumu ABD’den faklıdır. Bu hususlar milli politikalarla alakalıdır.

Şimdi önemli bir konuya bakalım. Bu milli uçak yapılana kadar arada bir seri muharip uçak tedarik edilecek ise (ki kısa-orta vadede F-4’leri modernize etmek için düşünülebilir,) bu uçak örneğin sözü edilen SU-57 olmayacaktır. SU-57 henüz seri üretim bandına konmamış bir uçaktır. Finansman için Rusya tarafından bir ortak aranmaktadır. Teorik olarak Türkiye ve Rusya bu projeyi ortak üretim olarak yapabilir mi? Evet. Ama konu bu değil, diye düşünüyorum. Eğer şimdiden bu yola girilir ise bu proje TF-X’in gidişatını da etkiler. Siyasi otorite TF-X’i ileri bir zamana ertelediğine de karar verebilir. Eğer bugün liderler SU-57 konusunu sürekli gündeme getiriyorlarsa bunun anlamı ABD’ye karşı verilen bir politik mesaj anlamı taşır.

Acil ihtiyaç olarak ne alınabilir, hangi tip veya ülke olabilir? Bu tür soruların cevabı, alınan tekliflere göre seçimi gerektirir ve hatta alım yaparken hazır (harekatta kullanılıyor) olması aranır ve burada dahi teknoloji transferi konuları görüşülebilir. Teknoloji alınacak silah sistemi üstündeki detaylarda olabileceği gibi, bir üst modeldeki teknolojinin transferini de içerebilir. Örneğin Rusya’da 30 adet SU-35 satın alırken, teknoloji transferi noktasında SU-57’den “şunları istiyorum” denebilir.

Türkiye’nin S-400 satın alması ne idi? Birincisi, Türkiye’nin hava savunma ihtiyacı için bu tarz bir silaha ihtiyaç vardı, ABD Patriot sistemini vermeyince bu yola gidildi. İkincisi, S-400 yeni küresel jeopolitik konjonktürde Türkiye (daha çok) ve Rusya (kendi politikası çerçevesinde) tarafından birlikte ABD’nin politikalarına karşı bir mesajdı, ikazdı. Bu süreç yaşandı ve gereken yapıldı.

O halde Av-bombardıman uçak tedarikinde daha iyi politika yürütmemiz gerekmektedir. Karıştırılmasın, milli Hürkuş uçağımız Silahlı Temel Eğitim Uçağı sınıfındandır. Üstelik çok sınırlı silaha sahiptir ve harekât kabiliyeti Av-bombardıman uçağı sınıfına göre çok sınırlıdır. TF-X işte bu sınıftandır.

TF-X halen tasarımı üzerine çalışılan bir projedir. Yeterli kaynak planının hazırlanması, (motor ve aviyonik sistemler başta) üretici ortaklıkların kurulması gibi temel noktalarda çalışmalar sürdürülüyor. Almanya’da fuarda sergilenen maket bu uçağın somutlaşması adına bir adım idi.

TF-X için doğrudan silah sitemi ortağı bulmak gibi çözümlerin yanı sıra, ürün bazında, (örneğin radar sistemleri,) belli ülkelerle ortaklıklar kurulabilir. Dolaylı da olsa bu gibi çalışmalar sadece uçak için değil Kara ve Deniz Kuvvetleri sistemleri için de ürün geliştirmeye imkân verir. Hatta Türkiye yurtdışında, örneğin Singapur, Norveç, Hindistan gibi ülkelerde teknoloji şirketi satın alabilir. Şirket yerinde üretir ama öğrenilenler Türkiye’ye aktarılabilir. Bakın yol çok. Bu ne istendiği ve nereye varılacağı ile ilgili önemli kararlarla alakalıdır.

Son olarak şunu hatırlatmalıyım, F-35 projesi ABD ve diğer ortaklar kadar Türkiye’nin de projesidir, Türkiye bu projeye ortaktır. Dolayısıyla bu uçakları envanterimizde görmek ve harekat alanında kullanmak için her türlü girişimi yapmaya devam edeceğiz ve hakkımızı alacağız.

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Hangi Suriye?

Nasıl bir ülkeden bahsediyoruz? Beşar Esad nasıl bir lider? Çok geçmiş tarihlere,
DÖN BAŞA