Sorunun Adı Esad

11 Ağustos 2023
Okuyucu

Suriye meselesi üzerine yoğunlaşmaya devam ediyoruz. Arap Baharı rüzgârı çoktan geçti, hatta bu istikrarsız durum artık usandırdı! İç Savaş mı dediler, başka amaçlar mı vardı, hepsi düşünülebilir, ama esasen Türkiye bu sorunla daha fazla yürüyemez. Bu Suriye meselesine gelişmeler paralelinde bir daha bakalım mı?

SORUNLU SURİYE POLİTİKALARI

Türkiye düşmanlığı Hafız Esad’dan bu yana devam etmektedir. Terörist başı Öcalan ve onun hain terör örgütü PKK/KCK ile Türkiye’nin bölünmesi için yapılan planda Suriye uzunca zaman “taşeron ülke” konumunda oldu. Hatay’ı geri almak için sinsi politikalarını sürdürdü. Mezhepçiliği körükledi. Doğu Akdeniz politikalarında ABD ve Avrupa ile birlikte hareket etti. Bir ara Türkiye’nin Başer Esad ile yakınlaşması söz konusu oldu. Böyle bir hava esti, ancak bu uzun sürmedi.

Irak’tan gelip Suriye’ye kadar hızlıca genişleyen Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve bölgede yer tutan El-Kaide uzantıları önde, ABD ve koalisyon güçleri arkada, “tavşan kaç tazı tut” oyununa benzer bir “iç savaş” dönemi oldu. Sanki bir oyun gibi, değil mi? 

Diğer taraftan Rusya ve İran, Esad’ı korumak için askeri ve güvenlik anlaşması yapmak suretiyle bu coğrafyada yer tuttu. Rusya, SSCB döneminde de Suriye ile birlikteydi. Ülkenin tüm silahlı kuvvetleri ve diğer güvenlik teşkilleri Sovyet ve daha sonrasında Rusya menşeili oldu. Gerekli eğitimler ve lojistik Moskova’dan temin edildi. Hava taarruz ve hava savunma sistemleri, teknik ve danışmanlık desteği, kıyı savunma dahil deniz gücü, Lazkiye deniz üssü, liman işletmeleri, birlikte düşünülürse, Suriye, Doğu Akdeniz’deki bir Rus kalesi gibiydi. 

ABD, Sovyet döneminden bu yana Suriye’nin bu Rus yanlısı yapısını değiştirmek, Batı yanlısı yapmak ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını garanti altına almak için çaba sarf etti.

İran da benzer biçimde oldu. Suriye, Arap-İsrail Savaşları döneminden itibaren İran’ın bölgede bulundurduğu Hizbullah ve diğer milislerinden güç aldı. İran’ın bölgedeki yayılmasına Lübnan da dahildir. Bugün ne değişti? Değişen bir şey olmadı, hatta Esad daha da fazla oranda İran desteğini aldı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), Kudüs Gücü, eski komutanı (ABD’nin öldürdüğü) Kasım Süleymani’nin sistemi Suriye’ye yerleştirildi. Halen aktif bu sistem Suriye’de Esad’ı ve ülkesini korumak adına yaptığı hizmetin (!) bedeli için bazı ayrıcalıkları almaktadır, bunları kendi çıkarına kullanmaktadır. Suriye’de liman işletmesi, yol dahil bazı büyük ihalelerin alınması, diğer müteahhitlik hizmetleri gibi işlerde IRGC hâkim konumdadır. Suriye ve İran’ın iç içe geçmiş bu yapısı aynı zamanda ülkenin dış politikasına da yön vermektedir. 

ABD ile İsrail, Suriye topraklarındaki bu tür yapılardan dolayı askeri faaliyetlerini sürdürmektedir. ABD, net biçimde Esad’ın aleyhine dış politika sergiler, bunu her fırsatta ifade eder. Ancak bu durum aynı zamanda ABD’nin bölgedeki meşruiyetle yer tutmasına da zemin verir.

GELİŞMELER

Esad’ın son olarak Sky News kanalına verdiği mülakatta, Türkiye karşıtlığının devam ettiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bu şartlarda görüşmesinin mümkün olmadığı, eğer Türk askeri Suriye’den çıkar ise bir görüşmenin mümkün olabileceğini ifade ettiği bildiriliyor. Demek ki Esad’ın fikrinde bir değişiklik yok.

Esad hakkındaki düşüncelerimi çok yazdım, hepsi menfi, bunları tekrar etmeyeyim. Esad dese ki “ABD ülkemi bölüyor, terörün kaynağı ABD, topraklarımdan çıksın… Cenevre’de anayasa acilen yazılsın ve seçimlere gidelim…” aslında sorun bütünüyle çözülebilir veya buna bakarak herkes durumunu daha net ileri sürebilir. Ama bu hiç olmuyor!

Bundan yaklaşık bir yıl önce Rusya, Ukrayna’daki savaşta işleri kötü gittiğinde Suriye’den güçlerinin bir kısmını çekinde, ortaya çıkan boşluğu ABD (ve onun desteklediği ve kendisinin SDG dediği terör örgütü) ve İran milisleri doldurmaya başladığında, hatta Astana görüşmeleri çerçevesinde Suriye-Türkiye heyetleri görüşmeler yaptığında aklımdan geçti; “Rusya Devlet Başkanı Putin, Suriye Devlet Başkanı Esad’ı ikna edecek ve bu sayede Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Esad bir masaya oturabilecek,” diye. Bu iyi bir yol ve çaba idi, ama bugüne geldik, gerçekleşmedi. Hatta Esad, İran ile masaya oturdu, İran’ın ülkesindeki kontrolü daha da arttı. IŞİD adını tekrar duyurdu veya bizlere böyle sinyaller verildi. Bunun üzerine ABD bölgedeki güçlerini takviye etti. Aslında İran’ın bölgedeki etkisini artırması ABD’nin işine gelmemekteydi. Zaman zaman (bir kısmı Irak’tan aktarılan) İran milisleri ile ABD askeri karşı karşıya geldiler, küçük çaplı çatışmalar yaşandı. Bu çatışma potansiyeli devam etmektedir. Zira başka ülkeler oranla az da olsa petrol gelirlerinden kendine göre daha fazla pay alan ABD ve PYD/YPG terör örgütüdür. Burada IRGC durumu kendi lehine çevirmekle ilgilenirken arada bir çatışmalar olacaktır. 

Son gelişmelere bakılırsa, demek ki, Esad’ın ülkesinde hem Şam yönetimini koruma hem de ABD’nin dengelenmesi görevini İran almış oldu. Bu, Esad’ın tercihiydi, İran’ın önerisiydi ve bir de Rusya’nın işine gelen durumdu. Zira her şartta Rusya, “İran mı, Türkiye mi?” şeklinde sorun, öncelikle İran’ı seçer, ancak Türkiye ile de “işler iyi gidiyor!” görüntüsü verir. O halde, bir ara “acaba mı” diye sorsam da geçen zaman içinde ortaya çıkan gelişmeler gösterdi ki benim Esad’a olan menfi düşüncelerimde değişiklik olmadı. 

ESAD’IN DÜŞMANLIĞI

Esad, ABD’ye, İran’a, Rusya’ya ve diğerlerine “ülkemde fazlasınız” şeklinde herhangi bir söz söylemiyor. İç savaş dönemini fırsat bilerek Golan Tepeleri’ne iyice yerleşen İsrail, Hizbullah ve diğer İran milislerini sebep göstererek, hemen her gün Şam yakınlarına bomba atıyor, Esad sesini çıkartamıyor. PYD/YPG terör güçleri (SDG dedikleri) Suriye’yi “Fırat’ın doğusu ve batısı” olarak ikiye böldüğü ve ortaya sürülen bütün haritalarda Suriye ikiye bölünmüş gösterildiği halde, yine Esad başını çevirip o tarafa bakmıyor. IŞİD ve diğer küresel terör meselelerini yok sayıyor. 

Bütün bunları bir tarafa koyuyor, kendine asıl tehdidin Türkiye’den geldiğini tekrarlıyor. Bu normal değil! Bu noktada düşüncem şöyle, Türkiye karşıtlığı politikalarını “ona söyletenlere” bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Esad, Türkiye’ye şirin görünenlerden tutunuz, ülkesi içinde birbirleriyle bir paylaşım savaşı veren güçlere kadar, diğerlerine teslim olmuş vaziyettedir. Esad, kendi koltuğunu korumaktan başka bir şey düşünmüyor ve bunu temin edenlerin gösterdiği istikamete bağlı kalarak bir tek Türkiye karşıtlığını işaret ediyor.

PROPAGANDA

Ülkemizde “bizim Suriye’de ne işimiz var?” diyenler propaganda mı yapıyor? Ben bunlara cevap verdim, ama kasıtlı olmayanları düşünerek tekrarlayayım. Açıkçası, “keşke Suriye en başından bu yana Türkiye’ye düşmanlık yapmasaydı, İç Savaş çıkmasaydı, Suriye demokrasiyle yönetilseydi, terör örgütleri bu ülkede cirit atmasaydı, Esad halkına zulmetmeseydi, IŞİD ile ‘tavşan kaç’ oyunu oynanmasaydı, bunlar hiç olmasaydı, bu ülke topraklarında ABD, İsrail, Rusya, İran kazanıyor, onların yaptıklarının zararı Türkiye’ye oluyor, hem o ülkelerin Suriye’de yaptıklarına neden bir şey söyleyenimiz çıkmıyor, Esad’ın Türkiye ile el ele yürümek istememesinin asıl sebebi ne olabilir…” diyeceğim ama bu şekilde bir dış politika düşüncesi belirlenmez ki! “Ne işimiz var” diyenler düşünsünler, SSCB zamanından başlar hikaye, en başta Baba Esad teröristleri neden besledi, kimin için yaptı bunu, sonra terör neden arttı, kim arttırdı, sınırlarımızdan giren teröristler kaç can aldı, İstanbul’da IŞİD ve PKK/KCK neden ve kimin talimatıyla bomba patlattı? Bir de kardeşlerimiz var bu Esad’ın ülkesinde, zulüm altında, Bayırbucak Türkleri en bilineni. Kim koruyacak kardeşlerimin hakkını hukukunu? ABD’ye, Rusya’ya veya İran’a söz söyleme, gel “Türkiye’nin orada ne işi var” de, bunu anlamak mümkün değil.

TÜRKİYE

Türkiye, bölgedeki ABD, Rusya ve İran gibi önemli ülkelerin durumuna bakarak bir Suriye politikası izlemiyor olsa da görünen o ki, şu Astana konusu da sadece bir denge ve diyalog mekanizması haline gelmiş olabilir ve bundan böyle çok daha belirgin şekilde, ortaklarla değil, sadece kendi planıyla hareket etmesi gerekecektir. Diyeceksiniz ki öyle yapmıyor muydu? Evet. Fakat “daha belirgin” dediğim husus şöyle: Esad, Türkiye’ye koşarak gelip el etek öpmeye mecbur bırakılmalıdır. Ona, “ben ettim, sen etme”dedirtilmelidir. Zira o bu muameleyi çoktan hak etti!

ABD, İran, İsrail, Rusya, hatta terör örgütleri kazanıyor, bir tek Türkiye mi kaybedecek, bu kabul edilebilir mi? Peki ne yapmalı? Türkiye çıkarına olan hamleleri daha da geliştirmeli, izleme ve dengeleme politikası şeklinde değil, belirleyici hamleler yapmalı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD ve İsrail’in Orta Doğu Görüşmeleri

DİĞER YAZI

Güç Modeli Tartışması

Politika 'ın son yazıları

73 views

İsrail, İran ve Gazze

Genel bir değerlendirme yapalım, çünkü İsrail, 7 Ekim saldırısından 6 ay geçti ve "bugün Gazze'de üçüncü aşamaya geçtik" dedi. Bu ne demektir, bölgede başka ne gibi gelişebilir olabilir, hepsini inceleyelim.
50 views

Modern Rekabet

Burada modern rekabetin küreselleşmesi öyküsünü kendi içindeki kavramlarını tartışarak, Rusya ve Çin örnekleri üzerinden otoriter yönetimlerin eleştirisini yaparak açıklayacağım. Kavramsal olarak "modern rekabet" anlayışını bu şekilde açıklama imkanı bulacağım. Sonlara doğru kapitalizmin yozlaşmasını açıklayacağım. Bu kısımda da Anglo-Sakson yapıyı ve Kıta Avrupa'sını işaret edeceğim. Burada anlaşılması gereken şu olacak: Demokrasi ve insanlığın gelişimi kimsenin insafına kalmamalı, rekabetin yapılma amacı değer üretmek esaslı olmalı.
53 views

Seçimler ve Beka

31 Mart Yerel Seçimleri gerçekleştirildi ve Türk demokrasisi kazandı diyoruz. Ben ise size bu seçimleri örnekleyerek bir "beka seçimi" ne demek oluyor, bunu açıklayacağım. Buradan hareketle yapılması gerekenleri de gözden geçirmiş olacağım.
76 views

Politikada Gri Kavramlar

Size politika amaçlı yapılan propaganda konusu içinde yer alan kavramsal bir temayı sunuyorum, grilik. Gri kavramların dış ve iç politika yansımalarına bakacağım. Özellikle ABD dış politikasında kendi çıkarına yaklaşımlar sergilemesi neticesinde görülen gri kavramlar konusunu işleyeceğim. Buna örnek olarak Filistin-İsrail, terörle mücadele, sözde soykırım tasarısı gibi konular da yer alacak.
144 views

Yerelde Yapısalcılık

Bir olaya bakış yöntemimde felsefe ve tarih olmaz ise ben bunu oldukça eksik görürüm. Hemen herkesin siyaset, seçim, belediye, vs. konuştuğu noktada ben, bu işte temel felsefe ve asıl stratejik açıklama nerede diye arıyorum. Dolayısıyla felsefi yaklaşım ve stratejik bakış tarzı siyaset üstüdür. Benim açıklamalarım bu noktada değerlidir; mevcut yapılanlar gibi değil, başka türlü tartışmaları kapsamaktadır. Açıkça yazayım: Kim kazanacak, iktidar veya muhalefet ne yapacak, türü ifadelerle değil; imar neye göre olmalı, altyapı ve üstyapı nasıl planlanmalı, ülke ekonomisine uyumluluk ne şekilde sağlanmalı, kanunlar ne içerikte olmalı, gibi piramidin üstündeki meseleler önemlidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme