Suriye’de Vekalet Savaşında Son Perde

Politika

Başlangıçta konunun salt Suriye İç Savaşı olduğunu düşünenler çoğunluktaydı. Şimdi bu durum değişmeye başladı. Bu bir ABD ve Rusya Egemenlik Savaşı olduğu açık. Ancak oyunun oynandığı coğrafya klasik tabirle Levant coğrafyası, yani Doğu Akdeniz ve Suriye merkezli içine Türkiye, İran, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan, Lübnan, İngiltere, Kıbrıs ve Israil’in alan bir coğrafyadır. Ortadoğu’da Mısırsız barış, Suriye’siz savaş olmaz denir. Bu durumda Mısır da bu savaşın içinde. Ya Avrupa? Özellikle bölgede Mandacılık yapmış ve nüfuzu halen devam eden İngiltere ve Fransa da (ilave edelim Almanya da nüfuz savaşı verdi,) bu savaşın müdahili. Suriyeli zenginlerin çoğu aynı zamanda Parislidir. Baş aktörle elbette Rusya ve ABD. Oyunun öndeki aktörleri sizi yanıltmasın. Daeş, PKK, YPG, El Kaide, Hizbullah… Daeş deyip geçiyoruz, ISIL (Irak-Levant İslam Devleti) diyelim olmaz mı?Bir de paralı askerler, şirketler, lejyonerler var elbette, onları alenen görmek mümkün olmuyorsa da. Bunlar vekiller (proxy). Bundan dolayı oyunun adına Vekalet Savaşı dendi.

Obama Doktrini işin başında, yani 2014’de belirgin biçimde bu savaşın içeriğini açıklar mahiyetteydi. Hatırlayanlarınız vardır, Obama görevinin sonlarında özellikle Amerikalı ünlü gazetececiler soruyorlardı, neden Suriye’ye asker gönderip bu zulmü bitirmiyorsun diye soruyorlardı. O da tatmin etmeyen türden cevaplar veriyordu. Aslında kendi bile onaylamıyordu olanı, ama mahkumdu Demokratların ve ABD stratejistlerinin bölgeyi ele geçirme planlarının baskısına. Derin devlet dendi durdu. Aslında Amerikalı olup düşünseniz işin doğası bu. Böyle düşünürsünüz, Levant bölgesini Ruslara vermek istemezsiniz, Çin’in bölgeye gelişinin önünü kesmek istersiniz. Ama beğenilmeyen konu açık, vekillerin insanlık dışı tarzı kabul edilir bir yöntem değil.

Rusya bölgede, İran da öyle. Rusya işin başından bu yana Suriye’de Esad yönetimi ile ilişkisini derinleştirmiş halde; askeri bakımdan üsleri vardı, ikili anlaşması ve Sovyet döneminden bu yana süren ilişkisi. Hatta son zamanlarda Rusya Doğu Akdeniz, Suriye, Lübnan, Irak bölgelerinde petrol ve gaz şirketleriyle ilişkisini derinleştirmek adına aktif idi.

İran İsrail ile çatışma içindeydi. Hizbullah Lübnan ve Suriye’de önemli sayılacak milisle bir tür savunma yapıyorlardı. Yerel dinamikler üzerinde etkiliydiler. Hatta İran Devrim Muhafızları’nın tarzı şöyledir, harcamalarını finanse etmek için bulundukları yerlerde ihaleleri, işletme, ticaret ve inşaat faaliyetlerini alırlar. Son olarak Suriye demiryolu iyileştirme, elektrik dağıtım şebekesi, yol ihaleleri gibi alınan bazı projelerin olduğunu duymuşsunuzdur. Bu demek oluyor ki İran ABD ve Israil için çok karmaşık bir çalışma ile sahaya nüfuz etmiş haldedir. Dolayısıyla yakın zamanda ABD İran Devrim Muhafız Ordusu’nu (IRGC) “terörist örgüt listesi” içine aldı.

Donald Trump ise Suriye’deki savaşa “aptalca” dedi. Bu arada 8 trilyon dolar harcanmış bir projeden söz ediliyor. Onun bakış açısı netice alınacak ve zafer kazanılacak projeler için savaşmak şeklindeydi. Son hamleyle Bağdadi’nin öldürülme olayında, “Daeş’i yendik ve dünya artık daha güvende” dediği anda olaylar karmakarışık bir hal aldı. Daeş’i yenmek ne demek? Küresel radikal terör için bir anlamı var elbette, ama bilmeyenler için hatırlatayım, ISIL projesi (yani Daeş) 2007 Uzun Savaşı projesiyle kayda alınmış bir devasa projedir. Uzun Savaş ne demek diye merak edenler şuna baksınlar: Radical Islamies Ideologies and the Long War Implications for US Strategic Planning end US Central Command’s Operations. Böyle düşünürseniz Trump’ın “bitti” dediği, ABD’deki derin yapıların, “Sonu Olmayan Savaş” konusuna “son vermek” demek olur ki; bu ABD stratejisinde temel bir çelişkidir, sapmadır, hazırlıksız bir durumla yakalanmaktır. Başka bir ifadeyle ABD’li stratejistler içinden, “Bunun yerine ne strateji kondu ki bu bir tarafa konsun,” diyenler çıktı. Çünkü ABD savunma bürokrasisi ve ünlü stratejistleri, “Sen misin bunu söyleyen!” şeklinde bir tepkide bulundular. Karşı fikrin asıl belirtmek istediği konu açıktı: “Rusya’ya sahayı neden terk ediyorsun, bu ABD’nin yenik düşmesi anlamına gelir!”

Gerçekten Trump’ın Suriye’den asker çekmesi, YPG’yi petrol bölgesi olan daha güneylere çekmesi, ISIL’ı bitiriyor olması, yani kendi belirlediği Vekalet Savaşı yönteminin uygulanmasından vazgeçmesi ABD Ulusla Stratejisi için kabul edilebilir bir şey miydi? Her ne kadar Trump’ın sözlerinde yer aldığı gibi; Suriye’ye barış gelmesi noktasına ulaşıldıysa da, Daeş konusunda önemli bir karşı-terör faaliyeti başarısı elde edildiyse de, petrol sahası güvene kavuşturuldu gösterildiyse de ve hatta söylendiği biçimde İran-İsrail hattında tehdit azaltıldıysa da ABD kazanan taraf olmuş muydu? Bu sonuç ABD’deki derin yapıları ikna etmedi. Aslında günceli takip eden bir Amerikalı gibi düşünürseniz sizi bile ikna etmeyebilir, ama Suriye’de (Levant’ta) barış ancak böyle gelebilir. Çünkü Cenevre’de yeni anayasa yazılması çalışması için sahada belli güçlerin geri çekilmesi şarttır. İşte bu bir ikilem konusudur. ABD iç politikası ikileme düşmüş haldedir. Bu tehlikeli bir durumdur!

Sonuçta ne oldu? ABD, CENTCOM tarafından Irak’a çektiği güçleri tekrar Suriye sahasına geri göndermeye başladı. Trump’ın “çözümü” devre dışı bırakıldı. Hatta başka bir şey oldu. Vekil Savaşçı Örgüt olarak bilinen ISIL, “Ben ayaktayım, yeni liderimi bile seçtim, dünya Trump’ı söylediği gibi güvende değil!..” dercesine bir çıkış daha görüldü. İç politikada önemli bir adım; Trump’ın azil süreci başlatıldı.  ABD derin devleti şunu söyledi, “Levant sahasında Rusya’ya mağlup düşme noktasında konuyu tekrar lehimize çevirmemiz gerekiyor!”

Türkiye doğal hakları ve sınırı olan bu sahada elbette duyarsız kalamazdı. Üstelik yaklaşık 4 milyon Suriyeli sığınmacı Türkiye’de yaşıyor, sınırda yaklaşık bir milyon evinden edilmiş Suriyeli yardım bekliyordu. Terör, yani Vekillerin hedefi bugün Suriye olabilirdi, ancak yarın Lübnan, Türkiye, İran vs. olacaktı. Terör bir süredir Türkiye için temel bir uğraşı alanıydı. Türkiye için terörü yenmek demek dışarıya açılmak demek olacak ve bölge politikalarında örneğin Enerji Savaşı içinde inisiyatif sahibi olabilecek anlamı taşımaktaydı. Bu ilk adımda İsrail ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi demek oluyordu. Bir diğer adımdaysa Yunanistan ve Güney Kıbrıs için de önlenmesi gereken bir konu başlığı olarak görüldü. İşte tam bu noktada Levant bölgesinde Rusya ile Türkiye’nin (ve Astana Ruhu ile İran ile) stratejik buluşmanın zemini belliydi, doğaldı ve gerçekti. Eğer Türkiye ve Rusya (bir de İran) Levant’ta kazanan taraf olacaksa ABD, hatta Avrupa, İsrail ve diğerleri için de kaybetmek anlamı oluyordu.

O zaman şimdi Levant bölgesinde yeni bir safhaya girildi, farkında mısınız? Savaş sürüyor ve daha da belirgin taraflarıyla saflar belirginleşti. Türkiye ne yaptı? Bu yeni durumda avantaj elde etti; Afrin, Cerablus, El Bab derken, Rasulayn-Tel Abyad arasında da belirdin bir kontrol alanı elde etti. Hatta Rusya ile tüm sınırı boyunca belli alanlarda başka yöntemler uygulansa da kontrolünü sürdürme yönteminde (devriye) anlaştı. Cenevre’de yeni anayasa yazma sürecini başlatan taraf içinde oldu. Levant savaşında bir diğer sahaya girerken elinde bu kozları tutarak hamle yapma avantajına sahip, bu çok önemli bir stratejik kazanımdır. Bence şimdiki adım enerji kazanımını elde etmek olmalı, Türkiye, Rus şirketleriyle beraber hareket ederek Doğu Akdeniz’de Libya’dan Lübnan’a kadar Münhasır Ekonomik Bölgeleri (MEB) inşa ederek ve anlaşma sağlayarak buralarda ortak sondaj çalışmalarını başlatmalıdır. Karada ise Suriye ve Irak’ta da müşterek çalışmalar yürütmelidir. Bu ortaklık sürdürülen savaşın (veya paylaşım savaşının) çok önemli bir hamlesi olacaktır. Öyle değil mi? Savaş dediğin elde edilen kazanımı ilerilere taşımakla sürdürülür. Haydi ilerilere doğru!..

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Beyaz Saray Zirvesi

ABD Başkanı Donald Trump’ın davetlisi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 Kasım 2019’da Beyaz

Azil ve DAEŞ

Ve ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Donald Trump’ın azil sürecini resmileştiren tasarıyı onayladı.
DÖN BAŞA