tahranda-suriye-icin-kartlar-tekrar-karildi
Tahran’da Suriye İçin Kartlar Tekrar Karıldı

Tahran’da Suriye İçin Kartlar Tekrar Karıldı

337 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Tahran’da 7 Eylül’de Ruhani, Erdoğan ve Putin Üçlü Zirvesi gerçekleşti. On iki maddelik bir sonuç bildirgesi yayımlandı. Ayrıca liderler ikili görüşmeler gerçekleştirdiler. En son olarak üç lider çıkıp tüm dünyanın gözü önünde kendi düşüncelerini ifade ettiler. Bu Tahran’daki önemli zirvenin 12 maddelik bildirisini işaret etmiştim. Asıl olan ise bu bildirgenin ve liderlerin söylediklerinin değerlendirilmesidir. Önce zirveden ne beklemiştim, ne gördüm, bunu hatırlatacağım. Ardında ise asıl konuya geleceğim; kartların tekrar karılmasını açıklayacağım. Bu kısımda maddeler halinde başka bir yerde bulamayacağınız türden pratik ve özet bir değerlendirme. Sonuçta ise anlaşılması gerekeni ve bekleneni ortaya koyacağım.

Önceki değerlendirmelerimi hatırlayalım:

  • 27 Ağustos tarihli “Tahran’da üçlü zirve” isimli yazımda karşılıklı ittifakları ve anlaşmaları işaret etmiştim. Var olan Rusya-İran ve Rusya-Suriye Anlaşmalarına ilave olarak, Rusya-Türkiye Stratejik Ortaklık ve İran-Suriye Askeri İşbirliği Anlaşmalarına vurgu yaparak bir ortak fikir birliği olduğuna değinmiştim. “Tahran zirvesinden sonra her üç ülke (İran, Türkiye, Rusya) lideri çıkıp açıklama yapacak ve diyecek ki; 1) Terör ve çatışmalara sebep olan tüm ülke ve unsurlar bölgeyi acilen terk edecek, 2) Suriye’de Esad rejimi devam edecek, ülkede iki yıl içinde bir seçim yapılacak ve normalleşme sürecine geçilecek, 3) Tesis edilecek barış sürecini manipüle eden güçler yıkıcı ve bölücü politikalarına son verecek, 4) Kısa vadede mülteci konumundaki Suriye vatandaşları evlerine dönecek, ülkede yeniden imar süreci başlayacak, 5) Suriye’nin meşru organlarının da talebi doğrultusunda İran, Türkiye ve Rusya garantör ülke olacak, 6) BM bu çerçevede bir plana acilen işlerlik kazandıracak.
  • 1 Eylül tarihli “Konu sadece İdlib mi?” isimli yazımda kısaca, “Konu İdlib değil, aslında ABD ve dolayısıyla Suriye’de fiilen meydana gelen Fırat’ın doğusu konusudur,” demiştim.
  • 6 Eylül tarihli “Tahran Zirvesi Öncesi” yazımda, “Yarın ne olur? Tahran’da konuşulur, anlaşma yapılır. Plan orta-yolu bulan bir halde açıklanır. Sonrasında sahadaki uygulamalar yine başka bir sürecin başlangıcıdır. Oyun devam ediyor, edecek de. Neticede bu bir savaş!” demiştim.

Başından bu yana ABD’nin yaptırımlarına maruz bu ülkelerin ortak hareket edeceklerinden şüphem yoktu. ABD’nin Suriye’yi parçalamla birlikte İran’da da rejimi değiştirmek için bir çaba içine girdiğini de bilmekteydim. Ba göre asıl mesele ABD’ye karşı duruş şekliydi. Yaklaşık böyle bir sonuç çıktı. Başkalarına göre 2011’den bu yana Suriye İç Savaşı bir hayli yol kat etti görülebilir. Bana göre ise bölgede işler yeni başlıyor sayılırdı. Çünkü ABD’nin 2007’de ortaya koyduğu Uzun Savaş stratejisinin buradaki uygulamalarını görmemek mümkün olamazdı. Bütün bunlara bakarak dedim ki; kartlar yeniden karılıyor!

Kartların yeniden karılması:

  • Öncelikler (sırasıyla):1) ABD konusunda üç ülke uzun soluklu olarak birlikte karşı cephe oluşturuyor. 2) ABD’nin Fırat’ın doğusunda yarattığı fiili durumun ortadan kaldırılması yeni hedeftir. 3) Suriye’de toprak bütünlüğünün sağlaması esastır. 4) İdlib’de herkes üzerine düşeni yapacaktır.
  • Süreçler:1) Astana ve Soçi özellikle DAEŞ ile ilgili tehdide göre garantörlükle çatışmasızlık bölgeleri kurmaya dayanıyordu, görevini büyük ölçüde yaptı. Ama Astana ruhu devam edecek. Bu durumda çatışmasızlık konusu değişse de gözlem noktaları devam ediyordu. 2) Buna paralel başka platform devreye giriyor, yeni bir süreç var. Başka ve esaslı bir tehdit olan Fırat’ın doğusundaki yapının koruyucusu ABD’ye yönelik yapılacaklar var. Bunun için Ankara ve Tahran bir başlangıç oldu, bundan sonra Rusya’da gerçekleştirilecek üçlü zirve ile özellikle bu konu ele alınacak. Ayrıca Cenevre’de sürdürülecek Yeni Suriye Anayasası yazılması çalışması için gerekli alt çalışmalar sürdürülecek. Cenevre ile Birleşmiş Milletler’in her kurumu üzerine düşeni yapmalıdır.
  • İdlib:1) Radikal teröristler silah bırakana kadar mücadele. 2) Ilımlı muhalifleri gözetme (ateşkes) 3) İdlib’in rejim tarafından tamamen ele geçirilmesini temin. 4) Sivil ölümleri, göç ve kimyasal silah kullanılması olmayacak biçimde askeri harekat yapılacak. 5) Karşı cepheden gelebilecek provakasyonlara ortak tedbir alınması.

Sahanın dinamikleri:

  • Sahadaki gruplaşmayı ikiye ayırarak bakalım. 1) Bu gruptaki üç ülke Suriye’de ortak bir görev gücü ile bayrak göstermediği taktirde olabilecek metinler ancak bu tip “ağır diplomatik” halde ortaya çıkabilir. Ancak sahaya hakim olmak ve tespit edilen hedefleri kontrol ederek istenen yöne doğru yönlendirmek için neden ortak bir güç oluşturulmuyor, bu soru cevaplanmalıdır. Bu ülkeler birbiriyle konjonktürel gerekçelerle birlikte olmaya mecbur kalmışlar; ancak uygulamada farklılıkları var. Örneğin İran, Hizbullah gibi bir silahlı güçle uzun yıllar sahadadır. Şartları ve beklentileri oldukça farklıdır. Türkiye hem teröristlere hem de rejime karşı ılımlı muhalif ÖSO’yu destekliyor. Rusya ise küresel dengeleri gözetmek ve Doğu Akdeniz’de ABD ve diğer güçlerle anlaşmak ile rejimin davetlisi olarak Suriye’de resmen askeri varlık bulundurarak gibi çok geniş bir beklenti ve sorumluluk içindedir. Şunu da ifade edeyim, Uzun Savaş’a göre Rusya ABD’nin hedefi bir ülke-güç değil. Ama Suriye, Irak, İran (ve diğer Arap devletleri, hatta Afrika’dan Pakistan’a olan ülkeler) hedefidir. Şimdi Türkiye de bu gruba dahil edilmek istenen bir ülkedir. 2) Halbuki ABD’nin başı çektiği karşı grup ortak bir karargahtan sahaya hakim olabilir, oluyor da. ABD vekalet savaşlarının, küresel terörizmin, yumuşak güç kullanımının, vs. teorilerini oluşturmuş bir ülkedir, uygulamada da hangi süreçleri kurgulayacağını hesaba katar. Ayrıca sahada dengeleri değiştirebilecek bazı çıkarları etkileyecek biçimde para ve silah dağıtabilmektedir. Psikolojileri ve sosyal yapıları nasıl etkileyeceğini bilmektedir. Aslında olanları kullanır ama isterse yeni bir terör örgütü bile peyda edebilir. Teröristten ise meşru bir yapı kurdum diyebilir. Nitekim PKK’yı SDG yaptı da. Bu grup SDG’yi askeri olduğu kadar, teknolojik imkanlarla da desteklemektedir. Bir de ABD bu alanda kendi askeri ve SDG’yi kullanmanın yanı sıra tamamen profesyonel bir özel güvenlik şirketini de kullanmaktadır. Örnek: Blackwater.
  • Burada, hangi tarafta ve güçte olurlarsa olsunlar, terörle ve teröristle mi mücadele ediliyor, rejimle mi, ABD ile mi? Sahada terörist varsa, ki var, terörden başka bir şey yapmayı asla düşünmez, ya yok olur ya da radikalleşmiş mevcut yolunda sonuna kadar çatışır. Başkalarının hedefleri teröristler için talidir, zira onların yaşam şekli bu tip bir pratiktir. Anlaşma metinleri bu tip mücadelelerde çok bağlayıcı olamıyor, sadece politik irade gösterilmesi bakımından önemseniyor.

Sonuçlar:

  • Türkiye kendisini tüm dünya önünde, salt bir taraf olarak değil, aslında Suriye’de insanlık dramının durması bakımından, en doğru çizgide olduğunu açıklama fırsatı bulmuştur. Bu bir kazanımdır.
  • Suriye’de toprak bütünlüğü için birlikte mücadele edilecektir. Fırat’ın doğusu konusu yakın dönemde yeni harekat alanı olarak ortaya çıkmaktadır. ABD, İsrail ve (pek görünmese de) İngiltere bir üçlü grup, buna karşılık Rusya, İran ve Türkiye diğer üçlü grup şeklinde kümelenmiştir. Yakın zamanda İstanbul’da Fransa, Almanya, Türkiye ve Rusya dörtlü zirve yapacaklardır. Eğer buradan bir sonuç çıkarsa grup ağırlıkları daha da belirginleşecektir. Kasım ayında İran ambargosunun ikinci ayağı devreye girecektir. Bu ekonomik şartlarda gruplaşmalar daha da sıkılaşacaktır. Aynı ay ABD’de ara seçimler vardır. Bu seçim atmosferinin (özellikle Trump’a karşı oluşan iç cephenin) etkisiyle ABD’deki iç gerilimler olduğu anda, Türkiye’nin de içinde olduğu grubun, Fırat’ın doğusuna baskı yapması ihtimali daha da belirginleşecektir. Yine de eklemeliyiz, bu gruplaşmaya Çin’i dahil edemedikçe denge oluşmayacaktır.
  • Üçlü zirvenin sonuç bildirgesi BM’i görevine çağırır ve her yapılacağın bu kurumla birlikte olacağına atıf yapıyor.
  • Bütün bu büyük planda İdlib bir biçimde çözümlenecektir. DAEŞ, HTŞ, El Nusra, vs. radikal unsurlara “çare” bulunacaktır. Sahanın özel dinamikleri düşünülerek bu mücadelede bir başarı aranacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Üçlü Zirvenin Tahran Bildirisi

DİĞER YAZI

Türkiye İnsanlık Dersi Veriyor

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,