Yakın Dönem Batı Merkezli Yalan Politikası

171 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Siyaset ve yalan konusu çokça yazılır. Daha çok Batılı siyasetçiler büyük gösterilerle dünyayı ilgilendiren konularda alenen yalan atarlar. Bazen bu yalanlar tarihe mal olan önemli konulardır. Ben de tanık oldum hem ülkemi ilgilendiren konularda. Sizinle paylaşmak isterim. Bugünün siyasetine bakarken bu sorunlu örnekleri size de hatırlatmak isterim.

Uzmanlar politika yalansız olmaz diyorlar. Bu yazı ise politika ve yalan ilişkisini özel örnekleriyle anlatıyor. Ancak okuyunca aklınıza gelecektir, yalanın da masumunu arıyor insan bu tarihi yanlışları gördükçe!

Eski Dışişleri Bakanı George Schultz, Ronald Reagan için “İyi bir hikâyeyi daha iyi hale getirmek için olayları yeniden düzenleyebilir,” demişti. Soğuk Savaş’ın sonlandırılmasına etki eden Reagan’ın Uzay Savunma Girişimi (SDI) projesinin bir yalan olduğunu o gün öğrendiğimde anlamıştım. İyi hikayeydi, ama o tarihlerde ekonomik zorluklar yaşayan Sovyetler bu yalana hayır diyemediler. Başkan Bill Clinton’un Beyaz Saray’da Monica Lewinsky ile yaşadıklarına dayalı yalanlarını medyadan takip etik. Donald Trump Amerikan tarihinde aleyhine en fazla kitap yazanlar listesinde başa geçmiştir herhalde. En yakınları bile ona inanmıyorlar. Bu örnekler benim yaşımdakilerin ilgiyle izlediklerinden bazılarıdır.

Tarihi açıdan kritik bir döneme daha gelelim. Yaş bakımından Soğuk Savaşı ve hemen sonrası değişim günlerini yaşamayanlar, sadece kitaplardan okuyanlar farklı düşünebilirler, ama ben ve benim gibi o günleri yakinen takip edenler, hatta takip etme görevi olanlar, mutlaka bugünü kitaplarda yazanlardan veya konferans salonlarında ifade edilenlerden farklı düşünürler. O fark nedir? ABD ve İngiltere alenen yalan üzerine bir dünya politikasını izledi ve ilk Irak’a ve Afganistan’a müdahale etti. 

Denebilir ki Irak olayında Saddam hakketmişti. Hayır! Konu Saddam gibi bir diktatör değildi. Iraklı masum insanlardı. O insanlar öldü, travma geçirdi, üstelik ülkeleri ne hale geldi, daha ne olsun?

Affedilecek gibi değildi, Amerika’dan baba ve oğul George Bush, Colin Powell, İngiltere’den Tony Blair, Birleşmiş Milletler kürsüsü dahil, çıkıp her yerde yalan söylediler, Irak’ı ve çevresini altüst ettiler, küresel radikal terörü imal ettiler… 

“Küresel radikal terör” demem aslında benim tercihim. Bu işi icat edenler “Küresel İslami Terör” dediler. Fareed Zakaria da öyle yazmış, ifade şöyle: “11 Eylül’de kapitalizm, demokrasi ve Amerikan hegemonyasının sözde durdurulamaz ilerleyişinin Müslüman dünyasında nasıl bir nefret ve şiddet tepkimesi yarattığını gördük.”[1] Çok şey anlatırım bu cümleyi kritik etmek adına… ben söylemeden yine Zakaria’da alıntı yapayım: “Tahminlere göre terörle mücadeleye 5,4 trilyon dolar harcandı.”[2] Peki sonuç ne? İnsanlık ne anladı bu işten? Kimin parası ne maksatla harcandı? Kimler bu iş için yalan attı?

Hem o yalan dolu günlerde senatör hem de Barack Obama döneminde Başkan Yardımcısı olan Joe Biden bugün nelerden bahsediyor? Demokrasi, özgürlük, insan hakları… Bu da yalan! Kavram olarak benden iyi bilecekler değil ya!

ABD’de sokakta evsizler üşüyorlarken onlar Irak’ta petrol çıkarıp satıyorlar, Suriye’de teröristten özerk bölge imal etmekle meşguller, Dedeağaç’a asker yığıyorlar… Onlar her yerdeler! 

Bir de ikna ediciler var, akademisyen, medya uzmanı, vs. Ralph Keyes Hakikat Sonrası Çağ[3] dediği eserinde yalanın her şeklini açıklıyor. Politika, medya, akademi dünyası… 

Gelişmek için demokrasi, adalet, şeffaflık, özgür medya gerekir, tamam! Hepsi doğru. Ama ABD’deki medya mı özgür? Örneğin gidin MIT Ekonomi Profesörü Daron Acemoğlu’na sorun, “Gelişme demek, önce özgür medya demektir,” der. Bu işin uzmanı olduğuna dayanarak konuşur, inceleme sonrasında bu noktaya vardığını iddia eder, doğrudur. Ama sorarsanız belki söyler, örneğin ABD, Londra, Alman medyasının ne olduğunu, belki de söylemez! Ancak tereddütsüz Türk medyasını eleştirir, dinledik kendisinden. Gerçek hayatta hangi medya özgür?

Şart koşmamak gerekir! Doğru ne? Sokaklarda yaşayan evsiz Amerikalının söyledikleri mi doğru? Yüzde doksan dokuza karşılık yüzde birinkiler mi doğru? Hangisi? Yıllardır yer küreyi bir ateş topuna çeviren bu sistemin sahiplenenleri mi doğru? Şimdi Paris’te, Glasgow’da önlem peşindeler ya! Peki hangisi doğru, bu kavramları benden daha iyi mi biliyorlar, hatta ben olmasam da olur mu? Batının liberal demokratik sistemine dahilseniz her şey tamam, değil mi? İkna ediciler akıl veriyorlar, hem de onların ekmeğini yerken gözlerimin içine bakıyorlar. Bazıları hemen kabul ediyorlar, elbette, bu böyledir. Yalanları kanıksatacak eli ayağı kirlenmemiş insanlar gereklidir. Bazen de militan tipliler gereklidir. Onlar bilirler, kim ne zaman, nerede, ne amaçla, ne iş yapacak. 

Ama gerçek şu, 2021 itibariyle, 8 milyon bitki ve hayvan türünün 1 milyonunun nesli gelecek birkaç yıl içinde tükenecek! Acaba Georg Wilhelm Friedrich Hegel teorilerini ileri sürdüğü zamanda bugünkü sonucu öngörebilir miydi? Oluyor işte…

Dünya hali bu, işime geliyor, ben de dost olacağım, denebilir. Ama inanın, insan olarak düşünüyorum da vicdanım müsaade etmiyor. O tanık olduğum zamanlarda rahatça yalan atanlar bugün itimat telkin etmiyorlar. Hani deseler, en iyisi bu diye, inanın bir aldatmaca var mı demeden, şüphe duymadan geçemem. Tarihte bir defa aldananın ikinci hakkı yoktur.

Bazıları bilmezler, söyleyeyim, ben ve arkadaşlarım, o dönemin bürokrasisi, Turgut Özal zamanı, emir üzerine sürekli harekat alanına yönelik plan yaptık, görüşmelerde bulunduk, o gün biz de Irak’a girecektik; ülkemiz için tarihi ve stratejik bir kazanım elde edeceğiz diye, en azından PKK terör belasından kurtulacağız diye. Bazıları şöyle bile düşünmüş olabilirdi, Musul ve Kerkük’teki kardeşlerimizi zulümden kurtaracağız ve Osmanlı sonlarında gücümüz yetmediğinden İngilizlere kaptırdığımız toprakları belki de geri alacağız diye. Ne oldu? Alay ettirdiler bizi bize: Bir on ha! Gazeteler yazıyor. Bilen bilir derler ya… 

Rahmetli Özal’ı eleştirmek başka bir konu, benim de söyleyeceklerim var. Ama buradaki konuda hakkını teslim etmemiz gerekir, tanık oldum. Özal her gün birkaç defa baba Bush’u telefonla arardı, ama bir türlü müsaade alamadı, biz senin için de oradayız dedi durdu, oyaladı. Bir, iki… Böyle geçti günler. Özal caymadı, Amerika müsaade etmesin dursun, ben gerekeni yapacağım dedi, dirayetle. Derken dönemin Genelkurmay Başkanı dahil sınır birliklerinden bazı generaller ve albaylar istifa ettiler. Acaba ABD o istifa edenleri de çeşitli nedenlerle ikna etmiş olabilir mi? Bizler tarihi fırsatı ABD ülkemize vermedi diye kaybettik, Özal eksik iş yaptı diye değil!

Sonra PKK terör yükü omzumuzdan kalmadı, 1 Mart Tezkeresi zamanında ülkemizi cezalandırma dönemini başlattılar, Süleymaniye’deki yiğitlerimizin başına çuval geçirdiler, alenen terörü desteklediler, para, silah ve motivasyon verdiler, onlara politika önerdiler, sürekli önlerini açtılar, siyasi coğrafyada değişiklik yaratmanın peşinde oldular… Biri çıksa DAEŞ bile bir proje dese, inanma demem artık! Yalanlar, projeler, çıkar ilişkileri…

“Ben de çıkarcıyım,” diyen olabilir. Ortak değerler ve çıkarlar başka, ama Bushların, Blairlerin, Bidenların çıkarı çok başka! Benim için ülke yani vatanın ve milletin çıkarı ve geleceği yani bekası, bunun üstünde namus timsali şanlı bayrağım önemli… 

Siyaset başka bir şeydir; ister ABD, Rusya ister başka bir güç olsun, onların siyaseti benim çıkarıma olacaksa varım, değilse karşısındayım. Hele hele kandırıldığımızı ve oyalandığımızı görünce çok iyi anladım; eğer yeterince güçlü olamaz isek haklılık dahi yetmiyor, dünya böyle!

Joe Biden dese ki PKK/YPG’yi ve FETÖ’yü Türkiye’ye teslim ettim, tamam! Ama karşılığında sizden bilmem kaç milyar dolar istiyorum, ona dahi tamam! Neden mi böyle söyledim? Bebek katilini Kenya’da bize şartlı teslim ettiler, hapiste tutun dediler, öyle oldu. Terör ele başı bugün insan hakları ve özgürlükten bahsediyor, iyi mi? Onu dinleyenler var, gazetelerinde manşet yapanlar var… Irak ve Suriye’de Amerikalı yetkililerin gözlerinin önünde dolaşan üç PKK terör elebaşı üzerine politik manevra olsun diye yani Türkiye’yi ve bölgede ilgilenenleri kandırmak için başlarına ödül koydular, ne oldu? Yalana devam ettiler. Dün gibi ama bunu bile unutanlar var…

Hasım veya rakip varsa mücadele vardır. Derz boşluğun veya kırıklığın varsa oradan sızarlar. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz bu dünyada. Güçlü olmak en temel konudur. 

Sömürge döneminde beri biliyoruz, daha da güçlenmenin yolu yalandır. Unutmayalım, önce İspanyollar ile Portekizliler Yeni Dünya’daki altın ve gümüş madenlerini erittiler, sonra özellikle İngilizler tütünden ve çay bitkisinden altın ve gümüş dağları imal ettiler. Tütün ciğerlere iyi gelir dediler, doktorlar ve gazeteler bunu söylediler… Geçmişi böyle bir kültürü tanımadan bugünü toz pembe açıklamak olur mu?

Neymiş? Siyasetmiş, hatta ilkeli siyasetmiş!.. Olmaz böyle siyaset; zaman kazan, oyala, yalanına inanacak birilerini bul, kullan… Olmazsa başkasını bul… Demokrasi bu değil mi? Sandık, parti, özgür basın… Ama insan onuru için yaşar, öyle değil mi? Şurası açık; yalancıların onurla işi olmaz! 

ABD tarafında Reagan’dan Biden’a, SSCB ve Rusya tarafında Brejnev’den Putin’e Başkanları takip eden biri olarak, Türkiye’deki Başbakanları ve Cumhurbaşkanlarını mı takip etmemiş olacağım?

Kime güveniyorsun diyeceksiniz. Ben bir birey ve vatandaş olduğuma göre, kendime! Beni ben yapan değerle varım; işte bu gerçek. İçinde bulunduğum kültürü geliştirmek hedefim; şahsım için bu da bir gerçek. Ama kendinde olmayanlarla yapay bir siyaset peşinde koşan çıkarcıları da bilmek hepimizin ödevidir, bunu da söylerim.


[1] Fareed Zakaria, Pandemi Sonrası Dünya İçin On Ders, Çev. Yasemin Karalı, Kırmızı, İstanbul, 2021, s. 28

[2] A.g.e.: s. 22

[3] Ralph Keyes, Hakikat Sonrası Çağ, Günümüz Dünyasında Yalancılık ve Aldatma, Çev. Deniz Özçetin, Deli Dolu, Ankara, 2. Baskı, 2019.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD ve Rusya Gerginliği ve Türkiye’ye Etkisi

DİĞER YAZI

Yeni Jeopolitik Durum ve Türkiye

Politika 'ın son yazıları

Tam Spektrumlu Politika

Size şöyle soruyorum: Tam spektrumlu politikanız nedir? Klasik ideolojik yaklaşımlarla mı hareket edeceksiniz, hatalar üzerinde geliştirdiğiniz

Fay Hatları

Türkiye’nin bölgesindeki çatışmaları, gerilmeleri ve krizleri incelemeye başladığımızda ilgili aktörlerin etkileşimleri bağlamında geniş bir coğrafya içinde

Kırılma Cilt II

Kırılma Cilt I'de bu bir kitap olacak diye başlamış idik. Cilt II'ye geçmeden gördük ki bu