ABD ve Rusya Gerginliği ve Türkiye’ye Etkisi

198 Tıklama
7 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Biden Doktrini” diyoruz ama Amerika Birleşik Devletleri müesses nizamının politik anlatımının özü nedir? “Amerikan halkı ve dünyadaki insanlar için ortak değerlerimizi savunmak, ortak çıkarlarımızı geliştirmek ve yeni ve hızlanan küresel zorluklar karşısında bile demokrasinin gerçekleştirebileceğini göstermek için ortaklar ve müttefiklerle birlikte çalışan güçlü bir Amerika!” Dönemsel Başkan Biden bunu ifade etti ve son olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan da tekrarladı. Burada iki tema var: Birincisi demokrasi, ikincisi ise ortaklar ve müttefikler.

Demokrasi bağlamında ABD’nin rakip/hasım gördüğü; Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran. Bunlarla işbirliği halinde olan ve Batı tipi demokrasi kültüründen taviz verenleri ABD karşısına aldı. Kimlerle beraber? Küresel bir sistemle, yani networkle. Ortaklar ve müttefikler kimler? Küresel ABD sistemi şöyle kuruldu: G7 (ABD yanı sıra Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada); AB (27 ülke); NATO (30 ülke); buna NATO 2030 vizyonunda Derin Ortaklar’ı ekledi (Kanada, İngiltere, Hollanda, İtalya, Norveç, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Güney Kore); QUAD, Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya), AUKUS ve Stratejik Ortak (İsrail). Her ne kadar ABD müesses nizamı odaklı olunsa da Batı tipi kültüre dayalı liberal demokrasi fikriyle hareket eden ülkelerin küresel bir kapsama oturduğu Atlantik, Pasifik ve Hint-Asya’yı kapsadığı görülmektedir.

Bu bağlamda Türkiye nerede, hangi yolu seçti, iyi tespit etmek gerekir. Üç strateji var: Birincisi, “ABD ve birlikte hareket eden çoğunluğu gelişmiş 50 civarı ülkeden beklentim az, ben yeni bir vizyonla ve hedefle hareket edeceğim…” denebilir. İkincisi, “Dünya yeniden kuruluyor, ben de aralardan çıkarak genişler ve güçlenirim, riske girerim ama en sonunda kazanan olurum, ben bu vizyonla ve hedefle hareket edeceğim,” denebilir. Üçüncüsü ise “Bu Batı tipi kültüre dayalı liberal demokrasi fikriyle hareket eden 50 kadar ülkenin yanında olmaya devam edeyim,” şeklindedir. Bunlar birer politik seçimdir. Ancak neden bahsediyorum farkındayızdır, dünyada belirgin tarihi bir büyük kutuplaşma başladı, tam da bu noktada seçim yapılması gerekiyor.

Gündeme gelelim. Olay şu, Joe Biden henüz Türkiye’de “iktidarı değiştirme” ve “Rusya ile ilişkilerinin önüne geçme” fikrinden vazgeçmiş değildir. Bilindiği gibi bu iki nokta bizatihi Biden’ın, Beyaz Saray’ın ve Kongre üyelerinin beyanlarıdır. Bir kaçtır her iki Başkan, Sn. Erdoğan ve Sn. Biden karşılıklı görüşüyorlar ve sonuçta bir şey yokmuş gibi davranıyorlarsa da durum görünüyor; ABD, Türkiye’yi bahse konu iki noktadan dolayı yoğun eleştirmektedir ve bu yönde bizatihi kendisi sorunu çözmek için çaba içerisindedir.

Bu arada, Biden, Putin için rahatlıkla “katil“ diyor, ama esasen “otokrasi“ eleştirisi yapıyor.

Obama dönemi malum, Trump döneminde her ne kadar Başkan’ın kendisi olmasa da müesses nizamın bakış da belliydi, ama açıkça Biden Başkan olduktan sonra görünür oldu: Batı tipi liberal demokrasi esas politikadır ve küresel bir ortaklık modeli ile akıllı güç uygulayarak hareket edilecektir.

Bu bağlamda Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin ile ilk yüz yüze temaslarını Haziran ayında gerçekleştirdi. Bu iki görüşme Biden için önemliydi, ama asıl önemlisi onun Başkanlık döneminde tutunacağı tavrın netlik kazanmasıydı. Biden muhatabı her iki lidere de ne yapmak ve ne görmek istediğini Haziran’da ifade etti. 

Bugün Batı liberal demokrasi ideasının temsilcisi Biden Yönetimi hangi politikayı güdüyor? Bütünüyle; Çin’e karşı net tavır içinde bu konuyu başka bir zaman ele alalım, bu noktada konumuzla alakalı olarak, NATO’yu da arkasına alarak planlı bir biçimde Rusya’ya karşı stratejik baskı uygulamakta, jeopolitik durumu neredeyse Soğuk Savaş dönemine yakın bir hale getirmektedir. Bu ifadeleri özellikle kullanıyorum, anlaşılacağı üzere hem rakipler hem de ilgili diğer ülkeler açısından bu denli önemsenmesi gereken küresel kapsamlı her yönüyle savaşı çağrıştıran rekabet ortamının faturası ağır olur!

Benim yaklaşık bir aydır ifade ettiğim “Kırılma” perspektifinin özünde bölgemizde bu iki başat gücün, ABD ve Rusya’nın, yeniden tırmandırmaya başladığı jeopolitik gerçeklik vardır ve bunun etkisiyle Türkiye’ye bağlı öteden beri gündeme getirilmeye çalışılan meselelerin gün yüzüne çıkarılıp tekrar yöneltildiği bir durumu değerlendirmek gerekir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Roma’da İkili Görüşmeler ve Sonuçlar

DİĞER YAZI

Yakın Dönem Batı Merkezli Yalan Politikası

Politika 'ın son yazıları

Tam Spektrumlu Politika

Size şöyle soruyorum: Tam spektrumlu politikanız nedir? Klasik ideolojik yaklaşımlarla mı hareket edeceksiniz, hatalar üzerinde geliştirdiğiniz

Fay Hatları

Türkiye’nin bölgesindeki çatışmaları, gerilmeleri ve krizleri incelemeye başladığımızda ilgili aktörlerin etkileşimleri bağlamında geniş bir coğrafya içinde

Kırılma Cilt II

Kırılma Cilt I'de bu bir kitap olacak diye başlamış idik. Cilt II'ye geçmeden gördük ki bu