Kırılma

856 Tıklama
229 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu bir kitap olacak. Bu günü gününe tutulan notların birikimi ile gerçekleşecek. Geçenlerde bir twit attım ve ne dedim biliyor musunuz? Yazar adaylarına, günlük tutar gibi olanları not edin, bir ay sonra iki ciltlik eser sahibisiniz! Evet, böyle olduğunu size bizzat göstereceğim. Kitabın adını şimdiden Kırılma koydum ve size twitte söylediğimin olabileceğini göstereceğim. Bu yazı sadece Kırılma, sonra sırayla devam edecek, Kırılma 1, 2, 3… diye. Konumuz ne? Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki kırılmayı yazacağım. Burada günlük olayları ifade edeceğim, ama arada gerilerden bazı önemli hatırlatmaları huzurunuza getireceğim. O halde, konuyu daralttım ve adı da belli. Tek bir konuyu günlüğe sığdırarak yazmak daha zor olmalı diyeceksiniz. Ama hayır, zor değil, öyle çok olay olacak ki göreceksiniz, haklı çıkacağım. O halde bu kitabın bir giriş bölümü.

Bugün başladık diyelim. O halde başlangıç olarak bazı temel konuları işaret etmek isterim. Şöyle: Bir, ben belli bir ideolojinin savunucusu değilim, bir siyasi görüşüm yok. İfadelerimin çoğu durum tespiti mahiyeti taşıyacak. İki, merakım var, buna bizim gençliğimizde entelektüel tecessüs derlerdi, bende bu var, merak ediyorum ve bilgimle karşılaştırıp sizlere sunabilceğim değerlendirmelerim oluyor. Baştan söylüyorum ki sonra bana dönüp söz söylemeyin, tarafsız değerlendirmeler size sorun çıkarmasın, bu benim görüşüm olacak. Üç, günlük olarak sosyal medyada yayımlayacağım konulara sizlerin tepkileri olursa, eleştiri halinde, bunları da kullanacağım. Yani baştan ifade etmeliyim, interaktif olmak istiyorum. O halde birlikte yazalım! Ama önce takip etmeniz gerekecek ve hatta sizler de çevrenizde tartışın, sonucu bana aktarın isterim.

Bizler Mars’tan gelmedik, dünyalıyız. Bu dünyanın bir insanı olarak hatamızla yaşıyoruz. Elbette bir yörenin insanıyız. Ama inanın bunlar yazacaklarımızı bağlamayacak. Bence böyle! Sizden de beklerim, dünyalıyız ve yaşamın içinde öğreniyoruz, hep birlikte olalım.

Paylaşın, bu yazdıklarımı samimi olduklarınıza iletin. Belki çok ilerilerden bir yerden beklenmedik bir anda özgüveni çok yüksek bir arkadaşımız çıkar ve hepimiz adına arayış içinde olduklarımıza dair, işte seçenek bu, diyebilir. Çok bocalamayız ve çok yıpranmayız…

Samuel P. Huntington ile başlayalım. O 1993 yılında Türkiye’nin bir fay hattında olduğunu, onun tabiriyle, “bölünmüş ülke” olduğunu söylemişti. Bölünmüşlüğü Kemalizm ve karşıtları olarak açıklıyordu, pratik açıklama budur. Bu fay çatlasın ve bölünmüşlük derinleşsin diye uğraşanlar mutlaka olmuştur, tarif edildiğine göre!.. Ama doğru tarafları da var, bu Medeniyetler Çatışması meselesinin.

Benim anladığım şöyle, ya Türkiye tüm Müslüman veya mazlum halklar için önderlik iddiasını daha ilerilere götürür ve yaklaşık 1-2 milyar insanı peşine takıp ABD’nin veya Batı medeniyetinin karşısına dikerse ne olacak? Eğer bugün Müslüman dünyasında böylesi etkilenmiş iddialı birilerini varsa, Batı medeniyeti için söylüyorum, Müslüman nüfusu ve onlara önderlik edecekleri yozlaştırmak kadar doğal bir sebep olamaz, değil mi?

2005 yılında Recep Tayyip Erdoğan İspanya ile bir proje başlatmıştı, Medeniyetler İttifakı diye. Bu proje Birleşmiş Milletler’e kadar taşındı. Bu projede amaç dünyayı bölünen değil, birleştiren yapmak idi. Ama bu proje pek ilerlemedi. Demek ki insanlık ittifak yapacaksa bu bir çıkar için olmalıydı. Bakın bugünlere, ABD ittifaklar ve ortaklıklar sistemi kurmakla ilgileniyor. Kime karşı? Esasen Çin’e karşı. ABD’nin bu ittifakına ve ortaklık önerisine katılanların beklentisi nedir? Açık konuşalım, çıkar!

Bugün Müslüman dünya için derin sorunlar var. Amaç bunları saymak değil elbette. Ancak 2001’de George W. Bush’un ifade ettiği gibi, küresel terörizm belirgin olarak Müslümanlardan kaynaklı, en çok bu toplumları ve ülkeleri vuruyor. Üstelik dünyada giderek İslamofobi artışı var. Bu durumda Müslüman kesim içindeki her şey değilse bile en azından bazı konular, düşümceler, kimseler hedef tahtasında denebilir.

ABD’de 2007’de Uzun Savaş konusu yazıldı. Buradaki hedef ifadesi Amerika’ya ve bu yolla dünyaya “İslam” sözcüğüyle özdeşleştirilerek aktarıldı. Barack H. Obama döneminde Uzun Savaş devam etti. Donald Trump döneminde biraz olsun sürdü. Ama Trump, Sonu Olmayan Savaş terimini kullanmaya başladı. Joe Biden benzer yönde ifadeler kullanıyor. Huntington ve sonrasındaki düşünce ve politikalara bakarak söylememiz mümkün, her ne kadar NATO ülkesi olsa da sonuçta Türkiye “kararsız ülke” sınıfında bir yerde.

Türkiye’deki iç politikaya bakalım, nasıl diyorsunuz?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Terörizm ve Uluslararası Hukuk

DİĞER YAZI

Yunanistan’ın Anlaşmazlık Stratejisi

Politika 'ın son yazıları