ekonomide-roller-ve-beklentiler
Ekonomide Roller ve Beklentiler

Ekonomide Roller ve Beklentiler

594 Tıklama
18 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Ekonomi hakkında tartışmalar artıyor, hem iç hem de dış şartlarda… Ben bu yazıda rolleri ele alacağım. Aktörler var, yaşanan olaylar, teori var, pratik de… Son olarak Berat Albayrak (40) Hazine ve Maliye Bakanlığına, ekonomi yönetiminin başına atandı. Önceki gelişmelere bakarak bu durumu nasıl değerlendirebiliriz?

Dünyadaki kırılmaları hatırlamadan geçmeyelim, konuyu sadece iç şartlar ve politik gelişmeler olarak görmeyelim: 2001 Küresel Terör Savaşı (11 Eylül), 2008 Küresel Mali Kriz, 2017 Kleptokratik-Popülist Donald Trump dönemin başlangıcı. Bu tarihleri yurt içindeki değişimlere bağlayıp isabetli bir okuma yapmak isteyenler için bir engel yok!

En başta genel düşüncemi ifade edeyim. Ben “küreselleşme” kavramı ile “küreselleşmeci” kesimleri ayırmaktayım. Bu tür tartışmaları ayrıca yapmakta yarar var kanaatindeyim. Ama önemsediğimi ifade etmeliyim. Çünkü bugün bile en çok konuşulan konuların başında bir Ticaret Savaşı var. Dünya önce gitti, üretimi, kapasiteyi, tüketimi, hacmi… artırdı, bunun için açık açık Çin ve Hindistan ile çeşitli süreçler yaşadı; şimdi muhatap kim olursa olsun, Başkan Donald Trump ile ABD geleceğin yatırımlarında (Endüstri 4.0 gereği tüm alanlar, AI teknolojileri başta…) piyasaları Çin’e veya başkasına kaptırmamak için bu tip bir savaşı başlattı. (2006-2011 yılı itibarıyla bazı ülkelerin sanayi malı satışı gelir artışı: ABD, yüzde 0; Çin yüzde, 241; Rusya, yüzde 50; Almanya, yüzde 16. Bu verilere bakılırsa Trump’ın “America First” çıkışını anlamak mümkün olacaktır.) Taşların ne zaman yerine oturacağını bilemiyoruz. Ama bu arada pek çok temel kavram tartışılacak, pek çok ekonominin durumunda değişiklik yaşayacak!

Şimdi bir soru soralım: Ekonomiyi anlamak ne demek? Eğitimini almak, dostlar edinmek, içinde çalışmak, teorisini geliştirmek, hepsine hükmetmek… Böyle mi? Nasıl cevaplarsınız? Benim cevabım şöyle, ancak uygulamaya (tecrübeye) bakıp belki bir sonuç çıkarmak mümkün olabilir.

Bülent Ecevit zamanında ülkede ekonomi iyi değildi, bu yetmiyormuş gibi bir kriz yaşandı, Kemal Derviş (1999-2001) davet edildi, işleri rayına koydu. Ardından bir süre daha “Derviş Ekonomisi” sürdürüldü. Arada bazı isimler var. Zaman geçti, iktidarlar değişti, politik değişim süreçleri yaşandı, dünyadaki ekonomik büyüme ve para bolluğunun zamanında Türk Ekonomisi ODTÜ’lü Ali Babacan’a (2002-2007) teslim edildi. Ardından yine politik değişimler var. Ekonomi Londra’da tecrübe kazanmış Mehmet Şimşek (2007-2009) geldi. Bu kez şartlar başkaydı, dünyada ekonomik daralmalar ve çeşitli tartışmalar vardı. Arada bir “one minute!” vakıası (2009) var. Bu vakıadan sonra içeride çok şey değişti. Örneğin 15 Temmuz 2015 menfur darbe girişimi yaşandı. Son periyoda gelelim. Türkiye’de demokratik katılımla sistem değişti: 2018. Bir önceki hükümette Enerji Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak dönemine girdik (2018-…). Yapılan değerlendirmeye göre, “Sn. Albayrak ekonomiye uzak biri değil!” (Özgeçmişine bakıyoruz, İstanbul Üniversitesi’nde İşletme okumuş, yüksek lisansı ABD’de finans üzerine, ayrıca MBA’i var. Siyasete girmeden önce Çalık Holding CEO’su.)

Ben buradan itibaren durup tekrar düşünüyorum, acaba ekonomiyi bilmek ve anlamak ne ifade ediyor diye.

Aklınızda şekillendirin, kendimce anlatıyorum şimdi: Bir iç içe daireler modeli kuralım. Daireleri çizerken dikkatli olalım, çizgiler nokta nokta olacak, yani geçişken, birinden diğerine geçilebilecek. Neden? Özellikle küreselleşmeden sonra artık dünya böyle, izole bir devlet olmaz mı? Olur, ama örneklerinin akıbeti belli. Özellikle Soğuk Savaş’tan (1989) sonra dünya öyle bir hal aldı ki, bu dünyada yaşayan kendi büyüklükleri ve etkisi oranında değeri olan hemen herkes, birey, aile, kurum, örgüt, devlet, banka, sanayi kuruluşu, küresel aktör ekonominin de aktörüdür. Herkesin ve her şeyin bu denli içinde olduğu bir atmosferde nefes almakla ilgileniyoruz.

Evet, daireler çiziyorduk. Merkeze Türk halkını koyalım. Ortada dönen bir para var, gerisi başka şeyler. Ne bunlar? Çek, bono, sadece rakamların yazılı olduğu kağıtlar, dijital veriler… Halk açısından söylersek; cepteki paranın dışında tüketime dönük kullanılan, aslında var olmayan ama ticareti döndürmek için gerekli olan; kredi. Yani halkın cebinde (olduğu kadar) var olan asli ekonomik değerin yanı sıra ona tüket diye imkan tanınmış bir “borç sistemi” var. “İnsanların geleceğinin ipotek altına alınması, hayal ettirip bu yolla borçlandırılması, ekonomik aktör yapılması…” denebilir buna. Bu ne zamandır böyle? Öncesi de var ama konumuzu daraltmak için esasen Küresel Ekonomi icat olduğundan (Reagan ve Thatcher dönemi başlangıcı: 1981) ve Türkiye’de Kemal Derviş göreve geldikten bu yana bu böyle. Sadece Türkiye’de değil, dünya çapında bu böyle, dikkatinizi çekerim. Yoksa, “Bize saldırıyorlar mı?” der ve karşı koymak isteriz. Aman böyle düşünmeyin, rahat olun, artık her yerde doğal şartlar böyle, değilse bile yakını.

Kredileri kimler veriyor? Bankalar. İstediğiniz kadar BDDK olsun, iştirakçi (sermayedar) belli; küresel güç! Devletin veya Türk aktörlerin bankaları işte böylesi küresel piyasalar içindeki başka devasa bankalarla rekabet etmek durumunda. Bu devasa sermayenin ardında bir kişi aramayın, çok kişi var ve bunlar dünyalı!

Şimdi, halk dairesinin hemen dışında maliye dairesi var, bunu çizin. Türkiye’de daha çok Maliye, kasasını nasıl toparlıyor? Vergilerle. Ülkede ekonomik büyüklüğü yaratacak sirkülasyondaki para ve önemli ölçüde kredi idi. Başka enstrümanlar da var, onları da dahil edebilirsiniz. Kasamız büyük ölçüde ÖTV, KDV ve diğer vergilerle doluyor. Gördünüz mü? Devlet henüz cebe girmemiş (belki basılmamış) bir değeri kullanılarak tüketilen mal ve hizmetten vergi alıyor, hem de peşinen. (2016 verilerine göre; kamu borcu 803.8 milyar TL, özel sektör ve hane halkı toplam borç 2.149,3 milyar TL. Başka veri: GSYH’ya oranla hane halkı borç stoğu 2002’de yüzde 2 iken, 2016’da yüzde 18.)

Şimdi küresel üreticiler, tacirler, sermayedarlar diyorlar ki; “Arkadaş, benin halkımın alınteri yok mu? Ben üretiyorum ve bin bir müşkülatla sana mal gönderiyorum, sen halkına tükettiriyorsun. Ülkende herkes kolaylıkla kredi alıyor, bu güzel, benim de büyümem için kullandığın bu yöntem işime gelir, ama şartlar farklı. Kredi verenler belli! Senin halkının tüketiminin yarısı kredi. Kredi karşılığını da dışarıdan getirtiyorsun. Kaynak belli! Ben ülkende mal satacağım diye senin gümrüğünden girdikten itibaren her adımda vergi veriyorum. Bu tamam, Dünya Ticaret Örgütü’ne uygunsa söyleyeceğim yok elbette. İyi de benim üstümden ilave imkan yaratıyorsun, bunu nasıl hesaba katacağız? Üstelik halkın da vergi veriyor. Mal benim, sen henüz borç haldeki rakamlardan anında sıcacık vergiler topluyorsun. Bununla maliyeni idare ediyorsun. Bu nasıl kalıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik yöntem? Sana mal veya imkan vermem görürsün! Ya gel ortak bir yol bulalım, ya da bu işi bozalım…” İyi anlaşılsın diye böyle hikaye ettim bu ciddi mevzuyu.

Etrafına bir daire daha çizelim. Bunlar da bu devletin kanununa, karakterine, şartına uygun piyasalar olsun. Mali, para, sanayi, ticari, bilişim, enerji, büyük-küçük her türlü kurumsal aktör. Bunlar içinde iştirakli olanlar var, olmayanlar var. İştirakler nasıl olur? Sermayeyle. Hangi sermaye? Durum açık değil mi? Bunun arkasına bir daire daha çizmek gerekiyor, bu da bankalar halkası. Devletinkiler bu yana, diğer yana özel olanlar.

Hepsini de çevreleyen devlet dairesi var. Devletin dışı bir uzay boşluğu değil! Uluslararası kurumlar, imkanlar, kurallar, şartlar, küresel güçler ve bunların ilave olarak oluşturduğu şartlar var. Daireler arasındaki geçirgenlik bunun için gerekliydi. Her yerde, isteyin istemeyin, dışarıdaki bir Dolar (veya başka bir Döviz), içerideki bir TL ile ilintili. TL’yi basan Darphane. Merkez Bankası nerede? Arada geçirgenlikler var ya, bunların üzerinde duruyor; bir ucu piyasalarda, diğer ucu küresel alanda.

Şöyle mizansen edeyim, “Ben de kitap okuyorum, hatta 3-4 yıl önce Thomas Piketty’nin tuğla gibi Kapital’ini bile okudum, dostlarım var, içeride ve dışarıda, üstelik her gün Mahfi Eğilmez Beyi takip ediyorum, acaba ben de Maliye’ye Bakanı olabilir miyim?” Hiç olur mu? Şaka tabii.. İşte bu iş o kadar kolay değil. Kemal Derviş Bakan olabilir, içinde yoğrulmuş biri. Ali Babacan şöyle dursun hele! Mehmet Şimşek de olabilir, o da yoğrulmuş. Hem bu anlattıklarımı size (Sn. Derviş’in yaptığı gibi) kendi yorumuyla Sn. Şimşek çok kere anlattı, daireler çizmediyse de tarifleri özeldi. Şimdi AK Partili Sn. Şimşek ne milletvekili, ne de bakan. Üstelik bu önemli göreve Sn. Albayrak atandı.

Bu dikkat çekici bir durumdur. Bunun da bir anlamı olmalı. Bunu hep birlikte göreceğiz, bizler göremezsek de çocuklarımız tarih kitaplarından okuyacaklar. Acaba bu düşüncelerle Türkiye, uygulayacağı ekonomik politikalarla hedeflediği dünyada ilk on ekonomi arasına girecek mi? Şahsen ben isterim, hem kim istemez ki? Ve sonunda  merak edilen asıl konu var; kim haklı çıkacak? “Faiz lobisi” ile mücadele eden taraf mı? Yoksa bu tarz bir mücadele içine girmenin gereksiz olduğunu savunanlar mı? Okudum, dinledim ama bitmedi, ben de bu sonucu merak ediyorum. Çünkü bu ortada duran ve günlük yaşamımıza doğrudan etki eden durum gerçekten büyük bir meydan okuma yüklü. Asla kaybetme şansı olmamalı!..

Gelecekte ne var? Dünya 20-30 yıl içinde çok büyük değişimler yaşayacak. Buna hazır olan ülkeler çok ilerilerde olacak, şimdi maçı idare edenler ise önemli ölçüde geri kalacak. Küresel mega-kent düzeneklerini daha çok göreceğiz, ileri demokrasiler daha çok plütokrasiyle idare edilmeye başlanacak, vb. Biz bugün geleceğe hazırlanmak yerine kavramsal tartışmalar yönünden bir ispat çabası verir durumdayız. Ümidim, geliştirdiğimiz bu çelişkili durumdan dolayı zamanın icaplarına göre adımlar atmayı kaçırmayız.

Kapitalsiz kapitalizm olur mu? Önce milletin üretmesi önündeki engeller kaldırılmalıdır (ayrım yapmadan söylüyorum). Sonra borçlandırarak değil, mevduat toplayarak gelişimi sağlanmalıdır. Bu güç, inisiyatif ve potansiyel demektir. Elinde gücü tutan tasarruf etmeyi de öğrenir. Tasarruf ise etkinliktedir. Dolaylı vergilerle maliye idare etme yöntemi terk edilmelidir (Benim çok önceden söylenmiş bir sözüm var, kusura bakılmasın: “Böyle maliyeyi ben de yönetirim!” demiştim.) Bankacılık tekrar ele alınmalıdır. Türkiye bir sıcak para cenneti olmaktan kurtarılmalıdır. Reel sektör ve Merkez Bankası güçlendirilmelidir. Bütün bunlar için nitelikli insan gücü gerekmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

“Yeni bir büyük mali kriz” mi?

DİĞER YAZI

Ekonomideki Sinyaller

Ekonomi 'ın son yazıları

Küresel Ekonomik Graffiti

Önemli konuları konuşuyoruz, Dijital Çağ, tam küreselleşme, finans teknolojileri, dijital para, yeni Aydınlanma, jeoekonomi gibi, öte

Küresel Krizlerde Ekonomi

2020’de COVID-19 pandemisi ile birlikte küresel çapta önemli bir sosyo-ekonomik sorun gündeme girdi. En başta Amerika

ABD Ekonomisi ve Biden

Joe Biden ABD ekonomisini nasıl canlandıracak, işsizliğe nasıl çare bulacak? Bu sorunun iki yönü var; ilki