refah-olcusu-icin-yapilan-hesaplar-yanlis-mi
Refah ölçüsü için yapılan hesaplar yanlış mı?

Refah ölçüsü için yapılan hesaplar yanlış mı?

460 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Davos 2016’da Dördüncü Sanayi Çağı konusu üzerine bilim insanları tartışıyorlar. Belli ki bazı anlayışlar ve metotlarda değişiklikler yapılacak. Peki, Türkiye bu sürecin neresinde, biliyor muyuz? Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) hesabı konusundan hareketle gelin genel bir eleştiri yapalım.

Türkiye’de iktisat okuyanlar bildiklerini unutsunlar. Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) IMF Başkanı Christine Lagarde, Nobel ödüllü Prof. Joseph Stiglitz ve MIT’de Prof. Erik Brynjolfsson ekonominin değerlendirilmesinde GSYH’nın (GDP) sağlıklı bir hesaplama yöntemi olmadığını ve yerine yeni bir metodun bulunması gerektiğini hep bir ağızdan ifade ettiler. Halbuki biz de tam GSYH’mızı artırdığımızı söyleyip övünüyor, işlerin rayında gittiğinin kanıtı olarak bu veriyi sürekli tekrarlıyorduk. Oldu mu şimdi!..

Hatırlayalım, AK Parti iktidarı gelince bazı önemli ekonomik ve mali adımlar atılmış idi. Türkiye Lira’dan altı sıfır atmanın yanı sıra belli hesaplama yöntemlerini değiştirerek Türkiye’nin milli hasıladan kişi başına düşen payını yükseltmiş idi. Hatırladığım o süreçte Türkiye’nin nüfusunu da biraz azaltmış idik. Sonra açıkladık, “Kişi başına düşen pay (yaklaşık) 10 bin Dolar!” Birden zenginlemiştik. Bir de buna IMF’ye olan borçlar kapatılınca artık söylenecek olumsuz bir şey kalmamıştı.

Acaba şimdi, “Hesap hatası yapmışız!” mı diyeceğiz? Küresel ekonomide bu (klasik bilinen) ekol bu gerekliliği dikte ettirir ise buna dayalı hesap yaptıktan sonra ülkece biraz fakirleşecek miyiz? Tam da değerleri kağıt üzerinde denk getirmişken bu yapılır mı şimdi?

Başka bir şey daha yaptık. Zenginlik yaratmak için alınan ve satılan mal ve hizmetin ürün ve hizmet değerlerini artırdık. Bunun en başat göstergesi gayrimenkul sektöründe görüldü. Her yere inşaat yaptık, halen de yapmaktayız. Örneğin, 90 bin Liraya maledilen bir daireye lüks deyip 650 bin Lira değer biçtik. Bu yer yer 6-8 kattan daha fazla değer artışı demek oldu. Küresel para bolluğunda, özellikle (kabaca) 2005-2010’da, bu görece artış GSYH’da Türkiye’yi oldukça zengin gösterdi. Belli ölçekler Türkiye’yi küresel ekonomide “16. büyük ekonomi” sınıfına bile yükseltti.

Sürekli gündeme getirip eleştirdiğim bir konu da ekonomi ve maliyeden sorumlu bakanların ağız birliği yaparak, Türkiye’nin küresel ekonomiden aldığı pay ile büyümesine devam edeceği tezi oldu. Ben bunun bir aldatmaca olduğunu, ülkede ticareti yapılan özellikle günlük kullanımı olan teknolojik gereçlerden, ithal edilen enerjiden, ulaşım ve haberleşme ürünlerinden toplanan vergi ile devleti yönetmenin ve bununla bütçenin denk getirilmesinin doğru bir yöntem olmadığını çok tekrar ettim. Üretmeden diğerlerine, örneğin ithalat-ihracat dengesi tamamen Türkiye aleyhine gelişen G. Kore’ye göre bile, yakın mevkide gösterilen veya başka ifade ile G20’de temsili olan zengin bir ülke olup çıktık.

GSYH hesabında üretilen konutun değerini yükseltip alt alta toplamakla zenginleşmenin yanı sıra ithal edilen ürünlerin değerlerini de topladık. Satın alınan otomobiller, telefonlar, bilgisayarlar vs her şey zenginlik toplamında birer hesap kalemi oldu. Bunları biz üretmedik ki!

Bu aldatıcı değil miydi? Ben bir vatandaş olarak Türkiye’nin bir refah ülkesi olduğunu hiç hissedemedim. Hemen herkes buna aldandı. Zenginleşme şartları küresel büyüklüklerden kaynaklanıyorken biz bunu kendi zaferimiz olduğunu işaret ettik. Refahın artışı var idiyse de bu GSYH’dan değil idi.

Prof. Brynjolfsson bize 1930’larda Simon Kuznets’in bir açıklamasını hatırlatıyor. Kuznets şöyle diyor: “Alınan ve satılanları sayıyoruz. Bunun refah ölçüsü olduğunu söylüyoruz. Bu yöntem refahı değil tam tersi istikameti de gösterebilir.” Bence tam da Türkiye bunun örneğidir. Prof. Brynjolfsson ekliyor; “Bize gelişmişlik göstergesi için yeni bir model gerekli. Şimdilerde iş dünyasını yeniden icat ediyoruz, ekonomiyi ölçmek için yeni bir yol icat etmemiz gerekiyor.”

Elbette bu WEF’da bahsedilenler yeni bir tez değildir. Klasik ekonomistler, ki adı geçen Stiglitz, Brynjolfsson ve Kuznets taraftarlarıdır, bu konuyu sürekli savunurlar. GSYH (GDP) için alınan ve satılanların alt alta toplanması tekniği yerine; üretkenlik, hammadde ve teknoloji gibi ölçütlerin üzerine bir hesap yöntemi geliştirilmesi bu klasik ekonomistlerin öteden beri ifade ettikleri fikirlerdir. Ama onlar da bilmektedirler ki teknolojiyi ölçme endeksi henüz tam olarak formülüze edilmiş değildir.

Peki, Dördüncü Sanayi Çağı bağlamında küresel denklemlerin öne sürüldüğü WEF toplantılarında bilinen bu konu tekrar neden masaya yatırıldı? Soru cevabı da içeriyor, değil mi? Şimdiyi bir kenara koyalım, yakın gelecek bile bize insanlığın yeni yaşam kalıplarını dikte ettirecek. Tam da bu sırada, ekonomide boyut atlanacağı bir dönemde; teknolojinin öneminin kanıtlandığı açıktır, uzaydan maden taşıma süreçlerinin orta vadedeki beklentileri tartışılmaktadır, üretim ve tüketim sistemlerinin “herşeyin interneti”, “3-D baskı” ve “yapay zeka” teknolojileri ile daha da başkalaşacağı bilinmektedir. Bu kaçınılmaz bir konu olarak işaret edilmektedir.

Böyle bile olsa ben yine de Türkiye eleştirisini yapmakta geri kalmayacağım. Tehlike şu: Üretim-tüketim süreçlerinde yeni bir döneme girileceği aşikarken, hammadde ve enerjinin değerinin değişmesi an meselesiyken ve teknolojide dijital çağın ilerisindeki bir anlayışın egemenliğinin kabul edildiği ortadayken, işte bu yeni dönemde ekonomik hesap yöntemleriyle değilse bile, yaşam şekilleri ve ticari kapasitedeki etkinliği açısından, Türkiye geri kalmış bir ülke konumuna gerileyecek. Beni endişelendiren asıl mesele budur!

Kendilerine modern iktisat ekolü mensubu diyenlerin, bir anlamda hesapları denk getirmek üzerine “büyüme endeksi” tabanlı bir yöntemi savunanların değil Türkiye’yi, dünyayı nasıl bir yerlere sürükledikleri ortadadır. Bunun derin bir ekonomik tartışma konusu olmasının ötesinde artık uygulanan sistemin tıkandığı ve doğal yol değişikliği yapılması gerekliliğinin doğduğu anlaşılmıştır. Yeni soru, yeni denklemi kurarken ne ölçüde mutabık kalınacağıdır. İşte bu denklemi kuranlar ve dünyaya uygulatanlar da Dördüncü Sanayi Devrimi’nin mimarları olacaklar.

Şimdi anlayabildik mi ekonominin çoğu yerde bir salt-hesap yöntemi ve göreceli metot olduğunu, gerçek yaşamın ise daha çok ve yenisini üreterek katkı sağlamak suretiyle değer kazanabileceğini… Klasik dönemin “Mekke tacirliği” yöntemiyle Türkiye yeni çağa ayak uyduramaz! Ne yapalım dersiniz? Hatalı üretim olan araçları geri çağırıyoruz ya, benzer şekilde iktisat fakültelerinden mezunları yeniden eğitim için geri mi çağıralım dersiniz?

(Görsel: commons.wikimedia.org)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Davos ve Dördüncü Sanayi Devrimi

DİĞER YAZI

Tekelleştiren ve Rekabeti Önleyen Uygulamalar

Ekonomi 'ın son yazıları

Küresel Ekonomik Graffiti

Önemli konuları konuşuyoruz, Dijital Çağ, tam küreselleşme, finans teknolojileri, dijital para, yeni Aydınlanma, jeoekonomi gibi, öte

Küresel Krizlerde Ekonomi

2020’de COVID-19 pandemisi ile birlikte küresel çapta önemli bir sosyo-ekonomik sorun gündeme girdi. En başta Amerika

ABD Ekonomisi ve Biden

Joe Biden ABD ekonomisini nasıl canlandıracak, işsizliğe nasıl çare bulacak? Bu sorunun iki yönü var; ilki