Afganistan Taliban’a Neden Direnmedi?

256 Tıklama
24 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD’nin yirmi yılda inşa etmeye çalıştığı Afganistan’da sistemi bir çırpıda neden ve nasıl çöktü? Afganistan Devleti yöneticileri ve ordusu Taliban’a neden direnmedi? Bu noktadan bakarak dünyayı bekleyen nedir? Başlangıçta Afganistan’a var olan bir tablo vardı, yirmi yıllık ABD dönemi zamanında gelişenler oldu, şimdi bir yeni sayfa açılacak mı, dünya bunu merak ediyor.

Başlangıçtaki tablo pek iç açıcı değildi. Yolsuzluk, yoksulluk, yasadışı yollarla kazanılan para, kabile halinde yaşama kültürü… On yıllık 1979-1989 Sovyet işgalinde, ABD’nin de desteğiyle Pakistan sınırı Afganlar için işlevseldi. Burada örgütlenen gruplar vardı, silah yardımı aldılar, kaçakların girip çıktığı sığınma alanı oldu, vs. Üstelik ABD de bu işlevselliği istismar etti ve SSCB’ye karşı Pakistan üzerinden Afganlarla münasebetlerini geliştirme imkânı buldu. Bu amaçla Taliban fikrinin temellerini attı.

SSCB’nin son Devlet Başkanı Gorbaçov’un ABD’nin Afganistan’daki yirmi yılına bakarak söylediği gibi, “Çok kabileli bir toplumu demokratikleştirmek gerçekçi değildi.” Bunu neden hatırlattım? ABD en baştan beri analizini doğru yapmadı. Afgan halkı çok karışık etnik gruplardan müteşekkil ve bunların ilişkileri çok temel çıkarlara dayalı: Güvenlik ve kazanç. Böylesi kapalı gruplar içinde yaşayan kabilelerin her biri ayrı muhtariyetler gibi. Burada Batı tarzı bir demokrasi anlayışı olmaz, zira “3Y” var; yolsuzluk, yoksulluk, yasadışı yaşam. Her ne kadar Gorbaçov demokrasi gerçekçi değil diyorsa da bu içine kapalı sosyolojik gelişmenin bir sebebi de Sovyet istilasıdır.

Daha gerilere giderek anlatmak da mümkündür. 1839’dan itibaren Afganistan İngilizlerin saldırılarına uğramış bir ülkedir. İngiltere’nin Afganistan ile savaşının birincisi 1839-1842, ikincisi 1878-1880 ve üçüncüsü ise 1919’dur. Bu savaşlar toplumu içine kapamış, vahşi arazi koşullarında kendi kabuğuna çekilmiş güvenlik ve çıkar alanlarında yaşama imkânı bulan birbirinden ayrı kabileler meydana getirmiştir. Üstüne Soğuk Savaş ve SSCB istilası dönemini eklememiz gerekir. Belki ABD doğru yaklaşsaydı yirmi yıllık süreçte Afganların toparlanmaları şansı olabilirdi.

Bütün dünya uyuşturucu bitkilerinin ekiminin ve ticaretinin yapıldığı Afganistan’ı bilir. Bu kadar samimi görünen, demokrasi ifadeleriyle ülkede var olan bir Batı kültürünün bu konuda yaptığı ne olabilir? Trafiği yönetmek! Hal böyle olunca fazla söze ne hacet dememiz gerekiyor. Haliyle başarısızlığı bütünüyle uyuşturucu ile açıklamak yanlış olur. Buradaki konu şudur, içine kapanan kabileler, endüstri veya tarım yok, ne yiyecek içecek derseniz, yasadışı işler onlara bir kapı gibi görünmüştür. Yasadışı yaşamı korumak için silahlı grupları geliştirmiştir.

Sosyal medyada Afganistan’ın madenleriyle ilgili birçok bilgi gezdiriliyor. Bu bilgilerin kaynakları bile şüpheli, ama neyse, şöyle düşünün, burada bir hazine olsaydı, ABD neden terk etti ki? Eğer bu tür bilgiler kasıtlı dağıtıma konuyorsa, bu da büyük ABD planının bir parçası mı oluyor? Benim burada asıl ifade ettiğim nokta ise Afgan halkının olan madenleri bile işleyecek kapasiteye sahip olmadığı, üstelik yirmi yıllık ABD döneminde bu konuda doğru düzgün bir yatırım ve çabanın olmadığı gerçeğidir. ABD dönemi öncesinde de durum böyleydi.

Afganistan hakkında olumlu ifadelerde bulunuruz, ancak işgaller sonucu o ülkede olan tahribatı pek dikkate almayız. Zaten “3Y” oluştuysa bu her zamanın icaplarına göre açıklanması gereken bir husustur. Ancak ülkeyi sahiplenmek ve devlet olma bilincine varmak bakımından derin bir erozyona tabi bırakılmış Afganların vatan savunması konusunda da moral değer olarak bildiğimiz gücü kaybettiğini bilmemiz gerekir. Bir savaşta bu moral değerler elde taşınan silahlar kadar, hatta daha fazlasıyla önemlidir. Taliban ile anlaşan yerel bir unsur, iş yaparcasına, pazarlıkla hareket ediyor, sen beni koru, ben sana on adam vereyim, dercesine. Bu arada anlaşma dışında kalanlar ülkeden kaçıyor. Örneğin Özbekistan’a geçiyor. Ne yapsınlar? Hayatta kalmak zorunda. Bir tarafta Taliban var, diğer tarafta onlarla anlaşma yapan kabileler. Şartların ne olduğunu ifade etmek için bunları yazıyorum. Hep birlikte güçlü bir lider etrafında toplanmadıkça bu insanlar dağılırlar ve öyle olmaktadır. Afganistan’ın bu dönemde böyle güçlü bir liderleri oldu mu? (Emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı zamanında Türkiye’de Atatürk çıktı ve önderlik etti, bunun gibi düşünelim.) Örneğin daha önce Taliban’a karşı Kuzey İttifakı dendi, içlerinde savaşmayı çok iyi bilenler de vardı, ama bu kez bu ittifak kendi içinde dağıldı. Liderlik eksikti, moral değerler oluşturulamadı.

Demek ki önce ortadaki pek çok gerçek şartı incelemek gerekir. Buraya pek çok rakamlarla dolu sosyo-ekonomik ve sosyo-politik bilgileri de ilave etmek mümkün ama sonuçta ne anlamamız gerekir, ben bunu işaret etmek istiyorum. Başlangıçta ABD bunları analiz etti mi, etmedi mi? Etmiş olmalıdır, istihbarat birimlerinin görevi budur. Peki, bile bile lades mi? Olabilir. ABD, bu stratejik ülkeye gelip oturmak ve politik-askeri yönden kontrol ettikten sonra ne yapılacağına bakmak, Batı tipi destekle, ver parayı, silahı, eğitimi, yap tesisleri, olsun bitsin düşüncesiyle yaklaşınca sonuç alınacağını düşündü. 

ABD stratejik kuvvet desteğini, koruma görevini ve hava desteği kullanmayı kendi elinde tuttu, yeniden oluşturulan Afganistan ordusuna bir şey vermedi. Ama sonra, Afganistan Yönetimi’ne ve özelde Eşref Gani’ye, “Taliban ile sen savaş, o kadar eğitim ve silah verdim,” dediğinde inşa edilen Afgan Ordusunun bir hava gücü yoktu. Afganistan şartlarında SSCB de ABD de kendi harekâtını yaparlarken hava unsurlarını, daha çok havadan keşif gözetlemeyi ve silahlı helikopterleri kullandı. Arazi yapısı sızmalara açık çok alan bıraktığından havadan sürekli takip kontrol ve ani müdahale gerektiren görevleri gerektirdi.

ABD’nin Petraeus Doktrini diye bilinen bir askeri uygulaması var. Kısaca değineyim. Vietnam Savaşı’nda temelleri atıldı, sonra Afganistan’da güne uyarlandı. Başkan Barack Obama’nın El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i yok etme operasyonunda, esasında Taliban güçlerinin ülke çapındaki terör eylemlerine karşı koyma operasyonlarında, ki El Kaide’yi uzun yıllar Taliban sakladı ve korudu, General David Petraeus’un bu doktrinini uyguladı. Bunu daha çok Asimetrik Savaş yöntemi, Gerilla Savaşı, gibi şekillerde biliriz. Doktrin kısaca Karşı-Ayaklanma veya İsyana Karşı Koyma (Counter Insurgency, COIN) olarak ifade edilir. Hatta Petraeus daha sonra CIA Başkanı da oldu. Her neyse, ABD eğitip donattığı Afganistan Ordusu’nu yedekte, yardımcı, yerel unsur olarak gördü ve onların kendi inisiyatiflerle özel operasyon yapmalarına imkân tanımadı. Halbuki Taliban ile savaş demek, özel kuvvet operasyonu demekti.

Çoğunluk ABD, Afganistan’da çok para harcadı diye bilir. Hayır. Bunun çoğu kendi silah sanayiini desteklemek, kendi birliklerinin Afganistan’da harekat yapması ve gerekli altyapının tesis edilmesi için harcandı. Ama hepsi bütçede Afganistan kalemine yazıldı. Bakın, 946 milyar doların yüzde 86’sı, 816 milyar dolar, ABD askeri harcamalarına gitti. Afgan halkına 130 milyar dolar, 83 milyar dolar da Afgan Güvenlik Güçlerine harcandı. ABD Afganistan demokrasisi ve ülkenin kalkınması için para harcamadı. Başka kalemler de var, uyuşturucu yasağı operasyonlarına yaklaşık 10 milyar dolar ve Afganistan’da faaliyet gösteren ABD ajansları için 15 milyar dolar harcandı. Özetle, ABD’nin Afganistan’a yaptığı harcamaların yüzde 2’sinden azı halkın temel altyapı için veya yoksulluğunu azaltan hizmetler şeklindedir. ABD, ülkeyi ekonomik yoksunluktan kurtarmak için temiz su ve sanitasyon, okul binaları, klinikler, dijital bağlantı, tarımsal ekipman ve yayım, beslenme programları için gerekli ilgiyi göstermedi. Peki tablo ne? Yaşam beklentisi 63 yıl, 100 bin doğumda 638 anne ölüm oranı ve yüzde 38 özürlü çocuk doğum oranı. Çatışmalarda yaralanan ve sakat kalanlar yok ortada. Kırsaldaki yaşam dinamiklerinin rakamları bilinmiyor.

ABD müfettişlerinin Afganistan başarısızlığı raporu var. Bazı noktalar özet olarak yayımlandı. Bakalım:

  • ABD hükümeti, elde etmeyi umduğu amaç için tutarlı bir strateji geliştirmek ve uygulamak için sürekli çaba içindeydi. (Demek ki doğru düzgün bir strateji yok!)
  • ABD hükümeti, Afganistan’ı yeniden inşa etmek için gereken süreyi sürekli olarak hafife aldı ve gerçekçi olmayan zaman çizelgeleri ve harcamalara hızlı bir şekilde öncelik veren beklentiler yarattı. Bu seçimler yolsuzluğu artırdı ve programların etkinliğini azalttı. (Demek ki yolsuzluk var!)
  • ABD’nin inşa ettiği kurumların ve altyapı projelerinin çoğu sürdürülebilir değildi. (Demek ki 20 yıl boşuna geçirilmiş!)
  • Zararlı sivil ve askeri personel politikaları ve uygulamaları sonuçta gösterilen çabayı da engelledi. (Demek ki disiplin yok, istismar çok!)
  • Kalıcı güvensizlik, yeniden yapılanma çabalarını ciddi şekilde baltaladı. (Demek ki güven hiç olmadı!)
  • ABD hükümeti Afgan bağlamını anlamadı ve bu nedenle çabalarını buna göre şekillendirmede başarısız oldu. (Demek ki başta yazdıklarım da doğru, ABD politikacılarının elinde Afganistan’ı tanımak adına yapılmış analizler yok, olsa da bunlara bakılmamış!)
  • ABD devlet kurumları, çabalarının etkisini anlamak için nadiren yeterli izleme ve değerlendirme gerçekleştirdi. (Demek ki denetim de olmamış, denetimsizlik maksatlı mıydı acaba?)

Sonuç ne oldu dersiniz? Joe Biden yeterli kapasite analizi yapmadan, hazırlığı tamamlamadan ve güvenlik konusunda emin olacak imkanları tamamlamadan, “Afganistan’dan asker çekiyoruz,” dedi. (Asker çekti de orada neyi bıraktı, asıl soru bu olmalıdır.) 

İşte bu durum tarihte ilk defa bir terör örgütünün devlet (Taliban kendisine Afganistan İslam Emirliği diyor) sahibi olmasına ve modern zamanlarda görülmemesi gerekirken türden bir gerilla örgütünün bir ayda 300 bin asker mevcudu olan Afgan Ordusu’na galip gelmesi gibi bir sonuç ortaya çıktı. (Irak-Şam İslam Devleti, ISIS’ın veya kısaltarak ifade ettikleri şekilde, İslam Devleti, IS’nin adında devlet geçmekle beraber bu bir devlet sahibi olamamıştı, Taliban ise bu imkana kavuştu.) Buna sebep olan Joe Biden Yönetimi’dir. Biden, Taliban’a bu imkânı bir kararname imzalayarak vermiştir.

Biden’ın istihbarat komisyonu eskisi gibi Pakistan sınırının açık olduğunu, oradaki radikal unsurların kapasitesinden aktarılan bir desteğin geleceğini değerlendiremedi mi? Ama olan oldu… Ülkenin Taliban’a devri sürecinde Pakistan’dan topraklarından destek (insan kaynağı, lojistik, vs.) önemsenecek düzeydeydi.

Taliban güçleri mayıs ayında ilk Zaranj eyaletiyle başladılar, ağustos başına kadar kuzeyde ve batıda ilerlediler, sonra ülkede hızla çepeçevre 34 eyaleti “devralma” sürecini sürdürdüler. Pazar günü Kabil’deydiler. Pek direnen olmadı, tersine anlaşma oldu. “İşgal etti” demek pek doğru değil. Zira elinde silah olan çeşitli kabileler Taliban ile ülke yönetimi bağlamında anlaştı. Hatta ABD’nin eğitip donattığı yerel unsurlar bile Taliban ile anlaşma yaptı. ABD de Taliban ile anlaşma yaptı. Taliban zafer kazanan bir güç değildir, şu an için ülkeyi devralmıştır.

Her ne kadar Biden, Amerika’nın, “El Kaide’yi alt etme hedeflerine ulaşıldığını” söylese de gerçekte sonuç şöyle, Taliban’ın bu zaferi Afganistan’ı bir kez daha aşırılık yanlısı gruplar için bir sığınak haline getirdi ve bu ABD eliyle gerçekleşti. O zaman yirmi yıllık çabaya ne oldu? Ki bu çaba içinde NATO, BM, diğer koalisyon ülkeleri ve NGO grupları var.

Ne oldu ABD’nin İsyana Karşı Koyma çabasına? Yeni ve küresel kapasiteye ulaşan bir isyancı gücü devletmişçesine meydana getirerek neyi halletmiş oldu? Evet bugün Bin Ladin yok ama El kaide ve ondan türeyen unsurlar ortada duruyor. Olan ne biliyor musunuz? ABD süper bir güç ve küresel kapasiteye sahip. Taliban küresel bir örgüt ve ABD bununla anlaştı, Afganistan’da işinin olmadığını ifade etti. Uluslararası yorumlar ise şöyle: ABD amacına ulaşamadıysa ve ortada en başa dönülen bir tablo varsa, o halde yenik düştü. Eğer durum buysa, bir düşünün, ABD neyin mücadele alanında yer almak istiyor?

Diğer yandan Pakistan Başbakanı İmran Han, Afganların “kölelik zincirlerini kırdığını” ilan etti. O zaman Afganistan ve Pakistan önemli bir işbirliği içine girme yolunda olabilir mi, diye sormadan edemiyoruz. Doğru, emperyalizme karşı bir savaş var, kölelik zincirleri sözlerinin de gerçeklik payı var, ama Taliban’a güvenle bir istikrarlı düzenin tesis edilebileceğini kim öngörür ki? Peki, ABD bu çekilme kararını almadan önce bölge ülkelerinde oluşacak yeni gelişmeleri değerlendiremedi mi dersiniz?

Görünen o ki Biden jeopolitik tehditlere odaklandı, Rusya ve Çin rakibi, bunlarla küresel güç mücadelesi içinde. O halde bu çekilmenin bir şifresi de özellikle Çin bağlamında Biden’ın bir planı mı var? Gerekçe böyle bile olsa Biden’ın Afganistan planı bir stratejik hatadır. Bu işi yapma biçimi böyle olmamalıydı. ABD bir stratejik güvensizlik yarattı. Dünya Amerika’yı sorgular oldu.

Yazının başlığını Afganistan Taliban’a neden direnmedi şeklinde attım. Şöyle denebilir, Afganistan Taliban’ı tercih etti. Bana göre Taliban halen bir aparattır. Taliban’a bel bağlayan bir düşünce varsa, zamanla ne olup bittiği ortaya çıkacaktır. Dünyanın değişik yerlerine dağılan Afganlar ise bu ülkeye dönüp bir mücadele etme azim ve iradesine sahip olamazlar, artık bu olasılık da bitti. 

Yakın vadeli bir ümit var mı? İnsan kaçakçılığı yapan, kadınları seks kölesi yapan, uyuşturucu kaçakçılığı yapan, yasadışı para trafiğinde konumlanan, insanlardan zorla vergi adı altında para toplayan, gençleri canlı bombaya dönüştüren, milletine kurşun sıkan Taliban ile yürümez. Taliban içinde birden fazla grup var. Birine bakıp hepsi için karar verenlere bunu hatırlatmak isterim. Diğer yandan Afganlar ülkesine sahip çıkmazsa ne olur? İşte konu bu, Çin’den İran’a uzanan eksende bir istikrar kuşağı mı oluşacak, yoksa daha büyük bir sorun alanı mı, hep birlikte göreceğiz. Elbette Amerika’ya hiç güvenilmez. Ya diğerlerine? Bu küresel bir savaş. Herkes kendi pozisyonunu alıyor. Ama genel kural, yanlış zamanda ve yerde olmak kaybettirir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Sonu Gelmeyen Savaş Sürerken

DİĞER YAZI

Küresel Terör ve DAEŞ-Horasan Meselesi

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun