Terörle Mücadeleyi Konuşmak

93 Tıklama
19 Dakikalık Okuma
Okuyucu

PKK terörü konusu yaklaşık 40 yılda dallanıp budaklandı, bir yandan terör üretiyor diğer yandan politik bir araç haline geldi, uluslararası tarafları oluştu. Ancak terörü ve teröristi çok iyi anlatmak gerekiyor, politikadan iyi ayrıştırmak gerekiyor. Eğer bu ayrımı yaparken konuyla ilgili uzmanlar bile nerede durduklarını bilmezler ise buradan başlayarak politikacılara kadar karışıklıklar yaşanır. Bu kimin işine yarar? Burada çıkar için bulunan ilgili bütün güçlerin. Onların kaybedeceği bir şey yok. Çünkü aparatları yönetiyorlar.

Terörizm meşruiyete düşman bir konudur, suç içeriklidir, geniş toplulukların duygu ve düşüncelerine etki eder. Meşru taraftakiler teröre ve terör diline çok dikkatli yaklaşmalılar. Basit haliyle terörün anlamı korku vermektir. Halkın psikolojisini ve sosyolojisini ilgilendiren diğer örneklerdeki gibi terör de dikkatli konuşulması gereken bir husustur. Hani ifade ederler ya uyuşturucu madde yakalandığında veya seri katil sokaklarda dehşet saçtığında haberleri verirken çok dikkatli olun diye, terör de öyledir. Örneğin uluslararası ilişkilerde kendi düşüncelerinizin iddiasıyla konuşabilirsiniz. Ancak terör konuşurken örneğin abartıya yer veremezsiniz, terörün temel amacı olan propagandaya eklemlenmiş biri gibi ifadeler kullanamazsınız. Terörizm günümüzde coğrafyayı istikrarsızlaştırma aracıdır. Uzmanlar bu istikrarsızlığı anlatırken terörü çok dikkatli açıklamalıdır. Karmaşık yapılar sade vatandaşın aklını karıştırmamlıdır. O halde az ve öz konuşmak yerinde olur. Politikacılar politik arenada, akademisyenler kendi mecralarında tartışabilirler, medya ise tartışmayı halka yansıtırken uzman kullanımına özen göstermelidir.

Terörle mücadeleye tercüman olanların anlattıkları bazen ters etki yapabilir, bunu baştan hesap etmeleri gerekebilir. Nasıl? Bu kişiler; terörist diliyle konuşuyor olabilirler, istemeseler de terörün propagandasına dahil olabilirler, verilen mücadeleyi başarılı göstermek isterlerken dolaylı olarak teröristi yüceltebilirler, bazen de alınan her başarılı haberi bir sonmuş gibi abartılı sunabilirler. Hatta kendilerini ön plana çıkartanlar dahi olabilir. 

Örneğin, son olarak terörist Ali Haydar Kaytan’ın etkisiz kılındığı açıklanınca neler söylenmedi ki!.. “Terör bitti, en önemli olay buydu, bu bir dönüm noktasıydı…” diyenler oldu. Hani spor anlatanlar bildiğimiz oyun dilindeki sözcükleri, o abartılı ve özenle keşfedilmiş sözcüklerle değiştirerek dile getirince kendi işlerinin de önemsenmesini sağlıyor görünürler ya, aynı şekilde terörle mücadeleyi anlatanlar da anlamı zorlanmış ifadelerle açıklamalar yapabiliyorlar. “Bu öyle bir olay ki hiç böylesi görülmedi!..” İyi de terörist o kadar büyükse ve onun yedi-sekiz benzeri daha varsa, bundan ne anlam çıkarılacak? Abartmamak, büyütmemek daha doğru değil mi?

Yine bir propaganda aracı olan medya bu tür sansasyonel işleri sever. Örneğin kılıç veya kesici alet demez de Samuray kılıcı der. Ancak basın meşrudur ve sorumluluk sahibi olmak zorundadır. Medya organı o anın reytingine veya ideolojisine bakıyor olabilir. Hatta bazı vakıf üniversiteleri reklam bütçesini bazı konuşmacılara ücret olarak ödeyebilir ve böylelikle terör konuşur görünürken aslen medyada özel teşebbüs kendi reklamını yapar. Bunlar işin arka planıdır. Ama neticede konuşulan terör, toplumun duygu ve düşüncelerine olumsuz etki etme potansiyelini içinde barındıran, çok hassas ve ulusal bir meseledir. Beka diyerek bekayı sulandırma hakkınız olamaz! Psikolojik harekât ve propaganda tarafı vardır, hatta resmi yetkililer bu konudaki stratejik hassasiyetlerden sorumludur. 

Konunun duygu ve düşüncelerle ilgili kısmına değindik. Şimdi politik açıdan bakalım. Göreceğiz ki bu yönüyle de konuşmalarda önemli hatalar yapılmaktadır.

Abartı ters etki yapar, bunu bilmek gerekir. Terörde neredeyiz, doğru anlatmak gerekir. Şimdi size terör örgütü yumağının tümünü içeren bir şema ile açıklama yapsam, ki internette arayın örneğini bulabilirsiniz, hemen anlarsınız ne demek istediğimi. Sadece teşkilat şemasını bile versem, kutucuklarla, İran’dakiler, Suriye’dekiler, Türkiye’dekiler ve Irak’takiler, ofisler, parti ve komisyonlar gibi, “çokmuş” dersiniz. Zaten terörü meşrulaştırmak isteyen üst aklın yapmak istediği budur, politika cephesini geliştirir. Haydi örneğini vereyim, bakın aşağıdaki şemaya:

Bu şemada PKK terör örgütü ve HDP nerede, görülmektedir. Şöyle bakın: Eğer Türkiye Cumhuriyeti (TC) vatandaşlarının içinde olduğu yapının kurduğu PKK terör örgütünün tepe noktasındakilerin hepsi teslim alınsın veya ortadan kaldırılsın, bu terör tehdidi tamamen bitirilmiş olur mu? Elbette belli ölçülerde zayıflayacaktır. Zayıflayan alanını ifade edebilirsiniz. Bir uzman olarak açıklaması böyle yapılabilir. 

PKK terör örgütünü kurduran, halen (sözde) lider kadro olarak bilinenlerle teması olan ve KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) aklını veren her kim veya ne ise ki bu başat bir veya birkaç güç olabilir, kurucular ve terör elebaşlarından önemli kısmı olmasa da onlar projelerini sürdürmek isteyeceklerdir. Bunun açıklaması terörü değil, destek vereni büyütür! Şöyle, 1996’larda PKK terör örgütü marjinal seviyede idi, ancak İkinci Körfez Savaşı oldu ve yeniden diriltildi, gözümüzün önünde oldu bunlar. Hatta 2005 yılı KCK kararlarının uygulanmasına destek verildi. Öte yandan 2005 anayasası Irak’ı fiilen üçe böldü, kuzeyinde Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) özerk yapıya kavuşturuldu. Suriye’de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve yakın zamanda sahnede olduğu üzere Suriye Demokratik Konseyi, SDK (ki bunların özü Demokratik Birlik Partisi, PYD, onun silahlı organı Halk Savunma Birlikleri, YPG, bunların da gerisinde PKK/KCK) ile benzer adımları atmak isteyen ABD yine sahnededir. O halde Türkiye’de PKK terör örgütünde ve onunla birlikte meşru siyaset cephesinde (son olarak HDP) kendine yer bulanlar, bir şekilde, yaklaşık 40 yıldır giriştikleri bu faaliyetlerini tamamlasalar veya tamamlatılsalar; İran’da, Suriye’de ve Irak’takiler, aldıkları destekle beraber, faaliyetlerini sürdürürler. 

Teröristi büyütmeyin, toplumu bölendir, masum insanların kanı vardır ellerinde! Ama ABD veya Rusya gibi başat güçlerden bahsediyorsanız, durum farklıdır. “Çok önemli terörist…” dememeniz gereken noktada, “başat güç ABD…” diyebilirsiniz. Başka şekilde örnek vereyim, “hain terörist” dediğiniz noktada, ABD için bir uzman olarak televizyona çıkıp böyle söylememeniz gerekir. Uluslararası meşruiyet ve diplomasi devrededir. Herkes çıkarına bakar, siz de karşıt hamleleri yapıyor olabilirsiniz. Güç mücadelesi konusudur bu hususlar. Halka doğru açıklamak gerekir.

Politik açıdan kritik edelim: Irak’ın toprak bütünlüğü savunulduğu halde Çekiç Güç politikalarının uygulayıcısı olundu. Esasen bu bir çelişkiydi. Bu çelişki içindeyken son noktada mevcut Irak yapısı kabul edildi. Devam edelim, ABD’nin DAEŞ ile mücadele koalisyonu içindeyken ulaşılacak nokta az çok belliydi. Başta ABD olmak üzere seksen civarı ülke ve uluslararası kurum, halen daha DAEŞ ile mücadele ettiği ifade edilen SDG/SDK’yı terörist olarak nitelememektedir. Hatta mevcut Suriye Devlet Başkanı Esad bile SDG/SDK ile görüşmektedir. SDK heyeti geçen ay Washington’da resmi şekilde kabul edildi, ABD diplomatik heyetinin iade-i ziyareti ise geçen hafta Suriye’deydi. ABD bu sonucu alenen ilmek ilmek ördü. Bilmem kaç bin tır malzeme ve silah verdi diyoruz, bütçeden bilmem kaç milyon dolar ayrıldı diyoruz… O halde, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olmak, sadece bir politik hedeftir. Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde çalışan ve Cenevre’de Suriye’ye yeni anayasa yazmak amacıyla bir araya getirilen komisyon bile ne yapacağını bilmiyor. Bu Suriye şartlarında Türkiye’ye mütecaviz haldeki terörle mücadele etmek ise başka bir noktadır. Terörü konuşmakla uluslararası ilişkileri konuşmak ayrıdır.

Türkiye’nin resmi yetkilileri politika olarak istediklerini söyleyebilirler. Diplomatik veya politik manevralarını yapabilirler. Onların yetkisi var. Ancak uzman biri kendini politikacı yerine koyamaz. Devlet yetkilileriyle aynı şeyleri söylemek zorunda olmayabilir. Bu bağlamda terörün politika yönü uluslararası ilişkiler konusudur. Ancak terörist Murat Karayılan için “en büyük terörist budur” diye anlatırsanız olmaz! Sonra ne olur biliyor musunuz, Karayılan kendisini Che Guevara zanneder! 

Bakın, Abdullah Öcalan yaklaşık 21 yıldır hapiste ve halen konuşuyor, mektup yazıyor, Türkiye’nin bölünmesine dönük sahadakilere ve onu o seviyelere getiren uluslararası güçlere mesajlar veriyor, politika yapıyor. Bu politika bazen iç politikaya dahi etki yapabiliyor. Diğer örnek, Selahattin Demirtaş hapiste, işlenen suçlar belli, birçok masum vatandaşımız onun ifadeleri neticesindeki kalkışmalarda kana bulandı ve şu an sorumluluk Adalet’te. ABD başta olmak üzere o bilinen güçler ülkeyi bölmek için çaba gösteren hapisteki şahısları salıverin diyor, baskı yapıyor. Liderler zirvesinde, “demokratikleşme ve insan hakları” diye Jeo Biden konuyu masaya koyuyor. HDP’nin kapatılması süreci devam ediyor ama henüz hızlanmıyor. Bu noktalarda hep politika, uluslararası dengeler ve hatta güç mücadelesi bahsi var. Politikayı politikacılar yaparlar, sorumluluk ve yetki onlara aittir. 

Ne olmuş, kim ne söyledi, izliyorum. Son bir ayda bile öyle yanlış iddialar oldu ki!.. Bazıları zaten boştu, bazıları PKK terörünün propagandası için maksatlı verilen haberlerdi ama bazıları oltaya takılıp bunların sözcüsü oldu… Bir de İdlib konusu var. Orası şu an dünyanın en karmaşık yeri ya, akademisyenler de ilgi gösteriyorlar. Onlarca doktora tezi yazılır orada. Ama kes yapıştır yöntemiyle olmaz bu tür ciddi işler! Örneğin bir makale okudum, içinde öyle iddialar vardı ki, ama hiçbiri gerçekleşmedi. Ama o makaleyi okuyanlar etkilendiler, biliyor musunuz? Buradan anlaşılacak şu, sahadan bilgi alıyorum derken bile etki ajanı gibi hareket etmek mümkün olabiliyor, aman dikkat!

Düşünce kuruluşları konusuna yetkililer eğilmelidir. Bildik şekilde açıklayayım, kanarya sevenler derneği gibi düşünce kuruluşu kurulmamalıdır, kurulduysa da kontrolü yapılmalıdır.

O halde toparlayalım. Şahsi görüşümdür: 

  1. TC vatandaşı teröristlerin hepsiyle ilgimiz vardır, gerekli mücadeleyi şu an kazanılan ivme çerçevesinde devam ettirelim, etkisizleştirmeye davam. Yurt içi temizlendi sayılır; Irak’taki PKK terörünü de bitirelim. ABD’nin (sözde de olsa fark etmez,) başlarına ödül koyduğu Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ı bir biçimde ele geçirip ABD’ye biz verelim ve gerekli hakkedişi talep edelim. Suriye’de sınırlarımıza mütecaviz terörü temizleyelim, 30 km derinliğe kadar olan fiili haldeki güvenli bölgeyi muhafaza edelim, bazı alanlarda genişletelim, bizden uzak yerlerde olan bölücü ve insanlık dışı çabaları önce diplomatik yolla ve sonra zamana yayıp bazı özel operasyonlarla sürdürelim.
  2. Politika ile terörün ayrımını doğru yapalım. Terörü konuşanlar ve konuşturanlar çok dikkatli olmalılar. Terörle mücadele sadece askerin işi değildi, başından beri böyleydi! Günümüzde terörle mücadele çok cepheli ve disiplinler arası bir konudur. Ama bu kez de herkesin konuşabileceği basitlikten uzak olmalıdır, beka ve nitelik yönleriyle terörizmi konuşma konusu yetkililerce dikkatten uzak tutulmamalıdır. Propagandanın bumerang etkisi vardır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Baltık’tan Hazar’a Hibrit Savaş

Güvenlik 'ın son yazıları

Belarus-Polonya Göçmen Krizi

Geçtiğimiz haftalarda ortaya çıkan ve dünya gündemine oturan Belarus ve Polonya sınırında kendini gösteren düzensiz göçmen

Modern Savunma Teorisi

Bu teoriyi ortaya atmamın nedeni güncel savunma anlayışının eksiksiz anlaşılmasını sağlamaktır. Ülkemizde bazı çevrelerce savunma konusu

Elektromanyetik Savaş

Bu dönemde stratejik savunma ve caydırıcılık bakımından başat güçler tarafından önemli adımlar atılıyor. Konuyu sadece nükleer