Yeni Enerji Savaşı

Okuyucu

ABD’nin İran ile arasındaki nükleer anlaşmayı iptaline yakından bakınca gördük ki, konu aslında bizi küresel çapta ama sıcak gelişmeler yönü ile daha ziyade Ortadoğu’da sürdürülen bir “yeni enerji savaşı” kavşağına çıkarıyor. Ana aktörler ABD ve Rusya’dır. Enerji savaşı petrol ve doğalgaz üzerinden sürdürülmektedir. Elbette bu bütünüyle yeni bir savaş değil, bilinen bir savaştır. Trump ile sahneler ve rejisi yenilenmiş türdendir. Kolaylık olsun diye biz “yeni” diyelim. Şimdi peşi sıra ortay çıkan gelişmeleri inceleyelim. Bu güncel politik gelişmelerin biraz da olsa geri planına bakalım.

İran ve ABD arasındaki nükleer konulu anlaşmanın mimarı John Kerry idi. Kerry 2015 anlaşmasının yeterli olduğunu savunanlardan. Trump yönetimi ise İran’ın Ortadoğu’daki müttefikleri İsrail’e, Suudi Arabistan’a ve Birleşik Arap Emirlikleri – BAE’ye terör ihraç ettiğini düşünüyor. Ayrıca İran’ın Suudi Arabistan üzerindeki füze, drone ve siber saldırılarını işaret ederek, bunlarla dünya petrol fiyatlarının bile arttırıldığını iddia ediyor. Peki, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi petrol fiyatları üzerine ne şekilde etki etmekte, bu soruyu cevaplayabiliyor muyuz?

Konu nükleer idi. Anlaşmanın gereği, BM de devrede olarak, İran’a uygulanan ambargolar kalkmıştı. Şimdi anlaşma iptal edilince durum tekrar değişecek. Bırakın nükleer çalışmaları, bu yeni durum enerji alanındaki İran’ın ihtiyaçları yönünden de bazı açılımları gündeme getiriyor. İran enerji sektöründe dışarıdan aldığı yedek parça ve katkı maddelerine yapılan ambargonun kalması ile kendine avantaj sağlamıştı. Bugün ABD bu konuyu tekrar bir baskı aracı haline getirmenin peşindedir.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, İran’ın komşularındaki harareti arttırmaya devam ettiğini savunuyor. ABD, İran ile anlaşmaya sadece nükleer taahhütler olarak değil, daha bütüncül baktıklarını; nükleer konusunda yeniden bir diyalog ortamının inşa edilebileceğini, ancak İran’ın tek taraflı bölgesel gerginlikleri artırma eğiliminden derhal vaz geçmesi gerektiğini; Suriye’deki krizi çözülmez kıldığı nedenle İran’ın petrol fiyatlarının yükselmesinden sorumlu tutulabileceğini söylüyor. Düşünce şöyle, Tahran’ın politikaları ile küresel piyasalar olumsuz etkileniyor.

Sebep o veya bu, petrol fiyatları varil başına 80 dolar oldu. Beş yıl vadeli petrol fiyatı bile 2015’in sonundan bu yana ilk kez 60 doların üzerine çıktı. Bunun üzerine sanayi endeksli piyasalar riskli seyretmeye başladı. “İran bu politikalarından sorumlu tutulmalıdır,” deniyor. Bu kadar mı?

Öte yandan spekülatörler bile bu anlaşmaların geri planına ve pazarlıklara dahil oldular. Petrol denince akla karmaşık jeopolitik konuların geldiği, eğer zaman içinde İran nükleer silah üretirse bu karmaşık jeopolitik denklemin daha da kontrol edilemez olacağı endişesi spekülatörlerin şu anki argümanı olarak gösteriliyor.

İran tarafı ise bunun tam tersini savunuyor. Nükleer anlaşmadan çekilen ABD tarafından petrol fiyatlarının yükselttiği iddia ediliyor. Son olarak İran, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü – OPEC’e, “ABD’nin baskılarına boyun eğme ve üretimi artır,” çağrısında bulundu. İran Petrol Bakanı Bijan Namdar Zangemeh 11 Mayıs’ta bir tweet atarak, Cumhurbaşkanı Trump’ın petrol pazarında çifte oyun oynadığını söyledi. İddiaların devamında, bazı OPEC üyelerinin ABD’nin oyuncağı olduğu düşüncesine yer verdi.

Diğer petrol üreticileri ABD ve İran’ın bu sürtüşmesinden elbette memnun değil. Yine de İran medyasının bir başka iddiası ilginç. Buna göre, ABD yanlısı spekülatörlerin petrol fiyatlarını artırmak amacıyla son haftalarda bir yalan haber yayımlandığı, Suudi Prens Muhammed bin Salman’ın suikasta uğradığı sahte söylentisiyle fiyatların artırılmak istendiği iddia ediliyor. “Bu gibi düzmece haberleri yapan ABD tarafı,” deniyor. Medyada, “Fiyatları artıranın İran olduğunu söylemeleri asla kabul edilemez,” değerlendirmesi yapılıyor. İlave olarak, “OPEC Trump’ın tweet’leri ile baskılanıyor,” deniyor. Ayrıca, “Avrupa buna seyirci kalmamalı,” diye de ekleniyor.

Bir başka konu daha gündemdedir. İran satışlarında muhatapları ile dolar değil, kendi para birimlerini kullanmaları konusunu öne sürüyor. Bu bakımdan Çin ile ticaret önem kazanıyor. İran’a ödeme yapmalarına izin vermek için Çin şirketlerinin kendi para biriminde kullanabilecekleri türden mali kanallar ve kurumlar arası ağ şimdiden kurulmuş görünüyor. Çin Ulusal Petrol Şirketi – CNPC’nin Kunlun Bankası aracılığıyla Rusya ve İran’dan ithalat yapmak için yuanı test ettiği açıklanıyor. “Avrupa da bunu yapmak istiyor ama Bürüksel ABD tarafından kontrol altında ve eğer AB alternatif Çin finans ağı ile bir yol bulursa bu durum doların işine gelmeyecektir,” yorumları yapılıyor. Bunu baskılamak için ABD’nin Çin’e ikili ticaret anlaşmalarında net hükümler getirmeye çalıştığı iddia ediliyor. Dolayısıyla Çin de oyunun içinde gösteriliyor.

Diğer yandan Çin’in petrolü ucuza mal etmek için her türlü yolu deneyebileceği açıktır. Çin, 2012 yılında Obama’nın talebiyle İran’dan petrol ithalatını %20 azaltmayı kabul etmişti. Bugün bunu delme hakkına sahip olacağı başka bir tartışma konusudur. Çünkü nükleer anlaşma iptal olunca Çin de kendi ihtiyacına getirilen kısıtlamalardan kurtulacaktır. Çıkan fırsatla küresel alanda Çin’in Tahran adına liderlik etmesi söz konusudur. Böyle olunca ABD Kuzey Kore politikasını devreye soktu. Kuzey-Güney Kore barış görüşmeleri nereden çıktı şeklinde düşünmeyin, bir sebebi de buydu.

İran, günde iki milyon varil ham petrol ihraç ediyor. Avrupa, bu miktarın dörtte birinden fazlasını satın alıyor. Halbuki 2012’de Avrupa, neredeyse tüm petrol ithalatını İran’dan kesmişti. Ambargolar kalkınca Avrupa nefes aldı. Dolayısıyla AB nükleer anlaşmanın sürmesini özellikle istedi. Şimdi AB patronları Rusya ile de görüşerek bu konuda kulis yapıyorlar. Avrupalı ​​liderler nükleer anlaşmayı ABD’den ayrı olarak canlı tutmak niyetindeler. Pompeo’yu etkilemeye çalışıyorlar.

Japonya, Mart ayında İran’dan yaptığı alımları belirgin bir şekilde düşürdü. Hindistan’daki petrol devi IOC, şu sıralar İran’dan 140 bin varil/gün’lük alımları azaltmak için alternatif noktalar aradığını kamuoyuna açıkladı. Güney Kore’nin İran’dan petrol alımlarını azaltması bekleniyor. Seul, geçen yıl 360 bin varil/gün seviyesindeki alımları daha yakın bir zamanda 300 bin varil/gün seviyesine indirdi. Bugünlerde daha çok İran, Rusya ve Türkiye ile mal ticareti için petrol üretse de, mevcut jeopolitik çıkmazlardan dolayı, bir milyon gün/varil’lik satış veya daha fazlasını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu ise gelirlerin düşmesi anlamına gelir ve İran’ı yeni arayışlara sevk eder.

Doğalgaza bakalım. Doğalgaz endüstrisinde uluslararası yatırımlar azalmıştı. Tahran için daha başka bir senaryo söz konusudur. ABD Fransız Total’ı devreye sokuyor. Total’ın Güney Pars alanından alımını engelleyecek görüşmeler yapıyor. ABD, Ortadoğu’da Fransa’ya başka avantajlar vererek İran’ın önünü kesmeye çalışıyor. Bu konuda Suriye’den Fransızların avantaj elde etmelerini de söylenebilir. Güney Pars’ta bir başka yatırımcı olan Çin, LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) ihracat projeleri geliştirme konusunda deneyime sahip değil. Fransızlardan dolayı İran geri kalacak olursa Güney Pars için Rusya’nın devreye girmesi muhtemeldir. Rusya’yı (ve Almanya’yı) buraya daha fazla çekmek için ne yapacak? Tahran, Suriye veya Yemen ile bu nedenle daha fazla ilgilenecektir. Buraya etki ettikçe ABD’nin karşı tedbiri söz konusu olacak ve İran, Rusya ile (her ne kadar Fransa oyuna başka bir yerden girdiyse de özellikle Almanya açısından geçerli bir durumla) Avrupa’nın ilgisini buralara çekebilecektir. En azından Kremlin bütün bu gelişmeleri yakından izlemektedir.

Rusya 2011’in sonlarına doğru Sibirya Gücü boru hattıyla Çin’e tedarikçi olmak istemişti. Gazprom ek boru hattı güzergahını devreye soktu. Bu hat Kuzey Kore için de çalıştırılabilir. Öyle olursa Rusya Yemen’den Kuzey Kore’ye kadar ABD stratejilerinin karşısındaki en büyük aktör olma hüviyetini sürdürecektir. Buna karşılık ABD, Çin ve Güney Kore’ye etki ederek Gazprom’un bu girişiminin önünü kesmek isteyebilecektir.

ABD, İran’ı uzun dönemde doğalgaz piyasasından uzak tutmanın planlarını yapıyor. Yemen ve Suriye krizleri Suudi Arabistan’ı mali ve politik baskı altında tutuyor. Suudi Krallığı ABD ile ortak hareket halinde. Bu durumda Rusya Suudilerin harcamalarını artırmak için daha da batağa çekmek isteyecektir. Suriye ve Yemen gibi alanlarda İran ile hareket etmekle bunu sağlayabilmektedir. Dolayısıyla petrol ve gaz piyasalarında Rusya’nın daha fazla öne çıkma potansiyeli Riyad’ı tedirgin etmektedir. Bu bakımdan hatırlanacaktır, tarihinde ilk olan Kral Selman’ın Ekim 2017’de Moskova’ya bir ziyareti gerçekleşmişti. Suudi Arabistan Rusya’nın küresel konumunu geç de olsa kabul etmiş olmalıdır. Ancak daha sonra Suudi Arabistan Washington’u arkasına alarak Katar’a baskı kurmaya başlamıştır.

Rusya’nın duruşu ABD için bir engel niteliğindedir. ABD, Rusya ile yeni bir tür Soğuk Savaş yaşaması konusunun geri planı bu gerçeklere dayanmaktadır. Rusya, ABD’nin İran üzerinden yaptırımlarının ikame edilmesinin ekonomik cezası olduğunu bilmektedir. Bu bakımdan sıcak çatışma alanları Ortadoğu ve Pasifik olarak belirginleşmektedir. Ortadoğu’da Yemen ve Suriye önemli kavşaklardır. Tam da bu noktada ABD Kudüs planını devreye sokmuştur. İsrail, İran’ın karşısına bir kez daha çıkmıştır.

Geçtiğimiz hafta ABD, İran’a bir yol haritası verdi. İran halkına bir duyuruda bulundu, açıkça yönetiminizi değiştirin dedi. ABD, İran yönetimi ile halkını arasını açmaya niyetli görünüyor. Geçen aylarda İran’da meydana gelen olaylar dikkat çekmişti. Yeni terör saldırıları da devreye girecek mi?

Bütün bu gelişmelere bakarak, Türkiye’nin Ortadoğu barışı, özellikle Suriye, daha ucuz enerji tedariki gibi konular hakkındaki seçeneklerini düşünün. Rusya ve İran ile yakınlık, Akkuyu nükleer enerji santralinin inşası, TürkAkım projesi sıcak konulardır. Yeni Ortadoğu stratejisi tartışlan önemli konulardandır. Demek oluyor ki Türkiye de bu “yeni enerji savaşı” bahsinin tam da merkezindedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İran’a Yol Haritası

DİĞER YAZI

Hedef Kandil

Güvenlik 'ın son yazıları

Stratejide Kazanmak

Sürmekte olan önemli bir savaş var, ancak küresel çapta odaklanılan nokta Ukrayna cephesi olmaktan giderek uzaklaşılıyor.

Şiddetin Alfabesi

Gün geçmiyor ki bir şiddet olayıyla karşılaşmayalım! Kadın cinayeti, çocuk istismarı, canlının katli, silahlı veya silahsız