kontrole-kontrol-netizenlerle-netpolitisation
Kontrole Kontrol: Netizenlerle Netpolitisation

Kontrole Kontrol: Netizenlerle Netpolitisation

Okuyucu

Bir an için yaşamı kendi kurallarına göre değerlendirelim. İlerleme bile insana bedel ödetir. Değil mi? Eğer ülke lideriyseniz halkınızı, eğer paranın lideri veya bilim ve teknolojinin lideriyseniz dünyayı kontrol etmelisiniz. Kontrol edilen ise kendini özgür hissetmek ister. İşte size bir anlaşmazlık: Kontrol edenler ve edilenlerin bir örneği… Sonuç nereye gidiyor? Netizen’e mi? Netpolitisation’a mı? 

Yeni Buluş İnternet

Diğer her buluşta olduğu gibi sırası geliyor ve (örneğin) internet yokken icat ediliyor. Sonra yaygınlaşıyor. Yoğun şekilde kullanılıyor. Yatırımcılar büyük yatırımlar yapmaya başlıyor. Gençler sürekli uygulamalar geliştiriyor. Yeni iş imkânı bulunuyor. Ekonomide kapasite yaratılıyor, hem de katma değeri bir iş kolunda…

İnsanların günlük işleri ve alışkanlıkları değişiyor. İnternet kendi dünyasında öncülük yapıyor. Onunla ilgili köşe taşlarını tutanlar sürekli gelişiyor. Yenileri ortaya çıkıyor. Her iş yerindeyken evlere, oradan bireylere, sonra el cihazlarına kadar ürün yelpazesi ve uygulama artıyor. Hiç düşünülmemiş ve yapılmamışlar birer birer ortaya çıkıyor. Yeni uygulamalarla bir anlamda insanlar mahremini paylaşabiliyor ve böylelikle mahrem kavramı değişiyor. Sosyallik sanal ortama kayıyor. Hiç tanışmamışlar tanışıyor. Ağlar oluşturuluyor. Derken fikirler ortaya atılıyor. Görseller paylaşılır gibi esasen fikirler ve duygular paylaşılıyor, oylanıyor ve ortak olunuyor.

Yaşam içinde bir nebze olsun sınırlar kalkıyor. Ancak devletler haliyle halkını kontrol etmek istiyorlar. Bilindiği gibi kontrol yönetmenin bir fonksiyonudur. Kontrol ederken suçların ötesine dahi bakılmak ihtiyacı çıkıyor. Potansiyel konular arşivleniyor. Potansiyel olmasa da ileride gerekir diye, her şey ve her kimse potansiyel olarak sınıflandırılıyor. Belki sadece derecesi değişik…

İnternet sanal bir dünya olarak kendi bilgi ve görgüsünü oluşturuyor. Öte yandan özgürlük tartışılıyor. Çünkü ülkeler, rejimler ve iktidarlar bir yana şirketler, çeşitli kurum ve kuruluşlar amaçları değişik olmak kaydı ile bu yolla örgütlenenlerin saldırısına uğruyor. Yaşamın saldırı tipleri değişiyor. Korsanlar, anonim çalışanlar, derken yasak bilgiler ve devlet arşivleri dışarılara sızıyor veya sızdırılıyor. Şeffaflaşma kavramı anlamını değiştiriyor. Ama her adımda bir güvenlik ve bir açılım paketi birlikte yürüyor. Bilgi önde, uygulamalar ve teknoloji arkasında, insanlar onlarında arkasında yürürken, birden koşmaya başlıyor. Bakılınca kimin ne amaç güttüğü belli olmuyor ama amaçlar zaten çeşitleniyor. Tekdüzelik dönüşüyor ve yeni durumda çokdüzelik oluyor. Haberler sokaktan halkın eliyle yayımlanıyor. Her şey düzgün olmayacak ya, bazen aldatmaca ve kandırmaca halk tarafından bir uğraşla imal ediliyor, masum veya değil yaygınlaştırılıyor. Neyse olumsuzlukları pekiştiren konuları burada kesebiliriz.

Asıl olan şu: Dünyada insanlık sürekli bir yenilik peşinde oluyor. Yenilik yeni bir yaşam standardı ve şekli belirliyor.  İşte bu tür konular, biri tarafından sonuna kadar düşünülüp planlanmayan ama hızla gelişen bir değişimin örneğidir. Ancak ileri görüşlüler daima avantajlı olurlar. Öyle de olmuştur. 2006 yılında yayımlanan bir dokümanda Amerika’nın 2020 yılına ait bilimsel ve teknolojik ilerlemelerde örneğin giyilebilir bilgisayar (bugün sözü edilen akıllı saat türü) ürünlerinin yer alması tamamen bir öngörüdür.[i] Serbest piyasa bunu gerektirir. Yap yatırımını, eğit toplumunu, düzenle yasalarını… Her şey önden yol almakla ilgili, sonradan takip etmek, ağ-net jargonu ile “takipçisi olmak” öncekine ödeme yapmak demektir. Değil üründen; teliften, patentten, teknoloji transferinden ve diğer birçok kalemden ilave kazanç elde etmektir.

Modern dünya insanlara yaşamın esas girdilerini ve çıktılarını unutturan karakter taşır. “Modernite Nasıl Unutturur” başlıklı eserde Paul Connerton önemli bir saptama yapıyor: “Üretim süreci bulanıklaştırıldığından, nasıl bu tür bir toplum üretildiğine dair kimi önemli hatıralar bilinç dışına itilir; en önemliydi de metaların üretimi bilinç için ulaşılamaz bir hale gelir.” Demek ki, kimin ne yaptığını bilmek artık çok önemli değildir, buna alışmak gerekir, deniyor.

Bu değerlendirmeler Sanayi Devrimi yansımalarıdır. Eğer Bilgi Çağı için bir değerlendirme yapacak olursak; bundan böyle (kaynağı çok önemli olmasa da) küresel bilinç ve bilinçaltı hazırlayıcılarından ve buna ait ürünleri insanlığın ortak akılla kendisinin üretip yayacağından bahsetmenin doğru olacağı açıktır. Belirsizliğe dahil olmak o kadar önemsenecek ki, özellikle gençler buna ekmek ve su gibi tutunacaklardır.

Özgürlük

Geniş kitleleri ilgilendirdiğinden ve politik sistemlerin konusuna girdiğinden “özgürlük” konusu dikkat çekici görülmektedir. Dünya politik anlayışında böyle bir alanda din, dil, ırk, renk demeden başka türlü algılar ve değişimler meydana gelmektedir. Küreselleşmeyi, aynılaşmayı ve farklı bir tür yaşam algısı yaratmayı kapsayan bu konu üzerinde de öncelikle fikir oluşturan, kavram ve usul vazeden öncü ülke ve örgütler teknolojik üründe kazandığı gibi politikada da kazançlı olmayı becerebilmektedirler.

Söylendiği gibi “özgürlük” o kadar geniş alanlara çekilen bir konu ki, bunda belirleyici olmak demek, “benim tanımladığım şekilde ol!” demektir. Politika yapanlar için bu bir açılımdır. Onlar bu işleri masaya koyacak argüman olarak derhal kullanırlar. İşin doğası böyle!

Elimde RAND’ın yeni çıkardığı bir rapor var. Bu rapordan bir alıntı: “Antik Yunanlıların söylediği gibi, insan doğal olarak politik hayvandır. Fakat kendi yönetimini gerçekleştirmek amacıyla halkın eğilimini baskılamaya çalışmak için otokrasinin doğası için kalır.  Bu angajman iki bileşenden meydana gelir: Oy ve ses. Oy, eğer özgür ve adil kullanılması varsayılırsa demokrasinin tarifidir. Fakat katılım politik fikirleri açıklamak ve takas etmek için oluşmuş kabiliyetli sese ihtiyaç duyar. Sesin olmaması oyun boş kullanılması anlamına gelir. Dahası, sesin olmaması politik katılımların bütün diğer formlarında bir beyhude çaba olur.[ii]

Demek ki insanların (politik hayvan yakıştırması bir tarafa, ben insanın üstünlüğünü savunanlar tarafındayım) demokrasiyi temellendirebilmesi için politika konuşması, tartışması ve doğruyu araması gerekmektedir. Konuşmaktan kasıt her şekilde yapılanıdır. Bu günün sanal âlemindeki açılımlar da Batı demokrasisi için bir kıymet ifadesi olarak tanımlanmaktadır.

Sanal alemdeki bu gelişmelerin sağladığı imkanla politik açıdan bir argüman sıfatına kavuşan özgürlük kavramının yeni sürümü üzerine duruyoruz. Uygulamada bu sürüm bazı örnekleri gözler önüne sürmektedir. Halen gelişen Pembe, Turuncu Devrimler, Arap Baharı gibi gelişmeler sürekli örneklendirilmektedir. Dahası, parayı, bilim ve teknolojiyi elinde tutan güçlerin arzusu gereği dünyanın kontrolü olduğuna göre, örneğin Çin gibi devasa ülkelerin için için politik değişim sürecine girmesinin planlamasını bu yolla yapmak hiç de akıl dışı değildir. Her işte olduğu gibi burada da kolaydan zora doğru gidilmektedir. Çünkü bu işe de para yatırarak ilerlenmektedir.

Bir an için şöyle düşünün: Çin içinde değişik toplumlar var, özgürlük sorunu var, halkın elinde teknolojik aygıtlar var, nüfus kayıtlarına işlenmemiş yaklaşık iki yüz milyon köle Çinli var… Bütün bunların kendi içinde arayış içine girmesi ve Çin’in bir anlamda özgürleşmesi için top, tüfek veya kitle imha silahı gerekmeden ne yapılabilir? İşte size politik argüman! Dünyayı kontrol edenlerin talebi bu yönde olursa hiç şaşmayın!

Bu örnek başka yerler için de açıklanabilir. Olaya küreselleşmenin getirilerini yadsımadan bakalım. Şunu da söylemeden geçemeyiz: Küresel düzende kendi kontrolünü en başat görmekle ilgilenenlerin, başkalarının kontörlüne olumsuz yaklaşması mantık hatası yapmak anlamı taşır.

Bu örneği İran, Rusya veya Hindistan için de geliştirmek hiç de hayalcilik olmaz! “Özgürlük herkese lazımdır!” değil mi?

Eğer bu bir inisiyatif alma, savaşma ve kontrol etme işi ise durum bellidir. Hükümetlerin bu yönde harcadıkları bütçeleri incelemek gerekecektir. Bazı hükümetler yaratıcıdır, teknolojiyi kendisi yaratır ve gerekli yatırımları buradan başlayarak dünya ölçeğindeki ağları kullanabilecek altyapıyı buna göre projelendirir; bazı hükümetler ise alıcı konumundadır, ne verilirse onu alır ve kullanır. Bun ikincisinin bir diğer anlamı da “takipçisi olmak” şeklinde açıklanmaktadır. Başka bir ifade ile şu parolayı söyleyebiliriz: Özgürlük için takipçim ol!

Netizen

Batı artık vatandaş anlamına gelen “citizen yerine, ağ bağlantısı ile bütünleşen toplumlara “netizen demektedir. Özellikle yeni teknoloji cihazları ve uygulamaları kendinden bir parça olarak gören gençlik bir ülkenin değil netizenin kontrolündedir. Gençlik yönlendirilmesi ve yetiştirilmesi gereken bir kitledir ve yatırımın geliştirilmesi sosyologların bu kitleler üzerine yaptıkları araştırmalarına bağlıdır. Biliyoruz ki önceden de var olduğu halde yakın zamanda iç gündemde daha fazla yer tutan gençlik sınıflamaları “x, y, z… gençlik” gibi tabirler oldu.

Gençleri netizen yapan ana faktörler;

–          Ekran bağımlılığı ve görsel hafıza üzerine gelişme sağlanması,

–          Bilgiye kolaycı ulaşma alışkanlığının yerleşmesi ve

–          Buna bağlı bıkkınlık veya yüzeysellik durumunun oluşması gösterilebilir.

Gençlerin netizen olduğunun kanıtı Flynn Etkisi olarak bilinen bir uygulama ile rahatlıkla görülebilir. Bu uygulamada zeka (IQ) testlerinde zaman içindeki sapmaları dikkate alan standardın değişikliyle dikkate değer ipuçları bulunabilmektedir. Temel bir değerlendirme yapmak mümkün görülmektedir. Değerlendirmeme göre buralardan kültürel farkların ortadan kalkması gibi bir sonuç çıkarılabilir. Bunu tetikleyen ise küreselleşme ve bilişim teknolojilerinin yaygın etkisi olmaktadır.

1980 sonrası doğanlara yani “y” ve “z” gençliğin gelişmiş ülkelerdeki özelliklerine bakarsak, şu sonuçlara varmak mümkün olacaktır[iii]:

–          % 90’ı internet kullanıyor.

–          % 75’i sosyal ağı kullanıyor.

–          % 41’nin elinde akıllı telefon var.

–          % 51’i haberleşmeyi telefonundaki mesajlaşma imkanından yararlanarak yapıyor.

–          % 83’ü yenisi çıkınca telefonunu değiştiriyor.

–          % 57’si günde bir saatten fazla televizyon izliyor.

–          % 28’i video oyunlarıyla meşgul oluyor.

–          % 59’u haberi internetten alıyor.

–          Kitap, gazete okuma oranı “x” jenerasyonuna göre düştü ve daha çok eğlendirici konular tercih ediliyor.

Bu istatistikler tespit edildiğinden bu güne rakamların netizen lehine artış gösterdiğini söylesek yanlış olmaz. Doğal olarak gençlik orta yaşa ilerlemekte, fiili meslek alanlarını işgal etmekte, aile olmakta ve yeni neslin ebeveynliğini yapmaktadır. En son nesilden sonrakilerde bir ülke vatandaşıyım diyenlerin çok da önemli bir şey söylemez şekilde konuşmalarını işitirsek şaşırmayalım.

Peki, “hem teknolojiyi kullansın hem de değerlerine sahip çıksın…” mantığı ile donanmış gençler var mı ve bunların ülkelere göre oranları nedir? Ülkelerin kendi değerlerini savunacak ve koruyacak yetiştirmeye gayret ettiği bir kitle var mı? Bu tip sorular da gelebilir. Benim gönlüm bu yöndeki gençlerin varlığından yanadır. Yeterli çoğunlukta dengeli şekilde donanmış gençleri yetiştirmenin önceki nesillerin, yani bizlerin, başlıca ödevi olduğunu vurgulamadan geçemeyeceğim. Belki de Japon toplumu bu konuda bir örnek olabilir.

Çalışmalar

Konumuza dönelim. Özellikle Amerika ve diğer birkaç ülke 2000’li yılların başından itibaren bütün bu değişimleri politik alanda kullanabilme çalışmalarına ağırlık vermişlerdir. Yüz milyonlarca Dolarlık yatırımlar yapılmıştır. Bu alanda çeşitli amaçlarla kullanılabilecek yeni teknolojilerin geliştirilmesine ve eleman yetiştirilmesine de önem verilmiştir. Testler yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir.

Bazı hedef ülkelerde “özgürlük için bağlan” sloganı kolay yerleşmiştir. Bağlananların ihtiyaçları, arayışları saptanmış ve soru-cevaplarla yönlendirmeler yapılmıştır. Hedef ülke kitlelerine göre pratik uygulamalar geliştirilmiştir. Örneğin bir Arap, Farisi, Çinli veya Rus için hassasiyetler belirginleştirilmiştir.

Temel olarak internette özgürlük anlayışı çerçevesinde faaliyet gösterenler; vasat kullanıcılar, netizenler ve siber eylemcilerdir. Vasat kullanıcıların şartları netizenlerden düşük seviyededir. Siber eylemcilerin içinde anonim hacker gruplarından tutun blog yazıcılarına kadar geniş bir yelpaze vardır.

Çalışmaların ve kontrolün yürütülmesi için bilgi kütüklerine (database) ihtiyaç vardır. Şu günlerde basına da sızdığı gibi Amerika ve İngiltere’nin bu yöndeki tesisleri hizmettedir ve çalışmalarıyla su yüzüne çıkmışlardır veya çıkarılmışlardır.

Gelecek

İleri demokrasinin tanımı gereği, bireylerin bilinç düzeylerinin gelişmişliği ve azınlık-çoğunluk demeksizin, yönetimde bir hak bulabildiği bir rejimden bahsediyoruz. Eğer ileri demokrasiye talipseniz bunun getirdiği genişliği de kabul etmiş olursunuz. Bu ise küresel ölçekte bir aynı değer sisteminin kabulüne kapı açar. Daha şimdiden görülmektedir ki, insanlık bu “ortak hareket etme ve bilgilenme” özgürlükleri ile ilişkilendirilmişlerdir. Özellikle ileri demokrasiye geçmiş coğrafyalarda şeffaflık, hukukilik ve oto-kontrol sisteminin işletilmesi ilkelerinin daha iyi uygulandığı gözlenmektedir.

Gelecek için daha da ileri gidip başka faktörlerle birlikte bir değerlendirme yapmakta yarar olabilir. Çünkü küresel politik idare mekanizmalarının dahi mega-kent merkezli olmaya yöneldiği ve şimdiki devletlerin daha eleştirilir olduğu, bilinen ve konuşulan konulardır.

Öngörülmektedir ki, demokratik seçimlerin ruhunda bu küresel sosyal ağların etkisi şimdiden büyük olacaktır. Demokratik seçim dendiğinde rejimin, iktidarın veya etnik akımların ötesindeki etkiler de söz konusu olacaktır.

Politik alanda, “Ben şu derece şundanım…” türünden iddialardan gelecekte ne çıkacak, şimdiden merak ediyorum. Eğer gerekli önlemler alınmaz ise bazı değerlerin adı olup kendinin olmamasının önü açık görünüyor. Haliyle politika yapmak güçleşecektir.

Her şeye rağmen, kontrolün mecburiyeti ekseninden hareketle de düşünsek, değerlerini gözetmek isteyen ve liderlik pozisyonlarını iyi işleten toplumların kendilerine göre bazı koruma tedbirleri almalarına şahit olabileceğiz. Bu liderlik için bir akıl yürütme olacaksa, toplumun her kesiminden liderine olgun bir bakış göstermesi kaçınılmaz görülecektir. İşi oluruna bırakmak dışındaki bir yaklaşım olarak bu durumu ifade etmekte yarar vardır.

Belki de yanılıyorum. “Kötümser olma,” diyenler çıkabilir. Bu kesime göre her şey politika adına çok basit olabilir. O halde ben de şunu ortaya atabilirim: Ağa bağlanmış politizasyon anlamında netpolitisation!

Çünkü; kontrol edenlerin en güçlüsü kendi kontrolünü yapmaktan neden feragat etsin ki; bu kadar yatırım çöpe mi gitsin; zaten yapılmakta olanlar özgürlük ve demokrasi adına değil mi?

Değişik ülkelerde netpolitisationdan memnun kalacak topluluklar olabilir. Ancak bu muttakilik açısından dikkate değer bir konudur ve iyi değerlendirilmelidir. Çünkü konu sadece bir internet, teknolojik gereçler veya database işi değildir. Aslında konu değer üretenlerin liderliğindeki değerlerin de sorgulanmadan sahiplenilmesidir.

Yaşama, “Büyük para küçük parayı her zaman için yutar!” türünden bakmak böyle bir düşüncenin ürünüdür.

Her şey doğal zeminde olduğuna göre adım adım gidilen yolda bir iki neslin çok belirgin olumsuzluğu anlaşılamayabilir. Ancak bir son her şeyin faturalandırılacağı başka bir kapının açılmasını getirecek ise, o vakit hesabın kime ve nasıl kesildiğini insanlar birbirine bakarak çözemeyecektir!

 


[i] Global Technology Revolution-2020, RAND, 2006.

[ii] Internet Freedom, Political Space, RAND, 2013.

[iii] Katie Lepi, How 3 Different Generations Use The Internet, www.edudemic.com

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kavramsal İçgüdü

DİĞER YAZI

Akıl ve Bilgi

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis