akil-ve-bilgi
Akıl ve Bilgi

Akıl ve Bilgi

1944 Tıklama
30 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Değişimin kavramlara etkisi nedir? Akıl, bilgi ve enformasyonun farkları nelerdir? Bilim ve teknoloji geliştikçe insan aklı da gelişmekte midir? İnsan akılını nasıl karıştırır?

Bilgisayardan uzak durmak mümkün mü? Eğer değilse çalışma tarzı ve içindekiler üzerine biraz düşünmek gerekir. Bilgisayar kültürü bile kavramların anlamına hükmeder oldu! Bu bir değişim…

Geçenlerde bir inşaat işiyle ilgili toplantı yapıyoruz. Adı pek bilinmedik marka boyanın kullanılmasını tartışıyoruz. Toplantıdakilerden biri tartışma içinde diğerine, “internet diye bir şey var, bak da öğren,” dedi. Diğer, “internette her şey yazmaz, sen internete göre işlerini yürütüyorsan eksik kalır,” diye karşılık verdi. Aslında olay kavramlardaki değişimde gizliydi.

Akıl ve mantık çerçevesinde insan vereceği karara ilişkin değişik kanallardan elde ettiği bilgiyi kullanıyor. Bilgi sözcüğü acaba değişime mi uğradı?

Kosova Savaşı esnasında NATO güçleri hava muhalefetinden etkilenmekteydi. Amerikalı bir meteoroloji uzmanı onca bilgi üreten, uzaydan çekilen görüntülerle beslenen rasat cihazlarını bırakıp dışarıya çıkıyor ve gözle havaya bakıp tahminde bulunuyordu. Bu ilginçti. Bilgisayarların topladığı sayısız hacimdeki bilgi bir yere kadar önemseniyordu. İnsan aklı kendi yetisini makinelere ezdirmek istemiyordu. Bu o meteoroloji uzmanlarınca iyi biliniyordu. Ya diğer insanlar?

Akıllı insan sohbet esnasında söyleneni ki bunu söyleyen aslında sanal ortamda tanıdık olduğu biri bile olabilir, kullanılabilir bilgi olarak kabul edecek mi? Akıl neyi gerektirir?

Enformasyon haberdar eder, teyitli bilgi güven verir, akıl ise hükümde bulunur. Bunları birbirine karıştırmanın yolunu ise yine insan açar. Neyi kullanarak? Makinelerin ve bilgisayarların ürettiklerini kullanarak… Doğru mu? Daha yakından inceleyelim.

Öncelikle şunu söylemeliyiz: Akıl süreçleri kavramlarla ilgilenir. Kavramlar zihindeki bilgilerle ifade edilebilir. Daha dile gelmemiş her türlü bilgi, tecrübe, bilinçaltına kazınmış doğru-yanlış birikim, hisler, korkular ve daha her şey bireyin kavramlarına etki eder. Hatta inançla kavram, kavramla inancın şekillendiğini bile söylemek mümkündür. Sonuçta insan kendini ifade ederken kavramı ya sözle ya hareketle ya da yazı ile ortaya koyar.

Eğer bir kelime ortaya çıktı ise bu bir terimdir. Terimler kendi yüklü bilgisiyle tanınır. Onu kullanan kültürdeki terimden seçip kendini ifade eder. Belki zihindeki kavram tam olarak o terimle ifade bulamaz ama sembolik anlatım aracı olan terim insanın en büyük yardımcısıdır. Onun için sürekli yeni kelimeler anlatım şekiller türemek zorundadır. Hatta bu bilgisayar için bile geçerlidir. Bilgisayar yokken bu ortaya çıktı ise buna ait her terim evrimle türetilir.

Akıl bunu üretir ve yerleştirir. Bu bir gelişmedir. Gelişme insanca üretilir, üretilen ise insanın gelişmesi için bir zemin hazırlar. Demek ki ortada insanlarca üretilen semboller var. Doğal olanlardan da türetilmiş olabilirler. Semboller kendi içinde yüklenen ağırlığı taşır. Bazen yeter, bazen yetmez!

Sosyal yaşam bize sürekli bir şeyler öğretmek peşindedir. Ancak var olan bilgi aslında sembollerin ortaya dökülmesinden başka bir şey değildir. Sosyal yaşamın öğrettikleri zihinlerde bir hayli yer işgal eder. Bunlar insanın vazgeçeceği şeyler değildir ama dikkate değer bir konu vardır: Sembollerle hüküm vermek için eksiklik çekiliyor mu? Amerikalı hava tahmincisi neden dışarı çıkıp bilgisayardan aldıklarını teyit etmek istiyor? Bunun sosyal yaşamdaki örneği televizyondaki hava raporuna inanmakla eşdeğer anlatılabilir.

Kaldı ki dedikodu türü bilgilerin yaşamı nasıl yönlendireceğini hiç tartışamayız. Çünkü aklın teyit edeceği çok şey varken alışkanlıklar insanın yaşamını çeldiriverir. Çünkü makineler ve bilgisayarlar yine insanların kodladığı “yanlışı” da “doğruymuş” gibi aktarabilir. Yani arada birçok insan girdisi ile hem sembollerin yetersizliği hem de aklın niyet beslemesiyle ilgili yönlendirmelerin etki görülür.

Bilgili, tecrübeli, akıllı ve bütün bunlardan öte bireye ait hamurun sağlam bir maya ile karılmış olması temel konulardır.

Buna bir örnekleme yapmak için sayın bir sitedeki grubunda tartışma başlattım. Konuyu ve soruda geçen ismi uluslararası üne sahip bir dergide aldım. Tartışma konusu şöyle: “X’in verdiği bilgiye göre olan şöyle. Bu tür olay sadece Amerika’da mı mümkün olabilir? Eğer ünlü bir yazar ve filozof XX bugün yaşasaydı bu olaya sizce ne derdi?” Bu soruyu Amerikalının çoğunlukta olduğu bir sitede tartışıyoruz. Tepkiler şöyle: O magazin aslında öyle söylemiyor, böyle söylüyor. Bu tür haberlere göre fikir bildirmek yanlış olmaz mı? Amerika’da olan neden başka yerde olmasın? Ayrımcılık mı yapılmak isteniyor… Görüleceği üzere, ünlü yazar ve filozof XX’in yaşaması halinde ne söyleyebileceğini konu eden yoktur. Kaldı ki onun birçok alanda kullanılan aforizmaları ve mottoları vardır.

Amerikalı aklı bu soruyu kendi algısına bağlı ele almıştır. Soruyu cevaplamamıştır bile. Peki, o tartışma grubundakiler bilgisiz, kültürsüz, tecrübesiz veya akılsız mı da soruyu cevaplamak yerine etrafında dolaştı durdu? İşte konu budur! Sosyal sitedeki bilgi, insanların kavramsal yapısı içinde semboller doğru olsa bile bir hüküm vermekte aceleci davranmamıştır. Onları tebrik ediyorum, iyi örnek oldular.

Ayrıca bu uygulamayı başka bir yerde yapsaydım alacağım cevapları şimdiden tahmin ettiğimi de hatırlatmak isterim. Neyse…

Akıl süzgeci her bilgiyi ele alır ve zamana, zemine, diğer bilgilere göre mukayese eder. Bu bir süreç işidir ve bireysel gelişimde insanlara alışkanlık edecek şekilde kazandırılmalıdır. Semantizm (kısaca anlambilim diyelim) insanların kendini ifadesinde kullandığı sembollerin fiziksel, sosyal ve zihinsel yönlerini irdeler. O halde muhatap olduğunuz bireylerin semantik birikimi güçlü mü?

Kolay bir anlatımla “fiziksel”den kasıt şudur: Örneğin bilgisayarlar yardımı ile byte ile ifade edilen data içeriklerinin hızla analizleri yapılabilir olmuştur. Sonuçlar analitik olarak ifade edilebilmektedir. Fiziken bilgi neredeyse ölçülebilir veya tartılabilir hale gelmiştir. Bu bilgi kütükleri (database) çözümlemeleri açısından bir anlam ifade eder. Ama tek başına değil, diğerleri ile eşleştirilirse anlam yerini bulur. Onun için teyit, şüphe, doğrulama, mukayese vs gerekir.

Mayanın sağlamlığından kastettiğim ise başka yönlere çekilerek anlatılabilir. Örneğin bireyin inancı bile maya ile açıklanabilecek konuları kapsar. Ama burada da inanç kavramı içerisinde önemli bir konu olduğunu söylemeliyiz: İnanmak kelimenin anlamı gereği sahibini kontrol altına alır. Aslında insan neye inanırsa inansın, inanmamaya inanmak da dâhil, onun en iyi savunucusudur. Eğer insan inandığını yeni öğrendikleriyle yeniledi, geliştirdi veya değiştirdi ise onu daha fazla savunur olur. İşin doğası gereği, biri kendi inandığıyla diğerini mukayese eder ve kendi fikrini (inancını) kendi aklının ve sembollerinin yettiğince sonuna kadar savunur. İşin doğası içinde insanın mayasında bencillik (nefisle ilgili olan yapı) bile vardır. İnsan bencilce yaklaşır ve eğer konu inanç ise bakılır ki; birey inancı ile imanını bir tutarak kendine değerli kılar. Hâlbuki insanınki bir “iddia” olmaktan bir basmak geride dursa ve istek olsa kavramlarında karışıklık olmaz ve akıl daha doğru hüküm verir. Hatta konu din ise inandığı değerleri daha akılcı kabullenir ve daha sonrasında kavramları ile beslenen inanç yapısı insanı dünyada yüceltir. İnsanın inandığını doğru kabul etmesi, aslında sadece bireysel inancına bağlıdır. Onun içindir ki Yaratan ile kul arasına girilmez.

Dönelim günümüzün bilgisayar çağının etkisine. Sistemlerin ürettiği bilgileri sürekli mukayeseli bir yazılımla zenginleştirilmesi bir nebze olsun işleri doğruya yöneltecektir. Ancak doğrudan hüküm ifade eden yazıların alt alta dizildiği bilgi siteleri, bloglar veya benzeri platformlar insanın değerleri ile karmaşık haldedir. Her bilgi kanıt gerektirir. Kanıt ifadesi olmayan bilgi sosyal dünyaya konmalı mıdır? Eğer buraya kadar yazdıklarımıza bakarak cevap vereceksek “hayır!” dememiz çok yerinde olur. Çünkü ortaya kanıtlanmamış bilgiler girdi ise bu birçok kişinin aklını karıştıracaktır. Sizce bu kimlerin işine yarar?

DNA, genetik, hücre içindeki organeller, kromozom gibi canlının temeline inip bakılan her türlü fiziksel yapının bir bilgi üzerine inşa edildiğini görüyoruz. Yazılımlar ve kodlar yüklü. Öyleyse canlıların en üstünü olan insandan bahsediyorsak bilginin dışa vurulan halini kodlarken gösterilmesi gereken titizliği bir yana bırakmak mümkün görülmemektedir. Yani bu insani bir iş olmaz!

İnsan öğrenen bir canlıdır. Öğrenme yoksa insanlık da yoktur! Hiçbir zaman yetinmez ve öğrenmeyi sürekli kılacak çıkış yolları arar. Akıl öğrenmeyi, öğrenme de aklı gerektirir. Bir çıkış yolu bulamayıp, öğrenmeyi geliştirmemek akılsızlığın başka bir ifadesidir. Öğrenme iki tür bilgi ile olur; insan aklının türettiği ve var olandan alınanlarla. Var olan bilgi temiz, doğru, sürekli, açık, yararlıdır. Bu bilgi kâinata işlenmiş, hatta insan dahi işlenmiştir. Güneşin doğudan doğup batıdan batması gibidir. Helyum çekirdeğinin nötrüno dengesi gibidir. Hidrojen atomonun yapısı gibidir…

İnsan aklının türettiği ise kendi yapısının gereğidir. Ancak burada olması gereken bilgi yansız, onaylanmış, doğrulanmış, rafine, tutarlı, zamana ve zemine göre geniştir. Eğer insanın duygusu, stresi, iyi veya kötü niyeti, acizliği, yorgunluğu, üşengeçliği, çıkarı, vurdumduymazlığı varsa, insan aklından üreyen bilgide birtakım yanlılıkların ve eksikliklerin olması normaldir. Ancak bu ideal değil, eksik ve yanlış bilgidir. Öğrenmenin bunun üzerine inşası ise eksik ve yanlış olmasını kanıtlar.

İnsan sürekli kendini ve bilgisini test eder. Bunu yapmayanlar sorunludur. Test etmek insan doğasında gelişmeye yönelik var olan bir güdüdür. İnsan test ederek gelişir. Testi cesaretle veya korkakça yapanlar vardır. Hatta yaptığını zannedip, eline yüzüne bulaştıranlar da vardır. Ama nasıl bisiklete binme işi sebatla gerçekleştiriliyorsa insan gelişmek, donanmak, başarılı olmak için insan testlerini belirli bir düzende ve standartta yapmalıdır. Yani insan aklı ve bilgisi öğrenme süreçlerinde kendine ve başkasına uyguladığı testlerdeki becerisi ve başarısı ile de sınıflandırılabilir. İdealine ulaşmak için üst sıralardaki testlerde insanlar isteyen kendini sorumlu tutar, isteyen test edenleri kopyalar. Test etme işinin konuları da bireye göre değişir. Örneğin bilgisayar alanındaki sınırlamaların testi insanı o alanda verdiği hükümlerle ilerler veya geriletir. Kavga kültüründe etkinlik gösterenler, o alanın testlerine göre öğrenmesini geliştirir. Yani kim neyi ararsa onu bulabilir ve onu pekiştirebilir.

Cin fikirli, çıkarcı, baskın karakterli ve elindeki imkânları başkalarının istismarı için seferber eden bireylerin ve toplumları bilgi ve hüküm verme yapıları akli yönü belirgin bir örgüye dayandırılmış manipülasyonlarla kendini bulur. Burada cin fikirli hem kendini test eder ve geliştirir hem de bundan dünyaya ilişkin bir çıkarı gözetir. Bu bile bir öğrenmedir. Gelişme olup olmaması tartışılır. Gelişmenin yararlı işlerle kıyaslanarak bulunması gerekir. Fırsatçılık ve sağa sola doğrudan veya dolaylı zarar vermekten kaçınılmalıdır.

Ha, bir de insan her şeyi, aslında nedeni belli, iyilik olsun diye yaptığını iddia etme eğilimindedir. Bu biraz da yanılsamalardan ileri gelir. İnsan aklı bilgiyi kullanır. Bilgiyi kullanması onun doğru yolda olduğunu düşünmesine sebep olur. Yanılsamalar tıpkı ayna etkisi yapar. Aslında iyilik başlı başına bir kötülük örgüsü olabilir. Asıl olan söylenenlerin tersi olabilir. Bu dışarından az çok belli olur. İnsan önce kendini, sonra başkalarını böyle ikna edebileceğini zanneder. Zannetmeler baskın konular üzerinde gelişirse iyi yerine sürekli kötülük yerleşmesi olur. Bu durum baştan aşağı temizlenmeyi gerektirir. Bu halin dili de bir enteresan hal alır. Karmaşık, süslü, dolambaçlı, diplomatik, politik gibi…

Batı bilimsel aklı inşa ederken kendini tedricen var olan bilgiden ayıklama sürecine girmiş, kendi keşfettiğine önem vererek bir metot geliştirmiştir. Buna “bilimsel aklın metodu” diyelim. Bu bilimsel akıl metodu ile öncülük eden Batı, ya böyle yaparsınız ya da geri kalırsınız fikrini söylemese de sistemleştirmiştir. Bilimsel ve teknolojik üstünlük kendilerine büyük bir cesaret vermiş ve yaklaşık altı asırdan bu güne artan oranda akıl ve bilgi deyince akla Batı tarzı ile özdeşleştirilir bir algı türemiştir.

En azından bunun içindeki akıl yürütme metotları başka toplumlarca değişik zamanlarda farklı isimlerle tatbik edildi ise de şimdinin geçerli jargonu küresel öğrenme metotlarının da kullandığı terimler haline gelmiştir. Örneğin Batı “beyin fırtınası” diye söylediği akıl yürütme ve tartışarak sonuca ulaşma metodunu, işletme ve eğitim kurumlarına bilimsellik adıyla yerleştirebilmiştir. Bu yöntem sürekli aynı algıyı çağrıştırarak hâkimiyet kurma yolunda gelişmiştir.

Akıl bilgilerin kullanıldığı bir süreç (proses) işidir. Bilinç kavramı zihnin derinliğini ve kapasitesini ifade eder. İnsanda bir bilinç hem vardır hem de süreç içinde gelişir. Bilinçlilik toplumlara ve kültüre, nihayetinde insanlığa özdeş şekilde anılır olur. Aslında bilincin içinde bilinen, bilinmeyen, duyumsanan, duyumsanmayan, algılanan, algılanmayan veya inanılan inanılmayan her şey vardır. Ancak birey ve toplum kendi dağarcığıyla buna ait bir sınıf içinde tarif edilebilir. Aklın ileri yapısı bu bilinçlilik haliyle kâinatın bilincinin yolunu yordamını keşfetmekle kendini duru hale sokabilir. Bu akıl ve bilginin duruluğu ile de özdeştir.

Bugün bilgisayar sistemleri değişik arama motorları ile hizmet vermektedir. Bir bilene sor, dendiğinde iki kelime ile çok boyutlu bilgi kütüklerine ulaşılabiliyor. O halde bilgisayar ortamı ve ileri düzeydeki bulut teknolojisi gibi konular bize yapa bir bilin imkânı sunmaktadır. Doğa olanı ise kâinatın arama motorundan alınanları tanımlar. Bunun için nasıl yapayında kodu girmek gerekiyorsa doğalında da gerekli tanımlamaları uygun şekilde yapmak gerekir. Çalışmak, aramak ve bilgileri üste üste koymak gerekir.

Semantizm yapay bilinç için de yardımcıdır. Çünkü insan kendi bilgisini bilgisayarına aktarır. Onun çalışma yöntemine insan tecrübesi geçer. Ancak sürekli öğrenen insan nasıl test mantığıyla ilerleme pratiğini sağlamlaştırmak istiyorsa, yazılımlar da buna ihtiyaç duyar. Yani bir sonraki bulunana göre elde olan hep eksik ve yanlış olabilir. Bilgisayar programları da sürekli gelişme halindedir. Bilinçlilik insan vasıtasıyla yapay da olsa onlara da akmaktadır. Ortaya çıkan bilgileri nesnel kabul etmek gerekir. Zira hava tahmincisinin dışarıya çıkıp rasat yapması ile öznelleşecektir. İnsanın duygusu ve inancı ile nesnel bilgi öznelleşecektir. Aslında ilke olarak bilginin insana özgü olabilmesi için öznelleşme süreciyle yüzleşmesi gerekir.

İnsan (özellikle Batılı fikriyle) bilgisayar sistemlerini ve programlarını tasarlayıp geliştirdikçe kendinin tasarlanmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Bu ilginçtir! Bu bilinç nefsinin ürettiği bir çıkış yoludur. Bunu temelde kim veya ne istismar eder, onun da tartışmak gerekir. Ancak saf aklın belirginliğine bakarak tasarımın insana özgü başarısını kavramsal kökleşmeyle de açıklayabiliriz. Bu kökleşme insanı yaşamda doğal nedenlerle tutan bir avuntunun kemikleşmiş halidir. Bir ayna etkisi varsa, etkinin derecesini burada da görebiliriz.

Akıl bilgiyi kullanır. Ancak insan doğasının bir kavramı olan “güven” ile bilgiyi yan yana koyduğumuzda önemli bir nokta ile karşılaşırız. Güven bilgiden daha önemli görülebilir! Örneğin ben birine güveniyorum. Onun verdiği bilgi diğer bilgilere göre her zaman önemsenir ve doğru kabul edilirse burada önce bilgi değil, güveni tartışmak gerekir. Çünkü güvenin temel taşları iddia, amaç ve görevdir. Bireyler yaşama bir amaç için sarılır, bu noktada bir iddiası vardır ve hem kendi içinde meydana getirdiği hem de dışarıdan verilen görevlerle ilgilenir. Bunları başarabilmek için amacını, iddiasını ve görevini etkileyen her şeye ilgi duyar. Girdiler bilgi ile olur. Güvene yansıyan bilgiler insanı yapılandırır. İnsan buna göre yönlenir ve yaşar.

Eğer yapay bilgi için konuşuyorsak, bir cihazın verdiği bilgiye nasıl güvenileceği de bu anlamda tartışma götürür bir konudur. Eğer bir sadelik içinde bakarsak, toplumun ileri gelenlerinin güven telkin etmesine bağlı bilgi aktarımları dikkate değer konulardır.

Buradan “yanlılık” bahsine bile geçilebilir. Birey her ne olursa olsun özgün düşünce süzgeçlerinde yansız olarak, güvendiği bile olsa bilgiyi irdelemeden işleme koyarsa sapmalar olur. Eğer büyük sapmalar inanç bağlamında olursa bu kez kültürlerin gelişmeleri tartışılır olur.

Sonuçta insanın bir şekilde başkalaştığını görüyoruz. Öğrenilenlerin, varılan hükümlerin, bilgi haznesinin kendine ve çevresine yararı nedir, sonraki nesiller daha net görecekler. Ancak günlük yaşamda birey her bilgiyi temel olarak değil, yardımcı olarak tanımlamalı, aklını ve özgünlüğünü yeterince kullanmadan bilgi kullanmamalı ve yaymamalıdır. İnsana en büyük zararın insanlıktan gelebileceği fikrini asla unutmayalım!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kontrole Kontrol: Netizenlerle Netpolitisation

DİĞER YAZI

Yeni Karma Eğitim

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka