saf-bilinc
Saf Bilinç

Saf Bilinç

764 Tıklama
25 Dakikalık Okuma
Okuyucu

“Yeni İnsan Bilinci” ve “Saf Bilinç” arasındaki farkı irdeleyeceğiz. Tarihsel süreçte ortaya çıkan insanlığın kopuşunu bütüncül bir bakış açısıyla gözden geçireceğiz. Batı kültürünün yarattığı kopuş ile ortaya çıkan gerçeklik, insanlığın yeni yaşamını tarif eder olmuştur. Belki bu noktaya insanlık kendi tanımlı nedenlerini yaratarak gelmiştir. Tanımlı olması birilerinin çabasıyla meşrulaştırılması sayesinde farklı bir yolu tanımlar. Sanki ortada haklılık varmış gibi anlatılır.

Bu temel iki yapıyı anlattıktan sonra Türkiye ve Muttakilik bağlamıyla konuyu kısaca özetleyeceğiz. 

Bütüncül analizimizde ele alacağımız kavramlar; bilinç, bilgi, anlam (mana), dil (sembol), bilim, eylem, teknoloji, bilişim, irade, meşrulaş(tır)ma, sistem, inanç, kopuş, kültür, devlet, modernite ve güvendir. Analizi iki model üzerinde kalarak yapacağız. Bu iki model Yeni İnsan Bilinci ve Saf Bilinç olarak aşağıdaki gösterimle sunulmuştur. Şimdi bilişim halkasının unsurlarını yerli yerine koyarak analizimize geçelim.

Bilişim

Bilişim kapsamlı bir kavramdır. Bilinç kavramı başattır. Her şey buradan türer. Bilgi, anlam (mana), dil, sembol, bilim ve bunun eylemsel faaliyetleri ve ürünleri bilişimle ilgilidir. Bilişimin etkinleşmesi için irade gösterilmesi gerekir. Başka bir bakış açısıyla bilişim; bilginin iradeyle bilimselleşmesine bir açılımdır. Arada kullanılan dil (sembol) gelişmek ve iletişimi tamamlamak zorundadır. Tartışma ile gelişme sağlanır ve derinleşme sağlanır, araştırma kapıları açılır, bilimsel atmosfere geçiş yapılır. Bilim somutlaşmayı talep eder. Eylem ve teknoloji somutluğun örnekleri olarak kendini gösterir.

Bilişimin yolu çevrimseldir. Şöyle ki; bireyselden topluma, teknolojiden bireye ve kurumlara, oradan tekrar topluma akar ve çevrimi tamamlar. Çevrimin ögelerinin niteliği ve işlevselliği arttıkça bir kasırga görünümü verir ve yerden göğe ne kadar yükseklik içereceğini belirler. Etkileşimler bilişim vasıtasıyla zamanın bir başka algısıyla gelişmektedir.

Bilişimin kendine özgü yöntemleriyle sisteme girmesi söz konusudur. Sistem içindeki unsurlardan en güçlü sorumluluk noktası karar verilen yerlerdedir. Sürekli gelişken olan bilgi işlenmesiyle kendini bulur.

Meşrulaş(tır)ma

Meşrulaş(tır)ma, bilindik kılma, alışkanlık sağlatma, kabullendirme, yasallaştırma, benimsetme gibi topluma belli bir sunumdur. Meşrulaş(tır)ma, bir süreçtir ve bir iradeye (politik dille yasamaya) ihtiyaç duyar. İrade, meşru yetkiyle kendini tarif eder, kabul görür. Demokrasilerde yetkiyi alan irade yasalaştırır ve meşrulaştırmayı norm halinde kabul eder, halka döner, “Uygulayın!” der.

Meşrulaş(tır)ma yaratılan sistemlerin (endüstriyel, ideolojik, yaşama dönük…) etrafını kuşatır. İrade bilişim vasıtasıyla sistemlere ulaşır. Dil ve anlam ise geri plandadır. Ön planda sadece irade vardır. İrade bazen risk alır. Ama ulaşım sağlanması kararlılık ifadesidir.

Öyle zannedilir ki; kavramlar tamamsa, niyetlenen iş de iyi sonuç verir. Bazen öyledir. Bazen tersidir. “İrade, anlam, kararlılık, niyet vs var; öyleyse iyi yoldayım,” diyen yaklaşım bütünlük içinde mi düşünüyor? Ne kadar çok ayrıntı bir araya getirilebilmiş? Ayrıntılar fonksiyonu tanımlar. Fonksiyonunun kurgulanması ve gücüyle bir bütünlük meydana gelir.

Meşrulaş(tır)ma bilişimle birleşikken insanlık tarihinde bir kopuş süreci yaşamıştır. Bu kopuş dünya yaşamında insanı bir iktidar koltuğuna oturtmuştur. Kendini sahte bir özgürlüğe taşıyan insanın bu bir tür ilahlaşması anlamına gelmektedir.

Jean François Lyotard; meşrulaş(tır)mada “dil-etik” ve “politik dil” arasındaki bağıntıya bakmaktadır ve “Bunların birlikte gelişmesi Batı anlayışının temelini inşa eder,[1] demektedir. Batı meşrulaş(tır)ma süreçlerini kendi doğrularıyla pratiğe aktarabilmiş, her alanda anlaşma zemin olan bir sistemi tarif eder.

Elinizde ne var? Kültür mü, yasal yaşam düzeninde, gelenek ve göreneklerde, kendini ifade etmeye dönük her türlü çıktıda bir meşruluk vardır. Meşruluklar bazen devrimlerle yeni ve büyük kapılardan geçiş sağlar. Geçişle birlikte meydana gelen, yeni düzen, değişim, transformasyon, kopuş gibi anlamlara gelir. Oyunun kuralları değişmiştir. Yeni meşru çevrim işlerlik kazanmıştır.

Bilişimin Meşrulaştırılması

İrade bilişim konusunda ister istemez süreci uzatır. Teknolojinin gelişimiyle birlikte değişeceklerin tümünü anlamayı ve teknolojiyi geliştiren akıl yapısı tarafında muhatap alınmayı bekler. Soru şu: Burada irade (politikacı ve danışmanlığını yürüten teknokrasi) neyi normlaştıracak? Eğer bilgiye bir aşinalık yoksa normlar tepkisel yaratılır. Bir korku ve merak ortamı birlikte oluşur. Bu nedenle ilgililer sürecin getirilerine kendilerini hazırlamış olmalıdırlar ve tutarlı ilişkiler içine girmelidirler. Diğer yandan bu iş bir deneme-yanılma metodundan farklı işlemelidir. Yanılmalar çok şeye malolur. Denemeler gereklidir. Denemeler zamanlı ve gerçekçi gözeterek gerçekleştirilir ve bir teyit ile sonuçlanır. Bu teyit adil, yararlı, bilimseldir. Bunlar yerli yerinde gerçekleştirirse bilişimin konusu üzerine meşrulaştırma süreci işleyebilecektir.

Yasalar, haklarla çizili işlevleri sınırlar. Bir işlevin hak verme ve alma sınırı yasayla belirginleştirilir. Ancak devlet burada nerededir? Önde mi? Geride mi?

Bilişimin meşrulaştırılmasında irade yeterli olmadan normlaşma sürecini tamamlarsa mağduriyetler artar. İradenin vazifesi, mağduriyetlerin azaltılması değil, hiç olmamasını temin ve tesis etmektir. Bilemediği bir işteki çabalar daha fazla sayıda teknokratın devreye girmesiyle çözülmeye çalışır. Bu durum hem çalışmalarda kaçakları oluşturur hem de (asıl önemlisi) ortaya çıkan kalabalık bürokrasi engeli ile süreç kendine zarar verir.

Batı’nın Keşfettiği “Yol Değiştirme”

Batı; kavramları, dili, teknolojiyi ve kuralları koyunca başka geriye ne kalıyor?

Eğer bir X devleti normlarını belirlerken Batı’nın dışında bir yol izlerse başarılı olabilir mi? Bilakis küresel entegrasyonu, piyasayı ve pazarlama süreçlerini göz önüne alan küresel üreticiler her şeyi hesaplarlar. Bu nedenle küresel sistem içinde kalmak ve küresel dili konuşmak yerel idarecilerin lehinedir, süreci kısaltır; ama kültürel ve ekonomik baskının ötesinde, aynı zamanda bağımlılık güvenlik boyutuna kadar gelişir.

İnsanlık tartışmayı sürekli istedi. Üzerindeki baskıdan dolayı tartışamadığı dönemleri karanlıkta geçirdi. Tartışmayı bir insan diğer insandan kıskandı. Batı, Aydınlanma’dan sonra yolunu değiştirmeyi keşfetti. Giderek tartışma sistemleşti. Meşrulaştırma keyfiyeti toplum katmanlarına indi.  Batı kendi diline işlerlik kazandırdı. Bilim buna bağlı gelişti. Bilimle teknoloji Batı’ya sürekli sistem gelişimi imkanı verdi, refahın gelişimine öncülük etti. Bu aynı zamanda sıralı devrimler ve değişimler anlamında oldu. Her bir değişim ilk olandan kopuş mahiyetindeydi. Batı buna temelde “modernite” dedi. Modernite kopuşun tarifiydi. Artık sistemler “modern” idi.

Yukarıdaki paragraf Batı iyi, diğerleri kötü anlamında yazılmamıştır. Bunu önlemek için “yol değiştirme” ifadesini bilinçli yazdım. Yolu değişince kazanılan avantaj ile dünya Batı dilinin, kurallarının, sisteminin ve biliminin sözcüsü oluverdi. Bazıları çabuk kabullendi ve aynılaşma süreci başladı. Dil ve kazanılan alışkanlıklar baskın kültür dinamiklerini içselleştirmeyi sağladı.

yeni insan bilinci

Yeni İnsanlık Bilinci

Tartışma olgusu; insanın kendi türetmesini sınamasıdır. Bilim bunun en belirgin kanıtlarını sunar. Tartışmak bilimin temelidir. Anlamanın da temelidir. Bilimden yoksun bir toplum, yani tartışmayı bilememek, dolayısıyla gerektiğinde tartışmamak, daha az bilmektir; bilgisizliktir. Başka ifade ile, kültürsüzlüktür. Ben medeniyet kavramını kullanmıyorum. Toplumların kendine ait değişik adımlarını kültürle belirginleştiriyorum. Medeniyeti insanlığın bütünlüğüne denk kılıyorum. Anlamak; bilinen anlayışın ötesinde, inanmak veya inanmamak için verilen karara da karşılık gelir. Her bir inanma eşiği bir sonraki inanmanın da başlangıcıdır. İnsanın derinleşmesi yukarı çıktıkça olur.

Batı ve yeni yaşam düzenine bağlı gelişen alışkanlıklar ile dünyanın büyük bir kısmı tartışmayı o veya bu ideoloji içerisinde geliştirdi. Bu süreçte Müslüman toplum başlangıçta tartışıyorken ve Altın Çağ’ına kadar yükselmişken, hizipleşmenin yarattığı taassupla el frenini çekmişti ve tartışmaktan korkan bir toplum olmaya dönüşmüştü. Bu da ilk olandan bir kopuştur. Bu süreç içindeki kaynaklar sistemli bir şekilde diğerlerinin eline geçti.

Baskın kültür durgun değil, dinamiktir. Doğası gereği, hızlı hareket eder. Hızlı ve baskın olan diğerinin kaynaklarını aldı veya kullandı.

Tartışma, anlam, bilim, mana, düşünme, buluş, derinleşme, ilerleme gibi birçok eylemlilik hali insanı kendine aşırı güvenir kıldı. Her şeyle (kendi kullanımına verilenler içinde kalarak) oynayabiliyordu artık ve bu onun özgüveni oldu. Özgüveni sanki yeni bir inançtı: Kendine inanıyordu. Bu onun “yeni bilinci” oldu. İnanmamak veya sapkın olmak değildi artık bu, kendine ait Yeni İnsanlık Bilinci idi.

Çekim güçlerinin etkisiyle Müslüman kesim nerede duracağını bilemiyordu. Yeni yorumlar geliştirmek çabasındaydı. Ancak dünya sistemlerinin dili o kadar gelişti ki başka uygulama için kendi fiillerinin keşfetmekten çok geride kalmıştı. Öyle yaşayıp böyle inanan melez bir toplum anlayışı dahi tanımlandı. Melezliğin dili gelişti. Bu belki de melezin postmodern yaşam tarzını da besliyordu.

Bilim üzerinden örnekle bir anlatım geliştirdik. Meşrulaştırılanların dinamiğini tanımladık. Basit bir süreci ele aldık. Bildiğimiz bir sonuca ulaştık. Buradaki ifadede özgün değerlendirmeyi ortaya koyarak yararlı olmayı sağlayabiliriz. Nedir bu?

Kötü sonuç şu: Yeni insanlık bilinci köklü (saf) bilinç sahibini köleleştiriyor!

“Ben köle değilim…” demenin haklılığı ne derece işe yarar? Batı normlarına göre devlet kur, yönet, denetle, gelişmelerini ithal et ve ardından iki arada bir derede kal.

Güven Bağı

Kibirlilik gösterenler ve zulmü meşrulaştırmaya çaba gösterenler varsa pozitif bilincin gelişmesi mümkün olamaz. Ben en çok çelişkilerin yaratılması ile eğrilerin doğru, doğruların eğriymiş gibi meşrulaştırma operasyonları içine girilmesinden şikayetçiyim. Zira toplum bir güven bağı ile birbirine bağlanmalıdır.

Güven bağı bildik, beylik ve hamasi dili geliştirilirse, bu ezberin hakim olduğu bilinci oyalayabilecek veya bu tür toplumu idare edebilecek bir iradenin tarifidir. Ezberle yaşayanların güven duydukları belli şablonlar bilincin körlüğünü tanımlar. Tartışmaktan uzak olmak demek her şeyin kilitlenmesi ve rafa kaldırılması anlamı taşır. Aslında bu zulümdür. Çünkü modern (yeni) köle sistemi böyle bir toplumu öngörür.

Saf Bilinç

“İnanç” kavramı tüm yapıyı sarmalayan bütünlük bağlamıdır. Bütünlük kopuşun karşısındadır. İnsanı ve sistemlerini, bilinçten doğan tüm anlamın (mananın) ve bilginin akışını, dili, bilimi ve somutlaşmış ürünlerini (örneğin fiiller ve teknoloji) bütünleştirir. Meşrulaş(tır)ma için ortaya konan iradenin bütüne sadık kalarak oluşması gerçekleşir.

Bu anlatımda farklı bir seçenek ifadesi yoktur. Aynı seçeneğin bütüncül bir ifadeyle tarifidir. Tek fark insanın kendini yapay bir kopuştan (buna “kibir” diyebiliriz) alıkoymasıdır.

İnsanın kibriyle ortaya çıkan kopuşun meşrulaşmasının belirli kesimlere geçici bir tatmin sunması, diğer kesimle arasını sürekli açması bir engeldir. Hatta doğanın zarar görmesi de buna eklenmelidir. Bütün söylenenler modernitenin negatif anlamı etrafında dönmektedir. Saf bilinç buradaki eksiklikleri ve negatifliği meneder. Modernitenin insanlığa ve doğaya bütüncül bir düzen getirmesi beklenir. Elbette bu pozitif olmak demektir.

Dil kendi algısını süreçlere bağlayarak gelişir. Arada bir yerde kültürel aktarımda negatif algı meydana gelmiş. O halde algının değiştirilmesi yeterlidir. Dil bunu kabullenir. Saf bilinç moderniteye karşı değildir, bu terimden doğru bir algı oluşmasını ister.

O halde ortada bir engel var: Meşrulaş(tır)ma işine dahil olanların tümü irade beyanlarını belirli bir “çıkar” beklentisine göre geliştirmeyi seçmişlerdir. Bunun tersine dönmesi beklenir. Tümel iradenin değişmesi (doğru yola dönmesi) saflıktan kopuşun bilinçle idrakini gerektirir.

Şimdiki soru şu: İnsan neyi idrak edecek? İdrakle meşrulaş(tır)ma, yani sorumluluk duyarak yapılacak işler neticesinde bir pozitif yapı elde edilebilir. Saf bilinç pozitif yolda derinleşmeyi tercih eder.

Çözüm Arayışı

Doğal çevrim kendi bilinciyle hareket eder. Bu dengeli, uyumlu, tamamlayıcı bir devinimdir. İnsanın kopuşu doğayı kendi çıkarına kullanmayı bütüncül bilinçten kopmakla başlattı. Daha sonra (Lyotard’ın da dediği gibi), Batı’nın tüm insanlığa maletmeye çalıştığı ortak kültür algısı meşrulaştırılmış oldu.

Benim temel algım açıktır. Bu büyük kopuştan bütüncül bir geri dönüşün olamayacağını düşünüyorum. Bundan dolayı “bireysel” dönüşleri tekraren öneriyorum. Bu saf bilinçle; negatifliklerden sakınmak, fiillerde sorumluluk duyarak yaratmak ve meşrulaştırmayı belli bir ölçüde bireysel iradeyle gerçekleştirmek gerektiğini çözüm olarak sunmaktayım.

“Türkiye gibi bir örnekte durum nedir?” diye daha somut bir soru sorarsak, birçok konuyu teker teker hatırlamamız gerekecektir. Belki güncel konularda olay (vakıa) seviyesinde analizler gerekecektir. Ben bunu sizlerin takdirine bırakmak istiyorum. Çünkü dertleştiğimiz konu “bilinç” ile ilgilidir, bilinçlerin idraki kendi iradelerini geliştirir.

Kapitalizm, modernizm, yeni-köle sistemi, ulus devletler sistemi, küreselleşme gibi temel kavramların ilk çıkışları ve ilerledikleri yönlerine bakıldığında Türkiye’yi bu sürüklenmede daha rahat ifade edebiliriz. Başlangıcından bu yana şu soruları cevaplandırmakla ilgilenebiliriz: Kopuşlar nerelerde olmuştur? Kimler kopmuşlardır? Meşrulaştırma operasyonları ne tür bir irade ile yürütülmüştür? Kültürel yeterlilik ve irade, bu meşrulaştırma mantığını (hiç değilse bireylerin talep edebileceği ortamı hazırlamak doğrultusunda) pozitif bilinç yönüne ne derecede çevirebilmiştir?

Gelin bu güne! Ne olmasını isteyelim, nasıl irade gösterelim? Soru bu!

Muttaki bununla ilgilenmekte ve ancak kendini tatmin eder bir bilinç oluşturabilmektedir.

 


[1] Jean François Lyotard , Postmodern Durum, Çeviren İsmet Birkan, Bilgesu, Ankara, 2013, S. 22.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Maksatlı Aforizmalar (I)

DİĞER YAZI

“Güvenlik İçin Küresel Eğitim Programı”

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi