ABD Stratejisine Göre Orta Doğu Değerlendirmesi

12 Aralık 2023
Okuyucu

ABD’nin halen geçerli olan Ulusal Güvenlik Stratejisi (Ekim 2022) dokümanının “Orta Doğu’da Gerginliği Azaltma ve Entegrasyonun Desteklenmesi” kısmına bakıldığında (s. 42-43) bugün yaşanan İsrail-Hamas krizi hakkında ne sonuçlar çıkarabiliriz? Bu analize önce ABD dokümanından ilgili ifadeyi aynı şekliyle alacağım, hemen altına değerlendirmelerimi yazacağım.

Başlayalım, ABD ne diyor, benim değerlendirmem ne?

Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca ABD dış politikası ağırlıklı olarak Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan kaynaklanan tehditlere odaklandı. Sürdürülebilir sonuçlar elde etmek için uygulamaya ve rejim değişikliğine gerçekçi olmayan bir inançla desteklenen askeri merkezli politikaları sıklıkla varsayılan olarak uyguladık ve rekabet halindeki küresel önceliklere veya istenmeyen sonuçlara yönelik fırsat maliyetlerini yeterince hesaba katmakta başarısız olduk. ABD çıkarlarını ilerletebilecek ve bölgesel ortakların Orta Doğu halkları ve Amerikan halkı için daha fazla istikrar, refah ve fırsat için temel oluşturmasına yardımcı olabilecek daha pratik adımlar lehine büyük tasarımlardan kaçınmanın zamanı geldi.

ABD’nin çıkarları! Asıl konu budur. Strateji ve dış politik hedefler buna göre yapılır. Bu her ülke için geçerlidir veya geçerli olmak zorundadır.

Burada tehditlerin tanımlanması bakımından ABD’nin dünyaya açıklayabilceği türden cümleler kullandığını görmekteyiz. Neticede bu bir politik-strateji metnidir; detaylı olan hali kendi kasasındadır. Ben şu an önümdeki metnin içeriğine göre bakıyorum: ABD’nin Soğuk Savaş sonrasında Orta Doğu’dan SSCB’nin izlerini (nüfuz, silah, para, ideoloji gibi) silmek ve bölgeyi olabildiğince tam olarak kendi kontrolüne alabilmek adına başlattığı sürecin bugüne bakışla plan açıklaması bu şekildedir. Bahsedilen bölgede, İki Kutuplu düzenin tamamlanmasından bugüne yansımasıyla, var olan tehditler ile ABD’nin müdahalesi süreciyle inşa edilen yeni durumu ve istikrarsızlıkla gelişen yeni tehditleri ifade etmek, sanırım bize düşmektedir. Düşünceme göre yerelde bazı güç dengelerini değiştirmek adına ABD’nin yapageldiklerini bizler bu tür cümlelerle görebiliyoruz.

ABD’nin, Amerikan halkı için Orta Doğu’dan ve Kuzey Afrika’dan beklediği nedir? Dokümanda görülüyor ki, ABD bu bölgedeki halkları kendi haline bırakmak yerine, müdahale etme gereğini duymuş. Bu durumda başarıyı, maliyeti ve sonucu da kendisi üstlenmektedir. Eksikleri olduysa, buna göre düzeltmeleri de yapabileceğini ima etmektedir. Bu ABD’nin bölge halklarının egemenliğine olan müdahalesi bakımından gayet tartışmalı bir yaklaşımdır; ama hem strateji çalışmasının gereğince hem de milli menfaat yönüyle dış politika tasarımının özüne bakılırsa, sonuç böyle bir şeydir.

Bölgede ABD’nin yanında yer alanlar, kazananlar sınıfına mı geçtiler? Kendi egemenliğine dönük politikaları sürdürenler ABD’nin başarısızlık dedikleri mi? Bu tür sorular kendiliğinden gelmektedir.

Sonraki paragraf:

Amerika Birleşik Devletleri, Amerika’nın caydırıcılığı güçlendirmek için ortaklıklar, koalisyonlar ve ittifaklar kurmadaki benzersiz karşılaştırmalı avantajına dayanarak, gerilimleri azaltmak, yeni çatışma risklerini azaltmak için diplomasiyi kullanırken bölgedeki ABD politikası için yeni bir çerçeve ve istikrar için uzun vadeli bir temel koydu.

ABD’nin caydırıcılık temeli olan bütün ifadeleri stratejik mahiyet taşır. Bu bağlamda ABD’nin stratejisini ve caydırıcılığını çok defa açıkladım. Özellikle okumanızı istediğim makale Stratejik Rehberlik’tir. Benim kritiğim işte bu merkezdedir: ABD caydırıcılık ve rehberlik meselesinde küresel istikrarı öne çıkarmak istemiyor, Amerikan halkının çıkarlarına göre bir yönlendirme, baskılama ve belli yaptırımları uygulama yolunu seçiyor. Bu bir “küresel rehberlik” stratejisinden “dayatma” yönteminin uygulanmasına geçiliyor. Dayatmayla küresel istikrar elde edilemez, sadece var olan ittifakın ve ortaklıkların zorunluluk ifade eden bağlarını güçlendirilir.

Diğer paragraf:

Bu çerçevenin beş ilkesi vardır. (1) ABD’nin desteğiyle kurallara dayalı uluslararası düzeni benimseyen ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendireceğiz ve bu ülkelerin kendilerini dış tehditlere karşı savunabilmelerini sağlayacağız. (2) ABD, yabancı veya bölgesel güçlerin, Hürmüz Boğazı ve Bab el Mendeb de dahil olmak üzere Orta Doğu’nun su yollarında seyrüsefer özgürlüğünü tehlikeye atmasına izin vermeyecek ve herhangi bir ülkenin askeri yığınak yoluyla bir diğerine (veya bölgeye) hakimiyet kurma çabalarına, saldırılarına veya tehditlerine hoşgörü göstermeyecektir. (3) ABD bölgesel istikrara yönelik tehditleri caydırmaya çalışırken biz de diplomasi yoluyla mümkün olan her yerde gerilimleri azaltmak ve çatışmaları sona erdirmek için çalışacağız. (4) ABD, her ülkenin egemenliğine ve bağımsız seçimlerine saygı göstererek, entegre hava ve deniz savunma yapıları da dahil olmak üzere Amerikalı ortaklar arasında siyasi, ekonomik ve güvenlik bağlantıları kurarak bölgesel entegrasyonu teşvik edecektir. (5) ABD her zaman insan haklarını ve BM Şartı’nda yer alan değerleri teşvik edecektir.

Kurallara dayalı uluslararası düzen nedir? Burada, “liberal demokratik düzen ve buna bağlı çalışan uluslararası sistem anlayışı” kastedilmektedir. Orta Doğu için bu bağlamda hangi ülkeler ABD’nin ortağı olabilir? İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri veya Mısır mı? Bu saydıklarım ilgili tanıma uymuyor ama kullanılan ülkeler. Orta Doğu dışındaki ortaklar bu tanıma uyabilir; İngiltere, Fransa, Almanya, gibi ülkeler. ABD bunlara “çıpa ülke” diyor. Bu durumda ABD ve ortağı olan çıpa ülkeler, ki hepsi bölge dışından, kendi düşüncelerine göre işletilecek bir sistemin politikalarını burada sürdürecekler.

Burada çıpa ülkelerin stratejik hesaplarının mantığını da düşünün isterim. İngiltere vaya Fransa gibi ülkeler zaten kendi çıkarlarına dayalı hesaplarını yaparlarken ABD’ninkinden pek farklı olmayan yöntemleri kullanmaktalar.

ABD dokümanlarında yer aldığı nedenle sürekli ifade etmeye çalıştığım bir terim var, “bitik ülke” diye. Orta Doğu’da hangi ülkeler bitik ve bunların bitmiş olmalarında kimlerin etkisi var, bunu daima soracağım. Bu tasnifteki ülkeler: Lübnan, Suriye, Yemen, Libya. Bu durumda konuyu incelemek isteyenlere hatırlatmalıyım, Arap-İsrail Savaşları’nı, İran-Irak Savaşı’nı, Soğuk Savaş’ı, bölgedeki diktatörlükleri, İran İslam Devrimi’ni, ABD’nin Körfez Savaşları’nı, 11 Eylül öncesini ve sonrasında ilan edilen Küresel İslami Terörle Savaş’ın başlatılmasını, buna Uzun Savaş denmesini, Arap Baharı süreçlerini, hatta son olarak İbrahim Anlaşmaları ve Normalleşme süreçlerini birlikte okumanızı isterim. Bitik ülkeler sınıfında sözü edilmeyen Filistin var! Sizler bu konuyu etraflıca irdeleyebilirsiniz, başlangıcından bugüne nasıl gelindi diye. ABD halen “iki devletli” çözümden yana olduğunu ifade etmektedir.

Orta Doğu’nun (buna bölgeye yakın Afrika’yı da ilave ettiğimi biliniz) enerji ile ilgisi bellidir. ABD ve ortakları enerji kaynaklarını, piyasasını ve su yollarını kontrol etmek istemektedir. Burada ABD ortaklığına ve çıkarlarına karşı olan yabancı ve bölgesel güçler kimler? Rusya, İran ve bunlarla birlikte hareket etmeyi seçen ülke ve vekil güçler. (Buna uzak rakip olarak Çin’i dahil etmek gerekebilir.) Bu bölgede, İran’ın vekilleri (Direniş Ekseni de denmektedir,) olarak ifade edilen militer güçlerin yerleştikleri ülkeler, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen (ve Filistin-Gazze’de Hamas) şeklinde işaret edilmektedir. İşte bu çerçeve içerisinde bakılırsa ne yapılmak istendiği açıkça anlaşılmaktadır; strateji buna dayandırılmaktadır. Şöyle: ABD ve ortakları, bu enerji ve su-yolu trafiği için stratejik değerde olan bölgede, liberal demokrasilerin dışındakilere, ifade edildiği üzere, otokrasilere, uluslararası sistem dışındaki güçlere (belli ülkelere, vekil örgütlere, terör örgütlerine) ve bunların işbirliklerine karşı her türlü (politik, askeri, ekonomik, vs.) tedbiri almak. Bu maksat için ABD’nin caydırıcı gücü kendini sahada göstermektedir. ABD sahadaki bu güçle tarafları netleştirmekte ve kendine karşı olanları hedef gösterebilmektedir. Bu stratejik yaklaşımla ABD, bölgede hem (kendi çıkarına göre) gerilim ve çatışmaları sona erdirmeyi temin edebileceğini hem de ipleri sürekli elinde tutmayı başarabileceğini düşünmektedir.

7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas krizi devam etmektedir. Krizin ilk saatlerinden itibaren ABD’nin gösterdiği reaksiyonun esasını bu stratejik bağlamla açıklamak mümkündür. ABD bir yandan stratejik kuvvetlerini sahaya sürdü, caydırıcılık sağladı, kritik su yollarına gemilerini, uçaklarını ve keşif-gözetleme imkanlarını yığdı, diğer yandan “en aktif diplomatik temaslar gösteren ana aktör” olma misyonunu üstlendi. 

ABD, 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusuna 200’den fazla C-17 sortisiyle tonlarca askeri mühimmat ve teçhizat gönderdi. CNN’e göre sadece hava-yer mühimmatı 49 bin adet ve bunun 3 bin kadarı JDAM. Bir bu kadarı da 155’lik obüs mühimmatı başta olmak üzere kara birliklerini desteklemek içindi.

Yukarıda 4. Madde ile açıklanan hususa bir kez daha bakınız, bölgesel entegrasyonun formülünde, bölgesel güçlerin her alanda (kendileriyle entegrasyonu sağlayan silahlanma, ekonomik ve siyasi angajmanlar, güvenlik politikaları, vs.) Amerikalı ortaklarla birlikte hareket etmesi isteniyor. En başından beri açıkladığım manzume çerçevesi dışına çıkılmadığını buradan görebiliyorsunuzdur. ABD bir de buna kendi kontrolünde olan veya olmasını istediği uluslararası sitemin tarifini ekliyor, insan hakları ve BM şartı!

Bir sonraki paragraf:

Bu yeni çerçeve, bölge devletlerinin aralarındaki kalıcı ayrılıkları kapatmak için son zamanlarda kaydettikleri ilerlemeye dayanıyor. İran’ın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini caydırmak ve bunlara karşı koymak için müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte çalışmaya devam edeceğiz. İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olamayacağından emin olmak için diplomasiyi sürdüreceğiz, ancak diplomasinin başarısız olması durumunda diğer araçları kullanmaya hazır ve duruşumuzu sürdüreceğiz. İran’ın ABD personelinin yanı sıra mevcut ve eski ABD yetkililerine yönelik tehditlerine müsamaha gösterilmeyecek ve gösterdiğimiz gibi, halkımıza ve çıkarlarımıza saldırıldığında karşılık vereceğiz. Bunu yaparken, Tahran rejimi tarafından uzun süredir mahrum bırakılan temel haklar ve onur için mücadele eden İran halkının her zaman yanında olacağız.

ABD’nin Orta Doğu’da asıl hedefindeki ülke İran’dır. İran-İsrail rekabetine, İran’ın bölgedeki istikrarsızlaştıcı rolüne, nükleer silahların yayılmasını önleme bağlamında İran’ın nükleer çalışmalarına, enerji piyasalarındaki İran faktörüne, İran’ın ABD’nin temel rakipleri olan Rusya ve Çin ile iyi münasebetlerine ve doğrudan Tahran rejiminin ABD’ye olan düşmanlığına bu doğrultuda bakılmalıdır.

Buradan şunu çıkarmak mümkündür: Orta Doğu’da hangi ülke veya güç İran ile sıcak ilişki içerisinde girdi, ABD’nin hedefindedir. (Bu bakışla benzer cümleleri Rusya bağlamında da kurmak mümkündür.)

Paragraf:

Daha geniş anlamda, acıları hafifletmek, istikrarsızlığı azaltmak ve Yemen, Suriye ve Libya’dan terör ihracatını veya kitlesel göçü önlemek için yerel ortaklara diplomasi, ekonomik yardım ve güvenlik yardımını birleştireceğiz; aynı zamanda daha geniş etkiyi yönetmek için bölgesel hükümetlerle bu zorlukları birlikte aşmaya çalışacağız. İsrail’in güvenliğine olan katı bağlılığımızı sürdürürken, İbrahim Anlaşmaları da dahil olmak üzere, İsrail’in komşularıyla ve diğer Arap devletleriyle büyüyen bağlarını genişletmeye ve derinleştirmeye çalışacağız. Ayrıca Filistinlilerin kendilerine ait güvenli ve yaşayabilir bir devlete yönelik isteklerini karşılarken İsrail’in Yahudi ve demokratik bir devlet olarak geleceğini koruyan uygulanabilir iki devletli çözümü desteklemeye devam edeceğiz. Başkan Biden’ın Temmuz 2022’de Batı Şeria’ya yaptığı ziyarette belirttiği gibi, ‘1967 çizgisindeki iki Devlet, karşılıklı olarak mutabık kalınan takaslarla, İsrailliler kadar Filistinliler için de eşit ölçüde güvenlik, refah, özgürlük ve demokrasi elde etmenin en iyi yolu olmayı sürdürüyor!’ anlayışı hakimdir.

Evet, bölgesel konular içerisinde terör ve kitlesel göç var. Bu sebep değil, sonuç şeklinde ortaya çıkan olumsuzluklar. Hatta bunun sebeplerini sömürülen bölge esasıyla anlatmak mümkündür de. Stratejistler sonucun bu şekilde gerçekleşebileceğini ve görmezden gelinebileceğini düşünmüş olabilirler mi? ABD stratejisindeki bu paragraf içinde yer alan ülkeler; Libya, Suriye, Yemen ve Filistin. Bunlarla birlikte, paragrafta yer alan diğer terimler; istikrarsızlık, terör ve kitlesel göç. ABD’nin ortaklarını daha önceden ifade ettim, liberal demokrasiler şeklinde hatırlayabilirsiniz. ABD’nin bölgede işbirliği içine girebileceği ülkeler kimler? İsrail başta, diğer yandan İsrail ile Normalleşme sürecindeki Körfez Ülkeleri, Ürdün ve Mısır gibi ABD ile işbirliğinde sorun çekmeyen bölgesel aktörler. ABD, İsrail’in katı güvenlik anlayışına itiraz etmiyor ve İsrail’e bir başka yöntem için destek vereceğini işaret ediyor: İsrail ve Arap ülkeleri ile İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde işbirliğine destek. Formül bu: İsrail askeri yönden katı olabilir, ABD, İbrahim Anlaşmaları sürecine rıza gösteren Araplarla birlikte olacak! Peki, tüm Orta Doğu’daki barış ve istikrar adına sözünü etmemiz gereken asıl mesele neydi? İsrail’in işgali halindeki Filistin toprakları! ABD bunun için ne öneriyor? İki devletli çözüm. Geldik bugüne, Biden ile Netanyahu bir masada otursunlar ve dünyaya açıklasınlar: Bugünden bakarsak, iki devletli çözüm nasıl mümkün olabilir? Açıklasınlar ki öğrenelim…

Geçtiğimiz günlerde MSNBC’de bir tartışma programında Arap asıllı Amerikalı bir uzman açıklama yapıyor: “Bu Biden için önemli bir politik fırsattır! Sadece İsrail için değil, aynı zamanda Filistin için de sonuç alınabileceklerin değerlendirildiği bir fırsat penceresidir…” Krize Amerikalılar (!) böyle bakıyor; İsrail Hamas’ı etkisiz kılsın ve Biden’ın politikası gereği İki devletli çözüm gerçekleşsin, bu Filistin için en iyi sonuçtur!..

Demek ki, mevcut Başkan Biden’ın sözlerine atfen strateji dokümanında işaret edilen bu konuyu daha sonra ABD ulusal yapısı şöyle değiştirebilecek: “Biden gitti, yeni Başkan başka formül öneriyor.” ABD’nin uluslararası çıkarlarına ait demokratik ve politik yaklaşımında bu tarz örnekleri görebilirsiniz.

Daha geçtiğimiz günler içinde BM Genel Sekreteri Guterres yakınıyordu; iki devletli çözümden uzaklaşıldığını, İsrail’in insanlığı hiçe sayan sertlikteki politikalarından acilen vazgeçmesi gerektiğini, en kısa zamanda ateşkes ilan edilmesi gerektiğini… BM aciz! Guterres ve bazı uluslararası alanda yetkili olanlar konuya insani yönden bakmıyor değiller.

Türkiye’nin politikası da büyük ölçüde Filistin, Gazze, Kudüs davası yanı sıra, insani perspektifle açıklanmaktadır. İnsanlar evlerinden ediliyor, işgal var, on binlerce çocuk, kadın, yaşlı dahil burada tüm acımasızlığıyla sürdürülen ölümlerden söz ediyoruz. İnsan hakları ve uluslararası hukuk ise mesele işte tam da burada duruyor! Türkiye, acilen ateşkes diyen taraftır.

ABD yetkilileri ne diyor? “Şu anda ateşkes kararına karşıyız, çünkü bu Hamas’ın ve dolayısıyla İran’ın işine gelir, İsrail’in planına uygun şekilde belli günler ve saatler için sadece insani maksatları öne çıkararak, çatışmaya ara verme konusuna sıcak bakıyoruz.”

Son paragraf:

Bu yeni çerçeve, caydırıcılık, ortak kapasitesinin güçlendirilmesi, bölgesel güvenlik entegrasyonunun sağlanması, terör tehditlerine karşı mücadele ve küresel ticaretin serbest akışının sağlanmasına odaklanan sürdürülebilir ve etkili bir askeri duruşa dayanıyor. Bu askeri faaliyetler, ulusal gücün diğer araçlarının kullanılmasıyla birlikte, aynı zamanda dış aktörlerin bölgedeki askeri genişlemesine karşı da yardımcı oluyor. Ordumuzu rejimleri değiştirmek veya toplumları yeniden oluşturmak için kullanmayacağız; bunun yerine güç kullanımını, ulusal güvenlik çıkarlarımızı korumanın gerekli olduğu ve uluslararası hukuka uygun olarak, ortaklarımızın topraklarını dış ve terörist tehditlerin saldırılarına karşı korumalarına olanak tanıyan durumlarla sınırlandıracağız. Büyümeyi teşvik etmek ve istihdam yaratmak için daha fazla ekonomik entegrasyonu teşvik etmek de dahil olmak üzere, bölgenin potansiyelini ortaya çıkarmaya yardımcı olacak ekonomik ve siyasi reformları teşvik edeceğiz. Enerji üreticilerini, kaynaklarını küresel enerji piyasalarını istikrara kavuşturmak için kullanmaya teşvik ederken, aynı zamanda temiz bir enerji geleceğine hazırlanmak ve Amerikalı tüketicileri korumak için teşvik edeceğiz. Ayrıca demokratik ortaklarımızı desteklemeye devam edeceğiz ve gerçek reformun yalnızca içeriden gelebileceğinin bilincinde olarak insan hakları ihlalleri konusunda hesap sorulmasını talep edeceğiz, ancak ABD’nin hâlâ oynayacak önemli bir rolü var. ABD, insani yardımın en büyük iki taraflı bağışçısıdır ve ilkeli, ihtiyaçlara dayalı insani yardım eylemlerinin uzun süredir savunucusudur. İnsani yardım konusundaki liderliğimizi sürdüreceğiz ve insan onurunun farkına varılmasına ve istikrarın desteklenmesine yardımcı olacak uzun vadeli mülteci ve yerinden edilme krizlerini yöneteceğiz. Orta Doğu’nun geleceği geleneksel güvenlik meseleleri kadar iklim, teknoloji ve demografik değişikliklerle de belirleneceğinden, bölgesel ortaklarımıza daha fazla dayanıklılık oluşturmalarına yardımcı olmak için desteğimizi hızlandıracağız.

Caydırıcılık, ortaklıkların güçlendirilmesi, bölgesel güvenlik entegrasyonlarının tesisi, küresel terörle mücadele, küresel ticaretin akışının önündeki engellerin kaldırılması, işte bu amaçlar için ABD’nin küresel stratejik varlığı ile bir askeri duruş sergilemesinden söz edilmektedir. Her bir ifadenin altını tekrar doldurmak isterdim ama bu noktada özetle işaret etmeliyim; burada ABD çıkarları, Amerikan halkının gelişimi için liberal demokrasilerle geliştirilen ortaklıklar halinde hareket etmek esastır. ABD’ye göre, ABD çıkarları ve liberal demokrasilerin ortaklığı demek, beraberinde dünyadaki istikrar ve gelişmenin çözüm yolu demektir. Eğer buna bağlı hareket ederseniz, ABD silahlarına entegre olan bir güvenlik mimarisi içinde kalırsanız, seçiminiz doğru olacaktır, ABD’nin politik, ekonomik ve teknolojik gelişmişliklerinden istifade edebileceksiniz, böyle anlaşılması istenmektedir.

Değerlendirmenin Sonu:

Burada satır atlamadan, ABD Ulusal Stratejisi dokümanından alıntıyla sizlere Orta Doğu bağlamındaki konuları açıkladım. Böylelikle ABD’nin yapmak istediği ve yaptığı tüm faaliyetlerindeki anahtar ifadeleri gözden geçirdik, hem Biden yönetimi dönemini ele alarak. Esasen ortaya şu çıkıyor: Ya bendensin ya değil! Ancak burada ABD ve ortaklarının karşısına (hedefine) aldıkları ne durumda, bunu gözden geçirmek gerekir. Her ülke veya güç stratejik açıdan bu durumu hesap etmek zorundadır: ABD’nin yaklaşımı veya stratejisi açık biçimde çıkarcıdır, bu böyle! Diğer yandan unutulmamalı ki, gayet iyi bilinen bir prensip var: Uluslararası bütün konular, dış politika konuları, milli menfaatler (ulusal çıkarlar) çerçevesinde düşünülür, ülkeler stratejilerini buna göre yaparlar. Örneğin Orta Doğu’da önemli bir sosyolojik durum olan duydusallık bir yere kadar sürebilir, ama eğer konu dış meseleler ise her ülke kendi çıkarına göre kendi tercihini yapar ve stratejisini buna göre tanzim eder.

Sonuçta bize gerekli olan çıkarlar, milli menfaat! Ama, objektif kriterlere dayalı olan hesaplarla temin edilebilecek ve ulaşılması mümkün olanlar. Strateji hesapla yapılır. ABD halen bir başat güç ve askeri, ekonomik, teknolojik, birçok bakımdan durumu belli, kendi hesabını buna göre yapıyor. Rusya ayrı, Çin daha başka. İran kendi açısından yaklaşıyor, ha keza İsrail de öyle. Hepsinin hesabı var ve kendi durumları ile hesapları görülebiliyor. İşte konu budur; stratejiler belirlenirken hesap hatası yapanlar birgün gelir kaybederler!

Stratejiler birer muharebe hamlesi veya taktik hareket demek değildir. Strateji, haklı tarafın öne çıkarılması sanatı değildir, kazanma sanatıdır. Kazanmak her şeyden önce akıl işidir. Strateji, duruma göre, bazen savaşmadan, bazen de savaştırarak baş eğdirmektir. Stratejinin sonucu, politik elde edilen somut değerle tarif edilir. Stratejide popülizm bir yöntem değildir. Lütfen Stratejiyi Bilmek ve Stratejide Saldırının, Savaşın ve Politikanın Yeri başlıklı makalelerimi okuyunuz.

Türkiye üç kıtanın buluştuğu coğrafyada yer alır, jeopolitik değeri yüksek bir ülkedir. Avrupa, Afrika ve Asya, böylesi yok! ABD, Avrupa, Rusya, Çin, hemen her ülke ve güç bu gerçeği bilmektedir. Ülkeler bu bilinçle kendi çıkarlarına hizmet eden stratejik yaklaşımlarını ifade ederler. Dışarıdan bakış şekli böyledir. Peki, içeriden nasıl bakılacak? Bu yazıda sadece Amerika’yı gördük, bunu anladık. Türkiye’nin stratejisi nasıl? Türkiye’yi bağlayan hususları ve Soğuk Savaş dönemi dahil, yaşananları gayet iyi biliyoruz, hatta sizin için çok şeyi buraya listeleyebilirim. Örneğin, Soğuk Savaş dönemi politikalarını, askeri darbeleri, Soğuk Savaş sonrasında Türkiye’ye verilen küresel roldeki politik gelişmeleri, terörün arttığı süreci, en yakın dönemdeki 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini, Türkiye’nin güney sınırına inşa edilmeye çalışılan bir terör/garnizon devletçik inşa girişimini, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Rum ve Yunan politikalarına dayalı oldubitti türü gelişmeleri… Yaşananları gözden geçiriyoruz, bunlar önemli, görmezden gelinemez! Şehitler verdik… Eğer bugün Türkiye kendi egemenliğine bağlı bir duruş sergiliyor ise bunun haklı temelleri var ve çok sağlam; en azında bir İmparatorluk geçmişi var ve en kötü durumlarda bile şahlanmasını bilen bir milletten söz etmekteyiz. Bu temel bir özelliktir. İşte mesele budur: Milletinizin her ferdinin iyi yetişmişliğini sağlamak ve potansiyeliyle küresel çapta nereye odaklandığını iyi göstermek. Eğer dünya koşturuyor ise bizim uçmayı hedefleyen yol haritalarına ihtiyacımız var. Bu kadar net! Nasıl uçabiliriz? Gerçekçi hesapları yaparak!

Politika 'ın son yazıları

52 views

İsrail, İran ve Gazze

Genel bir değerlendirme yapalım, çünkü İsrail, 7 Ekim saldırısından 6 ay geçti ve "bugün Gazze'de üçüncü aşamaya geçtik" dedi. Bu ne demektir, bölgede başka ne gibi gelişebilir olabilir, hepsini inceleyelim.
39 views

Modern Rekabet

Burada modern rekabetin küreselleşmesi öyküsünü kendi içindeki kavramlarını tartışarak, Rusya ve Çin örnekleri üzerinden otoriter yönetimlerin eleştirisini yaparak açıklayacağım. Kavramsal olarak "modern rekabet" anlayışını bu şekilde açıklama imkanı bulacağım. Sonlara doğru kapitalizmin yozlaşmasını açıklayacağım. Bu kısımda da Anglo-Sakson yapıyı ve Kıta Avrupa'sını işaret edeceğim. Burada anlaşılması gereken şu olacak: Demokrasi ve insanlığın gelişimi kimsenin insafına kalmamalı, rekabetin yapılma amacı değer üretmek esaslı olmalı.
41 views

Seçimler ve Beka

31 Mart Yerel Seçimleri gerçekleştirildi ve Türk demokrasisi kazandı diyoruz. Ben ise size bu seçimleri örnekleyerek bir "beka seçimi" ne demek oluyor, bunu açıklayacağım. Buradan hareketle yapılması gerekenleri de gözden geçirmiş olacağım.
62 views

Politikada Gri Kavramlar

Size politika amaçlı yapılan propaganda konusu içinde yer alan kavramsal bir temayı sunuyorum, grilik. Gri kavramların dış ve iç politika yansımalarına bakacağım. Özellikle ABD dış politikasında kendi çıkarına yaklaşımlar sergilemesi neticesinde görülen gri kavramlar konusunu işleyeceğim. Buna örnek olarak Filistin-İsrail, terörle mücadele, sözde soykırım tasarısı gibi konular da yer alacak.
135 views

Yerelde Yapısalcılık

Bir olaya bakış yöntemimde felsefe ve tarih olmaz ise ben bunu oldukça eksik görürüm. Hemen herkesin siyaset, seçim, belediye, vs. konuştuğu noktada ben, bu işte temel felsefe ve asıl stratejik açıklama nerede diye arıyorum. Dolayısıyla felsefi yaklaşım ve stratejik bakış tarzı siyaset üstüdür. Benim açıklamalarım bu noktada değerlidir; mevcut yapılanlar gibi değil, başka türlü tartışmaları kapsamaktadır. Açıkça yazayım: Kim kazanacak, iktidar veya muhalefet ne yapacak, türü ifadelerle değil; imar neye göre olmalı, altyapı ve üstyapı nasıl planlanmalı, ülke ekonomisine uyumluluk ne şekilde sağlanmalı, kanunlar ne içerikte olmalı, gibi piramidin üstündeki meseleler önemlidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme