Dürbünlü Tüfek Misali

14 Aralık 2023
Okuyucu

Duygusallık, politika ve uzmanlık… Size bu konuyu dürbünlü tüfek misaliyle açıklayacağım. Asıl konumuz ise Filistin-İsrail arasında sürüp giden krizin bugünkü karşılığı olan ve derin bir insanlık dramına dönüşen çatışmanın anlatımı olacak. Dolayısıyla bu çok ciddi konuyu, kamuoyu ve kamu diplomasisi yönüyle ele almakta yarar gördüğümü başta işaret edeyim. Dürbünlü tüfek ileriyi görür ve iyi eldeyse hedefini vurur. Saçma atan tüfek ise başka bir şeydir, avcılık meselesi…

Uluslararası İlişkiler bahsinde çıkarların esas olduğu iyi bilinen bir ilkedir. Bireylere indiğinizde durum açıktır, sonuçta bir haklı ve haksız türü açıklama ortaya çıkar. Nasıl bir İsrailli veya İsrail yanında duran kimse, Hamas-İsrail krizinde taraf oluyorsa, ifadelerini duygu yüklü cümlelerle kuruyorsa, nasıl politika yapıcılar kendi amaçlarını elde edebilecek türden savları baskılı cümlelerle ifade ediyorsa ve hatta medyayı belirlenen hedeflere ulaşmak maksadıyla kullanıyorsa, tam tersi taraftaki de aynını yapar, yani Filistinli ve onun yanında duran da aynını yapar. Bu doğal bir durumdur. Uzmanlar ise kendi disiplinleri açısından olaylara bakarlar. Disiplin demek, en basit şekliyle, objektif olmak, bilimsel yaklaşım ve üzerinde yetkinlikle çalışılan alanın sorumluluğunun idrakiyle hareket etmek demektir.

7 Ekim sabahı Hamas neden saldırdı? Buna dair açıklamalar pek de karmaşık değildi. Ama spekülasyon çoktu. Esasında Gazze için tarih 7 Ekim sabahı başlamadı, öncesini görmeden iddialarda bulunmak eksik değerlendirmelere neden olabilirdi. Eğer konu “7 Ekim saldırısı” şeklinde anlatılır ise “İsrail meşru müdafaa hakkını kullanıyor” denecekti, ki çoğunluk değerlendirme konuyu bu manzume ile açıklamaktaydı. ABD ve Avrupa cenahı başta olmak üzere bu tür değerlendirmeler görülmekteydi. Üstelik Filistinli yöneticiler de ifade ettiler; “Bu saldırıdan haberimiz yoktu!” Demek ki Gazze konusuna yönelik bakanların bir kısmı mücadeleyi başlangıcından itibaren, köklü düşüncelerle, diğer kısmı ise 7 Ekim’i bir saldırı başlangıcı olarak ele almaktaydı. Yaklaşımlar değişse de sonuç ne oldu veya ne tarafa seyrediyordu? Sonuç önemliydi!

İsrail’in nasıl kurulduğu ortada değil miydi? İsrail’in işgalciliği, yayılmacılığı, Arap-İsrail savaşlarından bu yana görüldüğü üzere saldırılarını nasıl gerçekleştirdiği, ülkesini hangi yolları izleyerek genişlettiği, uluslararası alanları nasıl kullanabildiği, her şey açık değil miydi? Filistin için birlik olduğunu ifade edenler, bu davayı savunanlar, temkinli ve kontrollü hareket etmek gerektiğini bilmiyorlar mıydı? Böylesi köklü, ciddi bir konuda, üstelik Filistin halkını geleceğini ilgilendiren bir konuda, “Ee, ne yapsınlar! Onlar da bir şekilde kendilerini ifade etmeliler…” denebilir miydi? Eğer bu kriz silahlı bir çatışmaya dönüştüyse ve giderek etkisini derinleştirdiyse, Filistin’e, Gazze’ye ve Kudüs’e olan gönül bağıyla hareket etmek ile askeri yöntemlerin uygulanma biçimi arasındaki ilişkiyi tam bilmeden, bu hususta tarihi bir sorumluluk içinde olmayı düşünmeden, nasıl hareket edilebilirdi ki?

Anadolu Ajansı’nın yerel resmi kaynaklardan aldığı veriler ışığında derlediği Gazze ile ilgili verdiği bilgilere bakalım: (13.12.2023) Tamamen yıkılan: 52.500 konut, 126 kamu tesisi, 110 cami, 3 kilise. Hasar Gören: 124.000 konut, 277 okul, 196 cami. Hizmet dışı: 22 hastane, 110 sağlık merkezi, 75 okul. 18.412 hayatını kaybeden Filistinlinin 8.000’i çocuk ve 6.200’i kadın. 50.100 yaralı. 7.700 yaralı.

Demek ki şimdiden ölü, yaralı, kayıp olmak üzere 75.000’den fazla insandan bahsediliyor. 200.000’e yakın bina öyle veya böyle zarar gördü. Henüz çöken altyapının sayısal değerlerinden söz eden yok. Hastaneler başta olmak üzere Gazze şeridinde yaşamsal kaynaklar tüketildi. Yaklaşık 2 aydır süren bir çatışma hali ve kayıplar giderek artıyor. Yerinden edilen insan sayısını düşünün! BBC’nin verilerine göre 4 Aralık itibariyle 1,9 milyon insan yerinden edilmiş gösteriliyor. Yerinden edilenlerin hali çok acı… Bu nereden bakılsa bir insanlık dramı, tarih bunu unutmayacak. Elbette böyle! Peki, yitirilenler geri getirilebilir mi? Ya Gazze’nin geleceğinde siyasi çözüm nasıl şekillenecek? Anlaşmalarla da kabul edildiği gibi, iki devletli çözüm bundan sonra ne şekilde mümkün olabilecek? Fatura çok ağır! İnsan “neden, nasıl” diye sormadan geçemiyor…

Politikacılar şunu söylediler: “Herkes tarafını seçsin!” Demek ki, 7 Ekim sabahında belli kesimler için büyük bir savaşın olduğu düşünülmekteydi. Taraf!.. Barıştan söz edilirken birden yine taraflar saf tutmaya başlıyorlardı.

Olabilir, belli kesimler tarafından bu zaman periyodundaki tabloya böyle bakılabilir. Ama eğer bu bir savaş ise konunun bir kısmı politikadır, diğer kısmı ve önemlisi askeridir. Askerliği kendi bilimsel yönüyle değil de başka şekilde ele alanların (örneğin) politikacılardan farkı olabilir mi? Karar vericiler sorduklarında, onlara ne duymak istedikleri mi söylenmeli? Yoksa askerlik biliminin tarifi ile objektif açıklamalar mı yapılmalı? Bahsettiğim, kamuoyuna karşı sorumluluğu olan uzmanlardır (tarihçiler, siyaset bilimcileri, uluslararası ilişkiler uzmanları, eski diplomatlar ve askerler, deneyimli gazeteciler, gibi).

Türkiye’de uzmanların Hamas-İsrail krizindeki yaklaşımlarını safhalar halinde incelersek, nasıl bir çıkarımda bulunabiliriz? Hatırlayalım.

Birinci seviye:

7 Ekim sabahı yapılan yorumlarda az sayıda uzman şunları söyleyebildi: “Bu olay Hamas’ı aşar.” “İsrail Gazze’yi kontrol eder ve Filistin meselesi yara alır.”

Bunun yerine neler söylendi? “İsrail tarihi bir yenilgi aldı.” “Netanyahu hezimete uğradı.” “İsrail ordusu tünelleri çözemez.” “İsrail ordusu kara harekatına başlarsa çok kayıp verir, bundan dolayı kara harekatı yapamaz.”“Rehinelerden dolayı İsrail’in eli kolu bağlı.”

Bir kısım “bu savaş yayılır,” diğer kısım “Hizbullah ve İran durumlarını korumayı seçer, bakmayı siz onların yüksek tondan konuştuklarına, hem ABD bu çatılmanın yayılmasını önlemek, İsrail’i ve stratejik enerji yollarını korumak adına bölgeye caydırıcı maksatlı stratejik güçlerini intikal ettirdi,” dedi.

İkinci seviye:

Krizin ilk haftasından itibaren İsrail ordusu havadan saldırılarını yoğunlaştırdı ve ilk Cibaliye kampı saldırısı ile durum daha belirginleşti; Gazze’de sivil kayıplar artacaktı. Hava saldırıları taş taş üstünde bırakmayacak şekilde sürdü. (Bugünlerde ifade edilmeye ve anlaşılmaya başlandı, yukarıdaki veriler bunu gösteriyor.) İsrail sığınak delici modern mühimmat kullanmaktaydı. Hava taarruzları hedef gözetmeksizin ve orantısız güç kullanılması şeklinde sürdü. Bu süreçte çok az uzman şunları söyledi: “Kara harekâtı Gazze’yi ikiye bölen Vadi’nin kuzeyinde başlar. Yavaş ilerler. Gazze merkez çembere alınır. Çember daraltılır.”

Kara harekâtı başladı ve İsrail ordusu havadan ve satıhtan yüksek ateş gücü ile saldırılarını sürdürdü. İsrail açısından hedef istihbaratının başarısı arttı, bu tünellerin yeri bakımından da önemliydi. Çok az uzman şunu söyledi: “İsrail tünel meselesini çözdü.”

Üçüncü seviye:

Gazze El Şifa Hastanesi bölgesi önemliydi. İsrail burayı ele geçirdi. Gazzeli siviller güneye doğru sürülmeye başlandı. Uzmanlar şöyle değerlendirme yaptı: “Savaş suçu işleniyor.” “İnsan hakları çiğneniyor.” “BM ne işe yarıyor? Uluslararası düzen değişmeli.”

İsrail ordusu Gazze Vadisi’nin kuzeyinde kontrolü eline aldı ve tünellere deniz suyu pompalamaya başladı. Uzmanlar ne dedi? “Bu bir ekolojik felaket, yüz yıl geçer buraları eski haline gelmez!” Bugünü çoktan geçti uzmanımız, 2124’ü açıklıyor olmalı!

Siviller güneye doğru sürüldü. Bu kez İsrail hava saldırıları Han Yunus’a yoğunlaştı. İsrailli yetkililer Hamas liderlerine suikastlar düzenlemek üzere ülke dışına odaklanmaya başladı. Uzmanlar şöyle ifadelere ağırlık verdi. “Kahrolsun Siyonizm!” “Kökün kurusun Yahudi ırkı!” (Bu sözleri sarf edenlerin mesajları halen aransa bulunabilir.) Uzman görüşü olarak bunlar ifade edildi. Sorsanız, “duygularımı ifade ettim” diyeceklerdi. Gelinen nokta buydu.

Bu uzmanlar krizin başlarında neredeydiler, sonlarına doğru nerelere geldiler? Savaş bu! Ölüm kalım meselesi! Bunu en iyi askeri uzmanlar tarif etmeliydi…

Seviye açıklamaları bu noktada bitti, şimdi devam edelim.

Sadece örnek vermek için hatırlatıyorum, bir keresinde (televizyon kanalında) sorulara cevap verirken, meskûn mahal çatışmasında Türk askeri ile İsrail askerinin hareket tarzlarının farkını, çatışma esnasında karşıdakini öldürmek ile etkisiz kılmak ne demek, hava taarruzu şekillerini, kullanılan mühimmat cinslerinin tünellere etkilerini, İsrail kara birliklerinin sahadaki ilerleme biçimlerini, değişen hedef istihbarat çalışmalarının önemini, bunları ve benzeri konuları örnekleriyle açıkladım. Askeri tarifle bile İsrail ordusunun yanlışları verilebilmekteydi. Uzmanlık bahsi bu nedenle önemliydi; uzmanın kendi alanındaki detaylı bakışıyla yaşanan konular açıklanabilirdi.

Politika yapıcılar devletin hedeflerine ve planlarına uygun hareket ederler. Sözleri çabalarıyla birleştirilir, devletin politikası gereği şekillenir. Enformasyon ve dezenformasyon konuları böylesi kritik zamanlarda önemlidir. Objektif olmayan, tek taraflı enformasyonun sürekli tekrar edilmesinin bile bir anlamı vardır. Kamu diplomasisi nedir bilinmektedir. Bu gibi savaş, çatışma ve derin izler bırakacak türden kritik zamanlarda bilinçsiz hareket edenlerin önüne geçmek gerekir. Toplumun yanlış kanallara sokulmaması husus da önemlidir.

Yahudi halkıyla Türk tarihinin ne şekilde seyrettiği, İsrail Devleti, Yahudilik, Siyonizm gibi bütün meseleleri hemen herkes bilmektedir. Kişisel görüşler, uzmanlık alanlarındaki açıklamalar, devlet yetkililerinin açıklamaları, bunların her biri tabiatı gereği değişik cümleleri içerecektir. Kişisel açıklamalar bir yana, burada topluma açıklama yapmak üzere söz alan uzmanları ele alıyorum. Sizce uzmanlık görüşleri nasıl olmalı? Böylesi tarihi öneme haiz meselelerde sorumlulukla hareket etmek gerekmez mi?

İsrail yanlısı görüşe örnek:

Bu sabah Batı basınını gözden geçirdim. Bazı Batılı yazarlar İsrail’deki izlenimlerini kaleme almışlar. Örnek olarak WSJ’den Walter Russell Mead şöyle yazıyor: “Yahudi devleti ve onu ayakta tutan Siyonist hareket, bu krizden, eskisinden daha güçlü çıkıyor… Üst düzey hükümet yetkililerinden 7 Ekim saldırılarından sağ kurtulanlara kadar, mücadele eden İsraillilerle görüştükten sonra vardığım sonuç bu. İsrail daha birlik içinde, vatandaşları devletleri için savaşma konusunda daha kararlı ve dünya çapındaki Yahudiler Siyonist davaya olan bağlılıklarını yenilediler… Tüm siyasi kamplardan İsrailliler, savaş sona erdiğinde ulusal güvenliği ilk sıraya koymaya kararlılar… İsrail, dengesiz ve yanlış yönlendirilmiş Hamas hareketini yenilgiye uğratma yolunda ilerliyor. Aynı zamanda Orta Doğu ile daha derin entegrasyona da doğru gidiyor. Arap ve İslam dünyasını fanatiklerin hayal edebileceğinden daha parlak bir geleceğe taşıyan Arap liderler, güçlü bir İsrail’in kendi güvenlikleri ve refahları açısından değerini daha önce hiç olmadığı kadar takdir ediyorlar… İran ve vekillerinin bundan sonra ne olacağı konusunda seçim yapma hakkı var. Amerika’nın Orta Doğu politikası hala karışıktır ve revizyonist güçlerin Amerika liderliğindeki dünya sistemine karşı küresel mücadelesi Orta Doğu siyasetiyle patlayıcı bir şekilde kesişebilir. Ancak İsrail şimdilik 7 Ekim şokunu atlattı ve caydırıcılığı yeniden tesis etme yolunda ilerliyor.

Tekrar dönelim konumuza, dürbünlü tüfek misaline…

Şimdi ne yapılacak? Siz böyle düşünüyorsunuz, bir başkası da kendine göre… Silahların patladığı o ölümcül, yıkıcı cephe hattına gelin, siz öyle saldıracaksınız, diğeri kendine göre… Gerçek ne? Gerçek pek değişmez veya her zaman için görecelidir. Kazanan kim? Hem sahada hem masada aklını kullanan olmak…

Burada kimse savaştan veya ölümden korkmuyor, yanlış adım atmanın bedelinden dolayı sorumlulukla hareket etmenin faziletinden ve yararından bahsediliyor. Hem şahsen ben buna şahit oldum; en çok konuşanlar en geride durdular! Hem dikkatle bakın, adının altına farklı tarifler yazdıranlar bile az değildir. Değişken sıfatlı uzmanların söyledikleri zaten birer muamma!

Örneğin, yivli tüfek vardır, değil mi? Ona dürbün takarsınız dürbünlü tüfek olur. Ama saçma atan av tüfeğine dürbün takarsanız o dürbünlü tüfek olmaz, yine av tüfeğidir. Bir de keskin nişancıların kullandığı dürbünlü tüfekler vardır, bunlar özeldir. Hatta bir keskin nişancı, dürbünlü iyi atış yapan tüfek yetmez. Bunun yanında hedef tarif eden biri daha vardır ki onda telemetrik dürbün yer alır. Değil mesafeyi, hareketi, rüzgarın yönünü bile verir atış yapana. Bir atış bir vuruş!

Bakın, bir mesele irdelenirken, her neredeyseniz üzerine fikirler inşa edilen isimler, terimler ve kavramlar değişmiyor. Örneğin; Orta Doğu, Enerji, Doğu Akdeniz, Filistin, Kudüs, Siyonizm, Yahudilik, İsrail, Arap, İslam, Körfez Ülkeleri, Netanyahu, İran, Amerika, Politika, Savaş, Terörizm, Mücadele… Cümleleri uzman gibi de kurabilirsiniz, politikacı, haberci gibi de. Hatta hizmetli provokatörler gibi de, ben bunu her yerde görebiliyorum; Arap, İsrail ve Amerikan basınında da… Her nerede duruyorsanız! Ama isimleri ve kavramları karıştırıp kullanıyorsanız, cümleler yine kurulur, ama vasfı, amacı ve hatta doğuracağı sonuçlar değişir. Her söz gibi, adım atmak da böyledir. Sorumlulukla hareket etmek şarttır. Her uzmanlık alanı kendi disiplininin içinde kalmalıdır.

Sonuç:

Burada ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarına bağlı politikalarla şekillendirilmeye çalışılan bir Orta Doğu’dan bahsediyorum; durum bu ve dolayısıyla çok akıllı olmak gerekmektedir. Akıllı Güç yöntemleri için her ne gerekiyorsa bunu yapmaya öncelik verilmelidir. Dürbünlü tüfek misali, Akıllı Güç’le, doldur boşalt türü türü değil.

Baskılamalarla, çatışmalarla, politikalarla ve ekonomik hamlelerle dolu yoğun bir gündem içindeyken kaybolmamak ve bu bölgede yaşayan toplumların sürüklenmesinin istendiği akıntılara kapılmamak gerekmektedir. Burada bilinçli ve disiplinli bir şekilde hareket etmenin önemini ifade ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, zengin tarihi gücüne ve derin deneyimine bağlıdır, gelişen olaylarda en iyi çözümü en sağlam bir iradeyle ifade etmektedir.

Politika 'ın son yazıları

32 views

Filistin-İsrail Politikası Hakkında

Ortadoğu'da, ABD'nin "kontrol bende" dediği bir ortamda, İsrail'in şımarıklıkları ve İran'ın anlamsız çabaları sürerken, Filistin konusunda nasıl ilerleme sağlanabilir? Bu dramatik konuyu aktörleri belirterek gözden geçirelim.
37 views

Stratejik Algı Yönetimi

Strateji ile algı yönetimi bahislerini, canlı örnek olduğu nedenle, Ortadoğu, ABD ve İsrail ile açıklayacağım. Buradaki amacım yaşamda ve çıkarları elde etmede dilin ve yaratılan algının kullanılmasının ne kadar etkili olduğunu göstermektir. Evet, temel olarak bu bir iletişim konusu olsa da görüldüğü üzere, ülkelerin mücadeleleri ve savaşların nedeni dahi olabilmektedir.
71 views

Yapay ve Doğal

Size analitik bir yöntemle, halen Ortadoğu'daki onca yapaylığa ve yürütülen negatif amaçlı algıya rağmen, Türkiye'nin ne denli doğallık içinde ve istikrar amaçlı politika yürüttüğünü açıklayacağım. ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin yanısıra, bölgede İran ve İsrail arasında yaşananları kavramsal boyutta irdeleyeceğim. Analizin her bir basamağında belirginleşen kuralları açıklayacağım.
112 views

İsrail, İran ve Gazze

Genel bir değerlendirme yapalım, çünkü İsrail, 7 Ekim saldırısından 6 ay geçti ve "bugün Gazze'de üçüncü aşamaya geçtik" dedi. Bu ne demektir, bölgede başka ne gibi gelişebilir olabilir, hepsini inceleyelim.
87 views

Modern Rekabet

Burada modern rekabetin küreselleşmesi öyküsünü kendi içindeki kavramlarını tartışarak, Rusya ve Çin örnekleri üzerinden otoriter yönetimlerin eleştirisini yaparak açıklayacağım. Kavramsal olarak "modern rekabet" anlayışını bu şekilde açıklama imkanı bulacağım. Sonlara doğru kapitalizmin yozlaşmasını açıklayacağım. Bu kısımda da Anglo-Sakson yapıyı ve Kıta Avrupa'sını işaret edeceğim. Burada anlaşılması gereken şu olacak: Demokrasi ve insanlığın gelişimi kimsenin insafına kalmamalı, rekabetin yapılma amacı değer üretmek esaslı olmalı.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme