Stratejiyi Bilmek

30 Kasım 2023
Okuyucu

ABD’nin düşmanı SSCB idi ve bizler ciltler dolusu kitaplara gömülür bir anlamda ders çalışırdık. Düşmanın imkan ve kabiliyetleri neler diye bakardık, güç hesaplamaları için ayrıntıları analizler yapardık. Soğuk Savaş zamanında nükleer tehdit en önemli konuydu, kırmızı kaplı kalın kitapların biri gider diğeri gelirdi. O dönem bilgisayar yok, bu kitaplarda yazılı milyonlarca veriyi gerektiğinde kullanmak için kendimize şablonlar ve notlar hazırlardık. Ama arada düşünürdük, acaba gerçekte olan ne, ülkemiz bu işlerin ne kadar içinde diye. Tarifler, yaşananlar ve olması istenenler arasındaki farkları anlamaya çalışır ve kendi aramızda tartışırdık. Ülkeler Dünya Savaşlarına nasıl girdiler? ABD ve SSCB neden bu kadar çok silah üretmekteydi? ABD neden NATO’nun kuruluşuna öncülük etti? Bir nükleer savaş başlarsa sonucu ne olabilirdi? Sovyet tehdidi ne denli ciddiydi? Savaş başlarsa Türkiye’nin durumu ne olurdu? Daha pek çok soru vardı. NATO’da onlarca, Varşova Paktı’nda da bir o kadar ülke vardı. Her birinin konumu ve durumu farklıydı. Müttefikler arasında planlama toplantıları ve seminerler yapılırdı.

Bizler mesleğimize strateji kavramını öğrenmekle başladık. Çünkü depomuzdaki silah stratejik mahiyet taşımakta, hedeflerimiz stratejik değerdeydi, hazırlandığımız savaşın karşılığı stratejikti.

Başta biraz olsun stratejik sistemler ve kuvvetlerden söz edelim o zaman. Kitle İmha Silahları ve atma vasıtaları, denizde, denizaltında, havada, uzayda ve karada kullanılmak üzere stratejik tipte üretilen tüm silah sistemleri ”stratejik kuvvet” kapsamındadır. Bu tür bir kuvvetin güç dengelerinin hesaplamaları kendi özelliklerine ve mantığına göre yapılır.

Nedir strateji? Strateji belki bu dille söylenmiyordu ama işlevi insanlık kadar eski olduğuna göre, tıpkı savaş ve politika gibi, insanın özelliğine karşılık gelen bir kavramdır. Bugünkü dil kullanımıyla kökü Antik Yunanca’dan gelme olsa da en azından şunu biliyoruz, Asya’daki kadim kültürler bu kavramın usullerini fazlasıyla hayata geçirmişler. Modern dönemde strateji kavramı üzerine okuduğumuz eserlere bakacak olursak, yazıp çizmeye meyilli olduklarından olsa gerekir, konu hakkında belki en çok Avrupalıların açıklamalarını biliyoruz. Strateji bir dilin, etnik grubun, dinin değil, tüm insanlığa malolan değerli bir kavramdır. Strateji, insanın başarılı olmasını temin edebilmesi adına yürüyeceği uzun ve emin bir yolun tarifidir. Kazanmak yoksa strateji de yoktur. Ama karmaşa bu noktadan itibaren çıkıyor, dünyada kazanmayı farklı beklentilerle, gerçek ve gerçek dışı düşüncelerle tarif edenler olabiliyor. Herhangi bir karmaşaya mahal vermemek adına en başta söyliyeyim, strateji bu dünyanın icaplarıyla açıklanan, gerçekten kazanmayı içeren, insana özgü temel bir kavramdır.

Ben bu makaleyi yazarken öğrendim, Amerika’nın ünlü diplomatı Henry Kissinger (100) ölmüş. Onun hemen hemen bütün yazdıklarını okudum. İyi bir stratejistti. Diplomasisi ve yaptığı işler başka konu. Soğuk Savaşı, Amerikanın giriştiği veya uzak durduğu tüm savaşları, bu dünyada politika yapmanın ne demek olduğunu çok iyi bilenlerdendi.

Eğer kültürler yozlaşmaya başlarlarsa strateji kavramının kullanımı ve içeriği de zayıflar. Strateji olmadık yerde çokça kolay kullanılır oldu ise bilin ki toplumun değerlerinde aşınma başlamıştır. Basit kullanım sahipleri kendilerini farklı göstermek istiyor ve bu suretle sözlerinin değerli kılınmasını istiyor olabilirler. Hal böyle olunca düşünmeden edemiyorum, ileri sürülen iddiaların kaçı olması gereken gibi diye. Dünyada bu alanda yazılanlara çizilenlere bakıyorum, çevremdekilerin düşündüklerinden çok farklı noktalar mevcut. Bir kez daha bu önemli strateji bahsini açıklayacağım. Bunu yazarken bazı somut örnekleri de vereceğim, birer savaş alanı olan Afganistan, Ukrayna, Rusya, İsrail gibi. Bugünün başat gücü Amerika Birleşik Devletleri’ni baz alacağım, zira en aktif politik-askeri gelişmeler onun bulunduğu alanlarda gerçekleşiyor.

Bir noktadan başlayalım… Amerika, Afganistan’dan çekilirken çoğu kişi bunun bir “yenilgi” olduğunu ifade etti. Benim düşüncem ise farklıydı, çünkü konuyu her defasında stratejik yönden ele aldım. Ağustos 2021’de bu konuları yazdım. ABD’de işbaşına gelen yaşlı Joe Biden mealen şöyle bir açıklamada bulunmuştu: “ABD, El Kaide için Afganistan’a bulaştı, 2001-2011’de o iş bitti. 2011-2021’e kadar çekilme için ABD yönetimleri hep düşündü, ama olması gereken adımı atamadı. Bu kararı şimdi ben veriyorum. Amerika, daha fazla özveride bulunarak, Afganistan’ın ‘devlet inşası’ projesine destek vermek zorunda değildir. Temmuz 2021’de Eşref Gani ile de konuştum, ona artık ipler sende dedim. Açık oynadım, benim politikam bu. Afganlar kendileri bir devlet olamadı, kendilerinin güvenliğini sağlayacak düzenlemeleri ve kararlılığı gösteremedi. Artık yeter! Üzülüyoruz ama onları kendilerine bırakıyoruz. Stratejimiz, Afganistan’da daha fazla kalmak değil, hemen gitmek. Bu suretle çıkarımız daha sağlam gerçekleşecek. Bu Amerika’nın en uzun süren bir savaşının bittiği anlamına gelmektedir. Çok para harcadık!..” Bu ne demek oluyor?

Bu gibi konular tam anlamıyla strateji gereğidir; bir hesap yapılır, duygusal düşünmekle olacak işler değildir. Bu noktada ABD için başarılamayan bir devlet inşası projesidir. Eğer, 11 Eylül saldırısı gereği sorun El Kaide ise bu tamamlanmıştır. Ama ABD’nin ilan ettiği savaşın adı, “Küresel İslami Terörle Savaş” şeklindeydi. ABD bu savaşın bitmesini istedi mi? Hayır. Yönünü, etki alanını ve cephesini değiştirdi. Bu söylediğini bir aparat olarak kullanmakla ilgili başka kapıları araladı, örneğin Irak ve Suriye coğrafyaları unutulmamalı. Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örneği ABD’nin ”Uzun Savaş” dediği ve bu savaşı yönettiği noktasından hareketle düşünmek gerekir. Halen çok büyük tehdit değillerse de IŞİD-H Orta Asya’da, başka IŞİD grupları Afrika’dadır.

Amerika bilinen şekliyle Afganistan’da bir asır daha kalmak istese idi bunu kim engelleyecekti? Eski tarihlerin savaşları gibi düşünün, o zamanlarda ne yapılırdı diye. Bir alanın kontrolünü savaş kazanarak sağla, zaptedilen coğrafyanın egemenliği sende kalsın, başka bir savaşla kaybedene kadar o toprakları yönet. Afganistan’da ABD bu şekilde kalabilirdi, ama Amerika hızlı akan ve büyük değişimlerin olduğu bugünün dünyasında zamana uygun yeni hamleleri geliştirmek adına böyle bir kararı verdi ve uyguladı. Bu stratejik bir karardır. Amerika’nın geliştirdiği savaşların uygulamalarını; Tam Spektrumlu Savaş, Çok Alanlı Savaş, Akıllı Güç Kullanımı, gibi yeni yöntemlerle ele almak gerekmektedir. Aksi halde ne olup bittiğini isabetle yorumlamak için, bazı gecikmeli değerlendirmeriniz olabilir. Fakat Amerika’nın amacı, Soğuk Savaşı’ın sonlarında (10 yıl: 1979-89) Sovyetler Birliği’nin yapmak istediği gibi bölgeyi ”işgal” etmek değildi, başka bir şeydi: Hem ”devlet inşası” hem de küresel terör ifadesiyle kendine ”istikrarsız bölgeler yaratmak” idi. ”Beklenen” biçimde bir devlet olma işini neticede Afgan halkının kendisi yapacaktı. Amerika, Soğuk Savaş sonrasında uzunca bir süre bu stratejik coğrafyayı elinde tutacak, sonra kendi istediği bir yönetim vücut bulunca idareyi ona devredip, yine bölgeden gidecekti. Belki burada bir miktar asker bırakacaktı, tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrasında bazı noktalarda askerlerini tuttuğu gibi.

Dünyaya stratejik açıyla bakmayı öğrenmek gerekiyor. Bu söylediğim ABD’nin yaptıklarını ve stratejilerini onaylamak değildir, kişisel olarak ifade edersem, yapılanlara katılmıyorum, bu başka mesele. Strateji bir başkasının bakış açısıyla ancak inceleme konusu yapılabilir. Çünkü strateji uygulayanın kendi gücüyle yapabildikleri ve bir yol haritasıdır. Genelde ise Stratejik bakış açısı güç ile orantılıdır. Çok güçlü olanın stratejisi ile zayıf güçte olanın stratejisi her açıdan farklı olur; zaman, coğrafya, şartlar, kuvvetler, uygulanan yöntemler ve politikalar… ABD ile örneğin Almanya’yı veya İran’ı, Rusya ile Japonya’yı veya Suudi Arabistan’ı aynı ölçeklerde göremezsiniz. ABD ve Rusya arasında bile kültür, jeopolitik değerler ve gücü uygulama yönleriyle farklılıklar vardır; hangi mevkide ve zamanda, hangi kuvvetle, neyi, nasıl yapmak istedikleriyle ilgili, farklı hesaplamalar yapmanız gerekir. Onun için geçmiş çağlardaki güçlü komutanların savaş meydanlarında en çok bilmek istediği ettiği konu, karşısındaki komutanın ne yapacağını doğru biçimde kestirmek olmuştur.

Bir strateji belirlenirken, ülkelerin ideolojik bakış açılarının ve yüksek amaç veya ideallerinin, kültürlerin genel mahiyetteki hususlarının yapılacak hesaba dahil edilmesi söz konusudur. Eğer belli bir güç karşınızda ise elbette eliniz kolunuz bağlı kalmayacak, sizlerin de belli bir stratejisi olacaktır. Ancak, güç oranı tanımlı, bir mevkiye planlı biçimde kuvvet aktarmış ve politikası belirli bir güce karşı yapabileceklerinizi hesaplarken, sadece ve sadece kendi ideolojinize ve duygularınıza bağlı hareket edemezsiniz, karşı tarafa bakıp sağlam bir hesabınızın olması gerekir. Beklentileriniz, sizin duygu ve düşüncelerinize katkı veren tarafların politikasına göre belirlenmiş bir anlatım şekli olmak zorunda değildir.

Benim gördüğüm, ideolojik, duygusal ve biraz da yetkin olmayan kimselerin bakış açısının yaygınlaşma tehlikesi ve bütün bunlarla, sosyal medyanın baskısının arttığı bu çağda, hesapsız hareket edenlerin kendi çıkarları için bir kamuoyu yaratmasına imkan veren sonuçlar üretmesidir. Popülizmin başka bir alanı bu şekilde gerçekleşiyor olmalı! İşin doğrusu, bazı hükümetlerin yanlı davranmaları bir yana, hatalı bakış açıları üzerine hesap yapmaları, daha sonra kendi kendilerini dara düşüren türden süreçleri yaratmaları, bu nasıl görmezden gelinebilir?

Eğer zaman-zemin uygunsa ve gücün de yetiyorsa, bu şartlarda düşünülür, bazı güçlere düşman ve onun yaptığı hamlelere karşı bir fiilin olur. Fiile dönüşmeyen ifadelerin amacı karşı tarafça gayet iyi bilinir. Salt politik amaçlı meydan okumak ve alanda bir yer tutmaya çalışmak, karşı tarafça kolay değerlendirilenlerdendir, eğer stratejik gücü fiilen sahaya yansıtan taraf gerek görür ise size belli imkanlar verir, değilse müdahale ve etkili olma imkanları gayet kısıtlıdır. Bütün bunlar stratejide, çok yönlü bir güç hesabına dayalı formüllerle ve önceden denenmiş senaryo sonuçlarıyla ifade edilir. Bir hesap yapma, veri toplama, senaryolara dönüştürme, sonuçlarını alma ve karar verenlere sunma… Bu öyle sıradan fikirleri ortaya atarak olmaz!

Burada konjonktürel, operatif ve askeri-politik mahiyetli manevralara dönük konulardan bahsetmiyorum. Hayatında savaş ve strateji nedir bilmeyen, sadece yüzeysel çalışmalarla bir yerlere gelenlerin çıkıp strateji hakkında konuşmaları zaten geçersizdir. Politika yapmak başka, strateji oluşturmak başkadır. Oluşturulan stratejinin planlarına bağlı hedefleri ele geçirmek de başkadır. Bazen çok çabuk kararlar veriliyor, ani hareketlerin tezahürü görülüyor, çok kolay açıklamalar yapılabiliyor, tam tersi yönlere dönülüyor, hatta bütün bunlar başarılı manevra olarak badi değerlendirilebiliyor. Stratejide manevra olmaz; manevra operatif ve taktik seviyelidir. Stratejide çeşitli senaryolara göre hazırlanılmış, geliştirilmiş, sürekli gözden geçirilmiş türden planlar vardır. Karar verenler seçerler: A Planı. Olmadı, B Planı. Stratejide yol ve yöntem böyledir. Bu tür değişken ve özel tavır içeren yaklaşımları cesaretlendirenlerin ortak noktaları, aynı fikirdekilerin bir araya gelmeleridir. Bazı noktalarda stratejiyi yanlış bilenler birbirlerini beslerler ve ortamda bir simbiyotik ilişki oluştururlar.

2023 verilerine göre bakalım, ABD ekonomisi kötüyken bile 2024’ün savunma bütçesi 886 milyar dolar. Ek bütçelerle Ukrayna’ya ve İsrail’e desteğini sürdürüyor. Başka harcamaları da buna ilave edebilirsiniz. Bu büyük bütçe kendi ülkesinde, savunma sanayiinde, dünyanın her noktasında, mevcut çatışma bölgelerinde, istismar edilen ve gelecekte çatışma bölgesi olması istenen bölgelerde sarf ediliyor. Söylemek istediğim, ABD’nin stratejisi gereği olan planların uygulanması için bu bütçe hesaplanıyor ve harcanıyor. Dolayısıyla stratejiye bütçe ölçekleriyle de bakmanız mümkündür. Strateji fiile dönüştüğü nedenle savunma bütçesinin miktarı artmaktadır.

Amerika için asıl strateji ne biliyor musunuz? Bu güvenlikçi politikaları küresel ekonomik değerleri kendi kontrolünde geliştirebilmek için yapmasıdır. Sanırım Amerika’nın bu stratejik deneyime sahip tek güç olması önemlidir ve rakipleri için üstesinde gelinmesi zor ama mecburi bir mücadele biçimidir.

Benim burada ifade etmek istediğim, ABD veya Rusya, Biden veya Putin, liberalizm veya devlet kapitalizmi, demokrasi veya otokrasi, o ülke veya bu güç, o önde veya bu geride, demek değildir; stratejiyi basit görenlere olması gerekeni göstermektir. Strateji basit yorumlar ve sıradan analizler yapmak değildir. Örneğin, açıkça, ”Bana ne Amerika’nın kazanmasından veya hezimetinden, aslı olan Türkiye’nin her şartta kazanabilmesidir,” diyebiliyorum. Ama Amerikanın stratejisi başka ve bunu inceliyorum; Türkiye’nin stratejisi ise daha başka, bunu politika ile karıştırmadan kendimce ifade edebiliyorum. Ortadaki durumu ise her defasında olabildiğince objektif şekilde açıklamayı seçiyorum. Eğer konu strateji ise bu öyle rüzgarın esmesine göre anlatılan bir şey değildir. Bütün mesele hava ile ilgili her şeyi, atmosferi ve yeri, bir bütün halinde değerlendirmek, yıllara sari tutulan kayıtları kullanmak, geleceğe dair projeksiyonları makineyle oynamak ve olabilecekler hakkında esaslı sonuçları tespit etmektir. Batın, hava tahmini bile bir hesap gerektirmektedir.

Devam edelim, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali meselesinde henüz Biden ve Putin Cenevre’de görüşüp bir anlaşmaya varamadıkları andan itibaren, konu üzerine stratejik mahiyet taşıyan değerlendirmelerimi açıklamaya başladım. Bana göre bu bir karar noktasıydı, Cenevre’de ortaya konan durum bundan sonra olabilecekleri de işaret etmekteydi. Dedim ki: ”Ukrayna bu işin bir cephesidir, asıl cephe ABD (NATO) ile Rusya arasındaki Baltık’tan Kafkasya’ya uzanan, Doğu Avrupa’yı merkezine alan cephedir.” Putin, Ukrayna’ya kapsamlı bir harekat başlattı ve operasyonel olarak da eleştirenlerin ilklerinden oldum: ”Rus ordusu için işler iyi gitmiyor,” dedim. Kaldı ki Rus ordu sistemini seksenlerden beri takip eden biriyim. Halen Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı devam ediyor. Rusya Ukrayna’da meşgulken, ABD Orta Doğu’ya stratejik kuvvetlerini gönderiyor.

Henüz yıl 2019 iken özenle Levant bölgesini (Doğu Akdeniz’i) anlattım, İsrail’in politikalarını açıkladım, olabilecek hususlar hakkında değerlendirmelerimi yaptım. Bir bütünlük içinde ve stratejik yaklaşımla; Avrupa Birliği politikalarını, Kıbrıs konusunu, Doğu Akdeniz’deki deniz sınırlarının durumunu, gelişen İsrail, ABD ve Yunanistan/GKRY ilişkisinin süreçlere etkisini, ABD’nin bölgedeki enerji politikalarını, Suriye ve Lübnan konularını, Arap Baharı sürecini, hepsinin üzerine Filistin meselesini, ayrıntısıyla açıkladım.

Bugün İsrail’in Hamas arasında bir tür savaş gerçekleşiyor. Savaşın Tarifi Üzerine başlıklı makalemde stratejik ve polemolojik açılardan tespitlerim oldu, konuyu politik-askeri açılardan ifade ettim. Bu savaş başlayalı iki ay oluyor ve devam ederken bakıyorum da başlarda iddialı konuşanlar şimdi sessizler. Strateji meselesiyse öyle ezbere konuşmalar yapılmaz.

Kimilerine göre Afganistan’da mağlup olan ve oradan ”tasını tarağını toplayıp kaçan” Amerika, nasıl oldu da stratejik bir hamleyle 7 Ekim günü, Hamas saldırıya geçtiği andan birkaç saat sonrasında, henüz dünya ne olup bittiğini anlamamışken, Beyaz Saray bölgeye stratejik birliklerini intikal ettirdi, politik ve diplomatik tavrını gösterdi ve İsrail’e her türlü yardım musluğunun kapağını açtı. Değerlendirmeleri dinledim, dediler ki, ”ABD konu İsrail olunca böyle yapar…” Stratejik bakış açısıyla olabilecek açıklama bu kadar mı? Bu tür bir açıklama ancak bir tavır veya görüş ifadesi olabilir. Stratejik yaklaşım ise fonksiyonel bir hesaba dayalı olmak zorundadır.

Orta Doğu için bakın, ABD nerelerde? Irak’ta, Suriye’de, İsrail’de, Körfez Ülkeleri’nde, Yunanistan’da, GKRY’de, enerji tesislerinin işletiminde, stratejik noktaların güvenliğinin alınmasında… Elbette ABD, Dünya Savaşları’ndan beri daha belirgin görülür şekilde, bu bölgede İsrail merkezli bir stratejik fiillerini yürütüyor. Bu bakışla Orta Doğu’nun, Akdeniz’in, Afrika’nın, Karadeniz’in, Kafkasya’nın her noktasında varlığını tesis etmiş ve bunu destekliyor. Yetmiyor, Hamas saldırısı olur olmaz, ilave stratejik kuvvetlerini herkesten önce bölgeye intikal ettiriyor. Buradan bir çıkarım yapmamız, bu reaksiyonda bir ”stratejik hazırlık” ve ”stratejik kazanım” hesaplarının olduğunu söylememiz gerekiyor. (Not: ABD diyerek yazıyorum, çok noktada siz buna müştereken Büyük Britanya’yı da ekleyiniz.)

Buradaki genel durumu size başka ifadelerle anlatmam gerekiyor kanısındayım. Soğuk Savaş sonrasında Irak’ta, Afganistan’da ve (kendi tanımıyla) küresel teröre karşı bu bölgede, ABD kendi kazanımını elde etti mi etmedi mi? ABD, çeşitli bölgeleri istediğinde istikrarsızlaştırabilecek argümanları ve imkanları geliştirdi mi geliştiremedi mi? Konvansiyonel ve nükleer kapasitesini yenileme sürecine girdi mi girmedi mi? NATO’nun genişlemesini sağladı mı sağlamadı mı? Köklü düşmanı Rusya’yı Ukrayna’da meşgul etti mi etmedi mi? Avrupa’nın güvenlik perspektifinde konsolide olmasını sağladı mı sağlamadı mı? Bugüne dek ihmal ettiği Afrika ve Hint-Pasifik bölgelerine yeni projelerini başlatmak için adımlar attı mı atmadı mı? (Kendi tanımıyla) Uzun Savaş’ı sürdürüyor mu sürmüyor mu? Bütün bunlarla beraber Çin’e karşı kendi kontrolündeki safını güçlendiriyor olabilir mi olamaz mı? Bu tahkim ettiği küresel stratejik plan ve hedefleri yönüyle, ABD, küresel ekonomiyi, teknolojiyi, sosyolojiyi kontrol etme imkanı bulabilecek politikalar için gerekli bir uygulama ortamını yaratabiliyor mu yaratamıyor mu? Yeni değerler ve bu bakımdan yeni sistemler üretmek ve dünyaya kendi perspektifinden önderlik etmek adına stratejik bir misyonu hesaplayıp uygulayabilir mu herhangi bir hesabı olmadan mı hareket ediyor?

Ancak başat güç ABD dünyayı ne hale getirdi? Kentler yıkıldı, insanlar öldü… Strateji demek savaş demektir. Savaş ise yıkım ve ölüm demektir. Stratejiyi temel mecrasından çıkararak konuşanlar işte bu gerçeği unutmasınlar. ABD bundan sonra da hegemanya savaşını sürdürmek istiyorsa, ki tersi düşünülemez, bu stratejik formasyonunu değişmeyecektir. Bu demek oluyor ki, ABD’nin güç parametrelerine bakarak açıklanması gereken gerçek durumlar ve yapılacak hesaplar olmalı. Bu ABD’nin savaşı ve stratejisi; zaten benim bunu kabul etmem mümkün olamaz. Bir de ABD’nin rakipleri (düşmanları) gelişiyor: Tekrar Rusya, yeni aktör Çin gibi. Onların da stratejileri var. Geçenlerde ünlü bir uzmandan işittim ki, Çin’in ABD gibi bir stratejisi yokmuş! Hayret ettim.

Küçük düşünenlerin, stratejiden bir hayli uzak olanların, duygusal ve yerel fikirlerini popülizmle ileri sürüp şahsi gününü geliştiren simbiyozların söyledikleri aldatıcı olabilir! Eğer konu bu büyüklükte ise siz de büyük düşünmelisiniz.

Şimdi gelelim ABD’nin stratejisini uygulamak için nelerden faydalandığı konusuna. Karıştırılan hususlardan biri de budur. Örneğin Orta Doğu’ya bakın, ABD bu coğrafyada birbiriyle çatışma halinde olan hangi noktaları kullanıyor? Eğer çatışma halinde değiller ise çok küçük bir girişimle hangi konuları birbirine karşıt hale getirebiliyor? Size bu noktada konunun teorisini hatırlatayım: ”Düşman veya düşman olması muhtemel ülkelerin kuvvetli, hassas ve zayıf yönleri hakkında istihbarat yapılır. Plan yapılırken düşmanın kuvvetli yönlerinden kaçınılır. Zayıf yönleri istismar edilir. Hassas noktaları ise zayıflatılır. Zayıflatma süreçlerinde çeşitli imkanlar kullanılır.” Kitaplarda oldukça basit cümlelerle işte böyle yazmaktadır. Plan uygulandığında siz neredesiniz? Örneğin Orta Doğu’da ABD, İngiltere, İsrail, kimleri veya neleri karşı karşıya getirerek kendi amaçlarına ulaşabiliyorlar? O halde ABD’ye veya diğerlerine karşı olmak bu konunun bir yönüdür, gerekenleri yapmamak veya yapamamak ise diğer yönüdür.

Dikkatinizi çektiği üzere, konunun dışından dolaşan ve popülist yaklaşımla yapılan konuşmaların bir çoğunun ortak noktası, bu alandaki eksiklikleri gösterir ve konuşma şekli ise hararetlidir. İsrail ve Hamas arasındaki çatışma başladı, üzerinden bir süre geçti, sonrasında ortaya çıkan Hizbullah liderinin veya İran liderlerinin konuşmalarını dinlediniz. Konuşmak mümkün, fiil nerede? Yapıyormuş gibi bir şeyler… Strateji ne? Elde ettikleri konumlarını sürdürebilmek. Bu onların stratejisi. Kime karşı konumlarını koruyacaklar, riske girerlerse neyi kaybedecekler? Dışarıdan bakınca anlaşılmıyor mu? Yine 7 Ekim’den bir süre sonra bu çatışmanın hangi yöne doğru döneceği belli olmaya başladığında İslam İşbirliği Örgütü ve Arap Birliği bir araya geldi, kürsüden ilgililer konuşmalar yaptılar ve temennilerini dile getirdiler. Fiiliyatta İsrail, Amerika ve İngiltere ortadaki durumu kendi kontrollerinde geliştiriyorlarken, bir çok ülke karşı bir fiil üzerine adım atamadı. Peki ne olacak bu Filistin meselesi, bu fiili şartlarda öngörünüz ne? Bir de Doğu Akdeniz’deki enerji denklemi var tabii… Kimler bu denklemin içinde, kimler dışında kalabilir? Örneğin ABD ve İngiltere, Rusya’nın Akdeniz’deki gücünü büyük oranda zayıflattı bile. Rus yetkililer Ukrayna meselesinde sıkışınca sürekli nükleer konularla dünyayı tehdit etmeye başladılar. Neden bu seviyelere geldiler, stratejik düşünün. Ama bazı uzmanlar derse ki, ”Ben Ruslara güveniyorum, ABD’ye karşı füzeleri ateşleyecekler!..” Bu tarz ifadeler stratejinin konusu bile olamaz.

Örneğin nükleer savaşı başlatmak öyle kolay bir iş değildir, bunun bakış açısı stratejik ölçeklerle ifade edilir. Kremlin Ukrayna konusuyla ilgili nükleer tehdidini ileri sürünce bir de bakıldı ki Çin lideri Xi Jinping, Putin’e o noktada durmasını söyleyiverdi. Çünkü henüz Çin kendi nükleer güç oluşturma takvimini işletiyor. Kendi kuvveti 2027’den itibaren istediği seviyelere ulaşabilecek. Çin bugüne kadar gelişmek adına inşa ettiği her şeyin bir anda yok olmasını ister mi, hem de başka bir ülke liderinin inisiyatifiyle? Dolayısıyla etraflıca düşünmek stratejinin asli işlevlerindendir.

Strateji oluşturulurken istihbarat örgütleri, politikacılar, gerekli devlet organları, resmi ve resmi olmayan yapılar kendi alanlarında çalışırlar. Öncelikle sahanın analizi yapılır, hangi noktalar hassas ve zayıf belirlenir. Hedeflenen sahada şartlar istenen şekle getirilir. İnsanlar zannederler ki bu süreçte yaşananlar hayatın normal akışı sürüyor. Halbuki bir şeylerin başlaması için planlı biçimde bazı hazırlıklar yapılmaktadır, bu ana planın bir safhasıdır. Strateji uygulanmadan önce herhangi bir şeydir, uygulandığında ise strateji olur. Strateji uygulanırken önceden planlanan fiiller sahaya yansıtılır ve bu noktada bütün güçler (sert ve yumuşak) devrededir.

Bu makaleyi bitirmeden önce bazı önemli gördüğüm hususları ifade edeyim. Bunlara kişisel görüş diye bakabilirsiniz de. Şöyle ki: Haçlı Seferleri döneminden başlamayacağım, yakın döneme bakalım. Her durum için ABD ile Beyaz Saray’ı, Dışişleri’ni, CIA’yı ve Pentagon’u birlikte okuyalım. Soğuk Savaş’ta İran ve Irak arasındaki savaşta (1980-88) ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nı (CENTCOM) kurdu (1983). ABD’nin Irak’a yönelik iki savaşında da (Birinci Körfez Savaşı 1990-91; İkinci Körfez Savaşı 2003-11) CENTCOM hep çalıştı. ABD sahada mevcut olan CENTCOM ve ilave gönderdiği organlarla birlikte, 11 Eylül 2001’den sonra ”Küresel İslami Teröre Karşı Savaş” ilan etti. Bu savaş sürüyor (IŞİD vs.). Bu sürede ABD ne yaptı? Müslüman coğrafyalarının tümüne ilişkin bir strateji belirledi. Bu çalışmanın içinde ülkelerin siyasi partileri, liderler, sivil toplum kuruluşları, ayrılıkçı unsurlar, sosyolojik yapılar hakkında ABD’ye sempatiyle yaklaşan veya karşıt olan, bütün hepsinin analizini yaptı ve kendi çıkarlarına göre adım adım süreçleri yönetmeye başladı. ABD’nin stratejisinin içinde kendi düşmanları, ortakları, kullanabilecekleri yapılar var. Bunlarla ilgili konuları örneğin İsrail veya Avrupa, durumu zamanında değerlendirerek, kendi planlamalarını yapabiliyorlar. Bu ABD’ninki dışında sahaya yansıyan politikalarda ilave etkenler olarak görülmektedir. Soğuk Savaş sonrası gelişmelere bu çok genel mahiyette açıkladığım çerçevede bakın, strateji nedir, hangi uygulamalar gerçekleşmektedir, hangileri hakkında revizyonlar yapılmaktadır. Bugün 29 Kasım 2023’teyiz. 11 Eylül 2001’den bugüne kadar 22 yıl geçti. İşte siz bu durum içerisinde kendi pozisyonunuzu değerlendirin ve bugün ifade ettiklerinizi irdeleyin. ABD bölgede istihbarat yapıyorken, hassas ve zayıf noktaları belirliyorken, stratejisi için senaryoları çalışıyorken, kendi çıkarına olacak türden ortaklarını belirliyorken, ortaklarıyla işbirliğine giriyorken, çalışmaları kapsamında zaman içinde gerekli revizyonları yapıyorken, planlarını bir bir uyguluyorken durumunuz neydi, örneğin İsrail-Filistin meselesinde fiilen ne yapılmasını beklediniz, şimdi neyi görmektesiniz? Stratejide mutlaka bütüne bakmak gerekir! Cümlesinin içine strateji koyarak popülizm yapanlar şöyle biraz uzakta dursunlar.

Sonuç olarak stratejinin öneminin anlaşıldığını düşünmek istiyorum. Türkiye hep kazansın, hiç kaybetmesin istiyorum. Soğuk Savaş başkaydı, sonrası daha başka… Bu süreçlerde neleri yaşamadık ki! Daha başka neler olabilir? Benim özel çabam, kurumsal yapılarla ilerlemek adınadır ve bu manada varsa eksikler tamamlanmalıdır.

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
76 views

Doku Bozumu

Bu makale Ortadoğu'da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.
83 views

Devlet-dışı Aktörler

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir.
77 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
112 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme