abdnin-dogu-akdeniz-kanun-tasarisi
ABD'nin Doğu Akdeniz Kanun Tasarısı

ABD’nin Doğu Akdeniz Politikası ve Türkiye

77 Tıklama
22 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Konuyu başından itibaren ele alarak ve bütüncül biçimde inceleyelim. ABD’nin Doğu Akdeniz politikası nedir? Neden GKRY’ye silah yardımı yapılıyor? Bütün bu konuların başlangıcı ne zamana dayanır? Türkiye ne yapmalı?

Vekalet Savaşı ve Türkiye

Obama Doktrini (2015 yılı başlangıcıdır) ve buna dayalı uygulamalarla Suriye, Doğu Akdeniz, İsrail politikalarının çizilmesi söz konusu oldu. Her yıl örneğin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dedikleri terör örgütü YPG’ye için ABD ortalama 800 milyon dolar bütçeye uygulamaya koydu. Buradan hareketle Vekalet Savaşları’nın kesin başladığı ilan edildi. 

Vekalet Savaşları kapsamında Türkiye de hedefteydi. Buna dayalı olarak Türk-Amerikan ilişkilerinde tek cümlelik açıklama şöyle olabilir: Türkiye’nin Avrupa, Afrika, Asya, Orta Doğu, Akdeniz’de (CENTCOM, EUCOM ve AFRICOM sorumluluk sahaları) sorun çıkarmayacak, ABD politikalarına sadık ve kolaylıkla yönetilebilir bir ülkeye dönüştürülmesi. 

Peki o gün hedef olan Türkiye bugün değil mi? Bugün de hedef. ABD’nin jeostratejik amacı değişmedi. Değişen hususlar ancak uygulamalarda, taktik seviyede görülüyor; zamanlamalar, önem dereceleri, isimler, vs.

ABD’nin Doğu Akdeniz Politikası

Öte yandan ABD’nin Doğu Akdeniz projesi (buna kısaltma olarak EastMed denmektedir, EastMed’i salt boru hattı projesi olarak görenler var, aslı bu şekilde siyasi projedir,) İsrail’in öncülüğüyle 2013 yılında Balkan ülkelerini içine alarak başlatıldı. Buradan amaç sadece enerji koridoru oluşturmak değildi, İsrail-Başkan ülkeleri arasında bütün köprüleri birbirine siyasi, ekonomik, sosyal, ulaşım, vs. bağlamaktı. Bu nedenle Doğu Akdeniz sahası ve Türkiye bu projenin arasındaki en belirgin ülke halindeydi.

Arap ve Türk Baharı 

Bakıldığında, 2015-16 yılları arasında Türkiye’nin kıskaca alınması konusu böylelikle daha kolay anlatılabilir. Birinci konu EastMed projesidir, ikincisi Vekalet Savaşı. Bu iki konu Türkiye’nin Suriye ve Irak bölgelerinde terör odaklı şekilde meşgul edilmesi, sınırına bir garnizon devletçiği kurulması, hatta “Türkiye Baharı” adı altında FETÖ ile rejimin değiştirilmesi öngörülmüştü.

Bölgedeki uygulamalarla; örneğin Arap Baharı sayesinde Suriye’nin ve Libya’nın bölünmesi, Mısır’da rejimin sadık hale getirilmesi, Körfez Ülkeleri’nin İsrail emrine girmeleri bir bütün olarak görülmelidir.

Türkiye’de Değişim

Bu süreçte Türkiye 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi sonrasında tüp güvenlik politikalarında değişiklik yapmıştır. Siyasi ve idari konuları biliyoruz, bunları tekrarlamayayım. 2017 yılında “Enerji ve Maden Vizyonu”nu belirlemiş ve Doğu Akdeniz’de 2018’den itibaren kendi imkanlarıyla sondaj ve sismik araştırma faaliyetlerine başlamıştır. Kıbrıs konusunda daha belirgin bir sürecin sürmesine karar vermiştir. Bu noktadan sonra Kıbrıs’ta KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak kabulü noktasında çaba sarf edilecektir. “Mavi Vatan” konusunu belirginleştirmiş buna dair adımlar atmıştır. Terörle mücadele sınır ötesine taşınmıştır. Suriye’ye güvenlik koridorları ihdas edilmiştir. Libya ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” ve “Askeri Güvenlik ve İşbirliği”Anlaşmaları imzalanmıştır. Halen Libya’da Türk eğitim görevlileri ve danışmanlar vardır. 

Bu ve benzeri Türk çabaları tamamen ABD’nin öngördüğü EastMed çerçeveli proje ile kesişmektedir. İsrail bunun öncü ülkesi olarak taktik değiştirmiş ve daha çok bölgedeki çabalarını kendi sınırlarına yakın alanda kazanım elde etmeye ve Körfez Ülkeleri’nin kendi kontrolüne geçmesine önem ve öncelik vermiştir.

Avrupa Devrede

Çin ile gelişerek süren Ticaret Savaşları, COVID-19 ve beraberinde gelişen konular ile Başkanlık seçimleri dolayısıyla ABD bir anlamda bu alanda belirlediği projesini uygulamakta ayak sürümeye başlayınca ve konsantrasyonu dağılınca, başat Avrupa ülkeleri alandaki boşluğu doldurmaya koyulmuşlar ve belirli imkanlarla inisiyatif almaya başlamışlardır. İşte tam da bu noktada bölge politikaları için Fransa’nın öne çıktığını görmekteyiz. Almanya kendi yöntemiyle ipleri tamamen başkalarına kaptırmamak istemektedir. İngiltere Brexit’in sersemliğini henüz atmak üzeredir ve Libya ile Suriye’den başlayarak bugünlerde bölge politikalarına dair belli adımları atmaya başlayacak gözükmektedir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron “Avrupa Ordusu Projesi”ni ileri sürerken aslen NATO’ya alternatif bir güçten bahsetmemektedir. Macron’un bahsettiği Avrupa politikaları gereği bir güvenlik sistemini devreye koymak istenmektedir. Ancak eğer (değerlendirmelerine göre) Avrupa politikalarına Türkiye bir engel ise buradan çıkan anlama göre, Türkiye Avrupa’nın güvenliği için bir hedef ülke konumunda değerlendirilecektir.

Fransa hakkı ve hukuku olmadığı halde özellikle Libya, Suriye ve Kıbrıs’ta (GKRY’de) aktif politika üstlendi ise yapmak istediği aslında bu merkezdeki konularla açıklanabilir. Vurgulanması gereken bir önemli konu da Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz çıkarılacaksa kendi şirketlerinin devrede olmasını istemektedir.

Uygulamada Fransa Yunanistan’ın ve Rumların yanında durmaktadır. Ada’ya asker çıkarmak istemektedir.

ABD’nin “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu” Tasarısı

Tekrar ABD’ye dönersek, ABD’nin asıl “düşmanı” Rusya ve Çin’dir. Özellikle Karadeniz dahil bölgedeki rekabette ABD ile Rusya arasında kıyasıya bir mücadele söz konusudur. ABD’nin boşalttığı veya zayıfladığı her noktaya Rusya güç aktarmaktadır ki bu ABD içindeki politikaları etkileyen temel meseledir.

ABD, GKRY’ye 2018 yılında askeri ataşe görevlendirmiştir. Bunun anlamı KKTC’yi görmezden gelmektedir, Ada’da resmi muhataplığı GKRY üzerinden sürdürmektedir. Zaten 2004 yılından bu yana AB için de durum budur.

Nisan 2019, ABD’de Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio ve Demokrat Senatör Bob Menendez “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu” tasarısını Kongre’ye sundu. Bu tasarıda, Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında kurulan enerji ve güvenlik ortaklığına tam destek verilmesi öngörülüyor. Bu tasarı ABD’nin Doğu Akdeniz’deki uzun dönem stratejisini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Bu kapsamda 1987 yılından beri yürürlükte olan Kıbrıs’a silah ambargosunun kaldırılması öngörüyor.

(Bu hususu, Politik Merkez’de 12 Nisan 2019’da “ABD’nin Doğu Akdeniz Kanun Tasarısı” başlığıyla yazdım. Açıkça, bugün yeni bir şey keşfedilmiş gibi yapılan konuşmaları yadırgıyorum.)

Senatör Menendez şöyle dedi: “Amerika Birleşik Devletleri’nin Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’le güçlü ve gelişen ilişkileri sayesinde Doğu Akdeniz’deki çıkarları önemli boyutlardadır. Bu ülkeler arasında son yıllarda enerji eksenli gelişen işbirlikleri daha geniş kapsamlı bölge güvenliği, ekonomi ve enerji ile ilgili işbirliklerine kapı aralamıştır. Birleşik Devletler’in bu işbirliğini derinleştirmek ve Doğu Akdeniz’i daha güvenli hale getirmek ve bu işbirliğini kullanmak için devreye girme zamanı gelmiştir. Bu tasarı barış, refah ve uluslarımızın güvenliği adında ortak çabalarla bu dostluk ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır.

ABD’nin Kıbrıs’ta Türk ve Rum kesimlerine birlikte uyguladığı ambargoya rağmen adada 40 bin Türk askerinin bulunduğu ve bir kısım Amerikan menşeli silahların burada kullanıldığı,” vurgulanan tasarı hakkında Rubio da; “Güney Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunun kaldırılması ve Yunanistan’a askeri desteğin arttırılmasıyla bu tasarının bölgedeki kilit ortaklarımızın istikrarına daha kapsamlı bir yaklaşım sağlayacaktır,” demektedir.

Rubio ve Menendez imzalı tasarıda öngörülen diğer düzenlemeler şöyle:

  • ABD, İsrail, Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs arasındaki enerji işbirliğini arttırmak için “Birleşik Devletler-Doğu Akdeniz Enerji Merkezi”nin kuruluşuna onay verilmesi,
  • Yunanistan’a 3 milyon dolarlık askeri destek sağlanması,
  • Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’a ikişer milyon dolarlık askeri eğitim desteği sağlanması,
  • Beyaz Saray’dan Kongre’ye Doğu Akdeniz’deki ülkelerle kapsamlı enerji ve güvenlik işbirliği stratejisi ve bölgedeki Rusya ve diğer ülkelerin zararlı aktiviteleri hakkında rapor sunmasının talep edilmesi.

Tasarı ortaya atıldığında Amerikalı Yahudi ve Yunan lobilerinden yoğun destek sağlanacağı beklenmiş idi. Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) ve Helenik Amerikan Liderlik Konseyi (HALC) yaptıkları yazılı açıklamayla bu tasarıyı memnuniyetle karşıladıklarını duyurmuşlardı.

ABD ve İsrail Politikaları

Aslında hesap kitap yapılmış, ne verileceği, programın ne olduğu, bütçesi vs. belli. Sadece bu hususta prosedür tamamlanmış olacaktı. Bu demektir ki Doğu Akdeniz’de ABD varlığı kalıcı hal alıyor!

ABD’nin İsrail ile birlikte attığı adımların amaçlarını kısaca özetleyelim: 

  • Doğu Akdeniz’i kontrol etmek,
  • Kudüs, Golan, Filistin meselelerinde yeni adımlar atmak, sorunu (Yüzyılın Planı dahil) İsrail’in hedefleri doğrultusunda çözmek, 
  • Başta BAE, Suudi Arabistan, Bahreyn olmak üzere Körfez Ülkeleri’ni bölgedeki tüm amaçlar için kullanmak,
  • Suriye’de SDG’yi desteklemek, ülkeyi parçalı hale getirmek,
  • Suriye’den sonra sorun sahasını Ürdün sınırına ve Lübnan’a genişletmek,
  • Türkiye ve Rusya’nın bölgedeki imkanlarını daraltmak,
  • İran’da rejimi değiştirmek, Basra’dan Doğu Akdeniz’e enerji yolunu kontrol etmek,
  • İsrail’den Avrupa’ya olan bütün bağlantıları kontrol etmek,
  • GKRY ve Yunanistan’ı köprü olarak kullanmak,
  • Kuzey Afrika’da kontrolü elde tutmak.

F-35 Meselesi

Bu iki ABD’li senatörün, Marco Rubio ve Bob Menendez’in Türkiye aleyhine aynı cepheden ama başka bir girişimi daha var, ona bakalım: F-35 meselesi.

ABD’nde bu iki senatör F-35 savaş uçaklarının Türkiye’ye teslimatı ile ilgili “kısıtlama” getiren maddeleri içeren tasarıyı Kongre’ye sundu (Nisan 2019). Kısıtlamanın içeriği kısaca şöyle: “Kaynak ayrılmasının, Türkiye’ye bazı hakların devrinin ve teknik verilen kısıtlanması.” Tasarıda sadece uçaklar değil, beraberindeki uçuş destek üniteleri, hangarlar, vs. içerilmektedir. En büyük kısıtlama, “uçakların fiziken Türkiye’ye transferine müsaade edilmemesi” hususudur. Tasarının istisnalar bölümündeki maddede, Türk hükümetinin S-400 alımından vazgeçtiğini Amerikan Kongresi’ne yazılı bir şekilde bildirmesi halinde ABD başkanının söz konusu kısıtlamaları kaldırabileceği yer almaktadır.

Kısıtlamanın hukuki gerekçesi ne? “S-400 ile F-35 teknik bakımdan birlikte uçamazlar, bu ABD teknolojisi için büyük bir risk. Bu tür riskler ABD tarafından 2017’de kabul edilen “Avrupa ve Avrasya’da Rus Etkisini Azaltma Kanunu” ile açıklanmıştır. Ayrıca bütün bu hususlar NATO Anlaşmasına terstir.” Böyle ifade ediliyor ve ekleniyor, “S-400’ler ve F-35’ler birlikte Türkiye’nin elinde olursa, bu durum Amerikan ordusunun kendisini ve koalisyon içerisinde gerçekleştirdiği operasyonlarını olumsuz etkiler ve Birleşik Devletler ile Türkiye arasındaki savunma işbirliğine zarar verecek gelişmeler yaşanır.”

Suriye mi, Enerji mi?

Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı sonucunda ABD ile varılan mutabakat metninde (Ekim 2019) “Türkiye’ye uygulanması öngörülen yaptırımlardan vaz geçildiği” maddesi vardı. Burada dikkati çekti mi bilmiyorum, zaten yaptırımların (CAATSA) içinde Suriye konusundan daha ziyade, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sürdürdüğü ve sürdüreceği Enerji Bakanlığı çerçevesindeki faaliyetler hedef alınmış idi. Şöyle ki: Savunma Bakanı, Enerji Bakanı, Maliye Bakanı (eski Enerji Bakanı olup “Enerji ve Maden Vizyonu” çerçevesindeki çabaların altına imza atan Berat Albayrak), sondaj gemilerinde ve onlara refakat eden savaş gemilerindeki mürettebata “ismen” uygulanacak mali yaptırımlar var idi. Görüldüğü gibi asıl mesele Doğu Akdeniz idi.

Sonuç

Sonuçta neler oldu, sıralayalım: 

  • ABD kararını verdi ve F-35 projesinden Türkiye’yi çıkardı. Hak ettiği ABD’deki uçaklarını da teslim etmedi. Bugün İsrail’de F-35’ler uçuyor. Yunanistan’a ve BAE’ne satışı konuşuluyor.
  • GKRY’ye 3 milyon dolarlık silah satışı (“bir yıllığına ve ateşsiz” diyorlar ama bu bir şey değiştirmez) onaylandı.
  • Dedeağaç’a küçük bir ABD üssü kuruluyor. (Girit Sauda’da zaten büyük bir askeri üs var.)
  • Suriye ve Irak kuzeyi bölgelerinde PKK ve YPG güçleri birleştiriliyor, SDG’ye bir petrol şirketi de bağlanarak Suriye’de süreç bölünme yolunda sürdürülüyor.
  • Filistin’in yok sayıldığı (sözde) Yüzyılın Anlaşması için Körfez Ülkelerinin desteği alındı, daha da alınacak.
  • Batı dünyası İsrail ile olduğu gibi, Yunanistan ve Rum kesimi çıpasına bağlı kalarak Doğu Akdeniz politikalarını geliştirecek.

Hesap bu! Kimse hayalci olmasın, gerçek bu! Ama buna rağmen çaba göstereceğiz. Bu bir güç mücadelesi işidir. Eğer ülkemizin haklarını savunacaksak işte bu ortam ve şartlarda çaba göstereceğiz. Eleştiren değil, öneren politikalarla, milletçe birlikte hareket edeceğiz. Haklıyız ve karalıyız. Şimdi görev zamanı.

Sondaja devam edeceğiz, Doğu Akdeniz’de egemenlik haklarımızı savunacağız, Münhasır Ekonomik Bölgemizi ilan edeceğiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasını sağlayacağız, bölgesel barış ve istikrara olan katkımızı sürdüreceğiz.

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Analiz: Doğu Akdeniz

DİĞER YAZI

Türk-AB İlişkileri ve Doğu Akdeniz

Politika 'ın son yazıları

Analiz: Doğu Akdeniz

Doğu Akdeniz ısındı ve daha işin başındayız. ABD başkanlık seçimleri yaklaştı. Neler bekleniyor, analitik bakışla konuyu

Yunanistan Sorunu

Yunanistan-Türkiye arasındaki temel anlaşmazlıkları ve Kıbrıs konusunu ana başlık ve tarihleriyle birlikte kronolojik şekilde ifade edelim,