Batı Kapitalizmi ve Antikapitalizm

521 Tıklama
19 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Batı kapitalizmi küresel 2008 ekonomik krizinden sonra daha çok belirsizlik dolu bir dünya algısı yarattı. Bu zaman içinde jeopolitik ve jeoekonomik birçok konuyu tartışılır kıldık. Son ABD başkanlık seçimleri, ticaret savaşları, Çin’in yarattığı güç hareketlilikleri, küresel ısınma ve Covid-19 krizi ile birlikte Batı kapitalizmi, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ayrı ayrı ve müşterek türlerde, pozisyon alma durumuna geçtiler. Bu durum rakiplerden alınanlara ilave olarak bir başka tepkiyle sönümlenmiş duran antikapitalist düşünceleri de tetikleyen sonuçlar doğurdu.

Dünya Soğuk Savaş’ın hemen sonrasında adımlarını atarken yeterince temkinli olması gerektiğini düşünüyordu. Özellikle Demir Perde ülkeleri karşısında galip gelen Batı Kapitalizmi kendini daha da güçlenecek tedbirleri almak zorunda hissediyordu. Elde edilen kazanım alınacak tedbirlerle güçlendirilmeliydi. Bu tedbirler belli birlikteliklerle ve kurumsal yapılarla da desteklenmeliydi. 

Ne de olsa Batı kapitalizmi elinde Birleşmiş Milletler’e ve değişik faaliyet alanlarına odaklanabilecek organlarına, Uluslararası Para Fonu’na, Dünya Ticaret Örgütü’ne, Kuzey Atlantik Paktı’na, hatta Avrupa Birliği’ne sahipti. Savunulan ideoloji liberal demokrasiydi ve bu felsefi olarak dünyayı ve insanı iyi analiz etmiş, güçlü anlatımlarla desteklenen en belirgin anlatımdı.

Batı kapitalizmi, dünyada her ne olursa olsun, kendi demokrasilerinin güçlenmesini sağlayacak türden sonuçların alınmasını temin etmeliydi. Eğer en başta kontrolü eline alamıyorsa, ideolojilerine bağlı sistem için, acil önlemlerle koruma refleksini çalıştırmalıydı. Krizlere verilen tepkiler ve demokratik liberalizmin güçlenmesi ihtiyacı için Batı kapitalizmi uluslararası kurumları en iyi şekilde kullanarak, birlikte hareket edecekti. Böylelikle Batı, dünyada açlık, yoksulluk, çevrenin bozulması, hastalıkların artması, ekonomik şokların yaşanması ve çatışmaların ortaya çıkması durumlarına karşı yeterli önlemlerini almış olacaktı. 

Bu inisiyatifi diğerlerine sormadan yapmayı uygun görmekteydiler. Ne de olsa her defasında kazanan taraftılar. Maddi güçleri yüksekti ve her açıdan sistemleşmişlerdi. Küreselleşme ve uluslararası işbirliği yoluyla milyarlarca insanın yoksulluktan kurtarıldığını savunmaktaydılar. Ancak bunun yetmediğini düşünerek, daha güçlü adımlar atılmasını planlamaktaydılar. Halbuki Batı kapitalizminin sömürgeci zihniyeti ve paylaşımı kendi lehine kullanmaları ve eşitlikçi görünürken bile haksızlık yapmaları sebebiyle, bugün dahi dünya nüfusunun neredeyse yarısının temel ihtiyaçlarınıkarşılamakta zorlandığı açıktır. Batı kapitalizminin savunusuyla, “Bizim değerlerimiz tamam, ama sorun direnen taraflardan kaynaklanıyor,” demek yetmemektedir. Bu paradoksu ve bazı küresel çaplı sivil inisiyatif alan göstericilerin karşı hareketlerini, Kasım 2009’da Seattle’daki gibi gerçekleşen ve özünde kapitalizme karşı duran eylemlerde gördük.

Batı’nın yeni kapitalistleri, başkalarının düşünemediğini düşünebilir miydi? Başkalarının eksiklerini tamamlayabilir miydi? Başkalarının söküğünü dikmek için ideal biçimde işe yarar tavsiyelerde bulunabilir miydi?.. 

Onların kurdukları dünya içinde, düşüncelerine göre, bu kadar güzel düşünce ve ideal ölçek varken, acaba tersini düşünen çıkar mıydı? Tersini düşünenler Batı dünyasının gözünde bir sorun alanıydı. Hatta Seattle’da ortaya çıkan inisiyatife bile sorun gözüyle baktılar, göstericilere anarşist dediler. Aslında dünyada yoksulların ihtiyaçları giderilmesi gereken bir problemken, bundan daha fazla öne çıkan sorun önemliydi; ideolojiye ve kurdukları sisteme ters, alternatif düşünce önerenler, kurumsal yapıların zincirinden kurtulanlardı. 

Karşıdan bakıldığında örneğin, “Özgür düşünceye veya demokrasiye karşı gelmek gerçekten akıl kârı değil!” denebilirdi. Ancak asıl konu bu tür kavramlar değildi. Konu, “Batı Kapitalizminin eksiksiz çalışması için kurulan sistemin içinde misin, dışında mısın?” sorusunda belirginleşmekteydi. Bu durumda Batı kapitalizmine göre seçme şansı tekti! 

Batı kapitalizminin diğerlerinden beklentileri ve hedef olarak belirlediği konular şunlardı: 

  • Çok taraflılığa ve hukukun üstünlüğüne dayalı uluslararası bir düzen için verimli işbirliği, dayanışma ve koordinasyon yoluyla yeniden fikir birliği inşa etmek.
  • Güçlü ve istikrarlı bir liberal dünya ekonomisini iyileştirilmek. 
  • Küresel çapta refahın artmasına yol açan farklı eğilimler, ortadan kaldırmak.
  • Yoksulluk ve cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele etmek. Birçok ülkede gözlenen, zengin ve yoksul arasındaki uçurumun sürdürülemez hale gelmesi, kadınların hâlâ eşit fırsatlardan yararlanamaması ve birçok insanın küreselleşmenin faydaları konusunda güvence altına alınamaması sorunlarını çözmek. Eşitsizliklerin küresel sosyal uyumu baltalamasına ve demokrasileri tehdit etmesine izin vermemek. 
  • Demokrasilerin alanını genişletmek.
  • Milliyetçilik ve korumacılığın yeniden canlanmasının önüne geçmek.
  • Kapsayıcı ve sürdürülebilir büyümenin önemli bir motoru olarak kurallara dayalı serbest ticareti sağlamak. Dünya Ticaret Örgütü’nü güçlendirmek ve ekonomik iyileşme için uluslararası ticaretin potansiyelini tam olarak kullanmak. 
  • İnovasyon için gerekli koşullar sağlanırken, çevre ve sağlığın korunması ile sosyal standartları ekonomik modellerin merkezine yerleştirmek. 
  • Küresel iyileşmenin başta Afrika olmak üzere herkese ulaşmasını sağlamak. 
  • Uluslararası Para Fonu’nun rezerv varlığı, özel çekme hakları (SDR’ler) gibi uluslararası finansal araçların imkanlarını kullanmak, bu yolla ülkelerin borç yüklerini azaltmak ve ekonomileri için sürdürülebilir finansman sağlamak, onları desteklemek. 
  • Yeni teknolojilerin yükselişi aynı zamanda krizlerde bir can simidi olduğundan toplumların, ekonomilerin ve devletlerin katılım paylarını artırmak.
  • Krizlerde dahi çocukların eğitimini kesintiye uğratmamak, herkes için eğitim sağlamak.
  • Gelecek nesli temel beceriler ve bilim anlayışı ile donatmak, bunun yanı sıra farklı kültürleri anlamak, çoğulculuğu,hoşgörüyü, başkalarını kabulü ve vicdan özgürlüğüne saygıyı eksiksiz öğretmek.

Aslında insan olarak bu hedeflerin hemen tamamına itiraz edecek biri çıkmayacaktır. Belki bazı kurumları öne çıkarmalarına itirazlar olabilir. Asıl tartışma götürür nokta bu insanlık ideallerine Batı kapitalizminin sahip çıkmasıdır. Bunu elindeki maddi güçle gerçekleştirebileceğinin kibri içinde hareket etmesidir.

Batı’da yeni-antikapitalist örgütlenmeler kapitalizmin iki yüzlülüğünü işaret etmek için kurulmuştur. Ama yine Batı kültürü içindeki detaylarla şekillenmiştir, bu nedenle bir Hintlinin veya Senegallinin tamı tamına aklından geçenlerle ilgili görülmeyebilir. Bakıldığında bu Batı kapitalizmi karşıtı sesi gür çıkan kesimlerin düşünceleri kökeninde temel eleştirileri kapsamaktadır. 

Bu kesimlerin savunduklarına bir bakın (örnek ifadeler):

  • Gittikçe zalimleşen, daha da yabancılaştırıcı bir hale bürünen dünya, kaldırabileceğimizin ötesinde bir zarar, bu zarar karşısında çok daha az dayanma gücü vermektedir.
  • Dünyayı gerçekten kurtarmak için kapitalizmin surlarında bir gedik açılabilir.
  • En azından, işimi sevsem de kapitalizmden nefret ediyorum, diyen antikapitalist sempatizanlara ihtiyaç var. 
  • Liberteryen sosyalizm veya nitelikli hümanizm gibi fikirler varken neden liberal demokrasi kandırmacasına inanıp yeni kapitalizmin kucağına itilmeyi kabul edelim?
  • Ekolojik krizlerin asıl nedeni toplumsal ve politik krizlere bağlıdır; küresel ısınmanın asıl nedeni bu vahşi kapitalizm değil mi?
  • Kapitalizmin bir iklim felaketine yol açtığını ve yeni kıtlık dalgalarının dünyayı vurmasını görmezden gelmemizi istiyorlar; üstelik kıtlıkla mücadele görüntüsü altında değişik coğrafyaları ele geçirecekler, oradaki insanlara hiç sormadan.
  • Biyolojik salgından yararlanıp insanları eve kapattılar ve dijital devrimin kökleşmesini garanti altına aldılar; hem bunun için kullanacakları teknolojiler ve gereçler de hazır bekliyormuş!
  • Küresel mega kentlerde plütokrat elitler kendi düzenlerini kuracaklar ve bunu liberal demokrasi diyerek yapacaklar, nitelikli liberal yerel yönetimlerin kurulmasına asla müsaade etmeyecekler; bu nasıl liberalizm ülküsü?
  • Soldaki Sovyet tipi sosyalizmden ve sağdaki demokratik kapitalizmden dolayı otoriterleştiği düşünülen rejimleri değiştirmek için onlara önce milliyetçi diyecekler, sonra liberal demokrasiyi tavsiye edecekler.
  • Günümüzde hakiki devrimin önceliği otoriterleşmeye karşı değil, yeni kapitalizmin aldatmaya dayalı yöntemine karşı olmalıdır.
  • Küreselci, kapitalizmin nimetlerinin esaretindeki, kendi halkını Marksist ideolojiyle kontrol eden otoriter Çin yönetimi, bugünün dünyasında tam bir çarpıklık göstergesidir.
  • Dünyayı baskıcı rejimlerden ve faşizmden koruyacağız derken, sizi yalan bir dünyanın kölesi olmaktan nasıl kurtaracağız?
  • Küreselleşmenin vahşi ve yeni sömürgecilik boyutunu görememek ve yeni kapitalizmin adını dahi koyamamak büyük hatadır.
  • Amerika Birleşik Devletleri tarzı temsili bir demokrasi meşru hegemonik devlet organizasyonundan başka bir şey değildir, meşrudur ama yapaydır, hatta hedefi Amerikan Enternasyonalizmi’dir.
  • Avrupa Birliği türü temsili demokrasilerin organizasyonu sadece çıkarlarını korumakla ilgilenir, ama asla Amerikan Enternasyonalizmi ile doğrudan çatışmaz.
  • Siyasallaşan köktendinciliğin yükselişi, 11 Eylül sonrası teröre karşı küresel savaş ilanı, oradan Orta Doğu’nun çözümsüz trajik yönetimleri birleşti ve yeni kapitalizmin yükselişine zemin oluşturdu; bütün bunların toplamından ortaya çıkan acı ve gözyaşı kabul edilebilir değildir.
  • İnsanlara özgürsünüz dediler ama aynı zamanda kendi rızalarıyla dijital soyunmaları için kapı araladılar, sonra da kişisel her türlü bilgilerini ele geçirdiler; bunu yapanlar yeni kapitalistlerdir.
  • Tüm toplumun kişisel bütün bilgileri erişilemez noktalarda toplanıp işlenebiliyorsa, sonra bu işlenmiş veriler seçmenlerin iradesini yönlendirmekte kullanılıyorsa, demokrasiye olan inanç ne olacak?.. 
  • Yeni kapitalizm tek çıkışı olan labirentte yolu tek bilendir.
  • İktidar ve güç herkese eşit dağıtılmadığı sürece bizler toplumu anlamlı bir biçimde şekillendirmek üzere diğer herkese katılma ve herkesle birlikte hareket etme becerimizden bilakis vazgeçmiş oluruz.
  • Kapitalist devletin bilfiil yapısına nüfuz etmiş ‘büyü ya da yok ol’ mecburiyeti en büyük sorundur; çünkü bu tip devlet düzenleri, kâr elde etmenin kesintisiz devamının yollarını açık tutmaktan sorumludur.
  • (Cindy Milstein) Demokrasi dolaysızdır.
  • (J.J.Rousseau) İnsanlar kendilerine temsilciler atadıkları andan itibaren özgürlüklerini kaybederler.
  • (Montequieu) Güç, diğer gücü durdurmalıdır.
  • (Murray Bookchin) Cumhuriyetimiz demokratikleşecek ve demokrasimizi radikalleştirecek!

O halde bütün mesele demokrasi, liberalizm, vs. kavramlarla ilgili değil, aslen vicdanların neye müsaade edip neye etmediği ile ilgilidir. 

Türkiye bu süreçteki tartışmalarda isabetli ve kararlı olduğu noktada hem esen rüzgarların etkisinden korunabilmeli hem de zamanın icaplarını iyi anlamalıdır. Ama en çok vicdanına güvenerek, özgün tarzıyla örnek bir güçlenme yolunu seçmelidir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD’ye Rağmen Türkiye’nin Bölgesel Güç Mücadelesi

DİĞER YAZI

ABD’nin Küresel Geri Dönüşü

Politika 'ın son yazıları

Kırılma

Bu bir kitap olacak. Bu günü gününe tutulan notların birikimi ile gerçekleşecek. Geçenlerde bir twit attım