Doğu Akdeniz’de Jeostratejik Genişleme Sorunu

Okuyucu

“Yunanistan silahlanıyor!” Bugünlerin tartışılan konusu budur. Ancak konu bundan da fazlasını içeriyor ve sizlere bu konuları defaten paylaştım. Yunanistan ve Kıbrıs jeostratejik bölgelerdir. Özellikle gelişme göstermek isteyen çıkarcı bakış açıları için bu bölgeler kolay değerlendirilebilecek türden projeleri işaret eder. Jeostratejik bakışla jeopolitik gelişmeler gerçekleşir. Yaşanan an itibariyle uygulanan bir strateji uzun vadeli gibi gelebilir ama yolu ve gelişimi böyledir. Realite şu, birer güç odağı olarak ABD, AB, NATO, İsrail ve hatta Rusya nüfuz alanlarını ve bazı yerlerde sınırlarını genişletiyorlar. (Bu incelemede Çin’i ele almadım ama sizler zihninizde bunu da muhakeme edebilirsiniz.) Jeopolitik mücadele bunu gerektirmektedir. Türkiye de nüfuz alanını genişletme çabası içindedir. Güç mücadelesi ve rekabet, buna dayalı olarak, bazı sorunları ister istemez doğurmaktadır.

Şöyle, 2000 itibarıyla Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail üç koldan Doğu Akdeniz bölgesinin paylaşımı yarışına girdiler. Konu, deniz sınırlarının genişletilip kullanılması, başka deyişle deniz yatağındaki ve denizdeki kaynakların kullanılmasıdır. İlk planda Doğu Akdeniz’de doğalgaz bulundu ve bunun motivasyonu ile yarış başladı. Ancak sahanın olgunlaşması gerekiyordu, hukuki sorunlar vardı, rekabette güç birliği yapılmasına, ittifakların kurulmasına ihtiyaç vardı, en büyük engel Doğu Akdeniz’de deniz sınırları ya belirlenmemişti ya da itilaflı idi. Bu, bakir bir deniz sahasından bahsedildiğine göre, ele geçirilip kullanılabilecek bir bölge burası, demekti.

Enerji şirketleri çalışacakları sahanın olgunlaşmasını beklerler, riski minimize ederler. Eğer güçlü enerji şirketlerinden söz ediliyorsa, onların gelip bir sondaj yapması demek, politik, askeri, ekonomik, vs. şartların hazırlanması demektir.

ABD’nin Irak’ta İkinci Körfez Savaşı 2003-11 yılları arasındaydı. 2008’de küresel finans krizi, 2011’de Arap Baharı (özellikle Suriye ve Libya konuları öne çıktı), 2013’te Mısır’da Sisi’nin darbe yapması ve yönetimi ele geçirmesi, 2014’te Rusya’nın Ukrayna toprağı Kırım’ı ilhakı, 2016’da FETÖ darbe girişimi (benzetmeyle ifade ediyorum, Türk Baharı dendi), ülkelerce karşılıklı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmalarının tamamlanması… 

Bu araya bir de El Kaide ve sonrasında DAEŞ isimleriyle ortaya çıkan küresel radikal terör meselesi dahil oldu veya dahil edildi! Çünkü bazı görüştekiler için, örneğin İran Cumhurbaşkanı Reisi geçtiğimiz günlerde DAEŞ’i işaret ederek ifade etmişti, bu konular birer aparat açıklamasını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle 11 Eylül 2001’den bu yana jeopolitik hesaplar içinde küresel fazlaca terör yer almaktadır. Şöyle bakın, küresel terör nerede, meşruiyetiyle beraber, ABD oradadır. ABD oradaysa müttefikleri ve tabii rakipleri de oradadır.

Ama en önemli hususlardan birisi de 2004’te Kıbrıs’ın (elbette GKRY, ama hukuken Kıbrıs Cumhuriyeti olarak geçiyor) AB’ye dahil edilmesidir. Yunanistan ile GKRY’yi birlikte ifade edersek bunun anlamı şudur: AB sadece kara değil, aynı zamanda deniz sınırlarını de genişletti. AB deniz sahasındaki (büyük) genişleme kendileri açısından en önemli çıkar konularından biri oldu. AB deniz sınırları Atlantik’ten İsrail veya Suriye sahasına kadar uzandı.

Aynı bakışla ilave yapalım, Karadeniz’e kıyıdaş Romanya ve Bulgaristan tamam, bir de Ukrayna eklenince AB’nin genişleyen çıkar alanını siz düşünün. Denizlerde deniz ticaret işletmeciliği, balıkçılık, doğal kaynaklar ve özetle bir iş sahası var.

Kıbrıs’ın AB’ye girmesi konusunda en fazla çalışmayı Fransa yaptı. Fransızların Doğu Akdeniz’e, Levant bölgesine uzanan tarihi istekleri tekrar alevlendirildi. Lübnan ve Suriye ile yakinen ilgilendiler. GKRY’ye de bu nokradan baktılar. (Çıkar noktasından bakınız, Fransa’nın Ermenistan ile yakinen ilgilenmesi de boşa değildir.)

2008 mali krizin etkisi AB’yi etkiledi. İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerde ekonomik sorunlar büyüdü. Almanya ve Fransa başta olmak üzere bu konulara eğildiler. Konumuz itibariyle ifade edelim, AB, Yunanistan’ı kurtarma operasyonlarını devreye koydu. Bu programların sonuç vermesi süreci takip edildi. 

Bütün bunlar oluyorken 2013’yılında ABD, yanına İsrail’i de alarak, Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile anlaştı ve yeni bir stratejiyi devreye koydu. ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY Doğu Akdeniz’den Balkanlara uzanan Doğu Akdeniz (EastMed) anlaşmasını imzaladılar. Bu İsrail’den İtalya’ya uzanan boru hattı projesi EastMed değildir. Bu Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlamak, bypass etmek demek oluyordu. Türkiye olarak biz bu konuyu atladık herhalde! (Çok kere dile getirdim.)

Yunanistan’ın önceki Başbakanı Aleksis Çipras (2015-19) ekonomik kurtarma operasyonlarını yürüttü. Sonrasında Başbakan olan Kriakos Miçotakis (2019-…) ise Yunanistan’ı ileri (!) çıkaracak bölgesel politikaları yerine getirecek görevi üstlendi. Bu anlamda Miçotakis ABD, AB, Fransa, İsrail ile yakın ilişki içinde dış politikaları devreye koydu.

Bugün bizler, ABD ve İsrail, GKRY ve Yunanistan ile savuma anlaşmaları imzalıyor, silah satıyor diye önümüzdeki meseleye anlam vermeye çalışıyoruz. Bu yeni bir konu değildir. Yeni mesele şudur, NATO’nun genişleme stratejisi kapsamında Ukrayna’nın Transatlantik’e bağlanmasıdır. Dedeağaç başta Yunanistan ve Balkanlara yapılan askeri yığınaklanmanın karşılığının böyle açıklanması gerektiğidir.

Buradaki ABD iç konusu da şöyledir, Donald Trump zamanında ABD savunma bürokrasisi istediği politikaları geliştiremedi. Bunun yansımalarını Rusya’ya karşı gördük. 2021 itibariyle Joe Biden, Rusya’nın her olduğu yerde bu ezeli rakibinin alanını sıkıştıran politikaları devreye koydu. Doğu Akdeniz’den tutunuz Baltık’a kadar Türkiye’yi de içine alan sahada bunları görmekteyiz.

Konu geniş, şöyle toparlayayım; nüfuzunu genişletmek için olgunlaşan alanlarda ABD, AB ve İsrail yakın tarihimiz içinde Yunanistan’a ve Güney Kıbrıs’a politik, ekonomik ve savunma konularını kapsayan jeopolitik ilgi gösterdiler. (Elbette Çin de aynını yapıyor, önemli bir itici güç de budur.) Bu güçler nüfuz alanlarını genişletirlerken, enerji şirketlerinin de yavaş yavaş harekete geçtiklerini görmekteyiz. 

Savunma alanında başta ABD’den ve Fransa’dan silah şirketleri yarışa girdiler. Savunma konusu stratejinin asıl alanıdır. Jeostratejik konumlanmada sahaya silah ve asker sürmek ihtiyacı vardır. Bugün bunu görmekteyiz, Joe Biden’ın ittifaklar ve ortaklıklar geliştirmek bağlamındaki doktrini üzerine, G7 ülkeleri ve NATO da devrede olarak, ABD ve AB, Türkiye’yi içine alan bölgede, askeri intikaller, satışlar, modernizasyon programları ve tatbikatlarla devrededir.

Bunun sonu nereye gidiyor diyeceksiniz? Evet, haklısınız. Yunanistan tarihi gelişimini hep bu tür desteklerin olduğu zamanlara uydurdu. Bugün için de durum budur. Lozan Andlaşması’nın gereğini yerine getirmeyen Yunanistan sorumsuzca bir adım atar mı, karasularını 12 NM olarak ilan eder mi, bu duruma nüfuz alanını genişletmek adına jeopolitik çaba içerisinde olan ABD, AB, İsrail “evet” der mi, Türkiye bu hamleye ve şartlara karşı hazır mı?.. 

Daha önceki yazılarımda yer alan önemli göreselleri buraya koyuyorum, bağlı olarak bu yazıları okumanızı tavsiye ederim: (Linkleri tıklayınız.)

Fay Hatları

Fay Hatları

Yeni Jeopolitik Durum (2021)

Yeni Jeopolitik Durum ve Türkiye

Bölgesel Etkileşim

Bölgesel Riskler ve Türkiye Politikası

İsrail’in Jeopolitik Durumu

Türkiye ve İsrail Jeopolitiği

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Büyük Yarış

DİĞER YAZI

Küresel Neoliberal Tartışmalar ve Bireyin Konumu

Politika 'ın son yazıları