Küresel Neoliberal Tartışmalar ve Bireyin Konumu

Okuyucu

Küresel neoliberalizmin tartışması çeşitli şekillerde yapılırken, buna karşı konumlanan politik yapılar ile bireysel konumlanma arasında farklı gelişmeler günlük yaşamımızı fazlasıyla etkilemektedir. Sosyo-politik ve sosyo-ekonomik aktörlerin etkileşimleriyle beraber dünyamızda birer yönetme biçimi türemekte ve bireylerin günlük yaşamı sanki çok hızlı gelişen, kaotik, bilinmezlikler atmosferi şeklindedir.

Sosyal demokrasiyi ve bunun içinde neoliberal toplumu köklü biçimde tartışan filozof Friedrich Hayek’tir. Hayek, bilimsel çerçeveli eleştirilerinin yanı sıra sosyo-politik ve sosyo-ekonomik ahlaki yaklaşımları gözler önüne sermiş ve açıkça toplumun yanlış ve tehlikeli, başka açıdan ise yıkıcı ve aldatıcı olduğunu, savunmuştur.

Tarihin bu zaman diliminde iyi bilinir ki, küreselleşme kolektif varlıkları veya toplumları kolaylıkla kontrol edebilir. Michel Foucault’un Hapishanelerin Doğuşu temalı açıklamaları boşa değildir. Bunun için dijital teknoloji ile bireylere ait profillerin analizinden tutunuz, hibrit her türlü yaptırım gücünden rahatlıkla istifade edilebilir. 

Sorun yok! Verilecek karar için; bir şeyi yapabilirlik değil, buna olan inisiyatif alma zamanının gelip gelmediğinin belirlenmesi önemlidir. Küresel ve neoliberal şartlardayken, özgürlük şeklinde sunulan bireyin talepleri ile devletin meşru müdahale gücünün yelpazesinde bir noktada konumlanma durumuna etki edecek başka güçlerin de rahatlıkla yer alması söz konusudur. 

Dolayısıyla küresel ve neoliberal dünyada steril bir toplumsal atmosferin varlığını kabul etmek yanlış olur. Gücü yeten yetene girişilen mücadele şartlarında çalkantılı ve çok odaklı bir yaşam atmosferine uyum göstermek zorunda olan farklı kesimlerin doğrusal olmayan ve geçici kümelenmeleri dikkat çekmektedir. Bu kaotik durum toplumsal etkileşimleri de farklı bir açıklamaya gebe bırakır. Bunun adı farklılaşmak gibi genel bir ifadeyle konabilirse de öznellik farkları tam bilinmeden böylesi genellemelerle yapılan açıklamaların toplumsal reaksiyonların tanımlanmasını da güçleştirir. 

Şurası açıktır, herkese göre farklı ve anlık tepkilerle dolu olan araçların yönetimindeki güçlüğün baskısı giderek artmaktadır. Tanımlanan toplumsal kümelerin arasındaki makas ise giderek açılmaktadır. Kaotik ortamlar bireylerin konumunu da çok değişik noktalara sürüklemektedir. Basit bakış açısıyla, örneğin, zengin daha zengin, fakir daha fakir olmaya mahkûm kalmaktadır.

Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’ni açıklayan Martin Heidegger bize bireylerin kendi içindeki çelişkisinden söz ediyor. Bu çelişki, “kendi içinde olma ve öteki için olma algı refleksiyonunun başarısızlığı” halindedir. Ancak günümüzde algılar kolayca yönetildiğine göre hâkim akıl tarafından doğrudan refleksler önemsenmektedir. Bakıldığı konuma göre değişkenlik gösterir; gözleme güçlüğü çekilen, tam anlaşılmayan ve küresel neoliberal atmosferi biraz da kaotik hale dönüştüren nedir derseniz, işte bu bir refleks kontrolü meselesidir. Öyleyse algı yönetimini açıklayanlara soralım; algıda refleksinin kontrolünde ne kadar başarılısınız, kapasitenizle neyi ne kadar başarabiliyorsunuz?

Bireylerin zihni kabiliyetlerinin yanı sıra zihinlerinin duygulanmalarının etkileşimine kafa yoran filozoflardan ilk bildiğimiz David Hume, sonlarda ise Gilles Deleuze ve Michel Foucault gelmektedir. Ampirizm ve Öznellik’te Deleuze nesnelerin istikrarsız ve evrensel olmayan etkisiyle insanın gerçek biliminin yapılmasının mümkün olmadığını iddia ederek, Hume’un çabalarını boşa çıkarmaktadır. Bazı toplumlarda öncelikli ve baskın olarak, ahlakçılık konusunun bu denli sanal nedenlere dayandırılmasının hesaba katılıp katılmaması tartışması bir yana, esas olan neoliberalizmin etik bahsini dikkatten uzak tutarak, kendi ortamını yarattığı gerçekliğinin kabul edilip edilmemesi tartışmasıdır.

Örneğin, belli türden akıllı cihazları ve dijital uygulamaları sürekli kullanan küresel çapta birbirini tanımayan birbirini hiç tanıma ihtiyacı duymayan (tıpkı bir kod gibi; buna kimlik kodları denebilir,) ama aynı platformlarda bir araya gelen kesimlerin tutumlarının yarattığı algıya dayalı kararlar vermek, psikolojik sonuçlar çıkararak, bunlara dayalı sosyo-politik veya sosyo-ekonomik düzenler oluşturmak, kime ne fayda getirir? Bir adım daha ileri giderek bu örneği, kripto para alım-satım platformlarına dayalı ekonomik gelişmelerin seyri, şeklinde tartışabilirsiniz. Öznellik, özgürlük, hatta demokrasi arayışı şeklinde politik bakış açıları yönüyle de bu tartışma çok boyutlu ve düzlemli şekilde yapılabilir.

Neoliberal yapılara tutunmuş toplumlarda tartışmanın demokratik-antidemokratik yönlendirmeyle sosyo-politik alana doğru çekilmek istendiği veya ister istemez buna dahil olunduğu bir atmosferin yaratıldığı bir durumla karşı karşıya kalınır. Toplumsal olana yönelik neoliberal saldırının etkisi, aynı anda, menfi algı yönetimine maruz bırakılmış kültürü aşağıdan yukarıya ve partilerin iktidar taleplerini yukarıdan aşağıya inşa edip meşrulaştırır. Buna göre, Hayek’in tehlikeli gördüğü yurttaşlar giderek görece olarak antidemokratikleşen devletin açtığı alanda aşırı politik uzlaşmazlık konumlarını onaylamaya gönüllü oldukları yönleriyle tartışılır. Bu esnada özgürlüğün de toplumsalı ele geçirmek, aksatmak ve yok etmek rolüyle benimsenmesi söz konusu olabilmektedir. 

Ortaya çıkan ne biliyor musunuz? Georges Balandier’in ifadesiyle Sahnelenen İktidar’daki drama! Bundan memnun olan da vardır, olmayan da. Ama bilinmelidir ki bir küresel neoliberal çalkantıdaki sosyo-politik ve sosyo-ekonomik etkileşim gözlemcilere ister istemez bir dramayı sergiler.

Richard Sennett, Yeni Kapitalizm Kültürü’nü açıklarken, iş bir mülk değildir, sabit bir içeriği de yoktur, sürekli değişen bir ağ (network) içinde konum halidir, diyor. Kabul, böyle. İyi de bütün aktörleri düşünün (bireyler, değişik kesimler, devlet, partiler, medya, finansal aktörler, hibrit yapılar, gibi), bu atmosferik şartlar kendiliğinden bir kaos yaratabilirdir. 

Örneğin (dolar, diğer dövizler, altın, kripto para, gibi) finansal araçların sağladığı kazancın, bilinmez zaman aralıklardaki girdapta, riskli ama fazlaca çıkarcı ve sorumsuz olan ekonomik faaliyetlerden hemen herkes şikayetçi, sonuçta zengin daha zengin, fırsatçı daha çok kazanan oluyorken, zekanın duygulanması hat safhadayken ve ahlakilik sadece bir söylemken, “küresel neoliberal şartların demokratik algısı böyle” demekle yetinmemiz gerekmektedir. 

Tam da bu cepheden yaklaşıldığında aynı atmosferi soluyarak ne kadar muhafazakâr kalınabilir? Şu an tartışılan husus bu olabilir mi? Örneğin ABD’de Demokrat Joe Biden ile Cumhuriyetçi Donald Trump’ın yüksek dozdaki politik sürtüşmesi dünyanın başka yerlerinde değişik etkileşimler ve beklentiler için başka politikacılarca da tartışılıyor olabilir mi? Çelişkiler mahalleden mahalleye değişim gösterirken, günümüzde ahlakilik kadar güven konusunun da önemsenmesi bir o kadar tartışmalıdır, hatta anlık tartışma konusudur, reflekslerle özdeştir. Bireyin güvenilir olmasına ne oldu? Bireyler güvenilmez ise bu şartlarda politikacılar ne yaparlar? Bunun kısa adı kapitalizm midir, yoksa David Harvey’in de dikkat çekmeye çalıştığı Kapitalizmin Sonu mudur?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Doğu Akdeniz’de Jeostratejik Genişleme Sorunu

DİĞER YAZI

Küresel Kapitalizm

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Barış Stratejisi

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa