Hazar ve Doğu Akdeniz Jeopolitiği

567 Tıklama
24 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu analizle küresel gelişmeler ışığında Hazar ve Doğu Akdeniz’i ele alacağız, aktörlerin durumlarını ve tutumlarını irdeleyeceğiz.

Emperyalist ülkeler esasen stratejik parametreler olan zaman, mekân ve kaynak (ZMK) parametrelerinin üzerinde istedikleri şekilde oynamak konusunda hüner sahibidirler, bu prensipleri dünya ölçeğinde tanzim edebildiklerinden kural koyucudurlar, belirledikleri vizyon asırlara karşılık gelir, buna göre politika ve hedefleri uzun menzilli ve baskındır, uyguladıkları stratejileri etkilidir.

Stratejiler etkilidir ama salt bir güç unsuru için bu kesin bir sonuç değildir. Güç mücadelesi karmaşık denklemler içinde gerçekleştirilir. Sonuç, bu güç mücadelesinde, ZMK çerçevesinde ortaya konan gayrete, fırsatları değerlendirmeye, üstün liderlik fonksiyonlarına da bağlı gelişir.

En başta şu dört hususu hatırlatmak isterim: 

  1. Çin’in Yeni İpek Yolu (Bir Kuşak Bir Yol) Projesi tam da Türkiye’nin merkezde olduğu Hazar ve Orta Doğu ekseninden geçmektedir. Pekin’den (Pasifik’ten) Londra’ya uzanacak (Atlantik’e) olan bu projenin Hint Okyanusu ve Arktik Bölge su yolları yanı sıra, karadan geçen asıl yolu Hazar ve Doğu Akdeniz’i kapsamaktadır. Burada Türkiye’nin temel bir güzergâh olması gerçeğini saptırmak isteyen karşı projeler devreye konmak istenmektedir. Bütün bunlar güncel rekabet konularıdır.
  2. Her büyük, küresel güç içinde etkin olan birden fazla alt güçler vardır. Örneğin ABD dediğimizde, hangi ABD, diye soruyoruz. Tıpkı bunun gibi İngiltere, Fransa, Almanya, diğer yandan Rusya içinde değişik güç odakları vardır ve bu tip güçlü ülkelerde uygulanan politikalar buna göre şekillenir. 
  3. Küreselleşme gereği fiili sistemleşme döneminde ülkeler, politikaları ve uluslararası kurumların durumları tartışmalı hal almıştır. Burada değişik güçlerin baskılarına maruz farklı politikalar söz konusudur. Ayrıca dünyada mevcut sistemin devamından yana muhafazakâr politikalar üzerinde yoğunlaşan kutuplar da vardır.
  4. Bu yeni gelişen süreçte teknolojinin imkanlarıyla (IV. Sanayi Devrimi gereği) her türlü dinamik unsur istense de istenmese de bir tartışma ve rekabet ortamı yaratmaktadır. Her türlü çıkar imkânı yeniden belirlenecek kurallara göre şekillenecektir. Politikalar buna bağlı geliştirilmektedir.

Bu incelemede aktörlerin her biri adına sonuç çıkarmak mümkündür; ABD, Rusya, Fransa, Çin, İsrail, Azerbaycan, vs. Ancak benim merkeze koymak istediğim ülke elbette Türkiye’dir. Dünyayı Türkiye merkezli okumanın hatalı olacağını savunanlar var. Ben bu tartışmaya girmek istemiyorum, yaşadığım ülke temelli düşünceleri ele almam tabiidir. 

Yine de şöyle bir fikre sahibim: Bugünkü konjonktürde Türkiye’nin aldığı riskleri, adında ve ruhunda Türk geçen her ülke de almak zorunda olan bir döneme girdik. Bu bakımdan Azerbaycan’ın, Kuzey Kıbrıs’ın, Arnavutluk’tan Çin sınırına kadar uzanan coğrafyadaki Türk Devletlerinin her biri Türkiye ile karşılıklı risk almak durumundadır.

Türkiye ile ilgili risk paylaşan ülkelere yaklaşan büyük güçler duruma bu gözle bakıyorlar. Hatta Türkiye ile bu ülkelerin irtibatını kesecek politikaları güdüyorlar. Bu bir güç mücadelesi ise yapılması gereken şudur: Bu gerçek durumu fiille desteklemek ve bu yolda ilişkileri geliştirmek, daha güçlü halde olmak.

Bu temel bilgilere göre şimdi Hazar ve Doğu Akdeniz jeopolitiğinde öne çıkan güncel meselelere bir göz atalım.

Hazar 

Azerbaycan’ı ve dolayısıyla Başkan İlham Aliyev’in muhatabı proje devletçik Ermenistan ve kukla Başbakan Nikol Paşinyan değildir. Aliyev’in muhatabı Minsk Üçlüsü olarak bilinen, aslında Ermeni diasporasının hamisi üç ülke, ABD, Rusya ve Fransa’dır. Bu üç ülke de emperyalist akıldan gelmektedir.

Azerbaycan bölgesinde gelişmekte olan bir Hazar ülkesidir. Bundan böyle Hazar konulu bir jeopolitikten bahsedilecek ise Azerbaycan denklemin içinde olacaktır. Kim Hazar’ı konu eden jeopolitik denklemle ilgilenir? Güç odakları; güçlü ülkeler, küresel güçler, enerji şirketleri, vs. Örneğin, ABD devleti veya ExxonMobil, Chevron gibi şirketler, Fransa devleti veya Total şirketi, hatta Misk Grubu dışından İngiltere veya BP şirketi birer güç odağı olarak Hazar’da uzun vadeli çıkarlarını esas alan düzeni kurmak isterler. 

Burada Rusya’yı özellikle dışarıda bıraktım. Neden? Cevap şöyle: İşte bu Rusya dışındaki güçler aynı zamanda Rusya’nın başat rakipleridir, hatta düşmanıdır da ondan. Yani bölgeye dışarıdan yaklaşan emperyalist akılla hareket eden güçlerin, ister jeostratejik açıdan deyin, isterseniz enerji jeopolitiği, her bir güç mücadelesi denkleminde Batılı devletlerin ve güçlerin temel amacı; Hazar’da Rus etkisini azaltmak, kendi etkilerini kökleştirmektir. Dolayısıyla bugün proje devletçik Ermenistan’ın ve Kafkasya topraklarının asıl sahiplerinden biri olan Azerbaycan’ın meselesinde kendisi de hedef konumunda olduğundan Rusya bir taraftır. 

İyi de Rusya’nın kendisi de emperyalist akıldan gelmiyor mu? Cevap, evet. Liberal ekonomiye geçmiş bile olsa Rusya, Atlantik’ten Pasifik’e her eksende jeostratejik güçtür. Eğer bu doğal tabanlı güçlülük haliyle kalacaksa, rakiplerinin yaptığı her bir güç mücadelesi hesabında en başta Avrupa’nın, ABD’nin, hatta Çin’in küresel muhatabıdır. Bu durumda Rusya elindeki imkanları bir taraftan korumak, diğer taraftan imkân buldukça geliştirmek isteyecektir. Bu amaçla neyi kullanacaktır? Tıpkı diğerlerinin yaptığı gibi, ZMK parametrelerini.

Eğer Hazar jeopolitiğinde konuya Azerbaycan ölçeğinde bakarsanız, bu bölgesel ülkenin ZMK parametreleri ile küresel çaplı diğerlerinin, bunların içinde özellikle Rusya’nın, ZMK parametreleri farklılık gösterir.

Stratejilerin içindeki acil veya güncel durum kesitinde her bir gücün veya oyuncunun konumu, etkisi ve beklentisi değişik olmaktadır. Buna başlı şekilde, zaman içindeki fiiller, hareketler ve yaptırımlar; coğrafi manadaki yayılımlar; kaynakların sahaya ve masaya olan etkileri bir bütün halinde göz önünde tutulan konular olmaktadır. 

Böylesi farklı ağırlıkları, etkileri ve sonuçları olan stratejik hamlelerde dışarıdan bakanların görmesi gereken ana nokta ZMK parametre farklılıklarıdır.

Rusya için durum güncel bile olsa, zaman parametresi güçlü olmanın gereği daha geniş periyotla ifade edilir. Örneğin ABD için zaman parametresi geniş periyodu kapsar. Mekâna bakın: Bu meselede Rusya’nın sınırı bir bölgeden bahsediyoruz. ABD veya Fransa gibi ülkeler için durum daha farklıdır. Kaynaklar yönüyle: Özellikle Ermenistan’da Rus parası, silahı, usulleri geçerli olmaktadır. Hazar’da etkinliğini genişletmek isteyen güçlerin rakibi Rusya’ya karşı Yumuşak Güç ve Akıllı Güç imkanları ile saldırdıkları açıktır. Bunlar içinde politika, diplomasi, hukuk, ekonomi, medya, propaganda, vs. usulleri bulunmaktadır. Hatta sahaya etki eden dolaylı-fiili imkanlarla ifade edilirse, Rusya’nın rakipleri, vekilleri (proxy, terör örgütleri bunun içindedir) ileri sürmektedirler. 

Bu durumda Azerbaycan’ın haklı mücadelesinde, oyunda ileri sürülen Ermenistan gibi bir taşeron devletçiğin de kullanıldığı bir noktada ve zamanda, sürecin zor olan kısımları meselenin doğal seyriyle alakalı değil, dolaylı ve yapay etkilere dayalı gelişmektedir. Ama eğer bölgesel güç olan Azerbaycan bu haklı davasından sonuçta hedefine ulaşarak çıkmak istiyor ise hesaba katacağı konular Rusya, ABD, Fransa, vs. güçlerin ZMK parametrelerini de gözeterek olmak zorundadır. 

Bu durumda hata yapılan birkaç konuyu işaret etmek isterim. Birincisi, İlham Aliyev’in attığı adımları anlamakta güçlük çekenler açısından, meseleyi yanlış ve eksik okumayın. İkincisi, Moskova’nın adımları açısından, bölgenin istikrarını dayanağı sağlam unsurlarla tesis edin.

Azerbaycan ile ilgili konu açık, Sn. Aliyev ZMK parametrelerini göz önünde bulunduruyor ve gayet temkinli hareket ediyor. Gerektiğinde ‘‘diyalog’’ başlıklı faaliyetlerde çok taraflı mesajlarını ortaya sürmekte tereddüt etmiyor. Buna karşılık sahadan da taviz vermiyor. 

Moskova’da bir akıl karışıklığı mı var ve aynı zamanda içeride güç mücadelesi mi sahneleniyor? İşte pek konuşulmayan konu budur. Onlar kendi meselelerine nasıl bakarlarsa baksınlar, sonuçta Hazar’da bir istikrar ve barış ortamı inşa edilmelidir. Burada etkin olan sadece Rusya değildir. Ancak Rusya Türkiye gibi bölgede etkili oyuncuları da denkleme katmak mecburiyetindedir. Bölgenin tarihi ve kültürel mirasçılarında Türkiye’nin barış ve istikrara katkısı yadsınamaz. 

Doğu Akdeniz

Yukarıda Hazar jeopolitiği ile ilgili işaret ettiğim bütün konuları şimdi Doğu Akdeniz ile ilişkilendirin.

Burada malum, yangın yeri halindeki Suriye, Libya ve Lübnan bir küme; taşeronluk rolü üstlenmiş Mısır, GKRY, Yunanistan başka bir küme; sınırdaş olmadıkları halde Fransa, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, İran yine bir küme; bölgesel aktörler olan Türkiye ve İsrail ise diğer bir küme. Dışarıdan gelen ABD, Rusya, Avrupa (hem Fransa dışındaki ülkeler hem de AB’nin kurumsal yapısı) ve dahi Çin ise gayet aktif başat küme. 

Suriye cephesinde Türkiye’ye fiilen komşu Rusya ve ABD var. ABD fiilen PKK/YPG/SDG şle hareket ederek bir garnizon devletçik inşası projesini sürdürüyor. Rusya zaten Suriye’de egemen.

Öyle veya böyle petrol bakımından çok zengin Libya’da her ülke ve küresel güç var. Bakalım sonuç nasıl gerçekleşecek?

İsrail Türkiye’yi atlayarak Balkanlar’dan Avrupa’ya başlanmayı ve Çin ile ilgili ilişkisinde ülkesini kilit nokta yapmak istiyor. Bu bağlamda İsrail Türkiye’yi rakip görüyor. İsrail Levant bölgesinde deniz sınırını genişletecek ve uydu devletler yaratmak suretiyle rakipleri üzerinde etkili olacak politikaları sürdürmektedir.

İsrail Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn gibi Körfez Ülkeleri’ni politik ve ekonomik yönden kendine bağlamış görünmektedir. Müslümanlar içinde de bu farklı bir adımı işaret eder konu olmaktadır. Esasen Filistin hakkında ABD ile sürdürülen Yüzyılın Anlaşması dedikleri işgal ve ilhak planına bu Körfez Ülkeleri’nden gelen destek bundan sonra çok farklı gelişmelerinde habercisi niteliğindedir.

Fransa bir yandan Levant bölgesinde hâkim olmak, diğer yandan Afrika dahil pek çok noktada gücünü korumak istemektedir. Fransa’nın içinde olduğu AB’yi de yanlış yönlendirecek politikaları olmaktadır. Bugün AB içinde Almanya, İtalya gibi ülkeler Fransa’dan ayrı düşünmektedirler.

Bu kadim bölgede elbette sayısız mesele var üzerinde durulacak. Karadeniz’den Hint Okyanusu’na, Basra’dan Aden’e başka konuları da açıklamak gerekecektir. Eğer yeni bir dünya kuruluyorsa, bu coğrafyada düğüm noktasında hâkim güç veya güçler kimler olacak, bugün bunun üzerine bir mücadele sürmektedir. Türkiye de bu bölgede hâkim konumdadır, tarihsel deneyimi ve derin kültürü vardır. Yapay ülkelere güvenip adım atanlar yanılacaklardır.

Bu nedenle Türkiye, diğer güçlerce menfi veya müspet, dikkate değer görülmektedir. Bu bilinçte hareket eden Türkiye ise muhataplarına çok basit bir argüman sunuyor: Kazan kazan! 

Türkiye geleceğin denklemlerine ışık tutacak türden Yeniden Asya açılımını bilerek öne sürmüştür. Bu yaklaşım taraflara hem çözüm hem de bir mesaj niteliği taşımaktadır. Eğer küreselleşme bağlarında yeni oluşumlar belirlenecekse Türkiye buna da hazırlıklıdır.

İşte bu çerçevede ilgili değişik güçler, ancak Türkiye ile ortaklıkla bölgesel barış ve istikrara temel olacak yapıları inşa edebilirler.

Diğer taraftan Türkiye faklı bir konuyu daha işaret ediyor: İnsanlık temelinden uzaklaşmayalım diyor.

Bütünüyle Doğu Akdeniz’de ZMK parametreleri, güç odakları, enerji şirketleri, emperyalist emeller ve çıkarlar geçerlidir.

Bilindiği üzere Doğu Akdeniz’de denklem bir hayli karmaşıktır. Bu bölgede on yıla yakın zamandır çeşitli savaş ve çatışmalar sahnelenmektedir. Devlet başkanları alaşağı edilmekte ve hükümetler ile rejimler değiştirilmektedir. Hatta yeni bazı garnizon devletçiklerin kurulması projeleri halen ileri sürülenler arasındadır. Diğer yandan Obama Doktrini diye bilinen anlayışla Vekalet Savaşları en acımasız biçimde bölgede uygulanmaktadır. 

Bu durumda ayrıntıya girmeden sonuca geleyim. Doğu Akdeniz’de Türkiye olmaksızın bir çözüm mümkün görülmemektedir. 

Tıpkı diğer kritik bölgelerde görüldüğü gibi, Doğu Akdeniz jeopolitiğinde de Rusya karşısında ABD ve Avrupa rakiptir. Bazen birbirlerini kollarlar bazen de görmezden gelirler. Bu tür ortaya çıkan sonuçlar, meselelerin ZMK parametreleri bağlamında atılan gerekli hamleleriyle açıklanabilir.

Ancak belirginleşmeye başlayan bir konu var, bu bölgede ABD ve İsrail zaten birbirinden ayrılmaz ikili oldular ama, birlikte vardıkları 2013 tarihli Doğu Akdeniz Anlaşması ile esasen Türkiye’yi ‘‘gri’’ ülke kategorisine konumlandırmalarıdır. Bu anlaşma uyarında Yunanistan ve GKRY’yi (onlar GKRY’ye tıpkı AB gibi ‘‘Kıbrıs Cumhuriyeti’’ diyorlar) kollamakla ilgili politikaları geliştirdiler.

Rusya ise gelgitler yaşıyor gibi bir görünüm içindedir. Ukrayna sorunu ve Kırım’ı ilhakı ile bir süre kendisini yıpratmadan politika sürdürmek istiyor gibi. Ancak enerji arzında fiyat politikalarının Rus ekonomisini etkilediği de açıktır. Buna Covid-19 süreci de etkili olmaktadır. Ayrıca Rusya geçmişteki gibi silah satarak gelişmenin yollarını arayan bir politikayı sürdürmektedir. Sonuçta Rusya Karadeniz, Hazar, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) politikalarında farklı farklı etkileşimler içerisindedir.

Sonuç

Doğu Akdeniz’den Hazar’a yeniden belirlenmek istenen jeopolitik yapılarda Türkiye barış ve istikrarı temin ve tesis edecek olan bölgesel güç konumunda bir ülkedir. Bölgesel denklemlerde Türkiye belirleyici olarak yer almalıdır. 

Azerbaycan işgal edilen topraklarını geri almalıdır. Rusya bu ortamda kendi konumunu ve adımlarını daha belirgin kılmalıdır.

ABD’nin 3 Kasım seçimleri sonrasında uygulayacağı politikalar nasıl olacak, hep birlikte göreceğiz.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Oruç Reis Yeniden Doğu Akdeniz’de

DİĞER YAZI

Joe Biden Kazanırsa…

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az