İsrail Diplomasisi ve Liberal Amerika

118 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD Başkanı Joe Biden ile İsrail’in politikaları nasıl gelişecek, buna dair altyapıda neler var, yeni alınan sinyalleri nasıl değerlendirmek gerekir? Esasen bu sorulara bakacağız. Ancak konu şu, İsrail’in özgün bir diplomasisi var, adeta sanat gibi icra ediyorlar, hakkını teslim etmemiz gerekir. Ama özellikle Amerika’nın gücünü sömürüyorlar. Bu tek yanlı bir sonuç veren husustur.  

Sonuçta İsrail, birtakım değerleri yoktan var etti ve dünyaya kabullendirdi, bir ülke sahibi oldu ve en yakınındaki toplulukları yok sayıyor, onlara karşı savaş içinde, dünyanın şekillenmesine perde arkasından da olsa etkiledi ve bugün liderliğini elinde tutmak istediği bir küreselleşme olgusuna sahip.

Diplomasi önemli elbette, ama eşitlikçi, insan onuruna yakışır ve özgür bir anlayışın idaresiyle açıklanmak kaydıyla. Hem diplomasinin çözümcü olmasını kim istemez ki? Diplomasi işinin varlık sebebi budur. Peki hangi çözüm? Çözümcü olurken her şartta acaba İsrail’in milli politikalarını tamamlaması mı gerekiyor? 

Cemiyeti Akvam’ı kuran aklın ne olduğunu bilmiyormuş gibi davranan, değişmez bir biçimde İsrail’i destekleyen yazarların söylediğini kabullenmek doğru değildir. Çünkü 1948’de İsrail devleti bu akılla kuruldu. Sonra Birleşmiş Milletler’in kararlarını yönlendirmek isteyen aklı da buna dahil etmemiz gerekmektedir. Yahudi lobisi Beyaz Saray’ı, Amerikan Senatosu’nu ve Birleşmiş Milletler’in kararlarını etkilemek için hiç mi çaba sarf etmedi? Soru başka bir açıdan şöyle: İsrail insani değerleri her defasında öne çıkararak, başkalarının hakkına ve hukukuna saygı göstererek, gerektiğinde geri adım atmayı kabullenerek, bu bana yeterli, diyebildi mi? Bugün Joe Biden’ın Orta Doğu politikası ne olacak diye düşünenler var, sizce ne olabilir?

İsrail devleti Orta Doğu politikalarında önceki Başkan Donald Trump’tan azami yararlandı. Trump’ın damadı ve Suudi Arabistan Krallığı’nın Veliaht Prensi Selman bin Abdülaziz’in yakın dostu Yahudi asıllı Jared Kushner Beyaz Saray’da İsrail-Filistin sorununu çözmekten sorumlu baş danışman idi. İbrahim Anlaşması dedikleri plan nasıl ortaya çıktı? Kushner’in etkisi neydi? Bu plan hangi “özgür” hakları temin edecekti? Körfez Ülkeleri ile kurulan ve adına “normalleşme” denen ittifakla, bölgeye barış ve istikrar mı gelecekti? Üstelik giderayak Trump, Körfez Ülkelerine birçok pahalı silah sistemi satmıştı. 

Sadece bu bölge de değil, örneğin Suriye meselesi var. İsrail’in güvenliğini artırmak adına Obama’dan sonra Trump bu bölgede çok şey yaptı. ABD’nin Suriye’yi bölme planı bu şekilde uygulandı. Konu çok: İran meselesi var. Kudüs’ün Başkent yapılması var…

Bugüne gelindiğinde, İsrailli politikacılar, diplomatlar, yazarlar, lobiler ve destekleyenleri, Amerika’da liberal demokrat politikayla iktidara gelen Joe Biden’ı bir kazanç görmekteler. “Zehirleyici Trump az yaptı, sen daha iyisini yaparsın,” diyorlar… 

Biden’ın kabine atamalarına bakılırsa, Başkan’ın kendisi dahil, Orta Doğu bölgesini iyi bilmeyen yok. Afganistan’dan, İran’dan Suriye’ye, buradan Fas’a, Sahra Altı bölgesine, Yemen’den Libya’ya veya Kıbrıs’a, her bir noktadaki meseleye hâkim politikacılar şimdi iktidardalar. Doğu Akdeniz’i ortasına alan Orta Doğu, Kuzey Afrika (MENA) ve Avrupa bölgeleri yarına ilişkin politikalarda öne çıkacak. MENA masasının başında vekaletler savaşı için çaba sarf etmiş Brett McGurk oturuyor. Türkiye ile ilgili, Joe Biden 1974 Kıbrıs Harekatı zamanını da iyi biliyor, FETÖ konusunu da… Bu iktidar sahiplerinin küresel şirketlerle araları çok iyi ve dahası büyük petrol şirketleri ile de temastalar. Amerika’nın jeopolitik anlayışını ele alıyorsanız enerji denklemi olmadan zaten bir adım atılamaz. Bu iktidardaki politikacılar İsrail’i “mutlak” stratejik ortak ve müttefik görüyorlar. Sonuç ne olacak dersiniz? “Liberal” bir Orta Doğu ve Kuzey Afrika mı? 

Biden’ı ve onun gölgesinden istifadeyle başkalarını da yönlendirmek isteyen fırsatçı akla bakarak, her bir fırsatta “çözümcü” sözcüğünü bilinçli kullandıkları açıktır. Diplomasi böyle bir şey mi? Hem diplomasiyi herkes biliyor, üstelik insan haklarını da! Filistin halkını yok sayan anlayışı kim nasıl açıklıyor? Birleşmiş Milletler’in onca kararına rağmen uluslararası sistemi görmezden gelen politikalara dayalı her tür girişime, diplomasi başarısı olarak bakılabiliyor? Eğer bu bir başarılı diplomasi ise yani her defasında Yahudi toplumlar için çıkar sağlamaya imkân veriyorsa, söylenecek bir şey yok, bu sözüm ona çözümcüdür. 

Şuraya bakın, yanlı diplomatlar ve politikacılar, Türkiye’nin bölgesel istikrarı sağlamak, ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını korumak adına attığı adımlara dikkat çektikten sonra, o çirkin “işgalci” yakıştırmasını yapabiliyorlar. Aslında kim işgalci? Bu soruyu iyi anlamak gerekmektedir. Hedef saptıran bu aymazlığa diplomasi mi denir?

Eğer uluslararası ilişkilerde çıkar var deniyorsa, bu durumda diplomasinin başarısı da çıkara dayalı olursa, herkes net bir biçimde anlaşılır. Sanki İsrail tanrısal bir güçle ve onun verdiği bir ruhsatla politika yapmakta! İsrail’inki adalet, diğerlerininki bağnaz çıklarcılık… Bu nasıl olur? Dinsel yönden bile sakat bir anlayış bu, zira tanrı yarattıklarına ayrım yapmaz, öyle değil mi? Ama İsrail’i kurgulayan aklın gerisindeki tema böyleyse, ne denebilir ki?

Uluslararası ilişkilerin işaret ettiği evrensel ilkeler burada sadece kullanılan birer “idealist” argümandır. İdealist gibi görünen ama aslında kendi çıkarlarından taviz vermeyen İsrailli yazarlar çıkıyorlar ve yeni kavramları ileri sürüyorlar. Örneğin “liberal diplomasi”[1], yani liberal dünyanın ve özgürlüğün beklediği diplomasi budur, diyorlar. Bu kesimin verdikleri örnekler ilginç ve sanki kendileri başka bir gezegenden dün gelmişler gibi.

Şimdi üst üste koyun bakın: “Liberal” dünya, insanlığın “özgürlük” talepleri, Amerika’nın yeni Başkanı “liberal demokrat” Biden, İsrail devletinin kurulmasını sağlayan Cemiyeti Akvam aklı… Sonra ortaya çıkan sonuca bakın: Fırsatçılık! Bu asla “çözümcülük” değil.

Evet, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya yeni bir dünya düzeni çıktı. Ancak, tek taraflı bakarak, diğerlerini yok sayarak ve salt Batı kapitalizminin bakış açısını savunarak, “bu bir liberal dünya düzenidir,” demek asla doğru değildir. Böyle söyleyerek, İsrail tarafından, “küreselcilik” ve “Amerikan enternasyonalizmi” arasında büyük bir fırsat aranmaktadır. Bu ancak İsrail bakış açısının işi olabilir. Eğer bu bir diplomatik başarı yolu ise bilinmeyen bir şey de değildir.

“Halkları soykırımdan, savaş suçlarından, etnik temizlikten ve insanlığa karşı işlenen suçlardan korumak” amacıyla 2005 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından oybirliğiyle kabul edilen Koruma Sorumluluğu Doktrini (R2P) için bugün Yahudi yazarlar, “bu liberal diplomasinin bir örneğidir” diyorlar. Daha açık söylesinler, “BM bizim emrimizde, hatta yeni ABD Başkanı liberal Biden da öyle,” desinler, olsun bitsin o vakit!

İstanbul’da Büyük Elçilik binası içinde ülkesinden gelen resmi yetkiler tarafından Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı hunharca katledenleri hangi diplomasi, hangi politikacı hakkınca ele aldı? Bu bariz örnektir. Uluslararası çıkarcılıkla işin içinden çıkılmaz hale dönüşmüş o devasa ve karmaşık konulardan değildir. Hem henüz akıllardan silinmeyecek kadar yakın tarihlidir. Retorik bir yana, sonuç ne? Bir tek Türkiye mi bu konuda çaba sarf edecekti? Nerede o ikiyüzlü politikacılar ve diplomatlar? Bir şey duyan var mı?


[1] Shlomo Ben-Ami, Liberal Diplomasinin Sonu, 22 Ocak 2021, Project Syndicate. (Ben-Ami, İsrail eski Dışişleri Bakanı, halen Toledo Uluslararası Barış Merkezi Başkan Yardımcısı.)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Amerikan Enternasyonalizmi

DİĞER YAZI

ABD’nin Politikası ve Türkiye’de Bölücülük

Politika 'ın son yazıları

ABD, Yunanistan ve Türkiye

Son günlerde ABD-Yunanistan yakınlaşması karşısında ABD-Türkiye ilişkileri geriliyor mu sorusu merkezinde çeşitli tartışmalar yapılıyor. Kapsamlı bir