Orwell ve Netanyahu

6 Kasım 2023
Okuyucu

İsrail’in Gazze’deki harekâtı ve ABD’nin bölgedeki politika ve fonksiyonu hakkında yazmaya devam ediyorum, bu konuda çok hususu burada bulabilirsiniz. Değişen savaş anlayışının üzerine de yazdım. Bununla ilgili pek çok kavrama dikkat çektim. Değişim olgusu iliklerimize işledi… Bu kez de George Orwell ve Benjamin Netanyahu hakkında karşılaştırmalı ve aslen savaş konulu yazımı okuyacaksınız. İlginizi çekecektir diye umuyorum.

İsrail’in Gazze’ye saldırıları, insanı insanlığından bezdireceği acımasızlıkta sürmektedir. İnsanlık bir kez daha çaresizlik içerisindedir. Halbuki bu bir dünya savaşı değildir; İsrail içindeki bir halk ve bölgede cereyan etmektedir. Halbuki iki kesimli devletli çözüm henüz masadayken insanlık bu katliam niteliğindeki görüntülere mecbur bırakılmaktadır. On binleri bulan sivillerin ölümlerine, yıkımlara tanık olunmakta ve en acısı, bir türlü masum çocuklara el uzatılamamaktadır. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kurumlar, çaresizce kaleme aldıkları birkaç satırlık ifadenin arkasına sığınmaktadır. Propaganda her yerdedir. Siber dünya ateşli silahların bütün şiddetini geçer niteliktedir…

Benim yazdıklarım şöyleydi:

“Savaşın mertçe yapılmasından uzaklaştırılması hiç de iyi sonuç vermez! Stratejik kasırga ve kaosun yönetilmesi artık teknolojik gelişmelerle de desteklenen bir konu olduğuna göre, başat güçlerin veya teknolojik bakımdan ileri toplulukların (bazıları anonim güçlüler de olabilir) istikrarsızlaştırma ve buradan kendilerine çıkar elde etme girişimlerine dur diyebilmek bir hukuk anlayışına sahip değiliz. Buradan bir küresel çaresizlik sendromunun hastalıkmışçasına yaygınlaştığını görmekteyiz. Hedeftekilere sürekli biçimde yeni normaller ve dayatmalar kanıksatılıyor. Vekalet savaşları tüm ahlaksızlıklarla besleniyor. Politika demek kurgu ve çıkar demek oldu. Algılar kolay değiştirilebiliyor, baskılanabiliyor. Giderek yeni bir Orta Çağ savaşına yaklaşılıyor. İşte bu noktada insana, insanlık için liderlik etmek bir kez daha önemlidir.”(Bkz: Yeni Savaş Biçimi Üzerine)

George Orwell ölümsüz eseri 1984’teciltli siyah bir kitabı anlatır. Bu kitap, Oligarşik Kolektivizmin Teori ve Pratiği (Emmanuel Goldstein) şeklindedir. Aslında Orwell bu bahsettiği kitap aracılığıyla bizlere savaşı anlatıyor, insanı, insanın yarattığı başka bir dünyayı. Bu kitabın birinci bölümünün başlığı Cehalet Güçtür, üçüncü bölümünün ise Savaş Barıştır

Orwell’in betimlemesi veya bizlere ders olacak biçimdeki hatırlatması olan bu savaş neymiş, bakalım: 

… Savaş artık yirminci yüzyılın ilk onyıllarındaki amansız yok etme savaşı olmaktan çıkmıştı… Savaş çılgınlığı tüm ülkelerde olanca evrenselliğiyle sürmekte… Doğrudan savaşa giren insanların sayısı pek az olduğu gibi, bunların çoğu iyi eğitim görmüş ve uzlaşmış kişilerdir; üstelik savaş eskiye oranla çok daha az kayba yol açmaktadır… Savaş, uygarlık merkezlerinde, tüketim maddelerinin durmadan kısıtlanmasından ve arada sırada otuz kırk kişinin ölümüne yol açan tepkili bombalardan başka bir anlam taşımamaktadır… Yirminci yüzyılın başlarındaki büyük savaşlarda sınırlı bir rol oynayan güdüler artık başat bir duruma gelmiştir ve bilinçli bir kabul görmekte ve temel alınmaktadır… Bugünkü savaşın niteliğini anlamak için her şeyden önce, kesin bir sonuca ulaşmasının olanaksız olduğunu kavramak gerekir… Köle halkların emeği, yalnızca sürekli savaşın temposunun hızlandırılmasını sağlar… Savaşın asıl yaptığı, yok etmektir… Savaş, görülebileceği gibi, gerekli yıkımı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bu yıkımı psikolojik bakımdan kabul edilebilir bir biçimde sağlar… Gerekli olan tek şey, bir savaş halinin var olmasıdır… Savaş isterisi ve düşmandan nefretin en güçlü olduğu yer İç Parti’dir. Bir İç Parti üyesi, yönetici niteliği taşıdığı için, savaş haberlerinin uydurma olduğunu çoğu zaman bilmelidir ve tüm savaşın düzmece olduğunun, ya savaş diye bir şey olmadığının ya da açıklananlardan çok farklı amaçlar uğruna savaşıldığının çoğu zaman ayırdında olabilir… Zafer ya giderek daha fazla toprak ele geçirip böylece olağanüstü bir güç üstünlüğü oluşturarak ya da yeni bir karşı durulmaz bir silah keşfederek elde edilecektir… Bitmek bilmeyen kıyımların gazetelerde yer almasına, tele-ekranlarda gösterilmesine karşın, birkaç haftada yüz binlerce, hatta milyonlarca insanın can verdiği eski savaşların amansız çarpışmaları bir daha asla tekrarlanmamıştır… Eski çağlarda savaş, handiyse tanımı gereği, önünde sonunda son bulan, genellikle kesin bir zafer ya da bozgunla sona eren bir şeydi… Felsefede, dinde ahlakta ya da politikada iki kere iki beş edebilir, ama iş bir top ya da uçağın yapımına geldi mi, iki kere iki dört etmek zorundaydı… Savaş, mantıklı davranmanın güvenilir bir bekçisiydi; hele egemen sınıflar açısından, mantıklı davranmanın belki de en önemli bekçisiydi. Savaşların kazanılması ya da kaybedilmesinin sorumluluğundan hiçbir egemen sınıf tümüyle kaçamazdı. Ama savaş gerçekten sürekli bir nitelik aldığında, tehlikeli olmaktan da çıkar. Savaş sürekli olunca, askeri gereklilik diye bir ley kalmaz… Savaş, görüleceği gibi, artık tümüyle bir iç sorundur… Savaş her egemen kesim tarafından kendi uyruklarına karşı verilmektedir ve savaşın amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, toplum yapısının hiç değişmeden sürmesini sağlamaktır. Savaşın, sürekli bir niteliğe bürünmekle, savaş olmaktan çıktığını söylemek beki de doğrudur… Parti sloganının özündeki anlam budur: Savaş barıştır…

Yaşamın kendisi elbette bir roman değildir. Hele benim bir eski asker hasebiyle söyleyeceklerim çok daha tekniktir, bu savaş biliminin (polemoloji) içinden cümlelerdir. Yine de Dünya Savaşları ile belirginleşen, hatta Faşizm’in ve nükleer silah sahibi olmanın getirdiği başka bir dünya algısı vardır ki, bunlar dünyada bazı ülkeler için bir ayrıcalıkmış gibi açıklanabiliyor, dolayısıyla bunun politik haliyle ilgi bir sonuçtan dolayı, “iki kere iki beş ediyor”, ben de bunu görmezden gelemiyorum.

ABD ve ortakları savaşı evrenselleştirdi; ekonomide, teknolojide, sosyo-kültürde, nöro-psikolojide, algı yönetiminde çok değişik cepheler açıldı. Her şeye rağmen küresel güçler ve bunun yolunda olanlar silaha sarılmadan yapamıyorlar. Savaşın iki kere iki dört ettiği asıl nokta, her defasında daha gelişmiş silahlara en çok miktarlarda ulaşmanın hesabında yer almaya devam ediyor. Bu, caydırıcılıkta, dış politikada, uluslararası sistemleri baskılamakta ve iç politikada öncelikleri zaruri kılmakta gerekli görülüyor. Velhasıl dünyada bir savaş halinin sürüyor olması aynı zamanda kazanç kapısının tam tarifidir; kazanmak demek bu tür bir savaş halinde üstün olmayı başarabilmektir. Öyleyse nefreti hâkim kılmak hiç de zor değildir, bu konu politikacılar ve uzmanlar tarafından kolaylıkla mümkün kılınabilir. Çatışmalara düzmece gerekçeler zorlanmadan üretilebilir.

İsrail’in yaptığı bir yok etme savaşıdır, yıkımdır. İsrail, Gazze’yi ve kardeşçe yaşama düşüncesini yıkmaktadır. İsrail, Gazze’yi yutmak, egemenlik hakkını Gazzeli Filistinlilerin elinden almak istemektedir. Batı Şeria ve Kudüs konusunu da ekleyecek olursak, İsrail, Filistinlileri kendi uydusu haline getirmekle ilgilenmektedir. Başbakan Netanyahu, bir yönüyle Hamas ile, diğer yönüyle dünya ile savaşmaktadır; ancak asıl savaşı, iç politika yönüyle, kendi halkına karşıdır.

Netanyahu, Kutsal Kitap’tan taşıdığı birçok alıntıyla hem iç hem de dış politikada bazı amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla çeşitli çıkışlar yaptı. Orwell bu yollara başvurmanın asıl manasını eseri 1984’te açıklıyor. Bu konular bana sorulduğunda ise tavrımı koydum; “benzer türden konuşmalar yapmak, karşı argümanları hatırlatsam dahi değişmez, Netanyahu’nın zalimlik seviyesine inmem demek olur, onun istediği sahada oyuna girmiş olurum, bu asla mümkün değil,” 

Parti, politika… Savaş, barış olamaz! Hakiki barış, tabii ki barışçı olmakla mümkündür.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Eristik ve Sofistik

DİĞER YAZI

Bilemezsiniz!..

Politika 'ın son yazıları

52 views

Yapay ve Doğal

Size analitik bir yöntemle, halen Ortadoğu'daki onca yapaylığa ve yürütülen negatif amaçlı algıya rağmen, Türkiye'nin ne denli doğallık içinde ve istikrar amaçlı politika yürüttüğünü açıklayacağım. ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin yanısıra, bölgede İran ve İsrail arasında yaşananları kavramsal boyutta irdeleyeceğim. Analizin her bir basamağında belirginleşen kuralları açıklayacağım.
96 views

İsrail, İran ve Gazze

Genel bir değerlendirme yapalım, çünkü İsrail, 7 Ekim saldırısından 6 ay geçti ve "bugün Gazze'de üçüncü aşamaya geçtik" dedi. Bu ne demektir, bölgede başka ne gibi gelişebilir olabilir, hepsini inceleyelim.
72 views

Modern Rekabet

Burada modern rekabetin küreselleşmesi öyküsünü kendi içindeki kavramlarını tartışarak, Rusya ve Çin örnekleri üzerinden otoriter yönetimlerin eleştirisini yaparak açıklayacağım. Kavramsal olarak "modern rekabet" anlayışını bu şekilde açıklama imkanı bulacağım. Sonlara doğru kapitalizmin yozlaşmasını açıklayacağım. Bu kısımda da Anglo-Sakson yapıyı ve Kıta Avrupa'sını işaret edeceğim. Burada anlaşılması gereken şu olacak: Demokrasi ve insanlığın gelişimi kimsenin insafına kalmamalı, rekabetin yapılma amacı değer üretmek esaslı olmalı.
68 views

Seçimler ve Beka

31 Mart Yerel Seçimleri gerçekleştirildi ve Türk demokrasisi kazandı diyoruz. Ben ise size bu seçimleri örnekleyerek bir "beka seçimi" ne demek oluyor, bunu açıklayacağım. Buradan hareketle yapılması gerekenleri de gözden geçirmiş olacağım.
92 views

Politikada Gri Kavramlar

Size politika amaçlı yapılan propaganda konusu içinde yer alan kavramsal bir temayı sunuyorum, grilik. Gri kavramların dış ve iç politika yansımalarına bakacağım. Özellikle ABD dış politikasında kendi çıkarına yaklaşımlar sergilemesi neticesinde görülen gri kavramlar konusunu işleyeceğim. Buna örnek olarak Filistin-İsrail, terörle mücadele, sözde soykırım tasarısı gibi konular da yer alacak.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme