Yeni Jeopolitik Senaryoların Kapsamı

397 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Küresel meseleler, küresel güçler, küresel savaş ve barış, Atlantik demokrasi kulübü ve karşısındaki güçler, küresel altılı ve bölgesel dörtlü… Yarının okumasını hangi kapsamda yapmalıyız? Yeni jeopolitik yaklaşımlara jeostratejik bakış açısı…

Dünya yerel, bölgesel ve küresel sancıların etkisiyle kıvranıyor. Ancak bu bugünün meselesi olmaktan uzak bir konudur, Dünya Savaşları öncesi bir yapı ve buna dayalı çatışma söz konusuydu, bugüne dek yaşananlar var ve bunlarla ilgili meseleler farklı gibi görünse de yaşanan sancılardan etkilenme biçimi aynıydı. Bugünden ileriye doğru bakarak neler söyleyebiliriz? Tecrübeler gösteriyor ki güncellenmiş sebeplerle sancılı düzen devam edecektir. Üstelik küresel meseleler daha da ağırlaşmaktadır. Kitle imha silahlarının ve terörist ağların yayılması, küresel sağlıkla ilgili sorunlar, siber uzayda gelişen anormallikler ve kuralsızlıklar, iklim değişikliğinin etkileri… 

Dünyanın yerel ve bölgesel sorunlarının en çarpıcı örnekleri Orta Doğu, Güney Asya, Afrika ve Pasifik’te görülmektedir. Örneğin on yılı aşkın süredir Suriye meselesini çözemeyen bir dünya kurgusuyla, ki uluslararası ve bölgesel birçok kurum varken, geleceğe olumlu bir şekilde bakmak mümkün olabilecek mi? Arktik bölgede ısınan suların oluşturacağı yeni güç mücadelesine bakıp buna dair sancısız bir sürecin yaşanabileceğini söyleyebilir miyiz? Yakın zaman diliminde Çin ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Tayvan sorununu çözmekle mi ilgilenir, yoksa sorunun karmaşıklaşmasıyla mı? Büyük güçlerin yenileyerek ürettiği nükleer silah ve atma vasıtaları stoklarında artış söz konusuyken ne tür bir güvenlik ortamını beklemeliyiz?

Barış denen olgu “kimin barışı” sorusunun cevabına bağlı olmaktadır. Büyük güçler barış dönemine girerler ama çatışmalarını ve güç mücadelelerini çeşitli yerel ve bölgesel kriz alanlarında sürdürürler. Buna “küresel barış” denebilir mi? Bu durumda savaş denen olgu dünya savaşı etkisinde olursa mı “gerçek savaş” demek olacaktır? Evet, aslında durum budur. Büyük güçler birbirlerine karşı gelirlerse bu savaştır, diğerleri çatışma niteliğinde ele alınmaktadır. Süre, coğrafya ve kullanılan vasıtalar değişebilir, ama buradaki her türlü değişkeni çok büyük ölçüde büyük güçler belirlerler.

Bütün bunlara bakarak bugün için konular, küreselleşme (globalism) mi, uluslararasılaşma (internationalism) mı, şeklinde belirginleştirilmesi gereken bir noktada görünmektedir. Sanırım yerel ve bölgesel konulara (isterse barışla veya savaşla ilgili olsun,) yaklaşımlarda büyük güçler uluslararası sistemi devrede tutuyorlar. Antlaşmalar, uluslararası teamül, uluslararası kurumlar hepsi büyük güçlerin daha aşağısındaki yerel ve bölgesel güç denebilecek türden ülkeleri ve kurumları ilgilendiriyor görünmektedir. Buna karşılık yeni gelişen her bir mesele için tespit edilen meseleler, üretilen düşünceler, oluşturulmaya çalışılan yeni kurumsal yapılar ve anlayışlar için bakış açısı küresel olmaktadır ve bunların seviyesi büyük güçlerin seviyesi olarak görülmektedir. 

O halde mevcut uluslararası yapılar, kurumlar ve anlayışlar meseleleri çözmek için değil, büyük güçlerin rekabetine hizmet eden oluşumlardır. Örneğin Birleşmiş Milletler (BM) operatif bir uluslararası kurumdur. Bir başka tartışma konusu geneli ilgilendiriyor; eğer dikkate alınır türden bir düşünce, çözüm ve proje olacak ise bunun küresel yönetişime hizmet etmesi öncelikli olur. Pasifik Okyanusu, Arktik bölge, uzay, siber alan, kitle imha silahları, küresel sağlık, küresel iklim değişikliği, küresel terör, küresel iletişim ve ticaret için yerel ve bölgesel güçler küresel güçlerin bakış açsıyla hareket ediyorlarsa muhataplıkları kabul edilecektir, aksi halde büyük güçlerin baskısından fazlasıyla etkileneceklerdir.

ABD ve onunla birlikte hareket eden kamp, büyük ölçüde II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra inşa edilen uluslararası yönetişim mimarisiyle açıklanabilir, bugün de var olan ittifak sistemi kendini “demokrasi kulübü”şeklinde tanımlamaktadır. Son çeyrek asır içinde tekrar gelişme imkânı bulan Çin ve Rusya ise ABD’ye meydan okuma noktasındadır. Atlantik demokrasi kulübü, otoriter Çin ve Rusya’ya karşıdır. 

Bugün küresel GSYİH’nın yüzde 70’lik bölümü Çin, Avrupa Birliği (AB), Hindistan, Japonya, Rusya ve ABD’dedir. Bu “altılı güç” içinde Japonya ve Hindistan kritik bir ayrım noktasında yer alan güçlerdir. Jeopolitik bakış açılarını bu altılıya göre okumak yanlış olmayacaktır, bundan böyle buna “küresel altılı” diyebiliriz. Bugündört bölgesel örgüt olan Afrika Birliği, Arap Birliği, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği ve Amerika Devletleri Örgütü dengelerin oluşmasında önemli olacaklar. Bunlara da “bölgesel dörtlü” şeklinde bir tanımlama getirebiliriz. Eğer bugünkü konjonktürde bir sürdürülebilir jeostratejik yapıdan bahsedilecek ise bunu da “küresel altılının bölgesel dörtlü hakkında anlaşması” şeklinde açıklanacaktır. 

Görünen odur ki yeni jeopolitik senaryolar, küresel altılının bölgesel dörtlü paylaşımını ve küreselleşmiş pek çok jeostratejik etkiyle birlikte değerlendirmemiz gereken Pasifik Okyanusu, Arktik bölge, uzay, siber alan, kitle imha silahları, küresel sağlık, küresel iklim değişikliği, küresel terör, küresel iletişim ve ticaret bahisleriyle ilgili olacaktır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Strateji Meselesi Üzerine

DİĞER YAZI

Evergreen’in Çağrıştırdıkları

Politika 'ın son yazıları

Kırılma

Bu bir kitap olacak. Bu günü gününe tutulan notların birikimi ile gerçekleşecek. Geçenlerde bir twit attım