İleri Kapitalizm Çare mi?

Ekonomi

Günlük meselelere odaklandığımızdan olsa gerek, geleceğin nerelere evrildiğini kaçırıyoruz. Ancak değişik teorisyenler bu konuda düşünce üretiyorlar. Örneğin ekonomist Joseph E. Stiglitz[1]bunlardan birisidir. Stiglitz, kırk yıldır hüküm süren neoliberalizmin can çekiştiğini düşünenlerden biridir. Şimdi soruyoruz, eğer neoliberal sistem ölecek ise yerine ne geçecek? Cevap olarak Stiglitz, “ileri kapitalizm” şeklinde bir tarif getirmiş. Bakalım, gelecekte sosyo-ekonomik ve sosyo-politik gelişmeler ne tarafa doğru meyledecek?

İnsanlığın gelişimine en uygun ekonomik sistem ne olabilir? Bunu koşulların elverdiği ortam içinde deneyerek öğrenmeye çalışıyoruz. Bugünkü koşullarda kapitalist dünyanın keskin dişli yırtıcılığını deneyimledik. Bunun içinde neoliberallerin kendine has Serbes Piyasa Ekonomisi dedikleri uygulamalarına tanık olduk. Eleştirilere ben de katılıyorum, serbest piyasa ile eşitsizlikler yarattık, finansmanı öne çıkardık, çevre felaketlerine yol açtık, belki üretim ve tüketim kapasitesi arttı ama insanlık daha mutsuz bir hal aldı.

Belki böyle bir arayışa girmemizin asıl sebebi Dünya Savaşları’dır. Çünkü dünya bu süreçte çok büyük felaketlerle yüzleşmiş idi. Gelinen noktada ise aşırı milliyetçilik yine konuşulur oldu ve merkez solda reformcu kanatlar çözüm için kolları sıvadılar. Siyasi planda merkeze yakın (sağda ve solda) olanların daha fazla düşünmeye başladıkları bir sürece girilmiş oldu.

Stiglitz, merkez solun neoliberalizmi temsil etmeye çalıştığını söylüyor. Eski ABD Başkanı Bill Clinton ve İngiliz Başbakanı Tony Blair’in politikalarını bu çerçeve içine yerleştiriyor. Finansallaşma ve küreselleşme anlayışı ile süreçlerin daha aktif konuşulduğu ve kendi içlerindeki eksikliklerinin çözümlenmeye çalışıldığı dönemler böyle gelişmiştir. Bu düşüncedekilere tepki gösterenler ise bir tarafta milliyetçiler, diğer tarafta çevreciler olmuş gözüküyor. Milliyetçilerin abartılı yaklaşımı bugün Donald Trump ile gün yüzüne çıkmıştır. Peşi sıra Avrupa’da da milliyetçilik modası gelişmiştir. Popülist milliyetçilik, serbest piyasanın hakimiyetindeki neoliberal küresel dünyada belli ölçüde bir çatışma ortamı oluşturmuş haldedir. Durum böyle olunca insanlığın köklü beklentileri olan, belli kurallar içinde yaşamak ve sosyal konulardan taviz vermemek, türü beklentiler tersyüz edilmiştir.

Bu noktada Stiglitz, “ilerici kapitalizm” dediği bir hedefin altını çizmektedir. İlerici kapitalist de ne demek? Biraz “elden geçirilmiş sol” kokan bu yaklaşımda piyasalar, devlet ve sivil toplum arasında bir denge kurulmasını, ekonomik büyümeyi yavaşlatmayı, eşitsizlik yaratan politikalardan ve finansal istikrarsızlıklardan kaçılmasını, çevre değerlerini ön planda tutmayı, bütün bu dengeli konular için az da olsa piyasa şartlarına müdahale edilmesi gerektiğini öğütlüyor. Piyasa şartlarına müdahale etmeyi programlarına yazan hükümetler, çevre, sağlık ve iş güvenliği meselelerinden taviz verilmemesini sağlayacaklar, arge’ye, eğitime, teknolojiye şimdikinden daha fazla yatırım yapacaklardır. Toplanan vergiler doğru yerlerde kullanılacak, harcamalarda şatafattan kaçılacak, hukukun üstünlüğü ve demokratik hakların genişletilmesi konuları daha ileri düzeyde temin ve tesis edilecektir.

Stiglitz bu noktada bir ihtiyacı daha tespit ediyor ve “Yoğunlaştırılmış pazar gücünün artan sorunlarını ele almak,” diyor. Bugün bilgi avantajlarını aşırı şekilde kullananlar, piyasadan sürekli rakiplerin imkanlarını satın almalar yoluyla toplayanlar ve ranta dönük işleri öne çıkaranlar, büyüyen sorunun merkezine oturtulan kesimler olarak işaret ediliyor. Bu gidişle, eğer bir önlem alınmaz ise robotizasyon ve yapay zeka (AI) alanındaki gelişmelerin daha fazla eşitsizlik ve hatta bu imkanların kötüye kullanılma potansiyeli yaratacağına dikkat çekiliyor.

Bugün neoliberal düzendeki bir diğer önemli eleştiri konusu ise ekonomik güç ile politikanın dizayn edilmesi bağı üzerinedir. Sosyal politikalara önem verdiğini göstererek, üretmemeyi ve sadece tüketmeyi teşvik eden hazırdan para dağıtma yöntemi eleştiriliyor. Bu yöntem aslında politikacının kendi iktidarını sürdürmeye yaramakta ve bunun demokrasi ve hukuk açısından bir hastalık olduğunu orta koymaktadır. Bu durum ahlak ve politika arasındaki çizginin netleştirilmesi gerektiğini ortaya çıkarmaktadır. Stiglitz, “Bu nedenle ilerici kapitalist reformlar, paranın siyaset üzerindeki etkisini ve servet eşitsizliğini azaltmalıdır,” der.

Bu tür eleştirel arayışların gelecekte neyi getireceği aynı zamanda merak konusudur. Hem hangi kültüler için geçerli olacak? En azından şimdiden bir Ticaret Savaşı içinde olduklarını ilan eden ABD veya Çin için insanlık neleri görecek? Bu gidişat Dünya Savaşları’nı aratmayacak olumsuz şartları da beraberinde getirebilir. Dolayısıyla bir yanda küreselciler diğer yanda aşırı milliyetçiler kendi kurallarını geliştirebilirler. Yine insanlık idealleri ve çevresel konular büyük yarıkların içinde sıkışıp kalabilir.

Ben şimdiden hiç değilse bir süre daha, çelişkili politikalarıyla mevcut şartlarını zorlayarak motive olan politikacıların çıkacağını düşünüyorum. Yani ekonomi ve politika kendi gerçeklerini belirginleştirecek. Kapitalizmin bize öğrettiği kötü görüntü de zaten bu değil mi? Dünyada keşke çok ideal politikacıların işbaşında olduğunu ve onların politikalarının uygulandığını görebilsek! Ama yine de sorunları yerinde işaret etmek doğru bir yöntemdir, bunlardan yararlanmak gerekir.

[1]JOSEPH E. STIGLITZ, Neoliberalizm Sonrası, 30 Mayıs 2019, Project Syndicate.

Bir Cevap Yazın

Ekonomi 'ın son yazıları

DÖN BAŞA