ataturk-havalimani-teror-saldirisinin-hatirlattiklari
Atatürk Havalimanı Terör Saldırısının Hatırlattıkları

Atatürk Havalimanı Terör Saldırısının Hatırlattıkları

350 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu yıl Türkiye geçen yıllardan daha fazla oranda terörü konuştu, yazdı, çizdi… Türkiye için “terörle baskı altına alınmak istenen bir ülke” değerlendirmeleri yapılmakta. Terörü konuşmaya devam ediyoruz, maalesef yarın yine terörü konuşacak bu ülke insanı. En son 28 Haziran 2016 gecesi İstanbul Atatürk Havalimanı dış hatlar terminali girişindeki yaşanan vahim olayda dikkatler bir kez daha Türkiye’ye çevrilmişti. Gelin şimdi geniş pencereden bakıp bazı tespitler yapalım.

Eğer Türkiye için en öncelikli politik hedefin belirginleştirilmesi söz konusuysa durum bellidir ve başka gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hedeflerinden de farklı değildir. Bu hedef terörün en aza indirilmesidir. Bu noktada bizi bu hedefe ulaştıracak bir formülün tatmin edici olmasından emin olmak istiyorsak, o halde bugün yetkililerden bu yöndeki bir çözümü işitiyor olmamız gerekmektedir. Nasıl? Bu o kadar kolay mı? Zor! Çünkü terör dışarıdan geldiği kadar, kendi kültürümüze bulaşmış birtakım kanserli hücrelerden de kaynaklanıyor; ki o kanserli hücreler, farkında olunsa da olunmasa da, her kesimdeki insana sirayet eder cinstendir.

Örneğin peş peşe Ankara saldırıları oldu, yetkililerin, hatta televizyon kanallarında o sıcak saatlerde bilirkişi olarak konuşan teknikerlerin bizlere, zaten yapılması gereken işleri çareymiş gibi işaret etmelerine tanık olduk. Yeni güvenlik konseptinin ve buna bağlı tedbirlerin alınması gerektiğinden bahsettiler durdular. Gereklilikler!.. Peki, yeni güvenlik konsepti, stratejisi, planı, tedbiri işe yaradı mı? Terörist zaafların kovalar, boşluk arar, sürekli öğrenen bir virüs gibidir; bu bellidir. Açıklamalara bakılırsa durumu olaydan sonra anlamışız. Yani bir olay oluyor, çare halinde kabul gören gerekli unsurlar toparlanıyor ve politik ifade buna göre hazırlanıyor. Siyasetçi sorumluluğunun gereğini böylece yerine getirmiş oluyor. Bugün havalimanı konusu gündeme geldi, yetkililer benzer yaklaşımlarla, “bundan böyle havaalanlarında şu tedbirler alınacak” diyorlar, hatta bazıları krokiler üzerinden teknik bilgiler veriyorlar. Benim baktığım pencere bu değildir. Seçilmişler politika koyup sorumluluk alırlar, atananlar işleri kitabına göre yapmak zorundadırlar. Yorumcuların görevi durumu kollamak değildir ama 19. Asırdan beri dünya pratiğinde bu böyle işlemektedir, başka bir konu. Benim baktığım pencereden ise o kanserli hücreler görülebiliyor, o halde başkaları da görmeliler, öyle değil mi?

Terör konusu insanlığın sorunudur. Terör daha çok, 1) yoksulluğun ileri boyutta hissedildiği, 2) sömürge döneminden gelen çarpıklıkların devamındaki, 3) enerji ve çıkar savaşlarının düğün noktası konumundaki ve 4) şu bildik Medeniyetler Çatışması ile tanımlanan “kültürel bölünmüş dünya” stratejisine bağlı üzerine gidilen coğrafyalarda görülmektedir. Bu dört maddenin de birlikte olduğu başlıca coğrafya Ortadoğu’dur. Türkiye bu bölgede ve kültürde yer alıyor. Konum, etkiler, hareketler, sebep olanlar, beklentiler, uyuyanlar ve uyutulanlar yönüyle her bir nokta iyi bilinmelidir.

Soğuk Savaş’ın hemen sonrasında bu ülkede politika yapanlar tarafından doğru bir tespit yapılıp söylenebilecek şu olmalı idi: “Burası özel bir bölge Türkiye’nin iç ve dış politikası şöyle olacak, bu politika hangi iktidar gelirse gelsin tavizsiz sürdürülecek…” Şayet terör konusunda başından itibaren tam bir disiplin ile hareket edilmezse, ne sonradan geliştirilecek adımlarla ne de ileri safhalara gelmiş bir çatışma hali içerisinde işin tersine çevrilmesi kolay olur. Şimdi gelinen nokta budur. Zordur ve güven ikliminin tesisi bir hayli zordur. Çözümün denklemi belli tavizlere gebe haldedir ve büyük politik riskleri kapsar. Alınabilecek anlık güvenlik tedbirleri için yapılabilecekler sınırlıdır.

Şöyle soralım; herhangi bir arazide kaybolan kimsenin en birinci yapması gereken işi nedir? Cevap tek; kaybolduğunu kabul etmesidir. Bu kabul zordur. Ancak her şey bu kabulden sonra netleşir, yapılabilecekler bundan sonra düşünülüp gerçekleştirilebilir; ama olduğu kadar. Çünkü o ana kadar zaten çok şey kaybedilmiştir. Kaybolmadan bakalım; bugün vekalet savaşları var, terör bir yöntem oldu, örtülü operasyonlar sürdürülüyor, taşeronluklar daha fazla revaçta…

Şimdi, “Bir olay olmuş, bir yazı yazıyorsun, bu mu yani?..” diye sorulabilir. Yok, yazıya yapılabilecek bu tip bir kritik yerinde olmayacaktır. Çünkü başından beri “durum” böyledir. Durumun farkına varmak (situation awareness) önemlidir. Eğer bir harekete kalkışılacak ise önce durumun farkında olunması gerekir. Hayallerle veya ideallerle gerçek durum örtüşmüyorsa gelişen hareketler çelişkiler yaratır; bu doğaldır. Yeni doğal durum yaratılmış olanlardan kaynaklıdır; süreçte bir diğer doğal durumun da gerekçesi oluverir. İşin kötüsü, halen işin vahametini bilmeyen kesimler var bu coğrafyada, onlar anlasınlar diye bir kez daha hatırlatmada bulunmak gerekiyor idi, bu yazı bunu yapıyor. Bakın bu yazıda hiç bir terör odağının sözünü etmedik, hiç bir politik kanadın, ülkenin, gizli servisin eleştirisi içinde olmadık. Ya ne yaptık? İşin ruhuna ve felsefesine eğildik.

Son olarak hatırlatacaklarım şunlar: 1) Korkmak yok, akılcı olunmalı, 2) bir güven iklimi tesis edilmeli, 3) konuşulan dil değiştirilmeli, 4) kültürel alanlar kaşınmamalı, kültürel farklar çıkar konusu edilmemeli, 5) çıkar peşinde koşanlarla bir şekilde masaya oturulmalı, 6) eşitsizlikler ortadan kaldırılmalı, 7) kapsayıcı politik istikrar gerekli, 8) halkın kafası karıştırılmamalı, istikrar ve sürdürülebilirlik ilkeleri iyi hesaplanmalı, 9) her alanda disiplinli olunmalı ve 10) maceralardan uzak kalmalı.

Bu kapasiteyle ve bu akılla geldik Ramazan’ın sonuna. Ne diyelim? Haydi hayırlısı!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

PKK’ya Geniş Penceren Bakmak

DİĞER YAZI

Felç Stratejisi ile Darbe Girişimi

Güvenlik 'ın son yazıları

Afganistan Stratejisi

Afganistan’da stratejik boşluğu kim dolduracak? Son günlerde bir yandan ABD, diğer yandan Rusya, Afganistan politikaları gereği