Devrim Muhafızları Ordusu ve Terörizm Tartışması

340 Tıklama
7 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu terörist ilan etmesi üzerine terörizmin tanımında ve kapsamında yeni bir tartışma konusu daha ortaya çıktı. Nedir bu yeni tartışma konusu?

ABD’nin 8 Nisan 2019 tarihinde, 1979’dan bu yana varlığı bilinen, İran-Irak Savaşı esnasında dolaylı yoldan bile olsa ABD yardımı alan, 150 bin kişilik teşkilatı olan, İran Devrim Muhafızları Ordusu adıyla bilinen askeri gücü terörist ilan etmesi, uygulama bir yana, teorik manada çokça tartışılacak bir konudur. İran’ı bu askeri yapısı, her ne kadar yöntemleri tartışılır olsa da başka ülkelerin sınır ötesindeki birlikleri gibi işlev görmekte, halen Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’da etkinliğini sürdürmektedir. En basit şekliyle ABD’nin bu örnek kararı, “senin-benim teröristim” şeklinde bilinen yaklaşımın da belirgin bir halidir.

Elbette bu kararın üzerine başka gelişmeler de oldu, örneğin İran tarafı da CENTCOM’u (ABD Merkez Kuv. K.lığını) terörist ilan etti. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi, IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi gibi terörist ilan etti.

ABD bu kararı hangi şartlarda aldı? Öncelikle ABD aralarındaki nükleer anlaşmayı bozdu, İran’ı Ulusal Stratejisi’nde düşman devlet ilan etti ve rejimini değiştirmeyi temel hedefleri arasına koydu. İşte bu haldeyken karar alındı. İlaveten, Suriye’de bir kalıcı çözüm sorunu varken, hatta savaş devam ediyorken, İran, Rusya, Türkiye Astana süreciyle birlikte hareket ediyorken, İran ve Esad’ın kendi aralarında bir anlaşma varken, İsrail’in Kudüs ve Golan meseleleri üzerine bir oldubitti yaratmasında sonra, Yüzyılın Planı olarak ifade edilen Filistin ile alakalı özellikle Batı Şeria ve Gazze üzerine uygulanacak hamleden önce bu adımı görüyoruz.

Bir diğer husus daha var; değişik değerlendirmelere göre bu tür bir karar, İsrail’in Suriye meselesinden sonra Lübnan alanında kendi lehine yaratacağı gelişmelerden önce alınmış oldu. Neticede bu karar bölgesel politikaların gereği olarak bir dış politika hamlesi şeklinde ilan edildi. Terör bahsinin bu biçimiyle bir ülkenin ordusuna yöneltilmesi ve dış politika ile ilişkilendirmesi konusu, aynı zamanda bu tür bir hamlenin boyutunun ve etkisinin farklılaşması anlamına da karşılık gelmektedir.

Teorik düşünelim: Eğer bu argüman doğru ise Devrim Muhafızları geniş bir coğrafyada terör üretiyorsa, bu durumda İran bu teröristleri örgütlü biçimde yaratan ve meşru yollarla elde ettiği gelirleri gayrı-meşru alanda israf eden bir terör devleti olmaktadır. Dolayısıyla bu konu Birleşmiş Milletler ve diğer ülkelerin parlamentolarında uzun süre tartışılacak potansiyelde bir konu haline gelmiştir.

Her ne kadar ABD bu konuya bir terör gözüyle baksa da bizim PKK terör örgütü, El Kaide, IŞİD veya FETÖ ile bildiğimiz terörizm dokusunun İran Devrim Muhafızları’nda var olup olmadığını iyi bilmemiz gerekmektedir. Hatta Bask Vatanı ve Özgürlüğü Örgütü (ETA), İrlanda Kurtuluş Ordusu (İRA) veya Filistin Kurtuluş Ordusu (FKO) gibi dünya tarihinde bilinen klasikleşmiş örneklerle müştereken bir çalışmanın yapılması gerekmektedir. Ancak 11 Eylül’den sonra terörizm konusunda derin bir kırılma yaşanmıştır. Kavramın önüne veya arkasına eklenen asıl konu “küresel tehdit” olması ve “Müslümanlar” ile ilişkilendirilmesidir. İlk bakışta, eğer Devrim Muhafız Ordusu hakkında ne söyleniyorsa, ABD Merkez Kuvvetleri hakkında da aynısı söylenebilir, şeklinde bir sonuç çıkarmak da mümkün olabilir ki, dünyadaki tüm uluslar bu tür bir gidişatı kabul etmezler kanaatindeyim. Çünkü burada “meşru devlet” kabulü esastır ve dünya sistemini koruyan tüm yapı bu tür bir meşruiyetten güç alır. Devrim Muhafızları’nın terörist olup olmamaları konusunda geriye kalan şu oluyor; “İran’da bir rejim var, terörün sahibi bunlardır, meşru durumu bu rejimin bileşenleri istismar ediyor, kuvvet olarak da Devrim Muhafızları’nı kullanıyor.”

Bu yeni sayılabilecek yaklaşım kabul görür ise bundan böyle çok ülkede “rejimler terörist ilan edilecek” anlamı çıkmaktadır. Bu ise dünyada politik değişimin yeniden sorgulamasına karşılık gelir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

F-35 ve S-400 Tartışması

DİĞER YAZI

Kongre Türkiye’ye F-35 Kısıtlamasını Ele Alacak

Güvenlik 'ın son yazıları

Biyolojik Savaş ve Biyo-Teknoloji

Covid-19 biyo-teknolojide belli bir gelişme alanı yarattı. Diğer yandan pandeminin başlangıcından itibaren Dünya Sağlık Örgütü’nün üzerine

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.