Stratejiyle Kazanmak

4 Ocak 2023
Okuyucu

Çok Alanlı Operasyonlar bahsinden ne anlıyoruz? Ukrayna’daki savaşta ABD, Rusya’yı nasıl yıpratıyor? ABD, Çin ile hangi şartlarda savaşacak? Türkiye’nin milli stratejisi ve politikası nasıl olmalı? Halen bizler de bir savaş içinde miyiz? Bu ve benzeri stratejik ve kritik mahiyetteki konulara birlikte bakalım.

BÜYÜK DEĞİŞİM

Daha önce Büyük Değişim isimli makalemi (27 Kasım 2022) yayımladığımda sözünü ettiğim yeni “güvenlik” bahsinde günümüzde hâkim güç olan ABD’nin, Tam Spektrumlu Savaş yöntemini uyguladığını, hatta 2022 yılı itibarı ile Çok Alanlı Operasyonlar Doktrini’ni[1] yayımladığını ifade ettim. Tam Spektrumlu Savaş konusunu Ukrayna’daki savaşı izah ederken, çok sayıdaki makalemde ABD’nin aslen Rusya ile nasıl, hangi yöntemle savaştığını veya üstünlük mücadelesi verdiğini ele aldım. Aslında pek değişiklik yok, bugün durumu güncelleyerek, ABD ordusunun küresel amaçlar için ne tür bir mücadele içinde olduğunu askeri doktrin olarak yazdıklarını görmekteyiz. O halde Çok Alanlı Operasyonlar Doktrini bahsini ele alma zamanımız geldi. Çünkü, bu sayede hem ABD’nin yöntemini anlayabiliriz hem de kendimize ait pek çok konuyu irdeleme imkânımız olabilir.

BEKA

Geçtiğimiz günlerde (16 Kasım 2022) Beka konusu işlemiştim. Birkaç ilavem olacak. Zira konunun tam olarak oturmadığını görüyorum. Stratejik bahis içerisinde Beka nerede duruyor, bu konu açıklanmaya muhtaç.

Beka, bugünkü şartlarda bir küresel veya uluslararası hiyerarşik sistemin içerisinde sürekli ve başarılı mücadele vermeyi gerektirir. Güçlerarası dengelerden söz ederken, bir ülkenin hem gücünü muhafazası hem de dengeler değişirken kazanım elde edebilme hünerini gösterebilmesi gerekir. Beka, bir ideali gerekli görür, ama olmayacak hayallerle ilerlemenin söz konusu olmadığını da içinde barındıran bir tariftir.

Güçlü devlet hakkında neler söyleyebiliriz? Bir defa ülkede devlet geleneğinin olmasının bir sigorta olduğunu tespit edelim. Bununla beraber; vizyonun adı var kendi yoksa, stratejik hataya düşüldüyse, politik yanlışlık varsa ve yönetimde zaaf geliştiyse, bunların yükü giderek bekayı aşındırır, refah ve güvenlik giderek geriler. Güçlü devlet, rakiplerine göre sürekli ve kesintisiz olarak bu vizyon, strateji, politika ve yönetimde üstünlüğü korumayı başarabilmektir. Bu küresel etkileşimin giderek geliştiği çağda tek başına güçlü olmak hemen hemen mümkün değildir. Bunun için stratejik ortaklıklar ve işbirlikleri öne çıkar.

SAVAŞ

Savaş, tanımı gereği, en az iki karşıt tarafı içerir. Ancak, siyasi kazanç için her şiddet bilinen türden bir savaşa neden olmaz. Şiddet gelmeden önlem almak gerekir. Bu önlemler rakibe (hasma) karşı çok kapsamlı ve boyutlu operasyonlar yapmayı gerektirir. O halde ülkeler barış zamanında, işler iyi gidiyor, ilişkilerimizi (öyle görünseler bile) güle oynaya devam ettirelim, diyemezler, milli güç unsurlarını belli alanlara odaklayarak hak ve menfaatlerin elde edilmesini sağlarlar. İşte bu da sağlam bir politika ile mümkün olur. Adında savaş geçmese de her an savaşıyormuşçasına çaba göstermek gerekir. Böyle olursa bir ülkenin silahlı çatışmaya geçişi kolay olur, zira hazırlıklar yeterince iyi durumdadır.

Örneğin ABD’nin Çin perspektifini içeren stratejik değerlendirmesine bakalım: Mevcut küresel güvenlik ortamında Çin, önemli askeri tepkileri tetiklemeyen düşük düzeyde şiddet ve yeni şiddet türleri (hükümete, ekonomik kurumlara, özel sektöre ve altyapıya yönelik, uzay ve siber-uzay saldırıları dahil) dayatıyor ise bu durum dikkate alınmak zorundadır. Çelişki bu noktadadır! Eğer Çin kendisini hasımlarıyla bir savaş halinde görüyor ama hasımları durumu böyle görmüyor ise zamanında ve stratejik seviyede gerekli önlemler alınamaz. Perspektifte böylesi bir eşitsizlik söz konusu ise Çin’e karşı olan ve (uzun süreler boyunca düşük şiddet seviyelerine katlanabilen ve etkili bir şekilde karşılık vermek için çok geç kalana kadar) çıkarlarını yavaş yavaş terk edecek olan ülkeler için sonuç tehlikelidir. İşte bu stratejik bir bakışı gerektirir, milli politikada ne yapılması gerektiğini ortaya koyar. 

İddiası olan veya riskli konusu çok olan ülkeler askeri operasyonlarını ortak bir amacı elde etmeye yöneltir. Bu o ülkenin milli (ulusal) politik hedeflerine ulaşması veya bunlara katkıda bulunması şeklinde gerçekleşir. Bir savaş ilkesi olarak “amaç”, askeri operasyonlar ve politika arasındaki doğru ilişkiyi güçlendiren tariftir. Savaş her zaman politikaya tabi olmalı ve politik bir amaca hizmet etmelidir. Silahlı Kuvvetler, siyasi liderlerle birlikte, istenen politik sonuçlara ulaşmak amacıyla stratejiler geliştirirler. Politik faaliyetler genellikle, bir ulusun nüfusunu, sivil altyapısını, doğal kaynaklarını ve tüm alanlardaki küresel/bölgesel müştereklere erişimini etkileme, kontrol etme veya güvence altına alma becerisiyle ilgilidir.

Savaş, insan doğasını ve belirsizliğin karmaşık ilişkilerini şekillendirir. Milli duygular genellikle (her iki taraf için) etkilenmek veya manipüle edilmek için hedef halindedir. Değerler, prensipler ve etik, hem savaşa gitme nedenini hem de savaşın yürütülmesindeki kısıtlamaları motive eden bilişsel faktörlerden bazılarıdır. Korku, tutku, yoldaşlık, keder ve daha pek çok duygu, savaşa katılanların kararlılığını etkiler. Liderlerin nasıl ve ne zaman sebat etmeye karar verdiği ve ne zaman pes edeceği sürekli gözlenen bir husustur. Bir amaca ve liderliğe bağlılık yoluyla aşılanan insan iradesi, savaştaki tüm eylemlerin itici gücü haline gelebilir. İnsani boyut, soyut ahlaki faktörleriyle birlikte savaşı besler. Bu ifadeleri Ukrayna halkı ve liderleri Zelensky için gözden geçirmeniz mümkündür.

Savaş, irade çatışması ve sayısız faktörün yoğun etkileşimi nedeniyle, doğası gereği, kaotik ve belirsizdir. Emirler yanlış anlaşılır, düşman kuvvetleri beklenmeyen hamleyi yapar, birlikler yanlış tepkiler verir, lojistik sarfı artabilir, öngörülemeyen engeller ortaya çıkar, hava değişir… Bu sürtüşme hali bile tüm askeri operasyonları etkileyebilir ve liderler tarafından bütün bunlar önceden tahmin edilmelidir. Savaşın kaotik doğası, eylemlerin kesin neden ve sonucunu ayırt etmeyi zorlaştırır, imkânsız hale getirir veya geciktirir. Operasyonların istenmeyen etkilerini tahmin etmek ve tanımlamak zordur. Bu tür bir kaos, tüm operasyonlara büyük bir belirsizlik dayatır ve risk alma konusunda yetenekli liderlerin önemini artırır.

Savaşın doğası ve ilkeleri savaşın sürekliliğini gerekli kılar. Dinamik operasyonel ortamlar geniş bir çeşitlilik içerir. Bu nedenle, duruma bağlı olarak, stratejik aktörler, savaştaki amaçlarını farklı savaş yöntemleriyle sürdürürler. Bilinen şekilde, düşmanı fiilen mağlup etmek amacıyla yapılan savaş bellidir. Bir de dolaylı yollarla düşmanın pes ettirilmesi, rakibin taraf değiştirilmesi, size doğru çekilmesi uygulamaları var. Başat bir aktörün elini tetiğe dokundurmadan yaptığı savaş yöntemleri daha yaygın olmaya başlamıştır. Burada savaştırılanlar başka unsurlardır, vekillerdir, hatta düşmanınız dahi biriyle savaştırılarak sizin istediğiniz amacın gerçekleşmesine hizmet edebilir. 

STRATEJİK SEVİYELER

Ülkelerin, devletlerin, milletlerin stratejileri vardır, bu dünyada bir iddiaları varsa olmak zorundadır. Buna Milli Strateji demekteyiz. Milli Strateji, milli güç unsurlarının tümünü kapsar. Bir ülkenin gelişmişliği nispetinde milli gücün ölçütü diğer ülkeye göre farklı konumdadır. Bu bağlamda, güç veya üstünlük mücadelesi alanında verilen mücadele dinamiktir ve bir ana yol haritasına ihtiyaç duyulur; işte bu stratejidir. Bu milli stratejinin gereği olarak devletlerin kesintisiz ve geliştirerek sürdürdüğü politikaları vardır. Milli Politika hükümetten hükümete değişmez, sağlam temeller üzerinde her hükümet politikanın devamcısıdır. 

Milli Strateji ile ilgili bir de Küresel Strateji konusu var. Başat aktörler olan ABD, Çin, Rusya, Avrupa, İngiltere gibi güçler için küresel strateji olur da Türkiye’nin bu yönde bir stratejisi olmaz ise nerede kaldı o ileri sürülen iddia, diye sorabilirsiniz. Görünen o ki, şu an Türkiye’nin tanımı Bölgesel Güç ile sınırlıdır. O zaman konuyu toparlayabiliriz, eğer Türkiye bu çağda bütüncül bir Bölgesel Strateji metnine sahip değilse, bundan sonraki adımlarında bunun eksikliğini hep duyacaktır. 

Bu gibi durumlarda milli güç unsurlarının seviyesi ve ortakların gücü konularıyla karşı karşıya kalınır. Tereddüt ve arada sıkışma halini içeren düşünceler bir stratejik bakışla açıklanamayacağına göre, önce ülkenin konumunun tam tayin edilmesi gerekir, sonra birtakım küresel/bölgesel iddiaların ileri sürülmesi mümkün olur. Hatta bunların nasıl gerçekleştirebileceği, nasıl daha fazla gelişebileceği, rakiplerin ne yaparak elemine edebileceği açıklanabilir.

Küresel stratejinin ABD gibi başat aktörler açısından belirgin bir durumu vardır; bu tür güçler silahlı kuvvetlerini küresel çapta kullanabiliyor ve maddi olarak onları destekleyebiliyor. Örneğin ABD’nin dünyayı bölgesel komutanlıklara böldüğünü, bunlara bütçe ayırdığını, her bir bölge komutanının vazifesi gereği yapmak durumunda olduğu görevleri biliyoruz. Bu açıdan bakılırsa, Türkiye’nin bölgesinde, Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), belirlenen küresel stratejinin bu bölgeyi kapsayan bölümünü üstlenmektedir.

Halen bölgesel güç olan Türkiye küresel strateji bağlamında ne yapabilir? Milli güç unsurlarından hangisini öne çıkarabilir, bununla ilgili bir çözümünün olması gerekir. Bu husus illa askeri güç olmak zorunda değildir, örneğin küresel birkaç markaya, şirkete sahip olmakla başlanabilir. Bölgesinden taşacak güç unsurlarının varlığı ve etkisi arttıkça Türkiye küresel rekabette kendine daha sağlam bir stratejiyle hareket edebilir.

Bu arada ifade etmem gerekiyor, milli güç unsurları dendiğinde sadece kendi sahip olduğunuz kapasiteden bahsedilmemektedir, aynı zamanda ortaklarınız veya müttefikleriniz ile ne tür anlaşmalar içindeyseniz, onların kapasiteleri de sizin milli unsurlarınıza eklenir. Bu durumda stratejik ittifaklar çok önemlidir, milli politikanız içinde ortaklıklar önem arz eder ki burada eksikler veya yanlışlar olur ise o zaman haliyle iş başa düşer ve kapasite ölçütünüz tartışılır olur, rakipleriniz bu durumu rahatlıkla istismar eder. Demek ki, iddialıysanız, ilk yapmanız gereken doğru ortaklıklar kurmaktır, milli politikanız bunu desteklemelidir. Eğer milli politikadan sapma gösterirseniz bütün hesaplar tersine döner, bunu göğüsleyecek bir ilave stratejinizin olması şarttır.

Milli strateji, milli politika, buna ait küresel/bölgesel güç stratejisi devletin temel yaklaşımlarıdır. Bunun yanı sıra her ülke bölgesinde ve dünyanın belirli yerlerinde hak ve menfaatleri gereği rakipleriyle yaşayabileceği sürtüşmelere veya risklere göre Savaş Alanı Stratejisi hazırlar. Örneğin ABD, rakipleri (düşmanları) Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore olduğuna göre, küresel bakımdan belirlediği bölgelerdeki hesapları bağlamında savaş alanlarını belirler, bazısı Doğu Avrupa’da, Tayvan Boğazı’nda, Basra Körfezi’nde olabilir, bazısı da Afrika’da, Kuzey Buz Denizi’nde, vs. Bakın, konunun adı Savaş Alanı Stratejisi ancak ABD buralarda doğrudan silahlı çatışmaya girmez. Ya ne yapar? Milli güç unsurlarıyla çok çeşitli baskı araçlarını devreye koyar, bunlar onun kampanyalarıdır ki; ekonomik yaptırımlar, diplomatik ve politik angajmanlar, askeri caydırıcılık, siber ve bilgi harbi yöntemleriyle operasyonlar, vs. yapar.

Bölgesel güç olan Türkiye için riskler nerede? Örneğin Suriye’de, Irak’ta, Doğu Akdeniz’de, Kafkasya’da, Ege’de, vs. O halde Türkiye’nin bu alanlar için stratejisi olmalıdır (veya vardır). Ama bakın bu strateji bir askeri plan değil, milli güç unsurlarıyla yapılacakları kapsamalıdır.

Bu seviyeden sonrası operatif seviyedir, başka ifadeyle, taktik seviye ile birlikte çeşitli icraatların olduğu alanlardır. Eğer konu askeri planlar yönüyle gelişecekse, operasyonlarda çeşitli kampanyalar (baskı uygulamaları), operasyonlar, operasyonların içerisinde muharebeler ve çatışmalar, angajmanlar ve küçük birlik faaliyetleri yer alır.

Örneğin Türkiye’nin güney sınırında, Suriye’de yapmak istediği Güvenli Bölge Operasyonları bu kapsamda ele alınmaktadır. Keza CENTCOM’un aynı bölgelerdeki operasyonları da gerçekleşmektedir. Yine İran ve Rusya güçleri de bu bağlamda ele alınmalıdır. Suriye devlet güçleri ve iç savaş nedeniyle çeşitli terör örgütleri de hesaba katılırsa durumun karmaşıklığı ortadadır. Hepsine birlikte bakıldığında ise bir ülkenin operatif seviyede kendi hak ve menfaatleri ile maruz kaldığı riskler bağlamında, neler yapabileceği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ancak bu operatif seviyeye en baştan itibaren nasıl gelindiğine bakmak gerekir. Milli politika ve strateji uzun vadeli olduğuna göre durumu bu yaklaşımla muhasebe etmek gerekir.

BİDEN DOKTRİNİ

ABD, Biden Doktrini ile Akıllı Güç uygulamasına geçti. Zaten Biden doktrininde iki ana konu var; ilki Akıllı Güç, ikincisi ortaklarla hareket etmek. Bugün bunun askeri manada adına Çok Alanlı Operasyonlar Doktrini dendi. İşte bu konuda bir ayrıntı var: ABD küresel güç rekabetinde ortaklığını garanti ettiği ülkelere tam destek veriyor. İstihbarat, politik akıl ve güç, silah, para, teknolojik destek, vs. alanlarında. 

ABD’nin (Biden’ın) doktrininin adına dikkat edelim: Operasyon! Buna göre örneğin ortağı olarak seçtiği Yunanistan’a doğrudan Türkiye’ye karşı kullanılacak biçimde istihbarat, politik akıl ve güç, silah, para, teknolojik destek, siber savaş ve bilgi harbi desteği veriyor. Başka örnekler; Rusya’ya karşı Ukrayna, Çin’e karşı Tayvan, İran’a karşı İsrail… Hatta ekleyebiliriz, Suriye’de Türkiye, Rusya ve İran’a karşı (DAEŞ ile mücadele adı altında) PKK/YPG (SDG) ABD’nin ortağı ve destek tam. Çok Alanlı Operasyonlar Doktrini’nin işleme biçimini bilmeden yapılacak bir tehdit analizi eksiktir. 

ÇOK ALANLI OPERASYONLAR DOKTRİNİ

FM 3-0’dan alıntılarla (görseller dahil) ilerleyelim. Bir defa Çok Alanlı (Multi Domain) kavramı ABD’nin çok uygulamasında kullanılmaya başlamış bir ifadedir. Örneğin ABD yeni bir (beşinci veya altıncı nesil) silah sistemi üretirken yine özellikleri içinde bu kavramı karşılayacak sistemler bütününü inşa edildiğini görmeniz mümkündür. 

O halde “çok alanlı” ifadesinde neler var önce bunu açıklayalım. Çok alanlılık; hem sathı (kara, deniz ve deniz dibi), bunun üzerinde hava sahasını, uzayı ve siber-uzayı kapsamaktadır hem de insan, bilgi ve fiziki boyutları içermektedir.

Çok Alanlı Operasyonları, stratejik seviyeli faaliyetleri kapsar. Adında operasyon geçti ve ilk bakışta o seviyeye indirgenmesin diye ifade ediyorum. Dolayısıyla stratejik evrende olan her bir detayın nasıl hazırlandığı, bu oluşumların nasıl istismar edildiği, hak ve menfaatlerin gereği elde edileceklerin ne şekilde planlandığı, akışların ve geçişlerin nasıl sağlandığı, bu akışların ve geçişlerin sevk ve idare edilme hünerine bakılarak rakiplerin nasıl geride bırakıldığı ve dahi bütün bunların küresel ölçekte olduğu hususları çok iyi anlaşılmalıdır.

Şurası açık, şiddet arttıkça ve milli çıkarlar gereği tırmanma arttıkça askeri operasyonlara duyulacak ihtiyaç artacaktır. Ama bunun öncesinde ABD, uyguladığı doktrinle, krizleri yöneterek, barıştan gerginliğe, gerekirse buradan silahlı çatışmaya olan süreçleri çok iyi sevk ve idare ederek çıkarlarını geliştirebilmektedir. Ukrayna’daki savaş başlamadan önce Tam Spektrumlu Savaş yönteminin uygulanmasına dönük açıklamalarımla, savaşa girmeden ama Rusya’yı savaştırarak nasıl çıkar elde edeceğini açıklamıştım. Bugün, 2022’de, aynı ABD aynı bağlamdaki süreçleri zevk ve idare ediyor. Rusya, Ukrayna’da savaşıyor ama kazanan taraf ABD oluyor. İşte başat güçlerin bu tür stratejik durumları yaratma ve kullanma halini iyi değerlendirmek gerekir, yoksa olup biteni ve olacakları değerlendirirken eksiklikler olabilir ve hata yapılabilir.

Biden Doktrini gereği Akıllı Güç uygulaması ile (G7, AB, Anglo-Sakson, NATO ile) ortaklıkların konsolidasyonu ve sağlamlaştırılması üzerine ABD süreci başlattı, Doğu Avrupa cephesinde NATO kuvvetleri konumlandı, Ukrayna ordusu ve halkı bugüne kadar toplamı 40 milyar dolardan fazla olacak şekilde her yönüyle desteklendi, Rusya’ya ve onu destekleyenlere yaptırımlar devreye kondu… Olur da Rusya kendi savaşının cephesini genişletmek isterse veya nükleer silah seçeneğine başvurursa ABD hazır! ABD’nin hazır olduğunu Rusya bilmekte ve Rusya bu küresel boyutlu büyük oyunu kendi lehine çevirmekte güçlük çekmektedir, bir sıkışmışlık içerisindedir.  Diyelim Rusya, NATO kuvvetlerine saldırıda bulundu, işte o zaman ABD ve ortakları tarafından ilk olarak Limitli İhtimaliyat Planları devreye konacaktır, bu da yetmediyse Geniş Ölçekli Savaş başlatılacaktır.

Bu konuyu daha detaylı mercek altına alırsak, ABD için Ukrayna ve Avrupa cephesi Stratejik Destek Bölgesi olarak belirlenmiştir. ABD, askeri ve caydırıcılık açısından NATO esas olmak kaydıyla ortaklarıyla beraber Müşterek Güvenlik Bölgesi olarak gördüğü Baltık-Karadeniz hattı boyunca her türlü kendi operasyonunu ve hazırlığını (tatbikatlar, konuşlanma, eğitimler, vs.) sürdürmektedir. ABD, Ukrayna ve ortakları için, istihbarat, siber, bilgi harbi gibi tüm imkanları Çok Alanlı olarak seferber etmiştir. ABD’nin bu bakımdan Tahsisli Operasyon Bölgesi şeklinde gördüğü Ukrayna ve bunu içine alan Baltık-Karadeniz hattı boyunca icra ettiği tüm operasyonlar Destek Bölgesi olarak isimlendirilir.

Bugün benim bu açıkladığım Ukrayna-Rusya savaşı ile ilgili hususları sizler 2027’den sonra Tayvan-Çin Boğazı içerisinde düşünebilirsiniz. ABD’nin bugünkü tecrübelerini ve teknolojik gelişmişliğini de analizinizin içine katarak durumu değerlendirebilirsiniz.

Peki bütün bunlar oluyorken Türkiye ne durumda diye sormalı mıyız? Bu noktayı başka bir zamanda daha ayrıntılı açıklayacağım.

SONUÇ

Bu konuları yeni yazmıyorum, ABD’nin Büyük Stratejisi başlıklı makalemde (30 Mart 2022) Ukrayna’daki savaşın birinci ayı içerisinde bu tür açıklamaları yaptım.

Savaşların alanları farklılaştı, boyutları ve teknolojileri çok ileri noktalara ulaştı. Klasik bakış açılarına sahip olmaya devam ederken, gelişmelerin paralelinde gerekli hazırlıkları yapmanın da ne denli önemli olduğu açıktır.

Günümüzde süren Ukrayna’daki savaşın asıl hedefindeki “Rusya’nın yıpratılması” hadisesinin bir planla geliştiğini kabul etmemiz gerekir. ABD’nin “tek düşmanla savaş” anlayışını da göz önüne almalıyız. ABD’nin ve ortaklarının 2023 yılında da Rusya’nın adamakıllı yıpranması operasyonlarını sürdüreceğini değerlendirebiliriz. İşte Rusya’nın ABD’nin istediği noktaya getirilmesi mümkün olduğunda ABD başını tam olarak Çin’e çevirebilecektir. Pasifik’te kim bilir neler olacak, hep birlikte göreceğiz.

Bölgesel güç olan Türkiye, Akıllı Güç nasıl uygulanır, stratejik ortaklıklarla nasıl ilerlenir, bu konuları bir daha gözden geçirmelidir. Çünkü geleceğin güç mücadelesi ortamları için her şeyden çok bu tür yaklaşımların somut yansımasından istifade edilecektir. Milli stratejilerin ve politikaların çizgisinin sürekli ülkeyi ilerilere taşıması temin edilmeli ve bu türdeki bir ilerleyişten emin olunmalıdır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] FM 3-0, Multi Domain Operations Doctirine, ABD, 2022.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Bilgi Harbi ve Dezenformasyon

DİĞER YAZI

Stratejik Dönüm Noktası

Güvenlik 'ın son yazıları

191 views

Etki Ajanlığı Yasası

Bu çağda, etki ajanlarına karşı önlem almak ve ülke yararına çalışanların eline mücadele etmek adına imkan vermek gibi konularda aksi düşünülebilir mi? Bu gerekli, ülke güvenliği açısından yerinde bir hamle. En azında caydırıcılık çok önemli. Ajanlar ve etki ajanları öyle cirit atmasınlar... Gerekli önlemleri ve bu kapsamda belli yasal düzenleme imkanlarını yaratalım. Her türlü tehdit var. Onları caydıralım, caydırıcı nitelikte ülkenin somut eylemleri olsun. Türkiye'de istihbarat hizmetleri 2014'dan itibaren iyi bir seyirle gelişiyor. İlk olarak operasyon yapma imkanı oldu. Kötü mü? Operasyonel İstihbarat gayet başarılı. Teröristler ve bölgemizdeki hasım ülkeler bunu görüyorlar, dikkatleri çekildi. Şimdi de bu tür ilave yasalar olsun isterim. Doğru adım! Elbette ben bu konuyu istihbarat açısından ele alacağım, uzmanlığım bu yönde. Hukuk konusu ayrı.
84 views

Yeni Üstünlük Mücadelesi ve Savunma Anlayışı

Temel konumuz silahlanma ve polemoloji olacak. Bu alanda yeni anlayışları irdeleyeceğiz. Genel savunma ve silahlanma politikalarına, büyük güçlerin aldıkları pozisyonlara, örnek olarak ABD'nin savunma yöntemine ve son olarak yeni üstünlük mücadelesi kavramlarına değineceğim. Bahsedeceğim yeni üstünlük mücadelesi terimleri neler? Oyun değiştiricilik, sistemlerin sistemi mimarisi, otonom kor sistemler, tam baskılama veya üstünlük kurma (dominasyon), bütün yönleriyle nüfuz etme (penetrasyon), istihbaratın penetrasyonu ve caydırıcılık için silahlanmak, olacak. Bunları neyle yapabilirsiniz? Bu makalede size ipuçlarını vermiş olacağım.
80 views

Otonom Orduların Tartışması

Teknoloji geliştikçe otonom sistemler cephede yerlerini alıyorlar. Kara, hava, siber-uzay, deniz, derin ve geniş cepheler... Bu konu başka ülkelerde hem askeri hem sivil, çeşitli uzmanlarca tartışılıyorken, Türkiye'de henüz o noktaya gelinemedi. Savaşın bilim ve sanatı yönüyle ben size özgün bir tartışma başlatmak isterim.
113 views

İsrail’in İran Saldırısı ve Polemolojik Analizi

19 Nisan gecesi İsrail, İran-İsfahan'daki bir askeri hedefi vurdu. Önce alınan bilgiler ve geliş yöntemleri doğru mu yanlış mı tartışıldı. Ancak, olağanüstü denebilecek türden yeni bir süreçle ilgilendiğimiz gayet açıktı. Ben sizlere bir askeri analiz yaparak, eldeki bilgileri de kullanmak suretiyle, bazı poüemolojik sonuçlar çıkarıp sunmak istiyorum.
163 views

İran Yine İsrail’e mi Çalıştı?

1 Nisan'da İsrail, İran'ın Şam elçiliğine saldırdı. 13 Nisan'da İran, İsrail'e günü-saati belli bir misilleme operasyonu yaptı, adı: Operation True Promise! 15 Nisan itibariyle durumu gözden geçirelim.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme