teror-tertipciler-ve-siyaset-uzerine
Terör

Terör, Tertipçiler ve Siyaset Üzerine

Okuyucu

“Yer İstanbul Vezneciler, tarih 7 Haziran 2016, bomba yüklü araç infilak etti…” “Yer Mardin Midyat, tarih 8 Haziran 2016, bomba yüklü araç infilak etti…” Öncesi de var, sonrası da olabilir. Yine konu o terör belası!

Ne zaman bitecek? Millet yoruldu ama direnir; teslim olması mümkün değil, özündeki cevher bu! Dünya Savaşı, Soğuk Savaş görmüş, cepheden cepheye koşmuş, tehditlere maruz almış bu millet pes etmedi, etmez de.

Millet yufka yüreklidir, basit düşünür, bu sebeple entrikayı görmezden gelebilir, kısmen de olsa soysuzluğa dikkat etmeyebilir ve bu zafiyet noktaları istismar edilebilir. Türk milletinin karşısında gizli veya açık şekilde duranlar, belli belirsiz emeller besleyenler bu özelliği bilmeden mi hareket ediyorlar dersiniz? Elbette bizi bizden daha iyi analiz ediyorlar ve süreçleri izliyorlar; paraları var, zamanları var, akılları da…

Ama asıl konu birilerine eskiden olduğu gibi beyaz bayrakla teslim olup olmamak değildir. Unutmayalım!.. Asıl konu bilinçli, kültürlü, vizyon sahibi olmak iken, biz tersini fazilet bildik, normal zannettik. Asıl mesele bölünmemektir!..

Tarihinde yedi düvele karşı durmuş, asla boyun eğmemiş bu millet türlü entrikalar ile kendi ellerine kelepçe taktı. Yakın zamanda adına paralel dedik, vesayet dedik, iktidar mücadelesi içinde işlere giriştik, gözümüzü hırs bürüdü, adaletle oynamayı siyaset bildik… Yarım aklıyla dünyayı idareye soyunanlar çıktı aramızdan. Yanlış mı, doğru! Sonuçta bu milleti başkaları değil kendi içimizden olanlar kelepçeledi. Neden? Çok mu zayıftık, zafiyete düştük?

Birbirimize düşürdüler bizi, hâlâ husumet, hıyanet, düşmanlık sözcükleri devam ediyor, belki boşuna değil; ama demek istediğim de bu, o veya bu şekilde entrikaya boyun eğdik. Söylesenize; beni veya benim gibileri kim fişledi, kim dinledi, kim olmadık konularla karşıma dikildi ve bilgilerimi her şeyi yaptırmaya muktedir olan tertipçilere teslim etti, kim yazdı çizdi fütursuzca? Demek ki entrikayla siyaset yapmayı içeridekiler ya yapmış ya da göz yummuş.

Bir örnek: Bir vakit bir büyükşehrin belediye başkanı olduğu halde alenen Kürtçülük yapan, Kandil’le iç içe işleri yürüten ve özellikle Avrupa’nın desteğini gören bir zatın elini sıkmayanlarla sıkanları bizden birileri fişlemişti. Bu nasıl fişleme, demeyin! O zat ve elini sıkanlar sonra ilerledi gitti, sıkmayanlarsa tasfiye gördü. Bu böyle bir iştir, bilinmeli… Şimdi başka mücadeleler yürütülüyor, konumlanmalar çok farklı, ama her şey bir yana, doğru tek!

Bombalar patlıyor, yine terör belası… Bu da bizim bir şekilde kendi kendimize kelepçe takmamız değil mi? Türk, Kürt, şu mezhep, bu radikal örgüt… Biz başka başka mı olduk, hasım mı olduk birbirimize şimdi? Kim üretti bu ayrılık tohumlarını? Kendimiz değil mi? Tohum iklimine göre ekilir! Bitki müsait ortamlarda filizlenir. Daha ne? Zayıflıklarımız, istismara açık yönlerimiz değil mi?

Kendimizi korumanın ilk başlangıcı zayıf olmamak, bilinçli olmak değil miydi? Ama unutmayalım: Aradakiler kimler olursa olsunlar, bizler kendi zaaflarımızla beslendik ve bu yapılanı siyaset bildik, şark usulü siyaset çemberi içine düştük, vizyonsuz olmayı maharet zannettik, başımızı toprağa gömerek yaşamayı normal zannettik, niteliksizleri adam yerine koyduk, kendimizi kullandırttık…

Tertipçiler Ortadoğu’da ve Kafkaslar’da iş başındalar. İşleri bu!.. Dünya bu!.. Steril bir dünya mı hayal etmiştiniz; böyle düşünene ancak gülerler!..

Tertipçiler ellerini sürmeseler de coğrafyadan insanları maşa gibi kullanarak işi yerinde olana yaptırırlar. Tertipçiler gizli servislerle ve birliklerle iş başındalar. Kendi içindeki bizden olanlara temasla talimat verirler. Yer yurt verirler, dernek, örgüt kurdururlar, STK başlarına ödül verirler, mahkemelerle oynarlar, olmadık kişileri meşhur ederler, liderler türetirler, bilmeyene yol gösterirler, medyatik yaparlar, para pul hiç önemli değil… Plana göre işleri yönetirler, hem de gizli merkezlerden. Yürüyen işlere yerinde müdahaleler tam zamanındadır. Ortalığa çeşitli malzemeler üretip sürerler, ortamı manipüle derler, olanı normal zannedesiniz diye; yollarında düşünür, yollarında kararlar verirsiniz artık… Yumuşak Güç sahipleri böyle yapar.

Siyasetçiler farklı açılardan bakarlar… PKK, PYD (YPG), IŞİD (ISIS, DAEŞ), yeniden çıkar ASALA veya benzerleri; yerinden, coğrafyasından; bir yanda siyasiler, diğer yanda örgütler; bir yanda iş adamları, diğer yanda taşeronlar; bir yanda kolaylaştıranlar, diğer yanda maşalar… Ama sıra söze gelirse kolay; insani, ahlaki, hamasi… Seviye düşükse gördüğünüze bakmayın, üzülürsünüz!.. Seviye yüksek olmalıdır; her noktada, her müdahalede.

Vatanın sınırları evimizin sınırlarıdır. Bakın görün ki sınır komşularımız zamanından bu yana zaaftaydılar; Saddamlar, Esadlar malum. Bütünüyle zafiyet içindeki liderler bugün ülkelerinin mahvolmasına, insanlarının bir kısmının yok ve diğer kısmının mazlum olmasına sebep oldular. Türkiye’nin sınırlarına ateş sıçrattılar.

Toprak bataklığa dönüşürse ortalık sivrisinekten geçilmez. Toprak özünü kaybederse nadas da çare olmaktan çıkar. Toprak başından itibaren korunur, öyle talana imkan verilmez, bölünmez…

Vezneciler, Midyat diyorduk. Bu terör eylemleri, “Bizdeki zaaf nerede, kimden ötürü?..” diye sormamızı gerektiriyor haliyle. Dışarıda olup biten belli de, ya içeridekiler? İçi dışına karışıyor bazen… Zafiyetler kamufle edilmiş ise sormayacak mıyız? Belki şimdi sormayacağız, bunun yerine geleceğimize bakacağız; şimdi direneceğiz, birlik olacağız, bir yandan içimizdeki entrikacıları belleyeceğiz, ama oyuna gelmeyeceğiz; evimiz önemli!

PKK silah bırakmayacak gibi, yöntemler değişecek ama çatışma sürecek gibi, çünkü dışarıdan ciddi teşvik görüyor. İçerideki uzantıları da başka destekler alıyorlar. Amerika IŞİD’e karşı PYD (YPG) ile birlikteliğe devam edecek. Almanya Ortadoğu’da dışlanmak istemediğinden başka arayışlarına devam edecek. Rusya, Esad’ın ipleri nasıl olsa benim elimde diyecek. İsrail hep gerilerde bekleyecek. Küresel radikal terör mü? Bu biraz karışık… Siyaset bunlara göre belirlenmiştir herhalde!

En azından içerideki bataklığı kurutacak bir politika göremedim henüz. Hatta memlekette kara-paranın önünde duran da görmedim. Eğer bir yerde göz yummaca varsa, başka istekliler çıkmayacak mı ortaya; ben de isterim diye? Kaynak belliyse bir noktada tükenmez mi? Kaynağın tehlikeye girdiği anda kavga başlamaz mı? Hakça bölüşmek, eşitlik, şeffaflık ve adalet… Memlekette himmet ve yardım toplayan toplayana olmamalı. Bir makbuzla her şey kolaylıkla yapılmamalı. Kaçakçılık ve adam kayırma yürüyüp gitmemeli. Yeni vesayetler, yeni paraleller, yeni dertler bekliyor bizi, durum bir hayli endişe verecekse, tedbir gerekli. Siyaset bütün bunlara göre tedbir alacaktır, hukuk adaleti tesis edecektir herhalde! Bunlar birer zafiyet ve zafiyetlerin kaynağı değil mi?

Elbette önce kanayan yarayla ilgilenmeyi önemli göreceğiz. Ama devletin çarkları dönüyor; bir yandan da patlayan bombaların gerisine bakalım, tertipçilerin bulandırdığı denizlere, ellerinde çomak, aymazlık içinde bulandıranlara bakalım…

Durum bir hayli hassaslaştı; saygın, sayılan, güvene layık ve el ele yürüyen olalım; bu ev bizim evimiz, şehitler bizim evladımız; siyaset yaparken dikkat edelim derim. Ya siz?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Katar’da Türk Askeri Üssü

DİĞER YAZI

Amerika ve Ortadoğu’da Terör Karşılaştırması

Güvenlik 'ın son yazıları

Orta Doğu’da Yeni Savunma İttifakı – MEAD

İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, Pazartesi günü, Orta Doğu’daki ortakları ve ABD ile Orta Doğu Hava Savunma İttifakı (Middle East Air Defense Alliance - MEAD) adıyla bir bölgesel

Kitle Gücü Savaşı

Türkiye ve Rusya'nın da içinde olduğu coğrafyayı, ABD'nin geliştirdiği 5. nesil silah kabiliyetlerini esas alarak ve