turkiyedeki-teror-iklimi
Türkiye'deki Terör İklimi

Türkiye’deki Terör İklimi

282 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yaşananlar neler? İstihbarat ve liderlik konularında neler söylenebilir? Genel olarak algıda bir paradoks var mı? Olması gerekenler neler? Bu konuları inceleyelim.

Yaşananlar

Türkiye Soğuk Savaş döneminde ideolojik ve daha çok sol terör örgütlerinin yeşerdiği bir iklim oldu. Bunun hazırlanmasında elbette dönemin iç ve dış aktörleri çaba sarf ettiler. Sonraki dönemlerde memlekette değişik terör örgütlerinin yeşerdiği gözlendi. Bunların çoğunun isimleri devlet görevlilerince dile getirildi. Yakın zamana kadar daha çok DHKP-C, Hizbullah, PKK, El Kaide, gibi örgütlerin eylemleri gerçekleşti ve bunlarla ilgili süreçler gündeme getirildi. Her birinin kendine göre aktörleri bulunuyor.

Bugün işin içine IŞİD dahil oldu ve görüyorsunuz, tetikleyici aktörleri, etkilenen aktörleri, destek veren aktörleri vs., ayıklamakta güçlük çekiliyor. Sanki bir bulmaca…

Bugün memleketin önemli kentlerinde peşi sıra ve birbirine benzer eylemler gerçekleştiriliyor. En son Ankara; Cumhuriyet tarihinin en kanlı eylemi!..

Ne söylenebilir? Hedef alınanlar HDP ve ona müzahir politik kanadı hedef alıyor. Son eylemlerin IŞİD’in işi olduğuna işaret ediliyor. Peki, IŞİD veya bunun arka planındaki güçler ne yapmak istiyor olabilir?

İlk planda bu eylemler; Devlet’i, iktidarı ve belli siyasetçileri “zayıf düşüren” mahiyette ve HDP’nin “mazlum taraf” politikasına bir destekmiş gibi düşündürecek türden görülmektedir. O zaman ne denebilir: IŞİD (veya geri planındaki güçler) Türkiye’de rejimi değiştirmek; HDP’nin politikada daha ileri gitmesini sağlamak; Türkiye’yi Irak ve Suriye politikalarından uzaklaştırmak istiyor. Bu mümkün müdür? Söylemlere bakın anlaşılacaktır!..

Burada üzerinde durulacak en önemli ve hassas konu Türkiye’deki terör ikliminin analizi olacaktır. Terör hazırlanmış iklimde yeşerir. Eğer dikkat edilmez ise istenmeyen bitkiler gibi dokuyu bozar. Belki kanser benzetmesini beğenenleriniz de çıkabilir.

Türkiye PKK’nın yeşermesine imkan veren iklime sahip oldu. PKK terörü on yıllardır devam ediyor, can alıyor ve belli kazanımlar elde etmiş görünüyor. Eğer yakın zamanın eylemlerini Türkiye’nin kalbinde bile yapan IŞİD ise o zaman şunu da söylemeliyiz: Bu iş on yıllarca devam edebilir, daha fazla can alacağa benziyor ve eğer kazanım elde ederse siz düşünün Türkiye’nin gelecekteki halini!

İstihbarat

Son olaylara istinaden istihbarat etkinliği yönüyle şunu söyleyebiliriz: Eğer terör dışarıda yeşertiliyor ve terörist eylemi için dışarıdan içeriye giriyor ise erken bilgi alma, izleme ve yakalama kolaylaşır. Ama eğer içeride yeşerecek iklimi bulabiliyor ise terörist ve eylemci kaynağı, eğitimi, lojistiği, planlaması gibi tüm süreçler rahatlıkla yapılabiliyor demektir ve bu terör örgütüne büyük ölçüde inisiyatif sağlar; istihbarat birimleri ne zaman, nerede ne olacağı hakkında yeterince önceden bilgi sahibi olamaz.

Bu bir paradoks oluşturmasın; eğer memleket IŞİD’in eylemliğinde bir kolaylık bulabildi ise bu durum pek de hayra alamet değildir!

O zaman istihbarat birimlerine, “Bu eylemi engelleyecek bilgiyi neden bulamadın?” sorusu değil, daha geriye dönük ve köklü, ama cari duruma pek uymayan şeklinde değerlendirilebilecek türden şu sorulmalıdır; “IŞİD uzun zamandır kendisi için bir iklim hazırlıyorken siz bunun farkına neden varamadınız?”

Liderlik

Liderlik tanımını; “Lider, güven iklimini tesis edene ve sürdürene denir!” şeklinde yapmıştım. Türkiye’ye gerekli olan; güven ikliminin kalıcı şekilde tekrar tesisidir.

Bu politik tablodan bu amaç gerçekleşmez. Çünkü yüzgöz olmuş bir politik aktörler ve işleyiş tarzının olduğunu görüyoruz. Bugünden yarına tüm politik tablonun değişikliği de söz konusu değildir, bu aşikardır.

Paradoks

Türkiye uzunca süredir “Ilımlı İslam Devleti” tanımlaması ile tarif edildi ve buna dönük bir politik tablo ile yönetildi. Şimdi ılımlı olmakla birlikte başka bir tarif ile kavram kargaşasının içine girildi. Batı, Orta Doğu’daki “küresel terör tehdidi” olarak işaret ettiği IŞİD’i sürekli “İslam Devleti- Islamic State” olarak tanıtıyor. Çünkü IŞİD kendine dair açıklamaları ve dokümanları da böyle neşrediyor, “Ben İslam Devletiyim,” diyor.

Bilerek veya bilmeyerek “Uluslararası İlişkiler” lisanına göre konuşmayı tercih eden her kesim terör ile İslam’ı yan yana getirir oldu. O halde soru şu: Ilımlı İslam’ın hasmı, amacı ve sonraki aşaması nedir? Teröre bulanmış bir İslam Devleti midir? Böyle ise Türkiye’yi daha karanlık günler bekliyor, hem de sorumluluk sahibi bir Müslümana yakışmayan türden atılmış adımların sonunda!..

Sürekli yazılarımda (neredeyse yalvarırcasına,) “İslam başka, Müslümanlık başka, Batı’nın tariflerine uymayın…” türünden ifadelerim oldu. Burada aynı söylemi yapacağım: Türkiye’de kendilerinin İslami eğitim aldıkları sebeple politikada daha başarılı olduklarını düşünenler, aynı şekliyle bu hatayı yapıyorlar. Lütfen dikkatli olsunlar. Yoksa paradoks onları kendi girdabına çeker, ılımlılığın tarifi yapaydır, ardından istismar gelir, terör gelir, derinleşir, terörün kanserli hücrelerini sineden atmak daha da güçleşir.

Olması Gereken

Politikayı yeniden keşfetmeyelim, binlerce yıldır olanlardan bir ders çıkaramadık mı? Olanlar hiç de iç açıcı değildir. Gelecek düşünüldüğünde derinliği olan hataların varlığının yeşerttiği bir iklimde politika yapmak hiç de kolay değildir. Tarihsel sorumluluk açısından bir iki nesil çok kısa sürelerdir. Vizyonsuz liderlerden ancak kısa zamanın yakınmalarını duyabiliriz. Dünyada yaşadığımızı unutup, yapay bir kurguyu günlük politikaya malzeme yapmanın anlamı yoktur. Din ile politikayı bu denli iç içe sokmamak gerekir. Elbette İslam bundan zarar görmez; Müslümanlar ve Müslümanlık görür. Türkiye bir Ilımlı İslam tarifinin çok daha üstünde bir politikayla yönetilmelidir.

Türkiye, “İslami Terör” denen örgütleri yeşerten dokuların asıl sebeplerini ortadan kaldırmalıdır. Bunlar polisiye tedbirlerle ve kısa sürede olacak şey değildir. Çünkü bu işlerde çok hatalı süreçler geçirilmiş, hemen doku değişikliğine gidilemeyecek kadar insan kaynağı bünyemizde yetişmiştir.

Türkiye maalesef ne tür bir sorunla karşılaşacağını tam kestiremeden Suriye konusunda kendisini kontrolü sağlayamayacak kadar karmaşık bir denklemin içinde bulmuştur. Bu durumda kesin ve gerçekçi bir durum tespiti yapmalıdır. Aksi halde hem kendi toprakları içinde hem de bölgesinde tamamıyla kendi kontrolünün dışında ve çıkarlarının tam da tersine şekillerde bir sonuca boyun eğmek durumunda kalacaktır. Türkiye demokrasinin gereği tüm adımları atacak politikaları vakit geçirmeden almalıdır ve güven iklimini tesis etmelidir.

Bana göre olması gereken politikada merkezde birleşebilmek ve tüm farklı düşünceleri demokratik çerçevede kucaklayabilmektir. “Neden politik merkez?” dendiği bu cümleden daha iyi anlaşılacaktır. O taraf veya bu taraf değil, Türk siyasetine gerekli olan merkezde birleşebilmektir. Ve dolayısıyla terörü yeşerten uçlar bir tarafa bırakılmalıdır. Soğuk Savaş öncesi başka meseleler vardı, süreçte hep bir sorunla düşmanlıklar ve insan kayıpları yaşadık, bugün ise bu tip konularla meşgulüz. Biz buna layık değiliz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Sınır İhlali Nasıl Okunmalı?

DİĞER YAZI

Türk İstihbaratına Eleştiri

Güvenlik 'ın son yazıları

Mimetik Yaklaşım ve Savaş

Günümüzün medya ve siyasetle ilgili sorunlarını mimetik alan etkileşimiyle ele alacağım. Köklü adımların atılmasında geçmişten geleceğe

İstikrarsızlık

Barış Pınarı Operasyonu zamanında yaptığım konuşmalarda defaten ifade ettim, "Terör örgütü PKK, ABD’nin özellikle ikinci Körfez

Akıllı Güç

ABD’nin küresel üstünlüğü tartışılıyordu ve Joseph S. Nye 2005 yılında etraflıca yazdı, Yumuşak Güç (Soft Power)