egitim-ve-insan-gucu-politikalari-hakkinda
Eğitim ve İnsan Gücü Politikaları Hakkında

Eğitim ve İnsan Gücü Politikaları Hakkında

1039 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Güncel bir konuyu ama güncel savların dışında, temel yaklaşıma ilişkin düşüncelerimi paylaşarak tartışacağız. Konumuz eğitim! Her türlü tartışmanın sonucunu bağlarız, “eğitimi çözmeden olmaz arkadaş…” deriz ya, ben de öyle yapacağım. Bir önerim var: Tüm eğitim politikalarını tekrar değerlendirelim; özgün, köklü, gerçekçi, Türkiye’yi tespit ettiği hedeflere ulaştıracak ve hatta küresel sistemde örnek olacak bir yapıya doğru kanalize olalım.

Eğitimle ilgili değerlendirmelerimi geniş şekilde “İnsanlar ve İnsancılar” isimli kitabımda işlemiştim. Temel olarak fikrim şöyle: Eğitimde kökleşmiş ve özgün bir kurumsal yapıya kavuşmak önemlidir. Almanya’da Bildung varsa ve halen değiştirilmeden yaşatılıyorsa; biz kendi kültürümüzdeki bundan daha eski ve köklü bir yapıyı neden terk etmek zorunda kaldık? Gayet iyi bilinir ki Japonlar (örneğin) bir Batılıdan çok farklıdır. Ancak eğitim sistemlerindeki özgün yapı öylesine etkindir ki Japon kültürü kendi içinde gelişerek kendini koruyabilmektedir.

Elbette Osmanlı son zamanlarında süreç belirli sebeplere dayalı olarak farklı bir çizgiye girdi ve Yeni Türk Devleti kendine bir sistem inşa etme ihtiyacı duydu. Örneğin Osmanlı’nın son dönemlerinde Almanya’ya gönderilen mübadele öğrencileriyle Bildung’a bel bağlanmış olması gerçeği ortaya çıkmıştır. Yeni devletin yatırımcısı ve sanatçısı bunların bir kısmından çıkmıştır.

Yeni eğitim sisteminin temel mantığında Batı modeli ile kaynaşmış bir yapı yer almaktaydı. Madem yön Batı’ya döndürülmüştü, ulus (national) devlet mantığına, yeni alfabeye, sosyal hedeflere, bilimde ve teknolojide hedeflenenlere ve yatırımların ruhuna bağlı bir anlayışla eğitim yapısı benimsenmişti. Daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan ihtiyaçlara ve politik gelişmelere paralel olarak atılan adımlarla şimdiki sisteme gelinmiştir.

Adı “Milli Eğitim Sistemi” olan model esasında, ana sınıfından lisansüstü eğitimlere varana dek, tüm eğitim alanlarına göre düşünülmüş, ulus devlet mantığına dair vurguyu ifade etmek için de “milli” hüviyetli kabul edilmiştir. Başına milli konmuş ama eğitimin her yönüyle desteğe muhtaç olması göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek olmuştur.

Bugün tartıştığımız konular ise derslik, program, teknik materyal ve öğretmen seviyesinden yukarıya çıkamamışa benziyor. Ben size ayrıntıya girerek güncel tartışmaları hatırlatmayacağım. Dershane, seçme ve yerleştirme sınav sistemi, kamu personeli prosedürleri gibi konuları işlemeyeceğim. Başka bir bakış açısı sunacağım.

Mevcut konuda aklımıza çok soru gelmektedir. Örnek olarak birkaç noktaya değineyim. Bugün mademki dünyaya inşaat sektörümüzle bir çıkış yakaladık, neden derslik sıkıntımız devam ediyor? Dersliği halletmeden diğer konulara nasıl bakılabilir? Diğer yandan 12 Eylül ile birlikte yerleştirilen YÖK bile şu an nerede duracağını bilememektedir. YÖK konumunda kalarak işine devam edecek mi?

Bu noktada savımı yine bir soru ile açmak istiyorum: Ülke ihtiyacı olan “insan gücü” nasıl yetiştiriliyor? Soruyu biraz daha detaylandıralım: Örneğin Devlet’in 2050 yılının insan gücü ihtiyacı nedir? (Çünkü büyük devletler 2100 yılını bile planladırlar, ben en azından 2050 dedim.) Politikacıların bu yöndeki tasarımları neler? Bakanlık başta olmak üzere her türlü yapının organizasyona katkısı nedir?

Eğer gelecekte ülke şu sektörlerde olacak ve küresel sistem içinde yer alınacak alanlar, iş kolları, ürünler, sektörler, zincirler içinde aktif olunacak deniyorsa; bebeğin doğumundan bir profesörün bilimsel eser vermesine varana dek her türlü detay göz önüne alınmalıdır. Öyle değil mi? Ülke kaynakları, insanın ve kültürel etkilerin değerlendirilmesi, küresel konjonktür, beklentiler, hedefler nelerse ona uygun insan gücü yetiştirilmeyecek mi? Bu konuda devletin politikası olmayacak mı?

Biz bunları tartışamıyor, derslik ölçüsünde kalıyorsak, o zaman endişelenmeliyiz derim. Alın size burada da bir komplo: Bizi bu seviyede tartıştıranlar küresel eğitim sektöründe ve kültürde başat olanlar mı? Acaba onların genel politikalarının baskın etkilerinden mi kurtulamıyoruz? Örneğin Japonlar veya Almanlar gibi “gerçek milli” diyeceğimiz bir modelimiz olacak ise bu sadece öğretmen atamalarını konuşarak mı gerçekleştirilecek?

Bana göre eğitimin iki ayağı vardır:

  • İlki, ülke profili hangi tip sosyal varlığı tanımlıyorsa; ona uygun insan karakterini geliştirmeye dönük eğitimi beşikten mezara kültür yapısı içinde ele alır ve her alanda eksiksiz gerçekleştirir. Bunun içinde bebeğin anne karnındayken nelere maruz kalmaması gerektiğinden tutun da bir Anadolu kırsalındaki ortaöğrenimdeki gencin kültürel seviyesini artırmak için ne yapması gerektiğine, seksenlik Zeynep Teyzenin televizyonda hangi diziyi seyredeceğine varana dek bir örgü içinde her şeyi içerilir.
  • İkincisi, ülkenin hedefleri hangi tip sosyo-ekonomik varlığı tanımlıyorsa; hedeflere ve sektörlere göre uygun branşlarda, yetenekte, bilimsel seviyede ve miktarda insanlar yetiştirilir ve istihdamı dâhil bir plan içinde yapılandırılır.

Bu iki alanı tamamen dolduracak yapılarımız maalesef ne Milli Eğitim Bakanlığı, ne de YÖK’tür. Örneğin bir Vakıf üniversitesi belli fakülteleri açacaksa YÖK onay veriyor. Ancak hangi branşlardan mezun olanlar iş bulacak? Gelecek dönemlerin işlerini eksiksiz görecek insan yapısını hedefleyerek mi yeni açılan fakültelere onay veriliyor? Örneğin tüm dünyaca bilinen gerçekler var. Hintliler bilgisayar yazılım piyasasında çok iyiler. Gelişmiş ülkeler dahi istihdam politikalarını buna göre kanalize ediyorlar ve gerekirse beyin göçü alıyorlar. Biz bu alanda bir zorlama içindeysek küresel pazarda ilerleme şansımız ne olacak? Bu tip sorulara verilen cevaplar politikalara işlenmiş midir?

Yoksa “Bu liberal serbest piyasa sistemidir, akan su gibi herkes yolunu bulur…” mu diyoruz? Bence hedeflerini yüksek bir çıtada tanımlayan ülkemiz bu işi de planlayacaktır.

Öyleyse eğitim sistemi örgüsü tekrar ve kapsamlı değerlendirilmelidir. Politika; örneğin derslik seviyesinde değil, insan gücü yetiştirme planlarına endekslenmelidir. Öncelikle vizyon, hedefler vs kurumsal tanımlar uzun vadeli ve gerçekçi yapılmalıdır. Bakanlık, aynı adla veya başka bir adla tekrar organize edilmelidir. Belki şimdi Bakanlığın ve YÖK’ün bütünsel işlevleri yeni bir anlayışla organize edilecek bakanlıkta “daire” seviyesinde olabilecektir. Bu onların seviyesini indirmek değildir. Bütünsel yapının gereği eğitimin gerçek, milli, özgün, köklü, dünya çapında bir değer olması için her şey tekrar değerlendirilmelidir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı da bu konularda daha fazla destek ve koordine imkânı sunmalıdır. Amaç, “Türkiye’nin insan modelini sürekli tarif edilir” kılmak olmalıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Şarlman’dan Geleceğe

DİĞER YAZI

Teşhirin Yönetimi ve Aynılaşmanın Küresel Yöntemi

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka