savrulmak
Savrulmak

Savrulmak

Okuyucu

Rüzgarlar eser, bir oradan bir buradan, her şiddetinde tenime dokunur, belki bir tokat olur, belki de ürperti. Bu kadar doğalken yaşamın kanunu, rüzgarı yok saymakla vakit harcayanları işitirim hemen yakınlarımda. Kim bunlar acaba, yapay gerçekliğin ürünü varlıklar mı, kandırılmışlar mı?

Örneğin insanı doğal görmeyenleri fark ederim, insanın doğal beslenmediğini , üremediğini ve hatta ölmediğini konu edip tartışanları işitirim. İnsanın yapageldiklerini; elbise giymesini, modayı takip etmesini veya binalar inşa etmesini, mimari eserler vermesini veya kimyasal temizleyicileri kullanmayı, nano teknoloji bezlerle temizlik yapmayı dışlayanların tartışmalarını duyarım. İnsanın doğal yetenekleriyle yapaylığı yaratabildiğini bundan dolayı önemli olduğunu bir türlü düşünemeyenlere bakıp içerlerim: Kimin eseri bunlar?

İçerlerim, doğallığın içinde savrulduğunu bilen ile dışındaymış gibi farz edip savrulan arasındaki farkı düşünürüm, “arada çok fark var,” derim kendimce; çünkü idrak var! Bugünün insanının bir devlet bilinci üretmesini, demokrasiyle yönetilmesini veya kapitalizmi dışlamasını düşünürüm. Sevmek veya sevmemek ayrı! Örneğin ben bunları sevmeyenlerdenim ama kime ne? Hem gerçekliği nasıl inkar edebilirim?

Azıcık bilgiyle çok büyük söz etmeye yeltenenleri görürüm, beyhude seslenişlerde… Sistemin içindedir, aldığı nafaka sözde küfrettiğindendir, ama caka satar; tıpkı aymazlar, gafiller misali…

Gerçekte bu tür kavramlar var ki; hem de moda gibi veya mimari akımlar gibi… “Yapay bile olsa bütün bunlar insanın doğallığından,” diye düşünürüm. Olsun veya olmasın diyemem, çünkü olanı değiştiremem; belki yapabildiğim küçücük seçimlerimle sınırlı kalır, bireysel adımlarımı tartarım, özeldir. Örneğin mecburum vatandaşlık ödevlerimi yapmaya; “vergi vermem caiz değil,” diyemem, yapılanlara kızıp “vatanı korumam,” diyemem ben; sonra kendimi herkesten soyutlarım, önemsizleşirim, birilerine kızıp milletime, anama babama ihanet edemem ben, hem ne gereği var, her şey doğalken?

İnsanın ayağı nereye basıyor, kendisi çok iyi bilmeli değil mi? Ancak ayağının nereye bastığından haberi olanın nereye gidebileceğini bilmesi mümkündür!

Zeki, irade ve idrak sahibi, işte insan! Bilmiyorsa adımları suya mı, toprağa mı basıyor, belli mi olur, tutar denizlere savrulur, boğulur gider, bir hiç uğruna. Olur ya kaygan yerlerdedir, düşer kırılır bir tarafı, sakat kalır ömrü billah. “Sağlam basıyorum,” der sağına soluna, ama gerçek bir kaya üzerinde sabit duruyordur, kımıldamadan, öylesine. O rüzgar yıkar dikilmiş duranı, eğer kuvvetli esiyorsa; o rüzgar çok şehirleri toprağa gömdü, öyle değil mi?

Ama yanlışsan kork, doğruysan emin ol, rüzgar da doğal sen de!.. Düşünüyorum, doğallığı, gerçeği, olup biteni yok sayan akla yanıyorum, kimler etkiliyor bu zavallıları!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Demokratik Sistem İnşası

DİĞER YAZI

Küresel Dönüşüm Sistemi

Kültür 'ın son yazıları

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis

Politika ve Odaklanma

Yaşamımızda çok temel konuları tartışmak zorunda kaldık. Örneğin diyoruz ki başka gezegenimiz yok! Bu zaman diliminin