ABD Senato Binası Neden İşgal Edildi?

428 Tıklama
31 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Evet soru bu, ABD Senato Binası neden işgal edildi? Kim yaptı, perde arkasında hangi güçler vardı? Konu ABD politikasının bir çatışması mı? Cumhuriyetçi Trump ve Demokrat Biden arasındaki rekabet mi? Yoksa daha başka nedenler mi var? Amerikalılar bu olaydan utanmalı mı? Bu okuyacağınız yazı size her şeyi açıklayacak.

Olay nasıl gelişti?

2020 COVID-19 pandemisi ile insanlığı bir hayli yoracak şekilde geçti. Acaba 2021 nasıl olacak denmekteydi. 2021 ABD’deki bu olayla başladı, sanırım yıl böyle geçecek, ABD, demokrasi, küresel tartışmalar yönüyle, ABD iç ve dış meseleleriyle, küresel ölçekle özelde Çin odaklı tartışmalarla geçecek. Ama artık ABD bir küresel sistem tartışmasının öznesi haline gelmiş durumdadır, önce konuya bu açıdan bakmak gerekir.

19 Aralık 2020’de Trump Twitter aracılığıyla destekçilerine, “D.C.’de büyük protesto” diye yazmıştı. “Orada ol, vahşi olacak!” gibi ifadeler vardı. 6 Ocak 2021 olayları bu çağrı ile mi oldu, araştırılacak.

WSJ’den Rebecca Ballhaus, Joe Palazzolo ve Andrew Restuccia, 8 Ocak 2021’de bir yazı yayımladılar. Bu yazının başlığı, “Trump ve Müttefikleri 6 Ocak’tan Önce Ayaklanma Sahnesini Açtı” idi. İddia, haftalardır Başkan Trump ve üst düzey destekçilerinin seçimin hileli olduğunu söyledikleri ve buna karşı ayaklanma çağrısında bulundukları yönünde. Bu yazıda Trump ve destekçilerinin 6 Ocak olayına kadarki tüm twitleri ve konuşmaları var.

İddialara göre Trump’ın ekibinde kimler var? Kişisel avukatı Rudy Giuliani ve Trump’ın kaybını uluslararası komplolardan sorumlu tutan avukatlar L. Lin Wood ve Sidney Powell. Bu avukatların yanı sıra büyük oğlu Donald Trump Jr. ve eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn de var deniyor. Bu isimlerin değişik zamanlarda attıkları twitler bugün ortaya sürülüyor ve belki de ileride dava konusu olacak. Hatta aynı isimler çoğu Trump yanlısı televizyon kanallarında da konuşmalar yapmışlardı, anayasal kriz, cumhuriyeti savunmak, gibi konularda beyanat veriyorlardı.

Avukat Wood’un yaklaşımı benim de dikkatimi çekti. Bir paylaşımında, “Ülke, iç savaşın eşiğinde. Kuzey-Güney değil ama Hakikat-Yalanlar… Özgürlük Seven Amerikalılar gerçeğin tarafındadır. Sosyalistler/Komünistler/Küreselciler yalanlardan yana.” (Parler sosyal medya sitesi.) Wood, Trump destekçilerinin yerel, eyalet ve federal hükümetin yanı sıra Çin’in sızdığı siyasi partilere karşı da savaştığını, savunuyordu, bu ilginçti. “Ülkemizin bir iç savaş kılığında bir darbe/devrim girişiminin eşiğinde olduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa sadece ben miyim? Darbeyi/devrimi iç savaşla karıştırmayın!” 19 Kasım’da Wood’un bir konuşmadaki ifadeleri ilginç: “Golyat’ı, komünistleri, liberalleri, sahtekarları öldüreceğiz. Joe Biden bu ülkenin Oval Ofis’ine asla ayak basmayacak. Bizim saatimizde olmayacak. Asla olmayacak.”

Noel sonraki gün Trump’ın twiti: “Asla pes etmeyin. 6 Ocak’ta D.C.’de herkesi görün.” 1 Ocak 2021’de bir destekçisi, “Devrim geliyor Sayın Başkan! 6 OCAK.” Gönderisinde bulundu ve Trump bunu ritwitledi.

Hukuk açısından twitlerin ve konuşmaların etkisi nedir araştırılır, bütün bunlar iddialar çerçevesinde bir darbe veya ayaklanma yapmaya yeter mi, bakılır. Hatta ölümler ve yaralanmalar var, bunların sebepleri de teker teker incelenir. Sonuçta bu olayın hukuki muhasebesi ve sonucu ortaya çıkar. Ama haliyle sosyal medya yoluyla meydanlara dökülen kalabalıklarla Arap Baharı olaylarında (özellikle Mısır’da) neler yapılmıştı, bugün bu çağrışımlar hatırlanıyor. Hatta dünya açısından konu ABD’nin iç meselesidir, Trump veya Biden taraftarlığı ve demokratlık veya cumhuriyetçilik meselesi değildir.

Washington’daki Birleşik Devletler Senato Binası bir grup gösterici tarafından basıldı, (7 Ocak akşamına kadarki durum) toplam 4 ölü, onlarca yaralı ve 68 kadar gözaltı var. Göstericiler selfi çektirdiler, binanın içinde ortalığı dağıttılar.

Peki bizler Senato Binası, Capitol denen o simgesel yerdeki olayda ne gördük? Kostümlü bayraklı ve göstericileri, habercileri, masa altına saklanmış senatörleri ve çalışanları, kaçışan güvenlik görevlilerini… Bunun dışında olay mahallinin dışında, televizyonlarda konuşan ve sosyal medyaya, özellikle Twitter kullanan, önemli isimleri gördük. Tablo şu, Capitol Binası önünde ve içinde göstericiler, bunları yorumlayan politikacı, uzman, gazeteciden oluşan algı yönetme grubu var.

Öğle saatleriydi. Kongre’de seçim prosedürü tamamlanıyordu. Başkan Yardımcısı Mike Pence kürsüdeydi. O gün aynı zamanda 2 temsilci çıkaran Georgia Eyaleti oyları da sayılıyordu ve yüzde 98 sayım tamamlanmıştı, demokratlar binli sayıyla öndeydi. Hem Temsilciler Meclisi hem de Senato oylayacaktı. Tüm eyaletlerden tek kopya gelen seçim sonuçları belgesi okunacak ve Joe Biden’ın ABD Başkanı olduğu onaylanacak, mazbata yazılacaktı.

Sabahtan göstericiler hazırlıklıydılar, (güya) Biden’ın Başkan ilan edilmesi halinde Amerikan sistemini yok sayacaklar ve engelleme çabaları ile Trump’ın iktidarının devamını sağlayacaklardı. Göstericiler binaya girdiler, ortalığı talan ettiler, Kongre temsilcileri sığınağa indiler, Pence oradan emniyetli yere götürüldü.

Bu arada sorulan soru, ABD güvenlik sistemi, o meşhur istihbarat sistemi bu durumu neden öngöremedi, yetkilileri uyarmadı? Yoksa göstericilerin Capitol’u basacaklarını düşünemediler mi?

Ancak fotoğraf çektiren göstericilerden biri tanınmıştı, hani o film setinden çıkmışçasına bilinçli şekilde görüntü veren, elinde bayrak ve megafon olan, kürklü, boynuzlu başlığı olan, dövmeli ve sakallı gülen genç adam, Jake Angeli (QAnon Shaman lakaplı), aylar önce eski New York Belediye Başkanı ve uzun süredir Trump’ın kişisel avukatı olan Rudi Giuliani ile samimi bir biçimde bir arada fotoğraf çektirmişlerdi. İstihbarat (CIA, FBI, NSA…) böyle konuları atlar mı?

Trump seçimin yapıldığı 3 Kasım’dan beri oyların çalındığını ifade ediyordu, seçime hile karıştığını söylüyordu. Hatta 20 Ocak günü Beyaz Saray’ı Biden’a vermeyeceğini de ifade etmişti, ama o hazırlıklı güruha gidin Capitol’u basın demiş olabilir miydi, bu bir soru işaretidir.

Önce 18:00 itibarıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildi, daha sonra Washington’da 18:00-06:00 saatleri arasından yasak 20 Ocak’a kadardır, dendi. Ulusal Muhafızlar’a (National Guards) gidin durumu kurtarın emri verildi. Müstakbel Başkan Joe Biden mevcut Başkan Donald Trump’ı suçlayıcı konuşma yaptı, o kalabalığa söyle evlerine gitsinler, dedi. Daha önce Trump kabinesinde olan ancak Beyaz Saray’dan kovulan John Bolton gibi isimler konuştu ve Trump anayasal sisteme saldırdı, sistemin çalışmasına engel oldu, dedi. Eski Başkanlardan George W. Bush, ayaklanmanın ülkeye zarar vereceğini, vatansever vatandaşların hukukun üstünlüğünü desteklemelerinin temel sorumlulukları olduğunu işaret etti.

Bu durumda Biden’a göre göstericilerin sorumlusu Trump olmaktaydı. Biden demokrasiden ve tarihten bahsetti, bu durumdan derin üzüntü duyduğunu ve utanç verici bulduğu açıkladı. Trump’ın bir videosu yayımlandı, evinize gidin diyordu ama oylar çalındı ifadesi de konuşmasının içinde yer alıyordu. 

Akşam oldu göstericiler evlerine gittiler, Ulusal Muhafızlar güvenliği sağladı, temizlik görevlileri etrafı toparladı, Kongre temsilcilerini gece 21:30’da toplantılarına başladılar. Başkan Yardımcısı Pence, Serim Kurulu Oy Onay oturumunu yönetti. Pence, bu iş bitti, anayasadan tarafım, diyenlerdendi. Yani ABD Başkan Yardımcısı da Biden’ın iktidarını kabul etti.

Trump aleyhine konuşmalar öne çıktı, örneğin Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ve Senatör Linsey Graham, Trump’ı suçlayıcı konuştu. Kongre temsilcileri işleri bitince güvenlik görevlileri nezaretinde kahraman edasıyla binadan ayrıldılar. Sanki önce demokrasi karşıtları ve anayasaya itaat etmeyenler tarafından rehin alınmışlardı, sonra kurtulmuşlar ve görevlerini özveriyle tamamlamışlardı. Akla gelen soru, bir günlük bile olsa ABD demokrasisini kim veya hangi güç rehin aldı?

(Bir hatırlatma yapalım: Federatif bu anayasa 1787’de yazılmıştı, Cumhuriyetçi ve Demokrat kanatlar o dönemde oluşmuştu, sonra 1861-65 yılları arasındaki İç Savaş yaşanmıştı, güneyliler konfederasyon bayrağı açmıştı, savaşı kuzeyliler kazanmıştı, Abraham Lincoln köleliği kaldırmıştı, Başkan Lincoln bir güneyli suikastçı tarafından öldürülmüştü.)

Temel düşünce şuydu: Seçim bitti, Demokratlar kazandı, Biden Başkan, ABD demokrasisi anayasal bir sistemdir, Trump bu sonucu kabul etmeli ve Anayasa karşıtı hareketlere son vermeli. 

Buna karşılık Trump ne diyordu? Tamam, seçim bitti ama oy çalan hırsızlar ABD Başkanlık koltuğuna oturmamalıdır. Peki Trump’ın oy çalınmasına ilişkin ciddi bir delili var mıdır? Zaten itirazları yerel mahkemeler ve eyalet meclisleri değerlendirmiş, sonuç hakkında Yüksek Mahkeme karar vermişti, yani hukuki süreç işletilmiş ve 50’den fazla dava sonuçlanmıştı.

Nitekim Kongre karar verdi ve gece saatlerinde çalışarak seçim sonucunun Başkan Joe Biden ve Yardımcısı Kamala Harris lehine sonuçlandığını açıkladı, karara bağladı. Şimdi 20 Ocak’taki devir teslime kadar ne olacak, merak konusu budur. Öncü haberlerde verildi, Trump seçim sonuçlarını kabul etmişti ve 20 Ocak’ta Beyaz Saray’ı kazanan Biden’a devredecekti. 

Trump, Capitol’u basan göstericilere tepki gösteriyor, “Siz ülkemizi temsil etmiyorsunuz, hukuku çiğneyenler, bunun bedelini ödeyeceksiniz,” diyordu. Ama o zaman şu soru akıllara geliyordu, bu göstericileri bu eyleme kim sürükledi, Trump oyuna mı getiriliyordu, rakip Biden ve Trump dışında başka güçler de mi bu sahnelenen olayın içindeydi, bunları görmek mümkün olabilir miydi?

Seçim sonuçlarına göre 100 sandalyeli Kongre’de dağılım şöyle: Cumhuriyetçi 50, Demokrat 48, Bağımsız 2. Kamala Harris göreve başladığında 51 oy alabilmek için bağımsızlar önemli olacak ve halen 2 bağımsız da Demokrat tarafa meyilliler. Yine de bu dağılım, ABD’nin değişik konularda karar alması için her defasında gerginlik yaşanabilir bir durum göstermektedir.

Halen 850 Ulusal Muhafız Capitol’u korumaktadır. Şimdilik sorun yok!

Tepkiler neler?

ABD ekonomisi bu olay hiç olmamış gibi tepki verdi. New York Stock Exchange S&P 500 endeksi yüzde 1,52 arttı, Nasdaq ise 2,34. En fazla işlem gören hisse yüzde 109, 23 değişimle Future Fintech Group oldu.

ABD ve küresel medya ağı tamamen Trump aleyhine ve sert suçlayıcı şekilde yayın yaptı. En bileneni CNN, bunun dışında CNBC, The Economist, New York Times, Washington Post, Alman Der Spiegel… Bu yayın organları seçim 3 Kasım 2020 öncesi ne dediyse aynı şekilde tekrarladı ve üstüne üstlük bu olayın getirdiği rüzgarla daha da saldırgan haldeydi. Ama Trump o derece saldırılacak bir lider miydi, cevaplanması gereken bir başka soruydu.

Olay üzerine çeşitli ülke liderlerinden ve kurumlardan da tepkiler alındı. Dikkatimi çekenleri burada ifade edeyim. Kanada, Venezuela, İngiltere, Yeni Zelanda ve Almanya liderleri konuyu demokrasi karşıtlığı ve utanç verici sahneler, şeklinde açıkladılar. NATO başta, ülke liderleri “itidal” çağrısı yaptılar. Çin’den manidar Hong Kong hatırlatması geldi.

Her zamanki gibi The Economist’in meşhur karikatüristi Kevin Kal Kallaugher, Trump’ı değil ABD’yi, dünyayı yakan adam olarak göstermekteydi. Dikkatimi çeken başka bir karikatür, Antonio Rodriugez imzalı, ki bunu paylaştım, Capitol’u yakan ve oradan ayrılan Trump’ın şu 2019 yılı Todd Phillips’in film karakteri Joker’e benzetmeleriydi. Bu filmi seyredenler neden karikatürü beğendiğimi anlayacaklardır. Psikiyatri hastası ezik biri, kendini Joker olarak ilan ediyor. Gothman’da nasıl ortalığı yakıp yıktığı, sonunda halk kahramanı olduğu ve yağmacılara önderlik ettiği, devlet içindeki kokuşmuşlar ve mafya bozuntusu kişiler dahil herkesi dize getirdiği, bu filmde anlatılır.

Durum bu kadar film senaryosu gibi sonuç çıkarılacak türden değil. Ya ne? Uzmanlar, bu iç-terördür, dediler. Hatta göstericiler arasına bir kısım provokatörlerin girdiği ve durumu bu hale getirdiği de savunuldu. Her şey kamera kayıtlarında, fotoğraflarda ve televizyon görüntülerinde var, hukuken araştırılacak ve sonuçlandırılabilecek bir konudur. Ama sonuç ne şekilde halka yansıtılacak, konu ABD olunca bunu bilmek pek mümkün değildir!

Halen Anayasa’nın 25. Maddesi gereği, Trump’ın görevden alınması ve 20 Ocak’a kadar yerine Başkan Yardımcısı Mike Pence’in geçmesi tartışması yapılıyor. Demokrat kanadın şahinleri sürekli bu konuya atıfta bulunuyor ama ilk bakışta 25. Maddenin tartışmada tutulmasının Trump’ı baskı altında tutmakla ilgili olduğu da görülüyor. Ama yinde de söylememiz gerekir, orası Amerika!

Başka? Sosyal medya, Twitter ve Facebook tarafından Trump’ın sansürlenmesi konusu var. Twitter’da Trump’ın 88 milyon takipçisi var. Demokrasiye müdahalede tartışmaya açık bir diğer konudur, ama bu da oldu.

Neden?

Gelelim en önemli sorunun cevabını bulmaya. Neden oldu bütün bunlar?

Değişik tartışma konularını genel bir bakışla ele alalım: Birincisi, öteden beri ABD demokrasisi ulusalcılar ve küreselciler arasında derin bir tartışma ortamına girmiş idi. İkincisi, yine öteden bu yana ünlü isimler, filozoflar, akademisyenler, politikacılar, aydınlar, ABD sisteminin giderek yetersiz hale geldiği hususunda yazıp çizmekteydiler. Üçüncüsü, dünyada önemli olaylar meydana geldi, koronavirüs ve küresel ısınma en başlıca olanlarıdır, her cari konuya bu tür köklü sorunların etkisi yansımaktadır. Dördüncüsü, IV. Sanayi Devrimi oldu, buna göre bir dünya kurgusu şekilleniyor, hatta bu meselede ilk üç Sanayi Devrimi’nin yaşama olan etkisine bakılırsa, insanlık bu tür değişim zamanlarında çok belirgin doğal ve köklü tartışmalar içine girmektedir. Beşincisi, Çin yükselmektedir, 2035’ten sonra ABD’nin hegemonyasına son vereceği hesaplanmaktadır, bunun önüne geçmek için veya bu tarz bir küresel düzende çıkar elde etmek adına, ABD üzerinden değişik grupların bir büyük çıkar savaşı sürmektedir.

Şimdi bu beş sebepten dolayı, 6 Ocak olayına tekrar bakalım. Ama öncesinde bir hatırlatma yapalım, ABD müesses nizamı dediğimiz o yapı neden Donald Trump ile sorun yaşadı? 2016 seçimlerine kadar 8 yıl Demokrat iktidar Barack Obama ile sürmüştü. Küresel açıdan Obama dönemi belirgin bir çizgide gitmekteydi. Küresel bir değişimle ilgili hem fikir hem de uygulamada önemli gelişmeleri gördük; Paris İklim Anlaşması, İran Nükleer Anlaşması, vekalet savaşlarının başlatılması, Silikon Vadisi’nin teşviki, IV. Sanayi Devrimi gereği teknolojik ilerlemelerde vizyon ve hedefler ortaya konması, yatırımcıların buna göre teşviki, Çin ile ilişkilerde ortaklıklar, Fintech çalışmalarının başlatılması, bunlardan bazılarıdır. 

Trump nasıl seçildi? Tartışmalı oldu. 2016 seçimlerine Rusya’nın müdahalesi oldu mu? ABD müesses nizamı bu sorunun cevabını biliyordu. Mueller Raporu gereği bir süreç işletildi, bir yerde durmak zorunda kalındı. Trump ile kendi kabinesiyle ve destekleyenleriyle tersleşti. Bunların bir kısmı onun seçim kampanyasında yardımcısıydı (200 kadar emekli asker kampanyada görev aldı, ilk kabinede 9 emekli asker vardı), bir kısmı ise Obama döneminden beri Beyaz Saray’daydı (ki bunlar şahin kanat olarak bilinir). Trump kabinesini sürekli karşısına aldı, pek ABD sisteminde bilinen çok önemli isme işten el çektirdi. İlk 2 yıl Obama ne yaptıysa tersini yaptı, kararları bozdu ve Beyaz Saray’daki çalışanlarını kovdu. Sonra azil süreci başladı (Biden’ın oğlu konusuyla alakalı Ukrayna Başbakanı Zelenskiy ile görüşmelerden dolayı). Sonraki 2 yıl azil baskısı ile sürdü. Bu arada Trump aleyhinde sayısız kitap ve makale yazıldı, en eleştirilen Başkan oldu. 

Ama bir husus var ki dikkatimizden kaçmasın, Trump kendi döneminde Fed ile sürekli tartıştı. Janet Yellen Fed Başkanı oldu, Trump bunu görevden aldı. Yerine getirdiği Fed Başkanları ile sürekli sistem tartışmasına girişti. Biden bugün Yellen’in kabinesine aldı, Hazine Bakanı olacak.

ABD’de bilinmesi gereken bir nokta var: Beyaz Saray, Fed ve Capitol başka başka güçlerle dengede durur. Müesses nizam bunların gerisinde iş görenlerdir. Daha arkasında ise hepsine uygun siyasi kaplar yer alır. Ama şu açıktır, ABD’de (aslında dünyada) Fed en belirgin güç erkidir. ABD Başkanları asla Fed’e karşı politika yürütemezler, yürütürlerse cezayı hak eder. Tarihte bunun örneklerinden en bilineni John F. Kennedy’dir.

Obama’dan sonra Demokratların adayı Hillary Clinton, müdahaleli veya değil, sonuçta seçilememişti. Sorunlu 4 yıl yaşandı; pandemi, ırkçılık, işsizlik gibi ilave konular da var. NATO bile tartışıldı.

Bu kez Obama’nın Başkan Yardımcısı ve deneyimli politikacı Joe Biden, Demokrat Parti’nin adayı oldu veya yapıldı. Bilinen demokratların yanı sıra, müesses nizamın önemli isimleri, ki içinde Cumhuriyetçi ve vatansever dedikleri o kesimler de bir hayli fazladır, liberaller ve neoliberaller, küreselciler, Obama’nın devamcısı olacak biçimde Biden’ı desteklediler. Obama’nın Dışişleri Bakanı John Kerry halen Joe Biden’a açıktan yardımcı olmaktadır, kabinesinde (iklimden sorumlu olarak) görev alacaktır. 

Bu gerilim neden? İşte bütün bu yönleriyle değerlendirirsek, cevaben, bir hesaplaşma, yürünen yolda tekrar tazelenme, değişimi tamamlama, gibi hususlar var. Ama bunlar soyut ifadelerdir. Somut açıdan ise belirtilen kesimin bakış açısıyla söylersek, Trump mutlak surette cezalandırılmalıdır. Neden budur! Sonuç ifadesine bakalım.

Sonuç

Küreselleşmenin tamamlanması ve uluslararası sistemle ilerlemenin köklü tartışmasını biliyoruz. Ama belirttiğim nedenlerden dolayı Cumhuriyetçi Trump sistemle kavgaya girişmiştir. Nasıl 1963’te Başkan Kennedy ABD tarihinde bir suikast neticesinde cezalandırıldı ise (ki Soğuk Savaş vardı, SSCB ile nükleer konularda çok önemli gerilimler yaşanmaktaydı) bugün de hiç görülmeyecek biçimde, ABD tarihine girer mahiyette, demokrasi ve sistem vurgusu yapılarak, sembolik değeri çok yüksek anıtsal yapı Senato Binası (Capitol) olayıyla, Başkan Trump cezalandırılmak istenmektedir (ki yukarıda şartları ifade ettiğim gibi, önemlileriyle, Çin ile rekabet ve insanlığı ilgilendiren çok önemli konular vardır). Bu durum kimseye ters gelmemelidir, bu ABD sisteminin özel yöntemidir!

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Biden’ın MENA Politikası

DİĞER YAZI

AB-Çin CAI Anlaşması

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden