agir-silah-meselesi-ve-turk-abd-iliskileri
Ağır Silah Meselesi ve Türk-ABD İlişkileri

Ağır Silah Meselesi ve Türk-ABD İlişkileri

Okuyucu

ABD’nin PKK/PYD’ye ağır silahlar vermesi ne demek oluyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump tarafından kabul edilmesi arifesinde Türk-ABD ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına yetkililer ne diyeceğini düşünüyor olmalılar. Bu önemli hususta olabildiğince dikkatli adım atmanın yollarını araştırıyorlar. Türk Dışişleri, “Washington’a gideriz, Trump’a durumu açıklarız, ikna ederiz,” diye düşündüğünde bir eksikliğe sebep olacağının, bu gibi yaklaşımların ne ABD dış politikasını ve dinamiklerini ne de Trump’ın rolünü yeterince anlayamamak anlamına geldiğinin farkındadır.

Türk tarafının ABD dış politikalarına bakışındaki sorununun en büyük çıkmazı aslında Obama’nın yanılgı içinde olduğunu düşünmesidir. Çoğu kimseye göre Obama özellikle Suriye konusunda hatalıdır ama bu başka bir konudur. Elbette Obama ve Trump arasında çok fark vardır ama bu fark yöntemseldir. ABD’de temel stratejiler ve hedefler değişti mi de Obama’nın uygulamaları veya Trump’ın Obama’yı eleştirmesi üzerine bir politika inşa edilmeye çalışılıyor? Obama ile ABD bürokrasisi uzun vadeli stratejik konularda başka fikirde olabilecekleri dahi düşünülmüş olabilir; ama bu tür bir şey mümkün değildir. Yüz yıllık vizyon ve strateji üzerine hedefler koyan ve politika yapan süper bir gücün beş-on yılda bir değişen liderleri döneminde yanılmayı sistem olarak hazmedemez, kabul edilebilir görmez. Eğer, “Trump geldi ve iyi oldu,” diye lehte bir beklenti var ise bu da beyhudedir. Çünkü Trump, Obama’dan daha radikaldir ve gözünü kırpmadan Türkiye’yi veya politik yaklaşımlarını ters köşe edebilir. Seçim kampanyasını 200 emekli generalle yapan, kabinesinde 6-7 eski asker olan, globalistlere çeki düzen verme politikaları izleyen, The Economist’in kendisine Kral Donald benzetmesi yaptığı popülist Trump halen dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor.

Bu bakış açısıyla, ABD’nin Türkiye ziyareti öncesi yasal süreçlerle belirginleştirdiği PKK/PYD’ye ağır silah vermesi hamlesi hesapsız ve geri döndürülebilir bir konu değil gibi görünüyor. Bunun anlamı açıktır ve Türkiye bunun bilincinde olduğu halde kabul etmek istememesinde milli politikaları açısından oldukça haklıdır. Ama yine de bilinen bir kural işlemektedir; ülkeler milli stratejilerini güçleri nispetinde gerçekleştirirler.

Bu durum yakın dönemde tanık olunduğu üzere Türkiye’de yaşanan iç politik gelişmelerle birlikte okunmalıdır. Böylelikle daha gerçekçi bir sonuç elde edilecektir. Yaşanan bütün gelişmeler maalesef Türkiye aleyhine bir stratejinin sürdürüldüğünün temel işaretleri ile doluydu. Türk kamuoyu işin ciddiyetini tam anlayamamış veya parça parça haldeki bilgiler süreç içinde birleştirilememiş olabilir. Ayrıca bu anlayış farkı aynı zamanda dışarıdaki odaklarca da kendi lehlerine olacak biçimde yönlendirilebilecek bir açıklık yaratmış da olabilir.

Türkiye’nin yeni jeo-stratejik tarifi doğru yapılmalıdır. Olacakları daha önceki yazılarımda işaret etmeye çalışmıştım. Küresel silahlanma sürüyor, Savaş gelip çattı diye yazmıştım. Ortaklarla istihbarat savaşının nasıl olabileceği hususunu açıklamıştım. Trump’ın asıl hedefi Pasifik ile ilgilidir ve Suriye-Irak coğrafyasında neredeyse bağlanmak üzere olan meseleyi “çabuk halledin” der niteliktedir. Trump işbaşına geldikten sonra ABD güdümlü füzelerinin Suriye’de bir askeri üssü vurmasını hatırlayalım. Bu bir başlangıç niteliği taşımaktaydı.

İlk zamanlardan bu yana biliyoruz ki, başat güçlerce bölgede atılacak jeo-politik adımlarda meşru sebepler yaratmak adına IŞİD bir bahane oldu. Artık bunu hemen herkes kabul ediyordur herhalde. Irak’ta başından beri 35. Paralel uygulamasını ortaya koymuş olan ABD’nin hedefi Barzani’nin bağımsızlık ilanına kadarki süreci kapsamaktadır. Bu aşamada ise Suriye’de Doğu Akdeniz’e kıyısı olan benzer bir süreci Kürtlerle sürdürüp bitirmek, buna dönük altyapıyı ihdas etmek gayreti içindedir. Her ne kadar Obama başka türlü politik yaklaşım sergiliyor gözükse de bölgedeki gizli servisleri vasıtasıyla ABD’nin hedefi bağlamlında bir altyapı sürecini sürdürdüğü bellidir. Elbette Türkiye başından beri bunu bilmekte ve karşı koyucu hamlelerini yapmaktadır. Sonuçta bir politik çıkmaza doğru gidiliyorsa ve tam da bu noktada ABD’ye nasıl davranılacağı hususunda tereddütler doğmuşsa saydığımız nedenleri yeni baştan değerlendirmekte yarar olacaktır.

Diğer konu ise ABD’nin Rusya ile sürdürdüğü pazarlıktır. Bu halen devam etmektedir. ABD’nin hem bu coğrafyada hem de küresel çapta hamlelerini Türkiye ile ilişkili görmek bir yana, asıl bakış açısına göre düşünmekte yarar vardır. ABD yönetimi kendi sıkletine uygun konu başlıklarına bakarak Rusya, Hindistan ve Çin ile ilişkili süreci sürdürmekteyken, tam da bu arada Türkiye’nin ABD ziyareti öncesi Rusya, Hindistan ve Çin ile sıkı ilişki içinde görülmesi söz konusu oldu. ABD yine de PKK/PYD’ye ağır silah verme hamlesini yaptı. Demek ki stratejik bakışta belli düzeylerde orantısızlıklar var.

Bugün herkes bir diğerinin adımını takip ediyor, eğer yanlış adım atan olursa kabul etse de etmese de kaybeden oluyor. Dünya böyle dönüyor…

Kısa bir süre öncesinden başlayarak belli noktaları hatırlamakta ve sonra bu güne gelmekte yarar var. Barzani PKK’yı içine almamakla ilgili bir süreci yönetti ve şimdi Türkiye’yi yanına alarak bölgesel avantaj elde etti. PKK daha çok Talabani ile yakın idi ve onun İran sınırına yakın Kandil’de konuşlanmasının gerekçeleri kendisi adına o zaman için hesaplı bir husustu. ABD, KDP, KYB, İran, Irak bir sürü savaş içinde oldu ama PKK’nın Kandil’de yaşamasına da müsaade edildi. Özellikle başat gücün PKK’yı zamanı gelince gerekli göreceği belliydi. Hatta yıllar önce Öcalan’ı alıp Türkiye’nin kucağına bir bomba misali koyuvermişti. Türkiye bu süreci de sonradan daha iyi anlamış olmalı ki bugün idam konusunu her fırsatta dile getirmekte. Şimdi IŞİD ile mücadele bahanesi ile PKK tekrar sahnede; hem de tıpkı IŞİD eşiti bir coğrafyada hareket etmektedir. Bu vaziyet kimseye garip gelmemektedir, çünkü ikisi de taşerondur. PKK, Suriye’de PYD bölgesinde, Irak’ta Sincar’da ve Türkiye’de bilinen bölgelerdedir. Türkiye kendi topraklarında mücadelesini sürdürüyor. Kentlerdeki TAK eylemlerinde, Güneydoğu yerleşim yerlerindeki hendeklerde ve dağda askeri; politik uzantılarına dönükse hukuki bakımından mücadele sürdürmektedir. Suriye’de kantonların birleştirilmesine karşı bir hamle yapıldı ve Cerablus-El Bab cebinde güvenli bir alan yaratıldı. PYD/PKK’nın elinde ama aslında bir Arap yerleşim yeri olan Menbiç’in boşaltılmasına dönük baskılarını sürüyor. Ayrıca Irak bölgesinde Sincar’a yönelik hava harekâtı yapıldı, kara harekâtı için de hazırlıklar sürüyor görüntüsü verildi.

Peki, bütün bunlar olurken ABD Türkiye’nin yapageldiklerini hiç mi bilmiyor da PKK/PYD’ye ağır silah verme kararını onaylıyor? O halde yaklaşık 30-40 yıl geçmişten itibaren düşünüp söyleyelim, Batı tarafından PKK, Türkiye’de başka, Irak’ta daha başka kullanıldı, bundan böyle Suriye’de en güncel şekliyle bir kullanım için desteklenmektedir. ABD yasal süreçlerinden geçen ve PYD bölgesine intikal ettirilen ağır silahlar teslim aşamasındadır, bazıları ise teslim edilmiş haldedir. Bu konu bütün süreçle ilgili son noktanın konması mahiyetinde görülmelidir.

Türk heyeti Trump’ın karşısına oturunca bu bahsedilen şartlarda masada olacaktır. Politikacı ve diğer güvenlik bürokrasisi dün vardı, o masaya birkaç kez oturdular, yarın yine oturacaklar. Ve baştan beri bu sürecin içindedirler. Bu durumda, “Sorumlu bir başkasıdır,” denemez. Hatta son hamleler de yapılmıştır. ABD bütün bunları görmüştür. Türk tarafının olduğu kadar diğer aktörlerin de elinde tuttukları kartları okuyabilmektedir. Acaba Türkiye kart oyununda çok ceza puanı yememek, en az zararla turu tamamlamak peşinde mi olacak?

Nihat Ali Özcan önceki günkü köşe yazısında şöyle diyor[1]: “ABD’nin PKK’yı silahlandırması, geleceğin Suriye’sinde inşa edilecek siyasi sistem üzerinde belirleyici olacaktır. Ülkenin siyasi sınırları korunsa da yönetim biçiminin, merkezi yönetimin etki ve etkinliğinin minimum olduğu, kendi askeri gücü olan, konfederal bir yapıya dönüşeceği açıktır. Başka bir ifadeyle PKK, geleceğin Suriye’sinde silahsızlandırılamayacaktır. Bu durum, aynı zamanda PKK’nın Suriye Kürtleri üzerinde ideolojik tekel kuracağı anlamına gelmektedir. Söz konusu yeni tablonun Irak Kürt bölgesel yönetimi, İran ve Türkiye üzerinde yansımaları olacaktır.” Bu başka bir tarif yapılmasına gerek kalmayacak içerikteki bir bakış açısıdır.

Demek ki bundan böyle Türkiye muhataplarıyla PKK konusunda askeri önlemlerin çok ilerisinde ve asıl olarak politik ve diplomatik konularda karşı karşıyadır. Süreci işletenler olarak ABD’de bu bilinçte bulunulacaktır. Görüşmeler esnasında Oval Oda’da Trump şunu diyebilir: “Rakka’da var mısın? Eğer varsan benim koalisyonuma katılmalısın. Ya da oyunun dışında kalırsın…”

[1] http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/nihat-ali-ozcan/pkk-ya-agir-silah-vermek–ne-istedigini-bilmek-2448845/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

EREP

DİĞER YAZI

Liderlerin Beyaz Saray Görüşmesi

Politika 'ın son yazıları