Çağımızın Dinamik Güç Parametreleri

Politika

Eğer jeopolitik ve jeostratejik meseleler üzerine yeterince düşünce üretilemiyorsa, uygulamada başarılı olmak, öne geçmek ve kazanmak da mümkün olmuyor. Çünkü önde giden ile ilerleyen arasındaki makas sürekli açıldığından takip giderek güçleşiyor. Zaman içinde bu bir kopuş haline dönüşüyor. Bugünkü güç üreten dinamik parametreler hakkında tartışacağız. Bu alanda akla gelebilecek parametreler içinde gelişmelere bağlı olarak bir seçki yapma ihtiyacımız var. Genelde ifade edilenler ve çokça bilinenler şurada dursun, bugünün öne çıkan dinamik parametreleri küreselleşme, ekonomi, çevre, nükleer, enerji, uzay, teknoloji, silah, diplomasi, iletişim ve insandır. Başka bir açıdan bu dinamik güç parametreleri aynı zamanda çatışmanın da konusudur. İşte bu dinamik parametreler güç unsurlarına etki ederek temel ayrımları işaret etmektedir.

Dinamik güç parametreleri analizini yaparken basit bir format kullanacağım. Jeopolitik ve jeostratejik konularda dünyadaki durumu kabaca açıkladıktan sonra, Türkiye’nin şartlarıyla ilgili ulaştığı noktayı da işaret edeceğim. Böylelikle okurlar, “Neredeyiz, ne yapmamız gerekir?” gibi soruları kendileri cevaplama imkânı bulabileceklerdir.

Küreselleşme

Güç mücadelesi içindeki oyuncular daha önceleri ulus devletler ve paktlar iken, bugün buna küresel şirketler ve anonim unsurlar da katılmıştır. Küresel şirketlerin etkinliği çok yüksek seviyede ve değişik boyutlardadır. Hem üretimde değişik coğrafyaları ve kolaylıkları aynı anda kullanırlar hem de tüketimde kendileri için gerekli düzenlemeleri yaparlar. Böylelikle politika, psiko-sosyal, teknoloji, ekonomi başta hemen her alanda etkilerini hissettirirler. Bunun yanı sıra küreselleşme etkisiyle ortaya çıkan ve ne zaman, nerede etkili olacağı pek kestirilemeyen anonim grupların etkisi de küresel manada yer bulmaya başlamıştır.

Küreselleşmenin etkisi daha da derinleşecek gözükmektedir. Buna dönük gerekli dönüşümlerin yapılması sürecinde ayrıca bir gerilim hali ortaya çıkmaktadır. Örneğin küreselciler ile ulus devlet yapıları içten içe çekişme haline girebilmektedir. Küreselciler ulus devletler içindeki değişik odakları, anonim unsurları, medyayı ve vekaletçileri devreye sokarak kendilerine göre kaotik ortamları hazırlayabilecek güce ve deneyine ulaşmışlardır.

Türkiye’nin küresel çapta başı çeken ve marka olan bir şirketi henüz yoktur. Bu tür küreselleşme konularında ayrıca planlama yapılmalı ve hedef konmalıdır. Bu konuda şimdiden bir şey yapılamıyorsa, küreselleşmenin getirdiği bu yeni güç odaklarının olumsuz etkilerini azaltmak ve gerekli odaklarla işbirliği halinde fayda üretmek yolu seçilebilir. Eğer Türkiye küreselleşmenin etkilerinin muhasebesini yapamaz ise diğer bütün güç parametrelerinde zaafiyet yaşayabilir.

Ekonomi

Ticaret Savaşı dendi ve bu düzlemde kıyasıya ABD-Çin rekabeti yaşanmaktadır. Bu rekabetten küresel çapta etkilenme söz konusudur. Ancak en azından kullanılan argümanlar, gereçler ve sonuçları itibarı ile bu Ticaret Savaşı’nın ötesine geçen, esasen bir Ekonomik Savaş olarak işaret edilebilecek bir konudur. ABD, Çin renminbisi üzerine yoğun bir yaptırım uyguluyor. Savaş finansta dolar-renminbi ile gelişiyor. Bütün bunların üzerine politik tavırlar var ki işte bu da bize ortadaki büyük çekişmenin tarifini yansıtmaktadır. ABD doları silah olarak kullanmaya başlayalı beri büyük rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Birçok ülke acaba doların bu baskısından nasıl kurtuluruz diye arayış içine girmiştir. Diğer yandan dünyadaki doğal gelişim mevcut paraya dayalı değerleme sisteminin de değişmesi gerektiğini tartışmaktadır. Şu an belki de büyük bir değişim arayışının sadece başlangıcındayız ve bu bile dünyayı germeye yetmektedir.

Bu şartlarda Türkiye Uzak Doğu piyasalarından daha fazla etkilenir olmuştur. Zaten ABD’nin doları kullanarak baskı yapması söz konusuydu. Avrupa olup bitenden kendini korumak istese de Brexit tartışmaları sürdükçe belirsiz bir ortam yarattı. Bütün bunlar birleşince finansta başka bir rüzgârın esmekte olduğunu anlamak gerekiyor.

Çevre

En büyük çevre konusu küresel ısınma oldu. İklim değişikliği, küresel ısınma ve çevre felaketi konuları gündemden düşmüyor; çünkü oluyor. Bunlar giderek yuvamız dünyayı canlılar ve özellikle insanlar için sorunlu hale getiriyor. Bu bir tarafa, dünyada Arktik Kıta diye yeni bir büyük kara parçası daha ortaya çıktı. Bunun yanı sıra Arktik bölgede yeni bir deniz ulaştırma güzergahı kullanılmaya başlandı. Pasifik’ten Atlantik’e bu yeni denizyolu ile zaman kısalıyor. Rusya, Çin Kuzey Avrupa ve ABD bu durumda yeni bir paylaşım savaşı daha vermek zorunda kaldı. Kuzey Buz Denizi olarak bildiğimiz bu bölgede yeni gerginlikler yaşanacak gibi görülüyor. Uygulamada Çin’in Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifi’nin bir kolu da Arktik bölgeden geçmektedir. Bu durumda ilk bu yola göre projeler Çin’den gelmeye başladı. Diğerleri buna göre pozisyon almaya başlayacak.

Türkiye iklim değişikliklerinden fazlasıyla etkilenmeye başladı. Nispeten yükse platolara sahip Türkiye coğrafyasının imkanları iyi değerlendirmelidir. Ayrıca su kaynakları ve tarım alanları ile ilgili acil planlar yapmalıdır. Yaşam alanları olarak kentlerdeki imkanlar daha farklı projelendirilmelidir. Bunlar altyapı konularıdır. Ancak Arktik bölgede yeni oluşan alanlarla ve imkanlarla ilgili dolaylı etkilenme içinde kalınacak görülüyor. Hint Okyanusu’ndan Akdeniz’e geçerek Atlantik’e bağlanan klasik deniz-yolu bu şartlara göre yeniden düzenlenmelidir. Türkiye bu yeni düzenlemede kendi üstüne düşen kolaylıkları hazırlamalıdır. Ayrıca Çin’in Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifi çerçevesinde ana kol olarak kullanılacak Modern İpek Yolu’nun Doğu Akdeniz’de kavşak oluşturacağı aşikârdır. Türkiye bu gelişen jeopolitik şartlara göre pozisyonunu geliştirmelidir.

Nükleer

Kitle İmha Silahı (KİS) sınıfından nükleer silahlar, atma vasıtaları, platformlar, başlıklar yeniden güç gösterisi alanında yerini almaya başladı. Temel dengesizlik konusu Çin’dir. Çin’in nükleer silahları ve füzeleri üretmeye başlaması, bunu belli bir sayının ve imkânın üzerine çıkarması üzerine, küresel kampların durumu zorlanmaya başlandı. Halen Asya’da Rusya, Kuzey Kore, Çin, Hindistan ve Pakistan nükleer kabiliyete sahiptir. Ortadoğu’da İsrail bu imkanla politik üstünlüğünü kullanmaktadır. İran dengeleyici olarak ortaya çıksa da şartlar onu bu noktada bir alana sıkıştırmak istemektedir. Bu alanda belirsizlik devam etmektedir.

Türkiye sınıf atlamak, dünyada tam egemen ve caydırıcı olmak istiyorsa nükleer silahlar konusunda ilerleme kaydetmelidir. Stratejik güç mücadelesi klasmanında yet tutmak gerekiyorsa bu konu sanki gerekli gibidir. Ancak konu risklerini göğüslemek için de fazlasıyla çaba gerektiren güçlükleri barındırmaktadır.

Enerji

Fosil yakıtlar üzerinden sürdürülen savaşlara devam edilen dönemi henüz bitiremedik. ABD bu konuda dünyada enerjiyi ve enerji yollarını kontrol ederek egemenlik mücadelesi yürüten bir temel stratejiyi benimsemiş haldedir. Her ne kadar yenilenebilir enerji kaynaklarına dönülmesi bağlamında büyük bir çaba söz konusuysa da halen fosil yakıtlar önemli bir kullanım alanı bulmaktadır. ABD, Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı, OPEC’i kontrol etmektedir. Rusya ve İran büyük kaynaklara sahiptir ve kendi politikalarını sürdürmektedir. Avrupa enerji ithal eden bir kıtadır. Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Çin de enerji ihtiyacı yüksek olan ülkelerdir. Ancak Çin bu konuda diğerlerine kıyasla kendi çözümlerini üretmek için biraz daha çaba içinde olmuştur. Ortadoğu enerji deposu ve güzergahı halindedir. Ortadoğu’da hâkim olan dünyada egemen olur. Yeni dönmede nisbeten bakir olan Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetleri başlatılmıştır. Bu alan bir uçta Avrupa ve diğer uçta İsrail için alternatif kaynak kullanım imkanları yaratmaktadır. Birçok önemli şirket bu bölgede alışmaya başlamıştır. Çin, Pasifik’ten Adriyatik’e uzanan Modern İpek Yolu’nda Doğu Akdeniz’de hangi ortaklıklarla yürüyeceğini belirlemenin eşiğindedir. Enerjide bir konu da enerji depolama teknolojilerinin gelişmesidir. Bu insanlığı bulunduğu yerde de mobilken de kendini idare edebileceği bir kapasite verimliliği konusudur.

Türkiye halen enerji fakiri bir ülkedir. Bu durum Türkiye’yi Rusya’ya, Körfez Ülkeleri’ne ve İran’a karşı bağımlı hale getirmektedir. Fazlasıyla performans harcadığı halde ekonomisini istenen ölçüde şahlandıramamaktadır. Doğu Akdeniz’deki kaynaklar Türkiye için de bir ümit kaynağı niteliği taşımaktadır. Bunun için Türkiye bir yandan Kıbrıs ve komşularıyla Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sorunlarını çözmekle, diğer yandan ise sondaj faaliyetlerini kendi kabiliyetleriyle sürdürmekle ilgilidir. Türkiye yenilenebilir enerjide teknolojiyi dışarıdan almaktadır. Bu nedenle enerji giderleri istenen seviyede aşağı çekilememektedir. Üretimde Türkiye kazancının büyük bir kısmını satın aldığı enerjiye ve bu alandaki ürünlere bağlamaktadır.

Uzay

Uzay konusu giderek gelişmektedir. Uzay Savaşı başladı bile. Henüz uzaydan saldırılar yok ama başat ülkelerde Uzay Komutanlıkları ihdas edildi ve bunlar boşuna değildir. Uzayın insani boyutta kullanımı, araştırma-geliştirme faaliyetlerinin sürdürülmesi, uydularla bir network oluşturulması, iletişimde daha kapsamlı ve etkin bir ortam hazırlanması, internetin çok ileri imkanlara kavuşturulması, fırlatma sistemlerinin geliştirilmesi, uzay yolculuklarının planlanması gibi konuların varlığını biliyoruz. Hatta ABD tarafından uzaydaki koloniler için kanun çıkarıldığını bile biliyoruz. Kafamız karışmasın, çok gelişme var uzayda; ancak bunlar aynı zamanda rekabetin ve çatışmanın yolunu da açan konulardır. Çatışma ateşli, lazer, elektromanyetik düzeneklerle tetiklenebilecek şekillerde yerden uzaya, uzaydan uzaya ve uzaydan yere olarak geliştirilmektedir. Uzay, Siber Savaş için de bir harekat alanıdır.

Türkiye uzay konusunda daha fazla gelişme göstermek zorundadır. Uzaydan koptuğu oranda yeryüzü bağımlısı bir boyutta kalacaktır. Üstündeki stratejik baskının yüküyle hareket alanı daralacak ve baskıyı bütün hailiyle üstünde hissedecektir. Acilen büyük projeler için ortaklıklar kurmanın bir yolunu bulmalı ve bu konuyu öğrenerek geliştirmek durumundadır. Yanlış anlaşılmasın, savaş deyince ordular uzaya çıkacak ve orada uzay savaşı yapacak demiyorum, uzaydaki boyutla kavuşulan yeni teknolojik imkanlar yerdeki zenginliklere etki edecektir. Yeni bağımlılık/bağımsızlık denklemleri uzay boyutundaki gelişmelerle de düşünülmesi gereken bir konudur.

Teknoloji

ABD, Almanya, İsrail, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, Hindistan, Japonya ve Çin en önemli teknoloji üreticileridir. Bunlardan birkaçı bile savaşta giderek gerilerde kalmaya başlamıştır. Bazıları moda ve tasarım konularını öne çıkarmışlardır. Ama kapsamlı ileri teknolojilerle küresel çapta insanlığın günlük yaşamının baskı altına alınmasında ve yönlendirilmesinde ABD ve Çin büyük bir rekabet halindedir. Buna küresel teknoloji ve lojistik7pazarlama şirketleri ilave etmek gerekir. ABD bu yapıdaki rekabete resmen Teknoloji Savaşı adını vermiştir. Teknolojideki ilerlemeler bütün diğer parametreleri desteklemektedir. Finans, ticaret, silah, enerji, uzay, sosyal yaşam, iletişim, kültür gibi tüm beşerî alanlar için teknoloji öncüdür. İsteseler de istemeseler de yapıp ettiklerinin sonuçlarına bakılırsa, ABD ve Çin bu alanda hakimiyet kurmakla, insanlığın genel yaşamında belirleyici olacak çalışmaları yaratmanın mücadelesi içindedir. Öncelikle ABD ve Çin toplatıcı hüviyetteyken diğer teknoloji üreten bileşenler destekleyici ve az da olsa kendi ürünleriyle kazanç elde eden olmaktadır. Bu savaş alanında Rusya geçmişte altyapısını kurduğu metalürji, kimya, silah, nükleer, enerji, siber, uzay teknolojilerinden istifadeyle adaptasyonu güçlü biçimde gelişim göstermekte, bu alanda koşarak giden ABD ve Çin’in peşini bırakmamakta ve çok iyi bildiği jeopolitik hamle yapma becerisini de kullanarak konumunu giderek ileri taşımaktadır.

Çok çalışmak gerekiyor. Eğitim yine işin başı konumunda! Teknoloji konusunda da bağımlılıktan kurtulmak şarttır. Dördüncü Sanayi Devrimi oldu, etkisi gelişiyor. Yeni ürünler ve kavramlar bunun göstergesidir. Entegre devreler, mikroçipler, hassas madenlere dayalı metaller ve alaşımlar, kimyasal çözümler, kompozitler, yüksek karbon teknolojileri bilinen konulardır, buna ilave olarak sanal alanda da imkanlar geliştirilmelidir. İlk planda Yapay Zekâ, Büyük Veri, Bulut Teknolojileri, Nesnelerin İnterneti, Öğrenen Robotlar ve Kuantum gibi alanlarda yazılım ve donanım üretmek gerekiyor. Türkiye üreten makineleri üretecek öğrenen robotların sahaya indiği bir dünyada kendi alanını belirleyerek hedef koymak zorundadır.

Silah

İşte Siber Savaş, Uzay Savaşı, Ekonomik Savaş, Teknoloji Savaşı derken bir de bunların ötesinde Savunma Sanayii konularının geliştirilmesi bağlamında, hem çeşitli ürünleriyle piyasaların baskılanması söz konusuyken hem de savaş alanlarının baskılanması gerçeği ortaya çıkmaktadır. Savunma Sanayiinin kendisi caydırıcı bir unsurdur, kazanmanın en hızlı ve güvenilir yoludur. Silahlanma konusu, sürekli gelişmeyi gerektiren ve bu yolla ilerleme sağlanan, insana özgü klasik bir yöntem olarak bilinir. Silah sanayii teknolojilerin gelişimine de etki eder. Savunma Sanayiinde var olmayanlar stratejik güç mücadelesinde bağımsız olamazlar. Politikadan sosyo-ekonomik konulara varana dek her türlü etkileşimin ana kalemi olarak silah sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Yine bu konuda ABD başı çekiyorken, Rusya yeniden imkanlarını geliştirme noktasına ulaştı. Çin de benzer tempoyla gelişim gösterdi. Dünyada dengeler değişiyor. Halen silah piyasası Ortadoğu ve Asya-Pasifik bölgesini pazar olarak geliştirmiştir. Bu pazarlar üzerine büyük çatışma ve gerginlikler söz konusu olmaktadır. Asya-Pasifik gelecekte başka bir çatışma alanı olmaya adaydır.

Türkiye Savunma Sanayii alanında bir ivme yakalamıştır. Örneğin Beşinci Nesil Uçak diyoruz. Bu nedir? Uçan bilgisayar gibi basitçe tarif edilen bu silah sistemi o denli karmaşık ve teknolojik bir entegrasyondur ki bunu imal etmeyen ölçüsünü de bilemez. Hatta iki sistem arasındaki farkların gerçek şartlarda nasıl üstünlük kazandıracağını hesap edebilmek bile bir seviye göstergesidir.

Diplomasi

Dünyada diplomasi çok başka yöntemlerle ilişkilendirilir olmuştur. Dinamik, çok boyutlu ve katmanlı hale gelmiştir. Diplomasi önceden sahayı zorlayacak düzenekleri hazırlayarak kaotik ortamlarda, değişik enstrümanları aynı anda kullanarak hızla geliştirilen temaslarla uygulanmaktadır. Bir defa şunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor, “Gri Bölge”de mücadele etmek durumundayız. Yani esasen ortada ilan edilen bir savaş yok, ama savaş varmışçasına büyük bir çatışma, değişik enstrümanlarla gücü sahaya aktarmak söz konusudur. Aynı zamanda diplomatik uygulamalarla hasma kendi istediğinizi kabul ettirmek söz konusu olmaktadır. İnsan psikolojisi, sosyolojik analizler ve gelişen teknolojik imkanlarla kamuoylarını etkileme teknikleri, bu alanda fazlasıyla kullanılmaktadır.

Bir örnek vereyim: Eylül 2019 başlarındayız. ABD ile Suriye’de Güvenli Bölge kapsamında Kara Devriyesi başladı. Amaç 5-7 Ağustos’ta belirlenen Ankara Mutabakatı çerçevesinde faaliyette bulunmak. Aynı günlerde ABD, PKK/YPG unsurlarına dağıtmak için Irak-Suriye sınır kapısı Semelka’dan tırlar dolusu silah ve malzemeyi geçirmeye devam ediyor. Yine aynı günlerde ABD Ticaret Bakanı Ross Ankara’da üst düzey yetkililerle ticaret rakamlarını artırmak için planlı görüşmeler gerçekleştiriyor. Yanlarında da ABD’den gelen bir savunma sanayii şirketi sahibi var. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müttefikimiz bizim için değil terör örgütü için güvenli bölge istiyor,” diyor. Birkaç saat sonra ABD’den, “S-400 teslimatından dolayı Türkiye’ye yaptırım uygulanabilir,” şeklinde karşılık geliyor. Bundan önce S-400 alındı diye ABD, üterim ortağı ve proje bağlamında hakkı olan F-35’leri Türkiye’ye teslimatını askıya almıştı. Trump ve Erdoğan Eylül sonu Birleşmiş Milletler’de görüşme yapacaklar. Durum şu, hemen her şey olabilir, ama diplomasi kesilmiyor. Buna post-modern diplomasi de denebilir.

Türkiye diplomaside klasik anlayışları yıkmak adına yapısal ve algısal bir değişimi göstermiştir. Ancak Kamu Diplomasisi ve Yaratışmış Gerçeklik alanlarında daha fazla çalışması gereken bir süreç yaşamaktadır. Esasında diplomasinin çekirdeğindeki güç toplumsal birlik ve beraberliktir. Dışarıdan bu çekirdeğin deformasyonuna yöneltilmiş etkiler varken bilinçlenmeyi tam da bu noktadan başlatmak gerekir. Eğer çekirdek sağlamsa diplomaside aktif olunabilir. Hukuk, ekonomi, güvenlik, psiko-sosyal, iletişim, politika alanlarında kırılganlıkların ortadan kaldırılması gerekirken, karşı hamleler planlanıyorken hasmın bu noktalarına isabet kaydedilmesi gerekmektedir. Gri Bölge içindeki çatışma veya rekabette diplomasi aynı anda sahada varlık göstermeyi de gerektirmektedir. Bu nedenle sahaya gerekli kuvveti yerleştirecek kadar niteliksel ve niceliksel kaynakların hazırlanmış olması önemlidir. Aksi halde hasım tarafından zafiyeti hemen görülür ve o noktadan itibaren istismarlar başlar.

İletişim

İletişim gelişmiş teknoloji konusu olmuştur. Bugün iletişim, kapsamı, hızı, nüfuzu, boyutu, etkisi, uygulama yöntemleri sürekli gelişmekte olan bir alandır. İletişim gereçlerinin altyapısı uzaya çıkarılmıştır. Örneğin Elon Mask Space-X şirketiyle yakın zamanda atmosfere uydulardan network kurma ve interneti tamamen kontrolüne alma projesine başlamıştır. Çin ise Micius uydu ve 5G teknolojisi ile karşı atakta bulunmaktadır. sonuçta iletişimin hedefinde sadece bilgi aktarma ve paylaşma yoktur. İletişim ile diğer bütün alanların kolaylaştırılması da planlanmakta, küresel kültürün geliştirebilceği düşünülmektedir.

Türkiye iletişimi ilgili gereçlerin alım satımıyla ilgili dar bir alana sıkışmış görülmektedir. Ancak bu konu sos-kültürel, üretim/tüketim ve diğer pek çok konuda sorun çıkaracak potansiyeldedir. Özellikle teknoloji ve altyapı olarak Türkiye gerekli adımları atmak zorundadır.

İnsan

Asıl olan insanın evrimleşmenin/gelişmesinin devam ettiği konusudur. Ancak bu gelişmenin negatif değil, pozitif yönde olmasına dönük bilincin belirginleştirilmesi gerekmektedir. Hatta pozitif gelişmenin meydana geleceği ekosistemin doğal ortamın dinamikleri dahilinde, bilinçli bir şekilde insan eliyle yaratılabilmesi gerekmektedir. Sonuçta bugün insanla ilgili görüntüleme teknikleri, mikro biyoloji ve psikoloji alanındaki gelişmeler, insana ait tanımları, teşhisleri, davranış biçimlerini, günlük alışkanlıkları yönlendirmeleri bahislerini ele alıyor. Beklentiler, yaşam biçimleri, alışkanlıklar, sosyal düzen bir savruluşa değil, pozitif yöne odaklanarak, zamanı ve mekânı iyi kullanarak yönlendirilebilmelidir, beklenti bu merkezdedir.

Bu çok genel yaklaşımı neden ifade ettim? Sonuçta bu dünya bir insan gezegenidir. Bütün dinamik güç parametrelerinin insani değerleri göz ardı etmeden gelişmesi gerekiyor. Bu bağlamda gücün belli bir kesimde toplanması talebi var. Bu talep politika ve ideoloji gibi konuların gelişim yönünün belirlenmesinde bir olumsuz sapma yaratmamalıdır. Medeniyet denilen temel bir konu üzerinden sürdürülen hakimiyet esaslı savaş için yeterince adil ve insani değerleri koruyan çabalara yönelmek gerekmektedir.

İnsan için sağlık parametreleri ne kadar önemliyse, huzur ortamını muhafaza edebilmek de o kadar önemlidir. Korkuyla ve terörle bir sonuç elde etme yöntemi ne kadar olumsuzsa, bununla çıkar elde etme yöntemini benimsemek de o denli olumsuzdur. Maalesef insanlık bugün politik gerekçelerle insanı bir tür malzeme, gereç, aparat olarak görmektedir.

Türkiye insana dair temel bir tanımı olan ülkedir ve Türk kültürü bu şekilde değerlerle doludur. Bu bakımdan halen dünyaya örnek olacak örnekleri de özveriyle gerçekleştirmektedir. Ancak kendini günün koşuşturmasına kaptıranlar ile çıkarcı bazı çevreler eline geçirdiği fırsatları kullanarak ve temel doku ile değerleri hiçe sayarak hiç de kabul edilmeyecek fiilleri işlemekteler. Halbuki bu milletin asıl gücü birlik ve beraberliği, savunduğu kültürel değerleridir. Buradaki kırılmalar daha sonra çok büyük kayıpların da kapısını aralar.

Dinamik güç parametrelerine bakıldığında Türkiye’nin kat etmesi gereken çok yolu olduğu anlaşılacaktır. Zira Türkiye bu coğrafyadadır ve bu coğrafyanın özellikleri ve dinamikleriyle özgünleşmiş haldedir. Her ne yapılacak ise bu coğrafyanın imkanları ve riskleri ile değerlendirilecektir. Çok çalışmak gerekir, toplumca kenetlenmek bir mecburiyettir. O halde Türkiye’nin en önemli gücü insanıyla alakalı görülmelidir. Bunu başkalarının oyuncağı yapmamak hemen herkesin kutsal ve değişmez görevidir.

Sonuç

Psiko-sosyal, coğrafi, ekonomik, ulaştırma ve iletişim, politik, askeri, bilimsel ve teknolojik güç gibi Milli Güç Unsurlarının içine dahil olan bu dinamik parametreler ile yeni bir okuma yapmak şarttır. Dinamik şartlara adaptasyonda geri kalmamak gerekir.

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Hangi Suriye?

Nasıl bir ülkeden bahsediyoruz? Beşar Esad nasıl bir lider? Çok geçmiş tarihlere,
DÖN BAŞA