demokrasiyi-kurtarmak
Demokrasiyi Kurtarmak

Demokrasiyi Kurtarmak

252 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

İleri demokrasilerdeki seçimlerle Venezuela gibi ülkelerdeki seçimler arasında farklılıklar oluyor mu? İleri demokrasiler bu sorunun cevabını verirken, kendi tehditlerini açıklıyor ve popülizm, milliyetçilik veya il-liberalizm gibi kavramlarla boğuşuyor. Bu tehditlerin halka olan etkisini ise enformasyon ve dezenformasyon bağlamında ele alıyor. Örneğin petrol üreticisi Venezuela, yapılacak bir seçimde demokrasi açısından bir varlık meselesi veya baka tehdidi olacağını söylüyor. Başkan Nicolas Maduro’ya saldırıların her alandan gelmekte olduğunu söylüyor. Burada ileri demokrasilerdeki benzer sorunlar dışlanmıyor, ilave olarak tehditler güvenliği, siber saldırılar, ekonomik saldırılar, uluslararası hukuk saldırıları, politik saldırılar olarak çeşitleniyor.

Önce Batı’nın ileri demokrasi (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa…) tarafına bakalım. Onların güvenlik veya terörle ilgili konuları Venezuela gibi düşünülemez. Eski Başkan Hugo Chavez 2013 yılında ölür ölmez petrol şirketlerinin başlattıkları bir kampanya var, Venezuela yönetimi kolonicilerde kalsın diye. İşte ileri demokrasilerin bu tip sorunları hiç olmuyor. Zaten kolonici olanlar kendileri.

Chavez karizmatik bir liderdi, onu zamanında alaşağı edemediler, ama sonrasını düzenlemenin mümkün olabileceğini düşündüler. Dolayısıyla Chavez’in devamcısı görünen Maduro’ya, seçim sonucunda Başkanlık koltuğuna oturalı beri, bu tür sancılar yaşatılıyor. Bu eşitsizliği görmezden gelerek seçimlerdeki çerçeveyi sadece popülizm ve liberalizm tartışmaları ile geçiştirmek haksızlık olur.

Ancak ileri demokratik ülkeler tarafından desteklenen Juan Guaido’nun söylediği bir hayli ağır: “Venezuela’nın bekasına tehdit bizzat Maduro’nun kendisidir.” Bu fikri desteklemek için halka, dolayısıyla seçmen sürekli propaganda yapılıyor, ekonomik, güvenlik, siber, vs. yöntemlerle etkide bulunuluyor. Guaido, ileri demokratik ülkeler tarafından taltif edilmiş ve parlatılmış olarak Caracas’a taşınmış biridir, muhalefet lideri olarak kullanılmaktadır.

Şimdi ABD Başkanlık seçimlerine Rusya’nın etki edebildiğini, buradan yola çıkarak siber tehditleri etraflıca konuşmamız gerektiğini ben ve benim gibiler uzun uzadıya anlatabilirler. Dahası Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un safahatını da anlatmak mümkündür. Batıda eskiden beri lobicilik gibi manipülatif etkisi olan, enformasyon ve dezenformasyon üreten ve yayan kurumlar zaten vardır. Bunlarla bağlantılı çalışan medya organları vardır. Şimdi bunların birçoğu küresel çapta hizmet vermektedirler. Teknoloji ilerlemiş, manipülasyon ses ve video yoluyla, geniş kitleleri etkileyecek biçimde, çok hızlı bilgi aktarabilmektedir. Arada arz-talep dengeleri dahi kurulmuştur. Sosyal medyada manipülasyon malzemesine reklam ekleyenler bile vardır. Sahte ve gerçek söylem, gerçek ve yaratılmış gerçek, kamusal ve bireysel ifadeler, uzmanlık ve yaygınlık gibi pek çok kamp sürekli devrede tutulmakta ve demokratik tercihlerin bir tarafa yönlenmesine imkân sağlamaktadır. Ama demokrasi içinde kalınmakta ne liberal yapı ne de küresel piyasalar zarar görmektedir. Olsa olsa demokratik çürümüşlük, popülizm ve milliyetçilik akımları artmaktadır. Ama kimse ülkesindeki kaynakları başkaları tarafından kullanmakla karşı karşıya değildir. Örneğin Avrupa Demokrasileri Koruma Ajansı gelip Venezuela’daki konulara salt Fransa’da veya İngiltere’de yapılan seçimler veya hak oylamaları gibi bakmasın.

Herkes biliyor, demokrasinin bir kültür işi olduğunu ve eğitimin çok önemli olduğunu. Asıl beka meselesinin buralardan geçtiğini de söylemek mümkün. Ama ortada bir vakıa varsa bunu görmezden gelmek kimin işine yarar?

Venezuela dünyanın ileri gelen petrol üreticisidir (OPEC Bulletin, Haziran 2017’ye göre: Dünyada bilinen petrol rezervlerinin yüzde 24.8’i, 302.25 milyar varil Venezuela’dadır. Doğalgazdan da bahsedelim, dünya rezervinin yüzde 3.1’ine sahiptir, 5.7 trilyon metreküp), en büyük petrol alıcısı ABD’dir, OPEC üyesidir, petrol fiyatlarının belirleyicilerindendir ve maalesef bugün fiili saldırı altındadır.

Konu ne, ekonomi mi? Konu ne, kötü yönetim mi? Konu ne, kolonici bir başkanın olmaması mı, petrolcülerle işbirliği yapmaması mı? Konu ne, Maduro mu? Değiştir Maduro’yu, dengeler yerleşene kadar bir komisyonla ülkeyi yönet, kredi musluklarını aç, ver halka ilave maaş, ticaretin temposunu artır, bir-iki yıl görece rahatlık ve huzur havası estir… Bu bana ister istemez Türk demokrasisinde yaşanan, küçük bir olayla meydana gelen hükümet sorunundan sonra ortalığın toz duman olmasını, çözüm olarak Kemal Derviş’in getirilmesini ve işlerin küresel bağlamda rayına oturtulması sürecini hatırlattı doğrusu.

Soğuk Savaş sona erdi, aradan otuz yıl geçti. Soğuk Savaş’ın galibi vahşi kapitalizm, neo-liberal taraf, Batı demokrasisi olmuştu, bu kavramları aklımızdan çıkarmayalım. Otuz yıl başta ABD olmak üzere galip ülkeler boş mu durdu? Sovyet yayılmacılığı tehdidi ortadan kalkınca başka türlü müdahaleler söz konusu oldu, hatta Rusya ve Çin içinde bile neo-liberal kapitalist değişim böyle oldu. Solcu Chaves de öldü! Bütün bunlardan ders çıkaramayanların değişime dayanması mümkün mü? Konumuz demokrasi ya, Maduro hangi gücü arkasına alacak, kendi halkının yarısı şu anda küresel güçlerin el altından dağıttığı paralarla sokağa çıkmaktayken? Bir sürü manipülasyondan, dezenformasyondan ve akıl veriyorum görüntüsü altında başka amaçları devreye sokma girişiminden sonra bir ülke “benim doğrum bu” diyemeyecek mi?

Batı’nın ileri demokrasileri örneğin Irak’a veya Afganistan’a ne için geldi? Ortadoğu’da Arap Baharı nasıl gerçekleşti? Şimdi Batı, en iyi geleneğimiz diye işaret ettiği ileri demokrasi kültürünü kendine tekrar anlatmakla meşgul. Hatta kendi içinde, buna ait bir ölçme birimi oluşturabilir miyim diye düşünüyor. Bundan amaçları, liberal demokratik ideallerin korunmaya değer olduğunu kanıtlamak. Bu ileri demokrasi savaşında geride şüphe bırakmayan stratejik bir vizyona ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar. Belki Soğuk Savaş sonrası geçiş dönemde çıkardıkları derslerden bunu düşünmeye gerek duydular. Belki Rusya, Hindistan ve Çin gibi ülkeler giderek güçlendikçe ve kendilerine rakip oldukça dünyayı şimdiden belli bir çizgiye getirmenin hesabı içindeler.

Küresel geçiş dönemi bitti, bitiyor… Venezuela gibi ülkeler henüz başkalarının egemenliklerine baskı oluşturacak güce gelmedi. Bilakis onlara uygulanan baskılara rağmen, kısmen de olsa, yerel düzenleri korumanın savaşını veriyorlar. Başka ülkeler de bu olup bitenlerden ders almalıdır. Gelişmekte olan ülkeler ileri demokrasi kültürünü yerleştirmek adına Batı’nın tecrübesinden yararlanmak zorundadır. Diğer taraftan ise küresel değişimin dinamiklerine göre acil tedbirler alınmalıdır. Ekonomik, siber, askeri, hukuksal, politik saldırılara dirençli mekanizmalar kurulmalıdır. Retorik bir yere kadar, gerçekten halkın idrakine ve ihtiyaçlarına karşılık gelebilecek sosyo-ekonomik programlar inandırıcı biçimde ülkeye yerleştirilmelidir. Çünkü demokrasi bıçak sırtı gibidir. Halk derinlemesi ve ileri vadede olacakları düşünemeyebilir. Üstelik dezenformasyona da açıktır. Bugün Venezuela bunu derinden hissetmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Keşmir Sorunu Nereye Kadar Büyür

DİĞER YAZI

Suriye’de 400 ABD Askeri

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden