Doku Bozumu

5 Şubat 2024
Okuyucu

Bu makale Ortadoğu’da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Filistin, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.

Tarihten silinen birçok kavim var. Bunların durumu tıpkı doğanın temel kuralı misali gelişiyor: Zayıfların yaşama şansı yok! Bu önemli bir gerçek iken stratejiden habersiz liderler, zamana meydan okumaya çalışırlar, üstelik tarihi değiştirebileceklerini zannederler. Bu duruma inanan ve liderin arkasından giden yığınlar olur. Tarihsel yok oluşu görmek için elbette birkaç insan ömrü yetmeyebilir. Dolayısıyla yaşanılan zamanın ölümcül etkileri hemen görülmeyebilir. Az insan bu gidişatın farkındadır. Tarih onlara bir fırsat verir ise liderlik edebilirler ve toplumlarını yok oluştan kurtarabilirler.

Ben bu dünyanın tarihinden bahsediyorum, kutsal kitaplarda yazdığı gibi “öteki dünya” ile ilgili herhangi bir şey söyleyemem. Söylerim diyen de yok zaten! Sadece kendi inancını ileri sürenler var. Eğer bu tür konulara stratejik yönden baktığınızda, bu dünyanın gerçekleriyle ilgilisinizdir. Hem sonrasını bilen olmadığına göre…

Sümerler, Akadlar, Elamlılar, Babiller ve Asurlular kitaplarda kalmasın. Mısır, Fenike, Hitit, İyon, Urartu uygarlıklarına zamanı ve hayattaysalar sonrası dönemlere iyi bakın. Uzun dönemli Persleri ve çok kısa dönemli Makedonyalı İskender’i inceleyin. Romalıları ezbere bilgilerle geçmeyin, bu bölgede neler yaptıklarına ve neler gördüklerine dikkatlice bakın. Roma dönemi çok belirleyici! Devlet idare şekillerine, iktidar ve halk ilişkilerini, o dönemlerde hangi fikirlerle, ne üzerinden siyaset yapıldığını ayrıntılı biçimde inceleyin ve düşünün. Hatta, dini fikirlerle bir millet yaratma ve devlet nizamını belirleme stratejisiyle hareket eden toplulukların nasıl hayatta kalabildiğine ve geliştirildiğine, bir din düşüncesinden başka dinlerin çıkmasına ve bunlarla önce bölgenin, sonra dünyanın siyasal şekillenmesine bakın. Orta Çağ ve Aydınlanma düşüncelerine gelin, iyi inceleyin.

Örnek olması bakımından size basit sorular sorayım, Suriye denilen coğrafyanın mazisi ne, yerlileri kimler, iyi biliyor musunuz? Benzer soru, Lübnan dediğimiz yerin yerlileri kimler? MÖ 2400’lerde Yahudiler neredeydiler, hatta böyle bir tanım var mıydı? MÖ 1.400 yılında Araplar neredeydiler, MS 400 ve MS 1.400’de neredeler? Siz hiç tarihte iz sürdünüz mü? Haritayı önünüze alıp baktınız mı? Ama eminim, bana şimdi aslında döneminde hiç olmayanı var gösteren içerikte birçok hikâye anlatabilirsiniz. Bin kişiyi, bir milyon kişiymiş gibi de anlatabilirsiniz…  

Hangi medeniyetler hangi stratejilerle gelişiyor, hangileri tarihe gömülüyor? Krallıklar, imparatorluklar, ittifaklar, savaşlar, derken bugüne gelin. 

Onun için strateji ile ilgilenenler, iyi derecede tarih, felsefe, sosyoloji, ekonomi ve askeri konuları bilmek zorundadır. Ama biz bugün herkese, çıkarcılık nedeniyle, bir unvan verebilmekteyiz.

Bugün Ortadoğu’da olanlara bakıldığında düşünmeden edemiyorsunuz; bir tarafta din faktörü öne çıkarılarak bir savaş yapılıyor. Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, hatta Sünni, Şii, vs. fark etmiyor. İlk bakışta iki tür düşünceniz oluyor: Ya gerçekten inanç ile hareket ediliyor, ya da din kullanılıyor. Bu tartışmalı bir konudur. Ama konu ülke, güç, iktidar, politika, liderlik, yani insana özgü bir iddia içeren türden ise bunlar oluyor, tarihte bunlar görüldü, yeni değil.

Yakın döneme bakın ve hızlıca gözden geçirin, Soğuk Savaş, yani İki Kutuplu Dünya bittikten sonra, Ortadoğu’da neler yaşandı? Savaşlar, çatışmalar, terör, yağmacılık, bölücülük, yasadışı her türlü suçun örgütlü biçimde işlenmesi, liderlerin iş bilmez olmaları, güçlü ülkelerin daha akıllı davranıp elini kolunu bu güçlü jeopolitik alana sokmaları için rekabete girişmeleri… 

Neticede bugünlere geldik ve yarına nasıl bakılabilir, hep birlikte düşünüyoruz. 

Ama hemen her gün tanık olunan, şu sözü edilen iddialara ve olaylara, karşılıklı açılardan bakın: Din ve mezhep çatışması var mı? Bunu iddiayla ileri süren liderler var mı? Bölge insanlarının üzerine çullanan büyük güçler var mı? Akıl karıştırıcı türden teknolojik saldırılar yapılıyor mu? Propaganda ve ajitasyon oluyor mu? Her güç hemen her gün bir füze fırlatıyor mu? Kim ne yapıyor, amacı veya fonksiyonu ne?

Buradan, bu dünya için, stratejik bakış açısıyla bazı sonuçlar çıkarmak zorunda kalsanız, neler söyleyebilirsiniz?

Hatırladım da bir yerde, “strateji kazanmak içindir,” dedim. “Kazanım stratejisi” diye bir konudan söz ettim, hatta bunu Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle ABD açısından etraflıca yazdım. Kendine şımarıkça konuşma atmosferi yaratılmış sözcülerden şiddetli eleştiri aldım. Eleştiri bilimsel olsa amenna! Şöyle dediler: Kim kazanmış ki!.. Bunların kazanmayı farklı tarif ettikleri belli ve zamanın içinde kaybolmuşlar…

Benim tartışabileceğim türden birer uzman değil bunlar. Adının önünde bilimsel veya politika manasına gelen unvan taşıyor olsalar bile. Bana göre tarih önünde, insanlık ve hatta bu bölgedeki insanlar adına düşünebilirsiniz, bunlar acımasızlar, suç işliyorlar, masumları ölüme sürüklüyorlar, sonra ah vah diyorlar… Bakın haberlere, “şu kadar masum insan öldü,” diye çetele tutuyorlar. Keşke ölmeseydiler! Yangına körükle gidilmeseydi! Eğer konu inanç ise söyleyeyim, bunlar şeytanla birlikte hareket ediyorlar!.. Ne karşılığında? Bu, şan, şöhret, her ne türdense, dünyalık karşılığı olan bir iş mi? Üzülerek söylüyorum, bu doku bozumunun liderleri, politikacıları ve bunların yaptıklarını temize çıkarmak için görev yapanlar, bu masumların bugün yaşamıyor olmalarından veya yaşasalar bile çok zor şartlara itilmiş olmalarından sorumlular. Belki bu söylediklerimi bir-iki nesil sonra hatırlayıp hak verenler çıkacaktır.

Kimleri görmedik ki? Yine yakın döneme bakın: Reagan’ı, Clinton’u, Baba ve Oğul Bush’u, Obama’yı, Trump’ı, Biden’ı, Thatcher’i, Major’u, Blair’i, Brown’u, Cameron’u, May’i, Johnson’u, Sunak’ı, Gorbaçev’i, Yeltsin’i, Putin’i, Pehlevi’yi, Humeyni’yi, Saddam’ı, Kaddafi’yi, Baba ve Oğul Esad’ı, Abdullah’ı, Abdülaziz’i, Selman’ı, Sedat’ı, Mübarek’i, Mursi’si, Sisi’si, Peres’i, Şamir’i, Rabin’i, Şaron’u, Barak’ı, Natanyahu’yu, Arafat’ı, Abbas’ı… Saymakla bitmez. Bunların her biri lider; ama nasıl? Doku bozumu için kimler ne yaptı, düşünsenize?

Perslerin soyundan gelen İranlılar, güya stratejileri gereği, kendi nüfuzuna aldığı vekilleriyle haklı bir savaş yapıyor! O insanların içinde eli silah tutanlar ile tutmayanları ayrı düşünün, karşısındaki güçlerin elindeki silahları da alt alta yazıp toplayın, yani bir güç mücadelesi yapın, sonra zamanı çalıştırın, zaman içindeki değişen kazanç ve kayıpları takip edin, bir süre sonra elde edilen sonuca bakın. Buna basitçe simülasyon çalışması denir. Bu ve bunun gibi birkaç sağlam senaryonuzu gerçek bilgiyle geliştirin, sonra simülasyon programlarıyla sonuç ne oluyor bakın. 

Konuyu İranlılarla bırakmayın, doğrudan ve dolaylı güçleri tek tek ve ittifaklar halinde, senaryolara göre analiz edin. Buradan yola çıkarak hangi stratejiyi belirlemeniz gerektiğine dair bir senteze gelin. 

Analiz-sentez, hesap edin diyorum… Ama yine de ölmeyi veya masum çocukların ölümünü görmeyi tercih edecekseniz, bu sizin politikanızdır, bu politik karardır, ben buna karışamam. Dahil olduğum konu bellidir: Strateji hesap işidir, önce tarihten ders alın, felsefeniz tutarlı olsun, hangi güçler kimleri öne sürüyor, buna dikkatlice bakın, sonra adımınızı kararlı biçimde atın, baştan kaybetmeyin. Neden? Baştan kaybedileceği belli bir atılımdan, kazanım veya zafer çıkmaz, kayıplar çıkar?

İran ve Rusya yerinde durmaya devam edebilir, iktidarı değişse de… Mısır da öyle… İsrail, Doğu Akdeniz’e yayılıyor ve bir kolu Körfez’e uzandı bile… ABD ve İngiltere başta olmak üzere başat aktörler ne kaybediyor ki? Birkaç uçak düşse, birkaç askerine mermi isabet etse, diyelim birkaç gemisi yara alsa, ne olur ki? Hatta böyle olduğunda başat aktör kendine, müdahale etmek için meşruiyet bile buluyor. Yani başat aktörün bilerek bombalarını üzerine çekmek bir strateji olabilir mi? Bunu bir yaygarayla görmezden getirmek isteyenlerin bir başka stratejisi olabilir mi? Ama şu Irak’a, Suriye’ye, Lübnan’a, Filistin’e, Yemen’e, hatta Libya’ya baksanıza… Verilen kayıp çok büyük! Arap Baharı itibariyle on yılı çoktan geçti… Ortalık terörist (PKK, IŞİD vs.) ve suç örgütü kaynıyor. Yetim çocuklar travmalı ve eğitimsiz, zor şartlarda büyüyor. On yıl sonra bugünün eli silahlı grupları nerede olacaklar, nereye saldıracaklar, bunları bilen var mı, hesap belli mi? On yıl sonra başat güçlere yeni meşru saldırı imkanları için şimdiden yatırım yapanlar mı var? Bunu neden söylüyorum? Böyle oldu: Körfez Savaşları zamanında travmalı büyüyen Iraklılar sonunda eli silahlı oldular!.. Bugün ABD ve İngiltere bunların tehdidini işaret ederek ortaya çıkan meşruiyeti kullanıyor.

İşte size “doku bozumu” dediğim şey bu. Ortadoğu’da bir tarafın dokusu, çeşitli güçlerin planlarına dayalı veya elde ettikleri fırsatları iyi değerlendirmek suretiyle, saldırı altında, sürekli bozuluyor. Ayakta kalmayı hesap edenler: Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, diğer Körfez Ülkeleri, Mısır, İran, Ürdün, İsrail… Bunların “dünyalık” stratejileri var! Bu ülkeler az çok 2040’larını (bazı projeler 2070 tarihinde bitecek şekilde) planladılar, yatırımları belli: Enerji, finans, lojistik, altyapı, teknoloji… Bunlardan bazıları siyasi, bazıları nüfuz alanı sınırlarını geliştiriyor ve sağlamlaştırıyor, gelişmek adına yeni ittifakların peşindeler. Bölgede bombardımana tutulan ülkelere (Suriye, Libya, Lübnan, Yemen, Gazze, Irak…) karşı üstünlük sağlayan, burayı istikrarsızlaştıran, yaşam mücadelesi veren halkları “ne deseler yapacak” türden bir duruma getiren, yukarıda isimlerini sıraladığım ülke liderlerine bakın. Bunlar (ABD, İngiltere, İsrail’e, Suudi Arabistan vs. liderleri), zaman içinde kendi stratejilerini (ulusal stratejilerini) üst üste koyarak, başa kim geçerse geçsin, üç aşağı beş yukarı belli politikalarla hedeflerini ele geçiriyorlar (iştirak etseniz de etmeseniz de onların uyguladıklarına bakarak düşünün). Suriye, Libya, Lübnan, Yemen, Filistin, Irak için düşünün, bunların stratejileri ne? Onlara “haydi yürüyün” diyenlerin olacak da kendilerine ait bir stratejileri olmayacak mı? Sonuçta birer insan olarak bizleri derinden üzen ve etkileyen bu doku bozumuna tabi tutulanlar, tarihte nerelerde olabilirler? Doku bozanlara karşı cephede kimler saf tuttu, ellerindekiler neler? Vaatler mi? 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Devlet-dışı Aktörler

DİĞER YAZI

Emperyalizm

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
84 views

Devlet-dışı Aktörler

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir.
77 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
112 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
155 views

Ortadoğu Cephesinde Büyük Güç Mücadelesi

Bu makalede ABD-Çin arasındaki güç mücadelesi, stratejik ve jeopolitik meseleler tarif edilecek, şu an yaşanan bölgesel gelişmeler ele alınacak, NATO, Rusya ve Ukrayna meselelerinin son durumları incelenecek, esasen bölgede İsrail ve İran’ın durumu üzerinde tespitler yapılacak, sonuca giderken de Türkiye açısından değerlendirmede bulunulacak. Amaç, çok kritik hale gelen bölgesel tansiyonu bütünüyle incelemek olacak.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme