Devlet-dışı Aktörler

3 Şubat 2024
Okuyucu

Günümüzde devletlerin yanı sıra devlet-dışı aktörlerin (nonstate actors – NSAs) artışla ve etkinlikle dünya gündeminde olduğunu görüyoruz. Diğer yandan bunlar hakkındaki yaklaşımların birer politik argümana dönüşmesi nedeniyle, ister istemez bir istikrarsızlık hali ortaya çıkmaktadır. Burada gayet karmaşık ve çoklu denklemlerle ele alınabilecek yapılardan bahsediyoruz. Oldukça zorlu bir durum. Şimdi gelin bu konuyu inceleyelim, biraz olsun netleştirelim.

Konumuzun çerçevesinde devlet içi ve dışılık ile meşruiyet ve gayrimeşruluk halleri olacak. İnceleyeceğim başlıklarda en üstte, devlet-dışı gayrimeşru aktörler, olacak. Dolayısıyla incelemeyi takip ederken bu ana temayı hep aklımızda tutalım.

Devlet-dışı Aktör Nedir? 

Önce genel bir tanım yapalım. Devlet-dışı aktör, önemli siyasi etkiye sahip olan, ancak herhangi bir ülke veya devletle irtibatı olmayan bir kişi veya kuruluştur. Başka bir tanıma bakalım. Bu tür bir aktör, hükümete bağlı olmayan, hükümet tarafından yönetilmeyen veya hükümet tarafından finanse edilmeyen kuruluşları ve bireylerden oluşan toplum kesimlerini içerir. 

Devlet-dışı aktörlerin çıkarları, yapıları ve etkileri büyük farklılıklar göstermektedir. Örneğin, bunlar arasında kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, işçi sendikaları, sivil toplum kuruluşları, bankalar, şirketler, medya kuruluşları, iş dünyasının önde gelenleri, halkın kurtuluş hareketleri, lobi grupları, dini gruplar, yardım kuruluşları ve şiddet yanlısı devlet-dışı aktörler yer alabilmektedir. Bunlar arasında şirketler, özel finans kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının (STK’ların) yanı sıra, paramiliter ve silahlı direniş grupları da olabilir.

Devlet-dışı aktörler başka kalıplarla da anılırlar. Örneğin, ulus-aşırı veya ulus-ötesi aktörler, hükümet-dışı aktörler (nongovernmental organizations – NGOs) veya hükümetler-arası örgütler (intergovernmental organizations -IGOs), gibi. Ayrıca paralel-devlet yapısı şeklinde organize olanları da vardır. Bunların her birinin özellikleri ve amaçları farklıdır, ama birbirine yakın birçok noktayı bulmanız da mümkün olabilir.

İki tür aktörden bahsediyoruz: Devlet-dışı aktörler uluslararası sistemin kabul ettiği meşru yapılar halinde de olabilirler. Diğer ise, istenmeyen, gayrimeşru, uluslararası sistemi bozan yapılar da olabilirler. O halde önce meşruiyeti olanlara dair birkaç cümle kuralım, daha sonra gayrimeşru olanlara bakalım. 

Meşru Devlet-dışı Aktörler

Meşru aktörler, uluslararası sistem ve demokrasi açısından gereklidir, bütünüyle küresel sistemi güçlendirici ve destekleyici unsurları içerir. Hatta istikrar ve gelişme için hükümetler tarafından teşvik edilmesi gerekir.

İki çeşittir. Birincisi devletler veya hükümetler nezdindedir, ikincisi ise uluslararası alanda hizmet veren sivil inisiyatiflerden oluşur. Önce birincisine bakalım. Devletler ve hükümetler nezdinde meşruiyet şöyle oluyor: İki veya daha fazla sayıdaki meşru devlet, belli bir amacı yerine getirmek için bir araya gelerek, aralarında meclisleri tarafından onaylanmış bir anlaşmayla dünyaya ilan edilmiş, işletimi yasal dayanaklara bağlı olan oluşumlardır. Örneğin belli sayıda petrol ihraç eden ülke bir araya gelerek OPEC’i kurabilirler. Hatta Birleşmiş Milletler bile bu şekilde tarif edilebilir.

İkincisine örnek, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Kızılhaç, Kızılay Federasyonları, vs. olabilir. Şu kadarını bilelim, bunların bütçesi dahil, her yönüyle denetlenmesi söz konusudur, amaçları dışında faaliyet yapamazlar, siyasi eğilimleri olabilir, ama bu hiçbir zaman insanlığı ve bir kesimi hukuki dayanağı olmayan şekilde karşısına alamaz. Yani şiddet, suç, terör, baskı, zorlama, gayrimeşru yollarla gelir elde etmek, yolsuzluk, vs. yok; her şey uygulamanın olduğu ülkedeki yasalara uyarak yapılır. Örneğin şuna bakabilirsiniz, hangi ülkede olursa olsun, bir dini kuruluş bağış toplarken karşılığında yasalara uygun bir belge veriyor mu, vermiyor mu?

Gayrimeşru Devlet-dışı Aktörler

Asıl tartışma istediğimiz konuya geldik, şimdi gayrimeşru tarafı inceleyeceğiz. Bu, meşru yapılardan tamamen farklıdır. Gayrimeşru aktörler, uluslararası sistem açısından yüktür ve tehdittir. İstikrarsızlık yaratırlar, istismara açık alanları beslerler. İnsanlığın ve toplumların sağlıklı olabilmesi için hükümetler tarafından gerekli önlemlerin alınması gerekir. Önlemlerin alınmasında hükümetler-arası işbirliği ve dayanışma gereklidir.

Gayrimeşru devlet-dışı aktörler, zayıf veya otorite eksikliği olan devletlerin olduğu yerlerde daha fazla görülür. Meşru devletin dışında bir organizasyona sahiptir. Organizasyonu büyük ölçüde devletinkine yakın araçları gerektirir. Örneğin devlet gibi sembollere sahip olabilir (bayrak, marş, vs.), lideri ve yönetim sistemi vardır, parti oluşumuna sahiptir, kendi içinde kabul gören ve uygulanan bir yazılı veya yazılı olmayan yasası olabilir, bütçesi vardır, vergi veya bu adla yasadışı gelir toplayabilir, ithalat-ihracat yapabilir, kayıt-dışı ürünleri kullanır ve bunların dolaşımında köprü olabilir, bir paramiliter güce sahip olabilir, hatta yerel iç güvenlik teşkilatı da olabilir. Dış destek alan da almayan da olabilir, ama dış destek aldıysa daha fazla etkili olabilir. Etkili olma biçimi içeriye ve dışarıya şeklinde değişir. Devlet-dışı aktörler ta ki ülkede yönetimi tamamen ele geçirip meşrulaşana ve uluslararası sistemde tanınır olana kadar gayrimeşrudur. 

Aşağıda bazı başlıklarla gayrimeşru devlet-dışı aktörlerin yarattığı sorunları inceleyeceğiz. Ancak bir ikazım olcak, örneğin istihbarat, partiler gibi başlıklara incelediğim hususlar, elbette ki devlet için elzem, meşru ve demokrasi ile insan haklarına hizmet ederler. fakat bu tür tanımları kullanarak gayrimeşruluk sistemi, istikrarsızlık veya devlet içinde ancak uzantısı yönüyle devlet dışında olan haller de olabilir. Sizler bu başlıkları dikkatlice değerlendirin.

Gri Alan Operasyonu

Buna, gayrimeşruluğu teşvik ve uluslararası sistemi istismar, şeklinde bir başlık da atılabilirdi. Güç mücadelesi içindeki ülkeler ve farklı özellikleri ve amaçları olan aktörler, gri alanlarda, nüfuz veya çıkar alanlarında, sürekli birbirlerine planlı hamleler yaparlar. Aslında buralara gri alan da denebilir. 

Temel başlıklarla ifade edecek olursak, sahada, terörizmi kullananlar, vekalet savaşı yapanlar, paralı askerleri resmi olmayan alanlarda kullananlar, gibi operasyonlar ve projeler görülebilir. Örnekler vereyim. Örneğin, Suriye’de veya Libya’da Rus paralı asker grubu (Wagner) bir yanlış bayrak (fals flag) operasyonu yapabilir. IŞİD ile mücadele adı altında ABD, Suriye’yi ikiye bölecek projeleri gerçekleştirebilir. Afrika’da Fransa’nın eski sömürgesi bir ülkede yönetimi ele geçirmek isteyen bir grup desteklenebilir, böylelikle darbe teşvik edilebilir ve burada yeni bir düzenin kurulması için çalışmalar başlatılabilir.

Paralı Asker Şirketleri

Antik dönemden bugüne, Romalılardan Mısırlılara, ABD’den Rusya’ya, ülke demokratik olsun veya olmasın, paralı askerler bilinir, kullanılır. Ancak meşru savaş ve güvenlik kontratlarına dayanırsa, hukuken sorun yoktur. Ancak istismar, istikrarsızlaştırmak, sömürmek, çıkar elde etmek, hukuksuzluk yaratmak, insanları yoktan yere katletmek, terör yapmak, vekâlet savaşlarını körüklemek, kötü politikaların aparatı olmak, gibi işlerde bakılırsa, paralı asker şirketleri pek de sicili iyi görünür halde değillerdir.

O zaman şöyle ifade edelim, paralı askerler, meşru da olabilirler gayrimeşru da, devlet içinde de olabilirler dışında da, burada niyet, hedef, çıkar ne, bunlara bakmak gerekir.

Vekalet Savaşı

Son dönemde kendinden fazlaca söz ettiren bir konudur. Özellikle İran’ın Ortadoğu’da sürdürdüğü vekiller üzerinden nüfuzunu genişletme faaliyetlerinde hedef ne bunu tam anlamak mümkün olamamaktadır. Bir yandan İsrail ve ABD ile savaş yapıldığı işaret edilmekte, diğer yandan bölgenin istikrarsızlaşmasına sebep olunmaktadır. 

ABD de vekilleri kullanıyor. IŞİD (bunun cidden planlı şekilde tanımlanmış bir sim olduğunu düşünenler var, Irak-Şam İslam Devleti, bugün oluşan kaosa bakılırsa, işlevi hakkında da tereddütler var, diyeler çıkabilir,) ile mücadele adı altında özellikle Suriye’de PKK/YPG/KCK terör grubu ABD ve İsrail politikalarını gerçekleştirecek türden bir yapıya dönüştürülmekte, buna Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denmekte ve sonuçta bölgenin istikrarsızlaşmasına neden olunmaktadır. (PKK ve IŞİD birer terör örgütü, ama SDG değil diyen bir ABD ve Avrupa var.)

Lübnan Hizbullah’ına bakalım. Lübnan “bitik ülke” kategorisindedir. Lübnan devlet yapısı yanında bir de Hizbullah örgütü vardır. Hizbullah’ın başkanı (Nasrallah), paramiliter güçleri, partisi, bayrağı, marşı, hukuku, koruma kuvvetleri, bütçesi vardır, vergi toplar ve kendi gümrüğü vardır. Bugün en az üç Afrika ülkesi ile ithalat-ihracat gayri-resmi yapabilir. Örneğin resmi faturası olan aracı alıp satamaz, ama tavuk veya yumurta alıp satar. Silah üretir (roket fabrikası var; ayrıca limanda patlayan depolanmış patlayıcıları anımsayın), üretimleri için diğer gayrimeşru organizasyonlara malzeme tedarik eder. İran ile doğrudan bağlantılıdır. 

ABD ve başka devletlerin SDG dediği ama bilindiği gibi aslı PKK/YPG/KCK olan terör örgütüne bakalım. Suriye “bitik ülke” kategorisindedir. ABD kontrolünde ve himayesinde olan, şu an Suriye’de belirgin şekilde Fırat’ın doğusu bölgesinde yerleşik, maaşlı, eğitimden silaha her türlü desteği alan bir örgüt zaman içinde planlı biçimde geliştirilmiş ve bugün ülke kaynaklarına ortak haldedir. Vergi toplamak, petrol üretimi yapmak, kaçakçılık yapmak, ticaretten komisyon ve haraç almak, vs. gelirleri vardır. Kendi idaresinde olan kuruluşlara ve sembollere sahiptir. Bütçesi, paramiliter güçleri ve çeşitli çalışanları vardır. ABD tarafından yılda yaklaşık 150-300 milyon dolarlık bütçeyle desteklenirler, CENTCOM’a bağlı güçlerce korunurlar. ABD, bu örgüt üzerinden anayasal olarak bölmek istediği Suriye’de, bunlara “özerk bölge” statüsü verilmesini sağlama planını sürdürmektedir. Bu örgüt, Suriye’de yasal Esad yönetimiyle, yine Suriye’de sözüm ona bu ülkeyi koruma anlaşması adı altında konuşlanan İran ve Rus güçleriyle irtibatlıdır, onlarla maddi ilişkilerini açıkça sürdürürler.

Ben bu satırları yazarken ABD, Irak ve Suriye’de Ketaib Hizbullahı olarak bilinen İran destekli gruba yönelik kapsamlı bir operasyon düzenledi. Elbette, yaklaşık bir hafta önce Ürdün’deki Kule-22 ABD askeri üssüne (yeri Ürdün, Suriye, Irak sınırı kesişim noktasında) saldırı neticesinde ölen 3 Amerikalı askerden dolayı, misilleme yapılacağı açıklamaları, buradan elde edilen meşrutiyeti hepimiz anlayabiliyoruz. Aklıma şu geldi, sonuçta ABD, Ürdün’deki saldırıdan aldığı meşruiyet üzerine, bir vekil grup olan Hizbullah’a hem Suriye hem de Irak’ta saldırırken, esasında kendi vekili SDG’ye alan açmış olmadı mı, Suriye’de projesi olan SDG’nin emniyeti açısından bir hamle gerçekleştirmiş olmadı mı? Düşündürücüdür. Bakın vekiller üzerinden meşruiyet hali ve sahada siyasi düzenlemeler gerçekleştirilebiliyor.

Terörizm

Burada, şiddeti, terörizmi, Troçkist terör biçimini ve siyasal terörü uzun uzadıya açıklamak mümkündü. Diğer yandan, 11 Eylül saldırısı ile başlayan ve Bush’un ilan ettiği “Küresel İslami Terörle Savaş” adını verdiği süreci incelememiz de gerekebilirdi. Ama bunları biliyor olmalısınız. Zamanımızda terörizm kullanılan bir aparat halindedir. Bu şekilde söyleyip bırakayım.

Ben bunu İran’ı her yaptığını savunan Lübnanlı bir Şii iş insanına açıkça sordum, ABD ve İsrail hakkında ne düşünüyorsun dedim. Cevap: “Bunlar meşru terörist devletlerdir. İran bunlarla baş etmek için direnişçilerle sürdürülen mücadele biçimini tercih ediyor, Kudüs Gücü, Kasım Süleymani, bu direnişçileri örgütledi, halen desteklemekte,” dedi. Ama bakın, ABD ile İran’ın çatışma alanları kendi topraklarında değil, başkalarının yaşadığı ve giderek sorunlarının derinleştiği topraklarda, istikrarsız ve gri bölgelerde gerçekleşiyor. Bu nasıl bir mücadele biçimi, diye sormadan geçemiyorsunuz!

Bir dönem ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (IRGC) terörist örgüt ilan etti. IRGC, İran’ın meşru bir gücü. ABD, Kasım Süleymani’nin, ki Bağdat’ta drone saldırısı ile öldürdü, Ortadoğu’daki faaliyetlerine bakarak, İran gibi meşru bir devleti terörist ilan etmek yerine, onun bağlısını terörist ilan etti. Birincisi, devletler hakkında terörist deseniz de uluslararası hukukta bunun yaratacağı bir meşruiyet yok, gerekli meşruiyeti sahadaki gerçekliklere bağlı olarak, gri alanlardan istifadeyle terörist ilan ederek hukukileştirebilirsiniz. İkincisi, devletlerin terör listeleri esasında politiktir. Üçüncüsü, IRGC veya buna benzer tanımlanmış diğer politik ve silahlı örgütlere gayrimeşru devlet-dışı aktör sıfatıyla bakıldığında, bunlar tam da vekalet savaşı ve gri bölge amaçları için kullanılan aparatlardır. Örneğin, şimdi benzerlikten istifadeyle şöyle bakın, PKK/YPG/KCK’dan dolayı SDG bir terör örgütüdür, aparattır ve gayrimeşru devlet-dışı aktör (Şam yönetimiyle bağlantısı yok); ama ABD ve Avrupa bunu kendi projesi için bu örgüt, Suriye halkı nezdinde (sözüm ona) terör örgütü IŞİD ile savaşan Suriye halkının inisiyatifiyle hareket eden bir meşru devlet-dışı aktör biçimde tanımlanmaktadır.

Yıllar içinde PKK terör örgütü bölge için en kullanışlı aparat konumuna getirilmiştir. PKK terör örgütü Türkiye’de kuruldu, gelişti. Irak’a, Kandil’e taşındı, daha sonra KCK ile bölgesel oldu. Bir dönem, Baba Esad zamanında, Suriye’de PYD/YPG ile belirgin şekilde Türkiye’ye karşı oldu, kurucu terörist Abdullah Öcalan’a ev sahipliği yaptı. PKK, Öcalan ve onun yanındakiler aynı zamanda Suriye’nin amaçlarına hizmet etti. Oğul Esad zamanında yine Suriye’de bulunuyor. Esad bu teröristler için, iç savaşta IŞİD ile mücadele ettiğini ve Türkiye’nin (sözüm ona) karşı faaliyetlerinde hizmet verdiğini düşünüyor. ABD ve Avrupa kadar Rusya ve İran da bunu kullanıyor. Bu örgüt ABD ve Avrupa desteği kadar, Rusya, Suriye ve diğer ülkelerden de destekle bugün ayaktadır, istismarın ve istikrasızlaştırmanın her noktasında vardır. Silah ve uyuşturucu satar, yasadışı para toplar, çocukları kaçırır, öldürür… Yani bu teröristle öyle veya böyle politik amaçlar için de gri bölgede kullanılabilirdir.

İç Savaşlar

Ortadoğu ve Kuzey Afrika örneğini ele alalım. Arap Baharı denilen süreçle beraber, bugün özellikle Yemen, Libya ve Suriye gibi ülkelerde önemli istikrarsızlıklar yaşanmaktadır. Bir dönem İsrail’e kafa tutan Suriye bugün iç savaşın içerisinde ve bölünmenin eşiğindedir. Bir dönem dünya petrol piyasasının ana aktörlerinden olan Libya, aynı şekildedir. Yemen’i öne çıkaran Kızıldeniz ve Aden Körfezi bölgesidir. Husilerin etkisiyle, Suudi Arabistan dahil, Körfez Ülkeleri bir bölgesel savaşın içindedir, çünkü zaman zaman saldırılara maruz kalmaktadırlar. Bu bölge hem uluslararası taşımacılık hem de petrol fiyatları üzerinde oynamaların görülebildiği jeopolitiğe sahiptir. Bugün karşı karşıya olunan tablonun asıl çıkış noktası, Arap Baharı ile başlayan iç savaşlardır. Bu durumda bahsettiğimiz bölgede iç savaşlar kendi içerisinde vekilleri, terörü ve istikrarsızlığı üretmektedir. Bu durum neyi çağırıyor?

Ortadoğu’da iş savaş en çok Libya, Yemen, Suriye gibi bugün kangren olmuş haldedi ülkelerde etkili oldu. Buna Lübnan da eklendi. ABD bunlara “bitik ülke” demektedir. Dikkat edelim, bunlar birer bitik ülke ama meşru devlet ve bu nedenle meşruiyete esas her yönünden faydalanılabilir; gayrimeşru faaliyetlerin planlanması ve projelendirilmesi için de bir çalışma alanı hüviyetindedir. Buralarda işler düzelebilecekken bile çeşitli (meşru) ülke ve güçlerin politik hedefleri için bir gri alan, çıkar alanıdır. O halde aparatlar nelerdir? Plana göre, meşru ve bazen de gayrimeşru devlet-dışı aktörler sahaya sürülür…

İstismar Politikası

Gri alanı ifade ettim, şimdi de istismarı açıklayayım. İstismar politikaları aşısından bakıldığında, örneğin popülizm, demokratik-meşruiyet içinde gösterilen, ama aslında baskıcı politikalarla dayatılan, bir gayrimeşru durumu ortaya çıkarabilir, Türkiye’de ise tam olarak böyle oldu. Burada istismar edilen demokrasidir, durumu çıkara dönüştüren ise popülizmdir. Gayrimeşru devlet-dışı aktörler hemen her alandadır. Buna en iyi örnek, bir dönem Türkiye’de siyasal olarak meşru zeminde gelişen, hatta devlet kademelerince teşvik gören, ama daha sonra kanlı darbe girişiminde bulunan, ülkede neredeyse iç çatışma atmosferini yaratan, FETÖ’dür; ki buna daha sonradan Paralel Devlet Yapılanması (PDY) adı verildi. Resmi dokümanlarda FETÖ-PDY şeklinde tarif edildi. Bu yapı, hukukta, yargıda, kamu hizmetlerinde, mülki faaliyetlerde, savunma alanında görülen örtülü teşvik aslında tamamıyla bir gayrimeşruluk haliydi. Gayrimeşruluk kendiliğinden gelişmedi, zamanla, görünür faaliyetler zinciriyle oldu. Neler var? Yolsuzluklar, usulsüz para toplanması, kendi banka hesaplarının bankacılık mevzuatı dışında kullanılması, ihalelerin kendilerinden olanlara verilmesi, yanlı atama ve terfiler, kadroların usulsüzce doldurulması, hukuk düzenin bozulması, toplumu bölme girişimi, haksız yere suç isnat etme faaliyetleri, medyayı baskı aracı olarak yönlendirmeleri, halkı fişlemeleri, bazı mahrem devlet bilgilerinin yurtdışına çıkarılması, gibi. Örneğin; suçlu suçsuz gösterildi, suçsuz ise suçlu oldu, ama ülkede demokrasi var görünmekteydi, siyasi partiler, STK’lar, vs. hepsi tamdı hatta planlı şekilde yenileri ortaya çıkarılıyordu, medya da büyük ölçüde ele geçirilmiş idi.

Partiler

En zor konu da budur, partiler! Parti bir örgüttür, örgüt ise partidir. Parti politika yapar, bir davası, ideolojisi ve amacı vardır. Parti, esasen halk idaresi için temel siyasal örgüttür, mutlaka gereklidir. Devlet-içi sistemler açısından ve meşruiyet için, devletin anayasası ve hukuki zemini tam devrededir. Siyasi kararlarda ve değerlendirmelerde halk iradesi, sandık, vs. önemlidir. Hatta demokrasi dediğimizde de buna önem veririz. Peki bu durum nasıl istismar edilebilir?

Vekil örgütlerin, terör örgütlerinin, bunlarla bağlantılı olanların, istikrarsızlığı yaratanların, bölücülerin, paralelcilerin, meşru imiş gibi gösteri yaptıkları alan neresi? Bu yine partilerle olmaktadır. Bu sanki bir aldatmaca değil mi? Bu durumda bazı partiler vardır devlet-içidir ve meşrudur, bazıları ise devlet-dışıdır ve gayrimeşrudur!

Çok uç noktadan örnek vereceğim. Burada meşruiyete, devlet-içi hale ve istismara bakın: İnsanlığın hafızasına kazınan ve bir daha olmaması için tarihe gömülen Adolf Hitler’i hatırlayın. O da seçimle işbaşına geldi, bir partisi vardı, Nasyonal Sosyalizm ile sonuçta dünyaya Faşizmi yerleştirdi, istilacı savaşlarda milyonlarca insanın ölümüne neden oldu.

PKK terör örgütüne bakın, adı bir parti, Kürdistan İşçi Partisi. Bu terör örgütünün, Kürdistan Toplulukları Birliği (KCK) tarifi gereği bölgede, Türkiye, Suriye, İran, Irak’ta uzantısı meşru zeminde partileri ve Avrupa ülkeleri başta değişik yerlerde STK’ları vardır. Konu terörizmi kullanarak bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve bölmek ise bu ve bununla irtibatlı olan, meşru veya gayrimeşru ve devlet-içi veya devlet-dışı her ne varsa, hepsi birer aparattır, tehdittir.

Ülkelerde popülist partiler ve liderler var. Örneğin ABD’de Trump’ın, Rusya’da Putin’in birer popülist lider örnekleri olduğu yazılır çizilir… Sonuçta millet iradesi hep sözü edilen bir konudur, ama istismar olacak ise bu eldeki gücü kimin nasıl kullandığıyla ölçülen bir yönü vardır.

İstikrarsızlıktan Meşruiyete Davet

Terörizm ve vekiller üzerinden istikrarsızlaştırılan Ortadoğu ve Afrika, duruma müdahale edilebilir bir hal almakta, bu müdahaleler ise meşru ülkeler ve kuruluşlar tarafından meşru karşı-koymalara zemin hazırlamaktadır. Bakın bugün ABD ve İngiliz donanması bölgededir. Öte yandan Suriye ve Yemen dolayısıyla koalisyonlar kurulmakta, meşru askeri operasyonlar gerçekleştirilmektedir. Koalisyona bile gerek duyulmadan yapılanlar vardır, ki dün gece ABD’nin, Irak ve Suriye’de, İran destekli (IRGC) Ketaib Hizbullah grubunun olduğu şeklinde tespit ettiği hedeflerini vurması, (BM şartının verdiği yetkiyle) misilleme yapması, buna örnektir.

Burada olması gereken nedir? Sineklerle mücadele mi, bataklığın kurutulması mı? Meşru aktörlerin güçlerini ve tecrübelerini de devreye koyarak iç savaşların sonlandırılmasına gayret etmeleri beklenemez mi? Eğer bu çok basit yaklaşımla düşünülen husus gerçekleşmiyor ise o zaman meşruluk ve gayrimeşruluk arasında bir örtülü etkileşimin söz konusu olduğunu söylememiz gerekmektedir.

İstihbarat Operasyonları

Meşruiyeti tartışılmaz ve devlet-içi hizmet veren istihbarat örgütleri, özellikle de operasyonel gücü yüksek örgütler (CIA, MI6, FSB…), sonuçta kendi ülkelerinin politik hedeflerini ele geçirmeleri açısından, sistemli, planlı biçimde, örtülü yöntemlerle, sahayı hazırlamak şekilde düşünülebilecek, uzun, orta ve kısa vadeli operasyonları gerçekleştirirler. Sonuçta şöyle düşünülür: Her şey doğal ortamında gerçekleşti!

Baskın istihbarat örgütleri, ülke amaçları için meşru-gayrimeşru, devlet-içi ve devlet-dışı her konuyu kullanırlar. İstihbarat örgütlerinin çalışma biçimi gizlilik esasına göre tarif edilir. Bir örgütün yaptığı açığa çıktı ise bu noktada bile düşünmek gerekir; acaba bu ifşaatı kendisi neden yaptı, amaç neydi diye. Temelde istihbarat örgütleri arkalarında iz bırakmazlar. Sonuçta tahmin edebilirsiniz ama buradan bir kanıt bulamazsınız, meşru zeminleri çalıştıramazsınız. İstihbarat teşkilatı, inkar, gizleme, örtme ilkeleriyle çalışır. Büyük ölçekte olayı görürsünüz, ama sonuçta inkar edildiğinden dolayı daha fazla ileriye gidemezsiniz. Bu durum başka bir durumu yaratır: Karşılık vermek için, benzer durumu yaratırsınız. Bunun adı İstihbarat Savaşı olur.

Sonuç

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, istihbarat savaşlarına, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Bütün bunlar dün vardı, yarın da olmaya devam edecek görünüyor.

Bir kez daha netleştirelim, meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir. Ama dikkatinizi çekmiştir, hukuk her açıdan çok önemlidir.

Bugün en başta Ortadoğu olmak üzere, dünyada çeşitli istikrarsızlaştırılan coğrafyalar üzerinde, büyük bir çıkar savaşı sürmektedir. Maalesef buna etnik ve dini ayrılıklar ve düşmanlıklar da eklenmektedir. Halbuki etnik ve dini deyince özü itibariyle, kardeşlik ve barış ifadelerini içeren çok temel bir konudan bahsettiğimin farkındasınız, öyle değil mi? Ötekileştirilerek çıkar elde etmenin derinleştirilmesi, kriz çıkartıp sonra bunu çözüyormuşçasına girişimlerde bulunulması ve bu yöntemlerle sürdürülen politikalar, bu çağda insanlığa ne kazandırıyor, hepsini gözlerimizle görüyoruz; her geçen gün masum insanlar, çocuklar ölüyor, öldürülüyor.

Meşru olan neden gayrimeşru aktörü ileri sürer ki? Sanırım cevap belli!

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

DİĞER YAZI

Doku Bozumu

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
78 views

Doku Bozumu

Bu makale Ortadoğu'da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.
77 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
112 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
155 views

Ortadoğu Cephesinde Büyük Güç Mücadelesi

Bu makalede ABD-Çin arasındaki güç mücadelesi, stratejik ve jeopolitik meseleler tarif edilecek, şu an yaşanan bölgesel gelişmeler ele alınacak, NATO, Rusya ve Ukrayna meselelerinin son durumları incelenecek, esasen bölgede İsrail ve İran’ın durumu üzerinde tespitler yapılacak, sonuca giderken de Türkiye açısından değerlendirmede bulunulacak. Amaç, çok kritik hale gelen bölgesel tansiyonu bütünüyle incelemek olacak.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme