Fay Hattı Üzerinde Türkiye Stratejisi

464 Tıklama
40 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Stratejik bakış nasıl olur, Amerika’nın yanlı politikaları nelerdir, Avrasyacı propaganda içinde neler var, Türkiye’nin seçimi ne olmalıdır? Bu soruları cevaplandıracağız.

Bilim bir noktadaki detaya odaklanır. Hukuk bir davanın dosyasına bakar. Politika her şeyi konuşur, ancak çıkardan başka gideceği yol yoktur eğer hayalci değilseniz. Gerçek hayatta her şey olasılık dahilindedir, üstüne beklemedikleriniz bile sizi şaşırtabilir. Bu şartlarda kararlılığınızdan ve duruşunuzdan vazgeçmemeniz gerekir.

Öncelikle şunu ifade edeyim, tarafsız biri olmam hasebiyle rahat yazıyorum, konuşuyorum. Aksi halde doğru olmayacağını biliyorum. Etki ajanı gibi davrananları anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Eğer medyada arkasında siyasi bir organizasyon ve yabancı ülke olan şişirilmiş genç birinden, bu bir akademisyen olsa bile değişmez, strateji ve politika dersi aldıysanız, suç onda ve onu konuşturanlarda değildir. Dolayısıyla etki ajanı bahsini çalışmak gerekir. Bu coğrafya çok şeye gebedir.

Stratejik Bakış

Strateji yöntemi çözüm bulur, bulmak için vardır. O halde stratejiden anladığımız nedir, kısaca bakalım:

Bu tablonun merkezinde görünen stratejinin oluşturulması için nelerin göz önüne alındığını görmekteyiz. Özetleyelim:

  • Uluslararası Şartlar ve Etkileri: Bugün örneğin Soğuk Savaş’ın galibi bir Batı kapitalizmi gerçeği varsa, belli oranda kendini toparlamış Rusya’nın buna karşı reaksiyonunu görüyorsak, diğer taraftan Çin giderek güçlendi ve İpek Yolu Projesi ve “Made in China 2025” gibi yatırımlarla Pasifik’ten Avrasya’ya ve Afrika’ya kolunu uzattıysa, bizzat ABD ileri gelenleri tarafından, eğer önlem alınmazsa 2035’lerde Çin’in ABD’yi geçeceği dile getiriliyorsa, Avrupa Birliği ile Rusya arasında enerji ve güvenlik başta temel sorunlar varsa, İngiltere’nin Brexit sonrası yeni bir küresel pozisyon aldığı gözleniyorsa, bütün bu gibi var olanlar uluslararası şartları meydana getiriyorsa, gelişen her türlü olay ülkelerin stratejilerini oluştururken veya revize ederken göz önünde tutacağı konular olur. Buna ilave olarak küreselleşme başlığı altında gündeme gelen küresel mali kriz etkisiyle şartlar daha da başka hal almaktadır. Bugün ABD doları ve Çin renminbi’si arasında büyük bir savaş vardır. Fintech uygulamaları zaman içinde sosyo-ekonomik sisteme konacaktır. Küresel çapta ABD dolarının rezerv para olarak kullanılma oranı yüzde 61.82 iken diğerlerine bakınız, Avro yüzde 20.24, Pound 4.54, Yen 5.25, Renminbi 1.96, kalanı yine Batı kapitalizmi para birimi. Yani küresel para rezervinin yüzde 98’lik bölümü Batı kapitalizmi ülkelerinindir. Rusya’nın Rublesi anılmaz bile. Bu şartlarda elinde ABD doları ve altın biriktiren gelişmiş ülkeler kendi para birimlerini küresel çapta kullandırtmak adına bir savaş içindedirler.
  • Doğal Şartlar ve Etkileri: İklim değişikliği ve küresel pandemi Covid-19 etkisiyle şartlar değişmiştir. Özellikle iklim değişikliği (küresel ısınma) konusunun gezegeni tehdit ederken ortaya çıkardığı şartları bütünüyle değerlendirmek gerekir. Buna ilave, gıda ve su sorunları, yangınlar, oksijensizlik, seller ve depremler gibi konular da şartların belirleyicisidir.
  • Gelecek İstihbaratı: Başat ülkelerin CIA gibi baskın istihbarat servisleri ülkelerinin çıkarlarını geliştirmek ve belirlenmiş stratejilerinin başarısını sağlamak adına uzun vadeli geleceği düzenleme fonksiyonunu yerine getirirler. Bu tavuk-yumurta ilişkisi gibi bir durumu yaratan muğlak açıklamaları içerir. İstihbarat sahayı stratejinin uygulanması için de düzenler (ki zaman 50-100 yıl gibidir), belli bir stratejinin hazırlanmasına da kaynaklık eder. Örneğin ABD, ağırlıklı olarak 1970’li yıllardan itibaren Silikon Vadisi’ne yatırım yapar, sonra 2016 yılında Dördüncü Sanayi Devrimi’ni ve buna uygun bir yaşam şeklinin stratejisini açıklar. Hatta uluslararası şartları bu teknolojiyle de değiştirir (yapay zekâ, kuantum teknolojisi gibi).
  • Paradigma İnşası: Bilim ve felsefede paradigma, bir alana meşru katkılar oluşturan şeylere ilişkin teoriler, araştırma yöntemleri, varsayımlar ve standartlar olmak üzere farklı kavramlar veya düşünce kalıpları kümesidir. Bu konu da başat ülkelerin küresel çapta ne tür paradigma değişiklikleri yaptığının veya yapmak istediğinin göstergesidir. Tabloda görüldüğü gibi, paradigma konusu gelecek istihbaratı ile aynı seviyede konumlanmaktadır. Sonuçta oluşturulan paradigma ile dünyada konuşulan ve öncelik verilen her bir husus üzerine şartlar ve gerekli zemin sağlanmış olur. Politikacılar ve akademisyenler dahil hemen herkes savunularını buna göre düzenlemek zorunda kalırlar.
  • Strateji: Uluslararası ve doğal şartlar ve etkilerine, geleceği belirleyen istihbaratın çabasına, oluşturulan paradigmaya göre strateji oluşturulur. Askeri, ekonomik, politik, teknolojik, vs. değişik alanlarda stratejiler kendi kurgu ve alanlarıyla etkili olurlar. Ülkeler kendi stratejilerini milli (ulusal) tehdit şartlarına göre açıklarlar.
  • Saha-Uygulama: Bu başlığı iki kümede inceleyebiliriz. A kümesi konuları; Yumuşak/Sert Güç ile Hukuk, Politika, Diplomasi, Ekonomi, Askeri, Teknoloji, Sosyoloji, İnsan Kaynağı Yönetimi, Coğrafi, İletişimi ve Ulaştırmayı Kontrol, vs. B kümesi konuları; Silahlanma, Caydırma, Vekalet Savaşı, Terörizm, Siber Savaş, Uzay Savaşı, Kitle İmha Silahları (Nükleer, Biyolojik, Kimyasal), vs.

Stratejiyi anlatırken bazı yaşanmışlıkları atlamadan ilerlemek gerekir. Şöyle örnekliyeyim: 2001 yılında New York’ta Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Washington’da Pentagon duvarına El Kaide tarafından planlı ele geçirilen yolcu uçakları silah şeklinde kullanılarak saldırı oldu. Müteakiben George Bush, Küresel Teröre Karşı Savaş ilan etti. İlk hedef Afganistan idi. Bu birinci veri. İkinci veri, ABD 2003 yılında Irak’a Savaş ilan etti. Peki ikisi arasında, 2002 yılında Milli Güvenlik Stratejisi ile ABD dünyaya ne mesajı verdi? “İkili tehdit olarak görülen ve kitle imha silahlarına sahip olan ya da bu silahları geliştiren terörist rejimler ve haydut devletlere karşı önleyici hamle yapmak.” Dokümandaki diğer ifadeye bakın: “Amerika artık, fethedici devletlerden daha az, ancak çökmekte olanlardan daha fazla tehdit görmektedir.” Buradaki strateji ne? Küresel siyasi düzeni bahse konu tehdide göre düzenlemek. Görüldüğü gibi ABD, gelecek istihbaratını, paradigma yazan ve yayımlayan organlarını bu strateji için devreye koyuyor. Peki, geçmişte böyleyse bugün durum farklı mıdır?

Batı bloğu (Joe Biden yönetimiyle birlikte ben buna kinayeyle “Batı Demokrasi Kulübü” diyorum,) bugün Amerika Birleşik Devletleri Milli Güvenlik Strateji Belgesi (Mart 2021) ve Amerika Birleşik Devletleri Küresel Eğilimler-2040 dokümanlarında açıklanmıştır. Hedef Çin ve Rusya’dır. Çatışacağı alan askerî açıdan da bellidir, ekonomik veya politik alanda da. Bilindiği gibi politikada demokrasi, insan hakları ve özgürlükler temel ayrışma konuları şeklinde ileri sürülmektedir. ABD kendine göre oluşturduğu stratejide, “Batı Tipi Kapitalizm”ifadesinin yanına “Batı Tipi Demokrasi” ifadesini yerleştirmiştir. Biden’ın rakiplerine ilk işaret ettiği “otoriter” ve “diktatör” söylemleri yeni stratejinin bel kemiğini oluşturmaktadır. Bu terimler George Bush’un “haydut devlet”tanımından ne derece ayrılır, siz düşünün.

Rusya, Pasifik’ten Atlantik Okyanusu’na, Kuzey Buz Denizi’nden Akdeniz’e kadar geniş ve güçlü nükleer kabiliyete sahip bir Avrasya ülkesi olarak ABD’nin karşısında en büyük engeldir. Bugün Rusya Federasyonu, Çin ve ABD rekabetinde jeostratejik avantajlarını kullanmak durumundadır. ABD hem Çin hem de Rusya ile karşı karşıyadır. Rusya fırsatları değerlendirmektedir. Avrupa’ya ve çeperindeki alanda yer alan ülkeler baskı kurmaktadır. Rusya’nın stratejisi fırsatçılık ve “Avrasyacılık” üzerine kurgulanmaktadır.

Ülkemizde stratejiyle ilgilendiğini düşünenler, “ABD askeri üsleri Türkiye’yi çevreledi, o halde biz de çözümü Rusya’da görelim,” diyorlarsa, durup düşünmeniz gerekir. ABD’nin, Türkiye’nin çevresindeki askeri üsleri ve bölge politikaları konjonktüre göre bir miktar farklılık gösterse de yeni değildir, öteden beri oluşan durum budur. Hatta İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve Soğuk Savaş zamanında dahi durum böyleydi. 

Diğer yandan ABD’nin battığını, gerileme devrine girdiğini iddia edenler var. Elbette doğal seyir budur. Ama ABD ne zaman kontrolü kaybedecek, zayıflayacak, bunu bilen var mı? Osmanlı’nın gerileme devri bile asırlarca sürmüştü. Bu konular öyle akşamdan sabaha gibi anlatılırsa çok yanlış olur. Yanlışı bırakın, kasıtlı olur. 

Şöyle düşünün: Bugün ABD gerileme devrinde ise ipleri Çin’e ve Rusya’ya mücadele etmeden mi teslim edecek? Eğer bu mücadele sertleşecekse, bunu göz önüne almadan mı strateji önerisinde bulunacağız, hatta hesapsızca tarafgir mi davranacağız? Bu mantıklı mıdır? 

Amerika’nın Yanlı Politikaları

Öteden beri yazıyorum, konuşuyorum, ABD, Türkiye’yi “gri ülke” olarak işaretledi. Konuyu etraflıca incelemek isteyenler, CSIS’ın Büyük Akdeniz Üzerinde ABD Çıkarlarını Güvence Altına Almak başlıklı (Rachel Ellehuus ve Donatienne Ruy, 16 Aralık 2020, https://www.csis.org/features/securing-us-interests-across-greater-mediterranean) raporuna bakabilirler.

Tanımı şöyle: “Türkiye, orta riskli, sağlam, NATO üyesi, buna karşılık düşman Rusya ile politik, askeri ve ekonomik ilişki içinde bir ülkedir.” Gri bölge savaşında Türkiye’nin bu pozisyonu açık gridir, beyaz (tamamen ortak) değildir. (Sağlam ülke: ABD veya NATO ile yoğun çabası olan, ancak bir çıpa devlet olmayan, olumlu ilişkilerin belli şekillerde yürütüldüğü devletlerdir.)

Aynı gözle yapılan değerlendirmede ABD’nin Yunanistan’ı tanımlamasını merak edenler için açıklayayım: “Yunanistan, risksiz, çıpa, NATO ve ABD üyesi ülkedir.” Gri bölge savaşında Yunanistan’ın bu pozisyonu, örneğin tıpkı İsrail gibi, beyaz (tamamen ortak) ülkedir, grilikte değildir. (Çıpa ülke: ABD ile uzun süreli askeri ve diplomatik bağları olan kalıcı bir ilişkisi olan aynı zamanda güvenlik ihraç eden devletler.)

Türkiye ateş çemberi içinde, diyoruz. Bu açıklama boşuna değildir. Sebeplerini biliyoruz, bu bölgedeki rekabet içinde Türkiye’nin etrafında; Lübnan ve Karadağ devrilen; Cezayir, Libya, Mısır, Suriye, Bosna-Hersek kapanmaya yakın/kapalı ülke olarak tanımlanmaktadır. Bakın bu saydığım ülkeler sadece Doğu Akdeniz bölgesi içindekilerdir. Orta Doğu’daki ve Karadeniz’deki ülkeleri burada göstermedim. Ancak aynı bakışla söyleyecek olursak, Ukrayna, Ermenistan, Irak, İran, gibi ülkeler için neler söylenmez! (Devrilen, çöken ülke: ABD ile cari ilişkileri var, ancak mevcut veya kısa vadeli gelişmeler onu olumlu veya olumsuz yönde değiştirebilir. Kapanmaya yakın ülke: Dış aktörler dahil, karmaşık siyasi veya güvenlik durumundakiler, değişimi etkilemek mümkündür ancak hedefli, potansiyel olarak yüksek riskli yatırım gerektirir. Kapalı ülke: Yerel veya dış faktörlerin etkisiyle ABD’nin faaliyetleri gereği değiştirilmesi mümkün olmayan, sahada çaba göstermeye uygun değerlendirilmeyen devlet, bu tür ülkenin yönünün etkiyle değiştirilmesi imkânı çok düşüktür.)

ABD bölgemizde açıkça düşmanca ve dönüştürücü şekilde planlarını uyguladı. Hatta diyebilirim ki, Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde daha net bir biçimde Türkiye’ye ve sınırlarındaki ülkelere karşı, vekalet savaşı, terör, ülkeyi bölme girişimi, darbe girişimi, yaptırımlar gibi konularla kendine göre şekillendirmek, genel bölge politikalarına göre şekillendirmek istedi, ötekileştirdi. ABD (ve Avrupa), FETÖ’yü ve PKK’yı Türkiye’ye karşı kullandı. Suriye’yi bölmek adına PKK/YPG’yi destekler bir çaba içerisindedir. Türkiye’nin bunu kabul etmesini beklemektedir. Bütün bunlar bilinen hususlardır. Ayrıntısına girmeyeceğim, ABD bir “model ortak”dediği “müttefik” Türkiye’ye bütün bunları yaptı. Ancak bunları yaparken kimleri kullandı? Ya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ya da Türkiye düşmanlarını. O halde burada “Amerikancılık” yapmak isteyen biri varsa önce en büyük eleştiriyi ben yaparım, bu başka bir konu. Ancak çözüm diye sunulanın da illa bir ülkenin kanatları altına girmek, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olmamalıdır.

Avrasyacı Propaganda

Stratejiyi doğru okumadan politika yaparsanız tarih önünde yargılanırsınız. Yanlış politikanın kaynağı, yanlı veya başkasının hizmetinde olmaktır. Strateji yanlı değil, yalın akılla yapılan bir okumayı gerektirir. Yanlı olmakla ilgili iki nokta var, ya ideolojik yanlılık ya da her ne olursa olsun devletin çıkarlarını gözetmek. Devletin çıkarlarını savunmak başka, konuları değerlendirirken tek taraflı bakış içerisinde olmak daha başkadır. Strateji üzerine çalışanlar temiz bir aklı tercih etmelidirler.

Son günlerde ülkemizde bir kesim tarafından kendi politikalarını resmetmek ve buradan haklılık payı elde etmek için kendine bir anlatım kolaylığı yarattı, bir harita dolaştırılıyor medya ve sosyal medyada. Söz konusu harita birçok yönüyle yanlış, ama daha ziyade yanlı hazırlanmış, üzerinde bir propaganda malzemesi üretircesine çalışılmış, bu görülüyor. Medya ve sosyal medyada, hatta politika ile iç içe geçmiş medya organlarında bu tür propaganda malzemeleri dolaştırılırsa yanlış mı? Hukuken değil. Zaten politika, ilgili kesimlere meşru propaganda yapma hakkı verir, ben bunu söylemiyorum. Birincisi malzeme yanlış ve yanlı diyorum. İkincisi, bilmeyenler veya dikkat etmeyenler için burası daha önemli, her harita gördüğünüzde hemen kabul etmeyelim derim, zira teknik olarak harita iyi bir propaganda malzemesidir, bu nedenle önce propagandanın hedefini bilmek gerekir.

Evet, tarih alenen bize gösteriyor ki, Avrupa ve Rusya, ABD ve Rusya, birleşirse Atlantik ve Rusya, Batı ve Doğu arasında jeopolitik sorunlar ve çatışma hali var ve bu her yönüyle gayet derinlere kadar uzanan konularla bezelidir. Her büyük güç kendini hazır hissedince genişlemeyi hedefler, kazanımları maksimize etmek denir buna, çok temel bir politikadır bu. 

ABD, Avrupa, NATO, Atlantik, her ne derseniz deyin, Batı kapitalizmi Soğuk Savaş’ı kazandı mı? Evet. Kazanan taraf nasıl reaksiyon gösterir? Genişlemek, nüfuz alanını ilerilere götürmek ister. Karşı taraf ise ne yapar? İlk planda tekrar güçlenene kadar az zayiatla süreci atlatmaya çabalar, ayakta kalır ve sonra toparlanır. Güçlendikçe direncini ve sahadaki baskısını artırır. 

Bu tip bir tarihsel hareket bize bloklar arası savaşı tarif eder. İşte bu savaşta, Atlantik bölgesinde, bugün kırılma noktası, fay hattı neresidir? Kuzey Buz Denizi, Baltık, Doğu Avrupa, Karadeniz, Orta Doğu, Doğu Akdeniz hattı üzerindedir. Türkiye etrafındaki eksende daha detaylı bakarsak, Ukrayna, Karadeniz, Ermenistan, Gürcistan, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Suriye, Irak, Lübnan, İsrail, Mısır gibi ülke ve bölgelerde kazanımını artırmış bir ABD ve onunla çıpa devlet konumundaki taraf her türlü açıdan bölgede etkinlik gösterirse bu ister beğenin ister beğenmeyin doğal bir durumdur. Güçlenen Rusya’nın da aynı fay hattı üzerinde varlık göstermesi, mevzi nüfusunu giderek artıracak manevralar yapması da doğaldır. İşin tabiatı böyledir! Başka bir tabirle Rusya, bir NATO müttefiki ülke Türkiye’yi kendi yanına çekerek kendi çıkarına hareket etmeyecek mi? Suriye’de, Libya’da, Ermenistan’da, Ukrayna’da veya başka ihtilaflı alanlarda kendi çıkarına faaliyetler yürütmeyecek mi? Buna basitçe rekabet deniyor, ama aslında tam tabirle bir savaş oluyor.

Eğer taraflı bakar ve elinize bir harita hazırlarsanız, “Buyurun bölgemizdeki ABD askeri üsleri, ülkemizi çevrelemiş, bize karşı tehdit var,” derseniz, bu olmaz! Neden olmaz? Görüntü gösterilen gibidir ama anlatımın eksik yönleri vardır, doğal seyrinden kopartılarak bir anlatım içeriyordur. 

Burada sorular ve cevaplar şunlar: 1) Türkiye hangi blokta? NATO’da. Böyle bakarsanız, bu haritayı hazırlayanlar ne derler? “NATO’dan hemen çıkılmalı!” 2) Türkiye bağımsız ve egemen bir ülke değil mi? Elbette öyle. Ama küresel bir fay hattı üzerindeyken Rusya bakışlı bir haritadan yola çıkarak (çünkü haritada sadece ABD askeri üsleri işaret edilmiş, Rusya’nın Libya, Suriye, vs. varlıkları işaretlenmemiş haldedir,) tek taraflı politikalara sürüklenmek de doğru değildir. Tarafsızlık bakışla, hassasiyetle ve temkinli bir biçimde ülke çıkarını gözeten bir politika izlemek en akılcı olandır. “Türkiye’nin çıkarı sadece ve sadece Rusya iledir!” düşüncesi doğru değildir. Hatta, her şeye rağmen, “NATO’dan derhal çıkılmalıdır,” diyerek, bunun olması halinde, Rusya’nın tam da istediğini kendisine altın tepsi içinde sunmak da doğru değildir.

Reel-politik açısından durum gayet belirgindir, Türkiye sonuna kadar çıkarını gözetecektir! Ama bu tür propaganda yönü ağır materyallerle belli bir fikir ve kitle yaratma çabasının varlığı gayet düşündürücüdür.

Türkiye’nin Seçimi

Kurtuluş Savaşı veren Türkiye’nin önderi Mustafa Kemal Atatürk sağlığında iş ve dış politikada çok büyük değişimler yaptı, kurucu oldu. Millet (ulus) tabanlı üniter bir devlet ile cumhuriyeti kurdu ve geliştirdi. Osmanlı mirasına sahip çıktı (hatta borçlarını dahi ödedi). Gerçekleştirilenlere o şartlardaki atmosfer içinde düşünelim. Ekonomiyi rayına koydu. Misak-ı Milli içindeki Hatay’ı ülkeye kattı. Ülkenin yüzünü Batı’ya çevirdi, hedefi gösterdi, ama milletin köklerini araması ve bununla bir şuur içinde gelişmesinin kurumlarını ihdas etti. SSCB ile de anlaştı, Avrupa ve Amerika ile de. Milletler Cemiyeti üyesi de oldu. Birinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası buhranlı günlerde oldu bütün bunlar. Hatta Atatürk İkinci Dünya Savaşı’nın nasıl ve kimler arasında çıkacağını dahi öngördü, tedbirler aldı. Balkan Antantı ve Sadabat Paktı’nı kurdu. Sınırların etrafında bir istikrar atmosferi oluşturdu (hem bunu az zaman önce savaştığı ülkelerle birlikte yaptı). Bugün biz neyin tartışmasını yapıyoruz? Bu temel stratejinin güncel haldeki etkileri ve konjonktürel durumu göz önüne alınarak, atılacak adımlar belli değil mi?

Küresel ve doğal şartlar, etkileri, başat ülkelerin gizli servislerinin çabaları, oluşturulan yeni paradigmalar içinde düşünelim, Türkiye’nin öyle ezbere hareket etme lüksü var mıdır? Keşke başat ülke olsa ve küresel belirleyici konumuyla ve organlarıyla başkalarının stratejilerine etki eden durumda olsa. Ancak realist olmak gerekmektedir, bu kaçınılmazdır. Bu korkmak veya çaresiz olmak değil, riskleri bütünüyle hesap etmektir.

Bugünkü duruma bakalım. ABD ve Avrupa (Atlantik), Rusya ve Çin ile savaş halindedir. Birbirlerini “düşman”ilan etmiş haldeler. Türkiye birbirini düşman ilan edenlerin birinin yanında başka bir düşman mı olmalı, tarafsız mı kalmalı? 

“Türkiye, Batı Demokrasi Kulübü tarafından dışlanıyor ise bir bu şartlardayken, bu noktadan nereye varabilir?”sorusunun cevabı nedir? Cevap, tek yol Rusya veya Avrasya, demek midir? Böyleyse bile bu alevlenmiş ateşler içinden nasıl çıkılacak, bunun cevabı net mi? Hazırdan cevap verenlere bakıyorum da ideolojik altyapı ve kişisel çıkarlar doğrultusunda kendilerine göre değerlendirme ve hatta ellerindeki imkanlarla bunun propagandasını yapıyorlar.

Türkiye NATO’dan çıkmakla neyi çözecek? Türkiye’nin NATO’da kalarak, hatta NATO’yu kendi çıkarlarına kullanarak mücadelesini sürdürmesi daha akıllıcadır. Rusya’yı savunan düşünceler diyorlar ki Türkiye NATO’dan çıksın. Bu Türkiye’nin kullanma potansiyeli olan bir kozunu kaybetmesinden başka bir şey olmaz. Türkiye NATO’dan çıksın, başta Yunanistan, İsrail ve Ermenistan gibi ülkeler, Avrupa Birliği içindeki Fransa gibi ülkeler sevinir. İngiltere ise daha realist düşünür ve bunu istemez. NATO’da eşit parmak kaldırma hakkın var ve sen çıkmak istemiyorsan kimse seni dışarıya koyamaz. Daha ne olsun? 

Türkiye, Avrupa Birliği kapısında da durmaya devam etsin, ne kaybeder ki? Sürekli tahrik etsin Avrupa’yı. Gümrük Birliği’ne ilave edinimler bulsun, bunlar ekonomide önemli. Türkiye, “Yeniden Asya” açılımını yaptı. Henüz somut bir proje yok. Ama olsun, bu vizyonu var. Türkiye, aynı anda NATO’da kalarak, Avrupa ile ilişkilerini sürdürürken, Avrasya ile bağlarını sıkılaştırarak, Çin ve Rusya ile ortaklıklar kurarak, çok taraflı ve katmanlı politikaları geliştirebilir ve dengeyi bu şeklide kurabilir. Mademki Türkiye fay hattı üzerinde, eğer tek bir taraf olma yolunu seçerse kaybeder, arada sağlam durma konusunda savaş (küresel rekabet) halinde olan her iki tarafa da güvence verirse, bence mesele yok!

Türk-Amerikan ilişkilerinin hali bellidir, güzelleme yapmaya hiç gerek yoktur. Biz sağlam ve kararlı duruşumuzu göstereceğiz, kim hangi pozisyonunu alacaksa alsın. Bu söylediğim ABD ve diğerleri için de geçerli genel politika olmalıdır. Buna “moral-politik” denir ve “reel-politik” buna bakar. Biz Türk Milleti olarak kendi duruşumuzu sergileyeceğiz. Birlik beraberlik içinde kararlılıkla tavır takınacak ve haklılıklarımızı açıkça her platformda ifade edeceğiz. Türk’ün Türk’ten başka dostu olmaz! Bizim gücümüz dayanışmamızdır. Dayanışmayı masadan cepheye, buradan evlerimize ve gönüllerimize yaygınlaştırmak gerekir. Kendi stratejimizi belirleyeceğiz. Tarafsızız, bölgesel istikrar unsuru bir ülkeyiz, barışın sigortasıyız, diyalogdan yanayız. Türkiye çevresindeki ülkelerin toprak bütünlüğüne ve istikrara kavuşmalarına ve terörden arındırılmasına bölgenin refah ve güvenlik beklentileri için önem verir. Türkiye, çevresindeki devrilmiş, çökmüş, içine kapanmış, haydutlaşmış ülkelerin veya onların bu halde olmalarına temin etmiş stratejilerin hepsine karşı kendi eleştirisini yapabilecek iradeye de sahiptir, üstelik sınırında olanlar için herkesten çok buna hakkı vardır. 

Türkiye içeride terörü çözdü. Suriye’de ve Irak’ta bölgesel istikrarsızlık yaratan terör örgütleriyle mücadelesini sürdürecektir. Yunanistan Lozan Antlaşması hilafına tutum içerisindedir ve ABD, Avrupa ve İsrail tarafından destek görmektedir. Kıbrıs sorununun halli yolunda ileri adımlar atılmalıdır. Sonuçta Kıbrıs Türk Cumhuriyeti oluşumu fiili bir durumdur ve sürdürülmesi gereken bir politikadır. Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının belirlenmesi süreçleri tamamlanmalı ve hidrokarbon yataklarının işletimi noktasına hızla gelinmelidir. Biliyorum bunları meli malı diye yazmak kolay, gerçekleştirmek zordur. Ancak hedefler bunlardır, bunun için savaş verilecektir. Ayrıca gerekirse küresel çatışma içindeki atmosferden bu noktalarda kazanç elde edilecek ortaklıkların penceresi sürekli açık tutulacaktır.

ABD gözüyle düşünün, rakibi (düşmanı) Rusya ve Çin. Öyleyse ABD, Türkiye konusuna bakarken odaklanmak zorunda olduğu asıl rakibidir, Türkiye değil. Rusya gözüyle düşünün, rakibi (düşmanı) ABD ve hatta Çin ile Avrupa. Öyleyse Rusya, Türkiye konusuna bakarken odaklanmak zorunda olduğu asıl rakibidir, Türkiye değil. Türkiye kendi mücadelesini verirken ne ABD’ye ne de Rusya’ya güvenip yola çıkar, ancak kendine güvenir ve planını uygular. Eğer biri çıkar ve Rusya (veya ABD) sizin sorunlarınızı çözer derseniz, bu ancak budalaca bir öneridir. Onlar kendi çıkarlarına bakarlar. Çıkarları gereği de Türkiye’ye karşı bir dış politika yürütürler.

Türkiye’nin kendi içinde tamir etmesi gereken konuları yok değildir. Ekonomide ve politikada olmak üzere eksikleri yok değildir. Bir kere ekonomideki ve politikadaki “kırılgan” yapıları gidermek şarttır. Kırılganlıkları bahane ederek ABD de Avrupa da Rusya da Türkiye’nin üstüne gelmek isteyecektir. Güç mücadelesi böylesi ortamlarda gerçekleşir. Türkiye ev ödevlerini yaparak hasımlarının eline koz vermeme yolunu bulmak durumundadır. İçerideki politika yapıcılar bu durumu bilerek hareket ederlerse başkalarının müdahale veya istismar edeceği bir alan bırakılmamış olur.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Uyanan İngiltere

DİĞER YAZI

Köklü İsrail ve Filistin Sorunu

Politika 'ın son yazıları

Kırılma

Bu bir kitap olacak. Bu günü gününe tutulan notların birikimi ile gerçekleşecek. Geçenlerde bir twit attım