politik-etkilesimlerin-dogasi-ve-turkiye
Politik Etkileşimlerin Doğası ve Türkiye

Politik Etkileşimlerin Doğası ve Türkiye

Okuyucu

Politika, yalanın ve kandırmacanın değil, ilerlemenin sanatını yapar. Ben bu yazıda fikir yapısı Siyasal İslam olanlar ile bunu dışındakilere bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum. Eğer bu tür öğütler geliştirilir ve gereği yapılırsa, ülkemizde bazı adımlar daha olgun atılabilir kanaatini taşıyorum.

24 Haziran seçimleri oldu bitti. Bir taraf veya taraflar kazandı. Şimdi birlikte ileriye bakalım. Geçmişle hesaplaşmayı entelektüel düzeyde devam edelim ama toplum katmanları arasındaki uçurumu değil derinleştirmek, tam tersine davranıp düzeltme yolunu seçelim. Daha ne kadar olumsuz düşünerek yürüyebiliriz ki? Öncelikle paramızı ve pasaportumuzu değerlendirelim. Milletin görmek istediği temel ölçü bu kadar yalındır.

Diğer yandan mevcut doğal durumun entelektüel çevreler tarafından ele alınış biçimini eleştiriyorum. Bazıları her bir ayrıntıyı biliyor ve “bilerek” bu tür bir davranışı sergiliyor. Bence hazin olan tablo budur. Yani tarihteki gibi, nasıl vaktiyle yapılan tartışmaları bugün bile devam ettiriyorsak, yarın da bugünün tartışmalarını hafızalarda tutacağız ve bazıları bu milletin geleceğine travmatik türden etki edecek. Yanlış bilgi-belge ve yaklaşımlarla, entelektüel kesim içinden bazıları, bu travmayı artıracak türden etkiyi derinleştiriyorlar.

Siyasal İslam bağlamda bazı noktaların altını çizelim:

  • İktidar herkesi kucaklasın. Meşruiyet ve hukuk gereği sistem eksikleri gecikmeksizin tamamlansın. Öyle denir ya: Düşmanına cephane vermesin! İçindeki bazı kesimlerce bile olsa bu coğrafyada asla mezhepçilik yapılmasın, mezhepçiliğin siyasal ve sosyal zeminini hazırlayacak uygulamalardan kaçınsın. Zira bu tür ayrımlar insanlığa ve barışa yarar sağlamaz. Dar-ül İslamcılık yapanlara meydan bırakmasın. Zira bu kesimler ABD, İsrail ve İngiltere tarafından tarih boyunca kullanılmışlardır, şimdi de kullanılmaktadırlar.
  • İktidar işi öyle sıradan hataları kabul etmez! Düşünsenize, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu bize ne bıraktı? Yanlış dış politikalarla ne bedeller ödendi? Ama bunlar oldu! Şimdi aynı hataları tekrarlamamak esastır. İleriye bakalım.
  • Küreselleşme ve piyasa ekonomisinin gidişatı ve ilkeleri bellidir. Yeni bir düzen getirmek gibi bir macera ile yola çıkılırsa bu milleti fakirleştirebilir. Üstüne üstlük dışarıda bekleyen düşmanlık besleyenlerin iştahını kabartabilir. Düzeni kendi içinde geliştirelim ve ayağının sağlam basmasını sağlayalım.
  • Dünyadaki tüm gelişmeleri izliyorum, geçmişi ve geleceği beraber okuyorum, bu çağın icaplarını görmezden gelmiyorum, değerlendiriyorum. Mevcut değişim gereği, meşru ve hukuki olduğu sürece, sonunda varılan bu duruma da itiraz etmiyorum. Hatta işin içinde “beka” olduğu nedenle önemsiyorum da. Şu açıktır: Güvenlik ve refah farklıymış gibi söylenir ama birbirinden ayrılmazlar. Uygulamada her ikisini de aynı seviyede yükseltmek gerekmektedir ve beka bu dengeli yükselmeye bağlı gelişir.
  • FETÖ konusunda açık bir nokta kalmasın. Millet bunu bekliyor. Soruşturulmayan eksik taraflar varsa, bunlara derhal bakılsın. Hangi partiden olursa olsun siyasetin kirletilmesine asla izin verilmesin. FETÖ’nün siyaset kurumlarına tekrar sızmasının önüne geçilsin. Geçmiştekileri hatırlatmayayım, Sn. Bahçeli işaret etti, durum incelenecektir kanısındayım.

Mevcut politik etkileşimler bağlamında tüm kesimlere öğütleyeceklerim ise şunlardan ibarettir:

  • Siyasi etik kapsamında mangalda kül bırakmayanlara işaret etmekte yarar gördüğüm bir konu daha var: Cumhuriyeti ve Atatürkçülüğü kendi tekelinizde gösterip, bilerek veya bilmeyerek, başka emeller peşinde olmayın! Siz korunması gereken değerlere ve milletin geleceğine en büyük tahribatı bu şekilde yaparsınız. Kimse size ne yaptığınızı ve ne düşündüğünüzü sormuyor, sadece icraatınızı görmek istiyor. Eğer icraatta yapılanlar veya yapılacaklar, küresel neo-liberal zincirin halkası veya tam tersine uluslar sisteminin sadık bekçisi olmakla ilgiliyse, bu durumda ne söylediğiniz çok önemli değil! Bence kendi vicdanınızda durumunuzu değerlendirmelisiniz. Siyasi etkileşimler ile bugünün şartlarındaki vasfınızı doğru bir yere koyun. Eğer “Masaya oturunca duruma bakarız,” diyorsanız bu yeterli olmaz. Kimseyi oyalamaya hakkınız yok!
  • “Muktedir olma” fikrini önemsiyorum. Muktedir olmayı bu asırda, bu şartlarda iyi hesaplamadan hiç kimse ortaya çıkmasın. Şu an dünya çok başka! Örneğin, Barack Obama’nın küresel politikalarının süreceğini düşünenler şimdi ne diyecekler? İki sene önce bir Donald Trump yoktu. ABD’de bir kesim PKK’yı böyle açık şekilde desteklemiyordu. ABD seçimlerinde Rusya’nın Trump’a imkan sağladığını söyleyebileniniz çıkar mıydı? Hatırlayın, Avrupa Birliği’nin ileri gelenleri ve zamanın İngiliz Başbakanı David Cameron Brexit’in olacağını bile hesaplayamadı. Yirmi yıl önce hiç kimse bugünkü Siber Savaş’ın, çok yakın zamana gelelim, bir yıl önceden hiç kimse bugünkü Ticaret Savaşı’nın boyutlarını açıklayamıyordu, değil mi? Çok örnek verilebilir. Kim bu denli yıkıcı olan 11 Eylül’ü tahmin etti? Zaman bu denli, hızla değişiyor. Sakın “İyi niyetliyim,” deyip ortaya çıkmayın; ben de iyi niyetliyim, başkaları da…
  • Bu kadar belirsizlik ve hızla değişim söz konusuyken, doğal gelişim ne demek, yeterince anlayabildik mi? Doğallık bahsini tüm şartları içinde değerlendirmek şarttır. Her şeye rağmen var olan küresel plütokrasinin uzanabileceği alanları hesaba katmadan doğallığı ve hatta egemenlik kavramını doğru okuyamazsınız. Eğer “İşi idare ederim,” diyorsanız bu yeterli olmaz. Atatürk bile bazı dengelerin içinden kılı kırk yararak sıyrıldı ve hatta kurulan tuzaklardan zorlanarak çıktı. Ancak şu değişmedi: Milletine inandı. Bu da yetmeyebilirdi. Bu kez gerekli olan, “vizyon sahibi olmak” ile ilgiliydi. Eğer zamanın güçleri ABD’nin, İngiltere’nin ve dahası Fransa’nın inşa etmek istediği uluslar sisteminin dışına çıksaydı, başka türlü bir modeli inşaya yeltenseydi, bu denli başarılı olma şansı mümkün müydü? Biz neyi görürdük? Osmanlı veya benzeri bir hanedanlığı mı, şimdi var olan Türkiye Cumhuriyeti’ni mi? O halde şimdiden geleceğe, zamanın icaplarına göre önce doğru mercekle bakmak, genel gidişatı doğru okumak ve isabetli biçimde vizyon sahibi olmak gerekir.
  • Olanlar bu denli ciddi mi? Eğer siyasilerin söylediklerine ve üsluplarına bakılırsa, cevap evet, ciddi. FETÖ’nün geldiği noktalara, PKK’nın yıllardır akıttığı kana ve Suriye sınırına tekrar dikkatlice bakın. Ne söylersiniz? Yapılabilecekler her ne ise bunlar; güç birliğiyle, iyi odaklanarak ve hesap yaparak mümkün kılınabilir. “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Amasya Tamimi’ndeki bu irade beyanı boşa değildir! Sivas Kongresi’ni bu güne taşıyıp tekrar okuyalım. PKK gibi tehditlere bakıp şunu söyleyelim: “Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.” FETÖ dahil tüm terör çukurlarına bakarak şunu hatırlatalım: “Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekûn kendisini savunacak ve direnecektir.” Neo-liberal küresel baskılara bakarak şu nokta öne çıkıyor: “Manda ve himaye kabul olunamaz.” Diğer maddeleri de siz gözden geçirin…

Ülkede herkes “Türkiye” diyor ama her nedense gidilen yollar farklı! Politika bunun için var, öyle değil mi?

 

Önerilen diğer benzer yazılar: 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Demokraside Yeni Dönem

DİĞER YAZI

Siyasal İslam ve 24 Haziran Seçimleri

Politika 'ın son yazıları