oy-vermenin-felsefesi
Oy Vermenin Felsefesi

Oy Vermenin Felsefesi

379 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Şunun şurasında seçimlere üç gün kaldı. Adaylar kıyasıya yarış içindeler. Siyaset ve siyasetçi hakkında rahatsız olduğum temel bir düşüncem var, kişisel düşüncem olarak buna işaret edeceğim. Temelde devlet ve liderlik öyle çerez basitliğindeki kavramlar değildir. Bu kavramları fazlasıyla önemsiyorum. Kararı henüz kesinleşmemişler seçimini neye göre yapabilirler? Bu bahiste bir önerim olacak.

“DEMOKRASİ”

Elbette Türk demokrasisi için sandığa gideceğiz.

Bu demokrasi dediğimiz konu ortaya atıldığı günden bu yana tartışılıyor. Ama şu bir gerçek, demokrasi insanın aklı ve başarabildikleri ile birlikte gelişiyor. İnsana koşut bir kültür anlayışı. Onun için ileri, tam, asıl (virtual) demokrasi bir idealdir ve sürekli hedeftir.

Çokça bilinen bir örnek var, eğer bu ülkede insanlar apartman yönetiminde demokrasiyi uygulasınlar, gerisi kolay! Yaklaşım doğru. Ben buna birşey daha eklemeliyim, şirket yönetimi. Silikon Vadisi’nde bir şirketin yönetimine bakın, demokrasinin ne olduğunu anlarsınız. O karmaşık, detaylı ama kimin nerede durduğu belirgin bir yapı. Biz belediyelerin idaresini bile olması gereken şekle getiremedik, kaldı ki ülkenin demokrasini tam olarak kurup işletebilelim. Neden? Demokrasi kültür işidir de ondan. Demokrasi; adalet, şeffaflık, eşitlik, birlikte yaşama arzusu, ülkü birliği, gibi pek çok temel konuda üst düzey felsefeyi yakalamayı ve yaşama tatbik etmeyi gerektirir.

Türkiye evreler halinde tartışılıyor. Henüz tam demokrasiyi yakalamış değil, yolunda olan bir ülkedir. Zaten tam demokrasi olsa idi biz bugün başka şeyleri tartışacaktık.

Temel olan bireydir. Bireyin gücü ve kapasitesidir. Buradan yola çıkıp çok genel alanlara , belediyelere, devlet işletimine kadar herşey çözüm bulacaktır.

“Bireyin normal düşüncesini etkiliyorlar…” Böyle düşünenler var. Olabilir. Gelir, bu mesele Türkiye gerçeğinde düğümlenir. Başka ülkelerin de kendilerine göre hikayeleri ve dinamikleri vardır. Örneğin bugün ABD’deki iç politik atmosfer Amerikan Ulusalcıları ile Neo-liberal Küreselcilerin çekişmesine sahne olmaktadır. Elbette bu ülkenin içindeki sorunlar dünyanın pek çok coğrafyasına etki etmektedir. Yeni tartışmalar bununla beraber gelişmektedir.

Bizim hikayemiz bize özgü. Bana göre Türkiye modernleşmesini tamamlayamadan post-modern bir toplum oldu. Bu post-modern düzen birçok iç problemi beraberinde doğurdu ve demokrasi de tartışmalı görüldü. İdeolojik tartışmaları, sapkınlıkları, bölücü akımları, terörü, Siyasal İslam’ı, küreselleşmeyi, neo-liberalizmden etkilenmeyi hep bu bağlamda görüyor ve tek bir ifade ile post-modern düzenin etkileri olarak özetliyorum.

Neyse, düzelecek!.. Oy mu vereceğiz, o halde düşünmeliyiz, yükümüz ağır. Bilinçli olmak zorundayız. Bizi çantada keklik görenler olabilir, ama durum öyle değil!

“SİYASETÇİ”

Türkçede bir şeyi yapan, imal eden, o meslekte iştigal eden için “- ci/çi/cu/çu” eki kullanılır. Örneğin leblebici, köfteci, turşucu, tatlıcı, kunduracı, semerci, postacı, muhasebeci, maliyeci, hukukçu… Bir yerde konuşma yapana konuşmacı, deniz adamına denizci, hava ile ilgili olana havacı denir. Politika yapan (İng. policy maker), diğer deyişle politikacı, bizdeki siyaset yapan veya siyasetçi ise şimdi bizim konumuzdur.

Olaya beynin içindekilere bakarak yaklaşalım. Siyasetçi denince algıda ne olur? Bireylerin bilgi ve görgüsü ile beklentilerini ifade etme derinliğinde basit bir algı oluşur. Diğer taraftan da işin öyle olmadığı bilinir. Neticede cebe giren paradan tutun, gelecek nesillerin teminatı olacak konuların belirginleştirilmesine kadar devasa bir sorun içinde kalınmaktadır. Birey bazında siyasetçilik böylesi bir ikileme sahip olur. Ama yine de siyaset ile politika arasında kültürel algı düzleminde büyük bir fark vardır, ki ben bunu defaten açıkladım. Politikacıdan bahsedildiğinde kelimenin özgün anlamı bakımından yapılan işin daha üst seviyeli olduğu algısı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Zaten politika gelecek, detaylı planlama ve sanatsal çaba olarak yapılan bir iştir. Dileğim o ki siyasetçi kelimesini kulansak bile aklımızda olan daha kapsamlı ve derinlikli işler olsun. Dolayısıyla toplum olarak şu particilik işini takım tutar gibi olmaktan artık kurtaralım derim.

Bizde bu siyasetçi konusu doğal şartlardan dolayı bir hayli örselenmiştir. Ayrıca beklentiler ölçüsünde bir türlü kalkınamamış durumdadır. Bu Türkiye’ye özgü demokrasi şartlarının ve karakteristik özelliklerinin karşılığı bir durumdur. Feodal sistemlerini devam ettirmekle meşgul olanları düşünün; amcamın oğlu o partiden aday, dayım başka partiden; maksat menfaati elde etmek için yumurtaları bir sepete koymamak! Tarikat mantığında hareket edenleri düşünün; ne emredilirse o olur! Tek derdi yaşam tarzlarını sürdürmek isteyenlere göre bakın; aman elimdekini almasınlar! Salt çıkarcıları düşünün, takım tutar gibi siyasetle ilgilenenleri, yarım bilgiyle dünyaya hükmedeceklerini sananları… Herkesin beklentisi ve hesabı kendine göredir. Ben de diyorum ki, aman sıradan siyasetçi mantığı ile bakmayın böylesi önemli bir olaya!

Kibirli, kendini beğenmiş biri değilim; ama uzmanlık alanımın ötesinde, bir entelektüel olarak bir hayli şey biliyorum. Hukuk, güvenlik, ekonomi, bilim ve teknoloji, çevre hassasiyetleri, felsefe, vatan-millet, din-inanç, kültür ve demokrasi… En azında seçilecek kişinin benden çok daha fazla şey biliyor olmasını beklerim. Bu çok doğal! Ancak şu mevcut sıradanlığa bakınca üzülmüyor değilim. Deniyor ki, “Ben vatanı-milleti çok sevdiğim için siyasetçi oldum… Ben davama inanıyorum, bu uğurda ölümüne varım, beni destekleyenler için liderlik yapacağım…” İyi de kardeşim, ben normal biriyim, aşırılıklarım yok, geleceği çok isabetli hesaplayabiliyorum, iyi bir vatandaşım, hukuksuz işim yok, çıkar peşinde koşmuyorum…

Bu durumda soruyorum: Ey siyasetçi, sen beni neden basit görüyorsun? Sen vatan-millet için süper düşünceye sahipsin ama ben değilim, öyle mi? Sen vaktiyle o veya bu sebeple siyaseti meslek olarak gördün, siyasetçi oldun diye mi beni küçümsüyorsun? Bu nasıl bir mantık? Benim nazarımda sen daha baştan kaybedersin. Çünkü ben üç gün sonra bir cumhurbaşkanı, lider ve gelecek seçeceğim. Üstelik tekraren bir sistem tercihinde bulunacağım. Gerekli kanunlarımı yapacak temsilcilerimi seçeceğim. İşini siyasete bağlamış benim kadar bile işlere hakim olamamış birine şans vermekle ilgilenmeyeceğim.

Şu kavramı 1990’larda bir Amerikalıdan öğrenmiştim. Bir başbakan için “yaparken öğrenen -eğitimdeki- siyasetçi” demişlerdi. Böyle olmak kimin işine yaradı dersiniz?

“LİDERLİK”

Nasıl adaletin seyri üzerine hukukçunun yetkinliği önemli ise topluma liderlik ve temsil etmek üzerine siyasetçinin de yetkinliği önemlidir. Neden? Bu tür işlerde sıradan olmanın bir anlamı yoktur da ondan. Eğer bir yerlerde başa geçecek, önderlik edecek birini arıyorsanız, bu mutlaka üst seviye değerleri ve beklentileri karşılıyor olmalıdır ve burada sadece o toplumun temsili açısından yetkinlik değil, aynı zamanda insanlık ve gelecek için bir gereklilikten bahsedilmektedir.

Örneğin bir şeyler hakkında genel fikri olan birisi, “Yanımda kadrom var, ben bu kadro yardımıyla topluma liderlik edeceğim, çok hevesliyim…” diyorsa o zaman dikkat edilmelidir. Peki bizler bu iddiayı nasıl test edeceğiz? Bu işlerde sadece istemek, inanmak, ortaya çıkmışlar içinden birini seçmek, kötünün iyisi üzerine bir karar vermek değildir. Bütünüyle tatmin edici olanı arıyoruz. Gerekirse savaşa ve barışa karar verebilecek olanı arıyoruz. Ülkeyi muasır medeniyetler üstüne çıkaracak veya geri bırakacak hakkında karar vereceğiz. Dünyaya örnek veya rezil olunacaksa bunun adını koyacağız. Bir bütün halinde refah ve güvenlikle dolu yaşanacak veya kavganın veya bölünmüşlüğün pençesinde can çekişilecek… Gelecek nesilleri düşünerek koşulacak veya bugünü bile endişe içinde geçirecek türden bir yetkinlikten bahsediyoruz. Dahası bir muktedir olma hadisesinden bahsediyoruz. Bu seviyede hayati ve çok çok uzun soluklu, tarihe dair yönetim için bu konuyu çok önemsiyoruz. Hedef futbolcu beğenir gibi bir siyasetçi beğenmek değil.

Türkiye’nin sorumluluk ve ilgi alanındaki dosyalar bir hayli kabarık. Ayrıca bölgemizdeki önemli meseleler üzerine derin kırılmalar söz konusu. Ben beka kavramını hiç bu kadar tartışılır başka bir seçim dönemi hatırlamıyorum. Küreselci neo-liberal düzen değil bölgemizi, Amerika’yı bile etki altında tutuyor. Mesele çok ve karmaşık. Bu ülkenin lideri sıradan olmamalı! Bütün bu meselelere liderlik edecek kişi ve sistemi doğru seçmek şart. İstikrarlı büyüme ve gelişme için vatandaş sandığa gidecek.

“YARIŞ”

Öyle ağzı laf yapan birini seçmekle, yönetmeyi kabaca bilen biriyle ilgilenmiyoruz. Değil mi? Çünkü bu tür ciddi ve hayati işler asla zayıflık kabul etmez. Çünkü hasım olanların hepsi yönetimimizde daha zayıf bir nokta yaratıp orayı istismar etmekle ilgilenir, ki kendisi mevcut yarışta zorlanmadan bir adım daha ileri geçebilsin. Kaldı ki ülke bu bakımdan çok tecrübe sahibi oldu. Ama yine de akıllanamadık diyen varsa ben bilmem!

Bu bir yarış. Devlet bütçeden para ayırıyor. Neden? Partiler, adaylar, ittifaklar yarışıyor. Propaganda yap; derdini, kendini, ideolojini, politikanı, hedeflerini, programını vatandaşa anlat diye. Bunun için işlerinde iyi profesyoneller kullanılıyor. Reklamlar, mitingler, televizyon programları… Bunların amacı her ne kadar demokrasiye hizmetse de bir taraftan da seçmeni etkileme ve kendine çekme olayı. İşte salt siyasetçi biri bile bu propaganda imkanlarını kullanarak size sunulabilir. Yarışta ben de varım der ve sizi etkileyebilir.

Bu yarış aslında dünya sistemi içinde olan daha büyük bir yarışın bir parçasıdır. İsteseniz de istemeseniz de, belirgin olsa da olmasa da sizin demokrasinizin seçeceği düşünce, politika, lider, sistem, kadro, sonuçta başka ülkelerin refah ve güvenlik beklentilerine de etki edecektir. Bu alandaki yarışa doğrudan veya dolaylı biçimde yansıyacaktır. Dolayısıyla açıkça ifade edilmese de örtülü biçimde dünya sisteminin içindeki etkileşimlerin yansımasıyla bu yarış hem bir anlam ifade eder hem de beklentiler ölçüsünde şekillenir.

Günümüzde ülkelerin etkileşimi geçmişe göre daha karmaşık. Küreselleşme olgusu ve sanal alem her alanı etkiledi. Propagandanın çeşitleri, enformasyon ve dezenformasyon öylesine etkili ürünler yaratıyor ki, durum akılalmaz bir seviyeye geldi. Dikkatli olmak şart.

Eğer siyasetçilik ve seçme işi bu kapsamda ele alınmaz ise o ülkede sonraki gelişmeler de zora girer. Nitekim geçmişte buna dair örnekler vardır. Hiç olmazsa gelecekte olmasın! Yarışta ülkece kazanan olalım. Birilerinin üç kuruş parayla veya akılla desteklediği propaganda süreçlerini iyi özümseyelim.

“OY”

Atacağı oy için henüz kararını vermemişler için son günlerdeyiz. Sonuçları etkileyecek olan ise bu kararsızların oyları olacak. Hissi değil, akılla düşünün, realist olun, matematiksel yöntemlerle kararınızı oluşturun. İsterim ki sıradan siyasetçiyi ve liderlikte zayıf olanı değil, bu ülkeye katkısı olacak yetkinlikte, sorunların üstesinden gelebilecek bir aday üzerinde karar verin.

Şunu da düşünebilirsiniz, bu tür işlerin doğası gereği sizin idealinizdeki nokta zaten hep bir ideal olarak ileriye kayacaktır; ama en azından aklınızda idealinize yakın hedefleri mümkün mertebe toparlayan üzerine yoğunlaşmalısınız. İdealinize yakın olana bile bir adımda varamayabilirsiniz, iki adım sonra yaklaşmanız mümkün olabilir. O halde ilk adımda hayati ve zaruri durumu göz önüne almalısınız. İkinci adım daha uygun şartlarda olabilir ve müteakip seçimlerde oyunuzu idealinize yaklaştırabilirsiniz. Böylesi karar yöntemlerinde sistem ve yaşamsal tehditler önemlidir. Öyleyse sistem bütününü ve yaşamsal gerçekleri hesaba katmanız gerekir.

Politika ne maceracılık ne de oyundur. Politika var olma meselesidir, dünya sathında bir kazanma-kaybetme amaçlı yarıştır.

Ben basit anlamda bir siyasetçi değil; yetkin bir lider, güçlü bir sistem, iş yapacak bir parlamento, geleceğimi teminat altına alabilecek olanı seçeceğim. Ya siz?

 

Önerilen diğer benzer yazılar: 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Tarihi Trump-Kim Zirvesi

DİĞER YAZI

Demokraside Yeni Dönem

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını