turk-rus-isbirligi-ve-idlib
Türk-Rus İşbirliği ve İdlib

Türk-Rus İşbirliği ve İdlib

255 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Bugün (17 Eylül) Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Soçi’de bir araya geldiler. Zirveden çok önemli bir karar çıktı: “İdlib sorun değil, orası Rusya ve Türkiye ile birlikte çözülecek, asıl mesele PYD/YPG ve onları destekleyen ABD’dir.” Böyle diyebilir miyiz? Somut olarak 15 Ekim’de devreye girecek 15-20 km genişliğinde olacak bir silahsız bölge ihdas edilerek İdlib’in kontrolü söz konusu olacak.

On gün önce (7 Eylül) İran, Türkiye ve Rusya liderleri Tahran’da üçlü zirve gerçekleştirmişti. Burada ana hatlarıyla İdlib için silahların bırakılmasından ve ABD’nin Suriye’deki etkisinin önüne geçilmesinden bahseden bir metin ortaya çıkmıştı. Naklen yayınla bir zirve yapılmıştı. Ardından Esad güçleri ve Rusya, İdlib’de bir müddet saldırılarda bulunmuşlardı. Bu saldırılara karşılık uluslararası tepkiler ortaya çımaya başladı. Tam da bu noktada Erdoğan ve Putin, sürpriz denebilecek şekilde, Soçi’de ikili bir zirve gerçekleştirdiler. Sonuca bakıyoruz ve diyebiliyoruz ki; bu durumda Türkiye’nin savunduğu tezlerin her biri kabul edilmiş oldu. Nedir bunlar, biraz daha yakından bakalım.

Bilindiği gibi Rusya ve Türkiye Tahran’daki üçlü zirveden önce, 26 Ağustos 2018 tarihinde, Moskova’da “Stratejik Ortaklık Anlaşması” imzaladılar. Bugün gelinen nokta göstermektedir ki, elde edilen sonuç tam bir stratejik ortaklıkla icra edilebilecek süreci kapsıyor.

Soçi zirvesi sonrasında özellikle liderlerin açıklamalarına bakılırsa ikili ilişkiler bağlamında tam bir mutabakat söz konusudur. Daha da ileri hedefler konması için yürünen yolda tam bir anlaşma olduğu görülmektedir. Bu açıdan bakılırsa şu da düşünülebilir, Türkiye ve Rusya kamuoyuna açıklayacak başka tasavvurlarını henüz olgunlaştırma aşamasındadır. Birlikte vizyon, stratejiler ve hedefler belirlenmiş görülmektedir.

İdlib ve Suriye bahsine girmeden hatırlatmakta yarar olacak bir diğer konu daha var. Bu Tahran’dan sonra ikili gerçekleştirilen bir zirvedir ve bu adımda İran devre dışı bırakılmıştır. Bunun pek çok sebebi olabilir. En önde gelen sebepler; uluslararası baskılardan kurtulmak ve hatta uluslararası toplumu bütünüyle arkalarına alacak çözüme doğru gitmek, ABD’nin Suriye’ye dolaylı yoldan daha fazla burnunu sokmasının önüne geçmek, ABD yaptırımlarının öne çıktığı bu aşamada daha kararlı bir adım atmak, Fransa ve Almanya ile yapılacak dörtlü zirve için ilk ikili bağı oluşturmak, İran ve Esad yakınlaşmasının önüne geçmek.

Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek Rusya, Fransa, Almanya ve Türkiye arasındaki dörtlü zirve için ise 14 Eylül’de İstanbul’da bir ön toplantı yapıldı. Almanya ve Fransa daha önceden kamuoyuna verdikleri mesajlarda Avrupa’nın güvenliği için Türkiye ve Rusya ile görüşülebilecek konular olduğuna dikkat çemişlerdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 28-29 Eylül’de Almanya’ya resmi ziyaret için gidecek. Sonra dörtlü zirve gerçekleşecek. Kasım ayı önemli, İran’ın ambargosunun ikinci basamağı (4 Kasım), ardından ABD ara seçimleri (6 Kasım) var. Bu takvimi, toplantı içeriklerini ve tahminlerimi, “Kısa Vadeli Önemli Gündem ve Politikalar” şeklinde ifade etmiştim. Bütün bunlara bakarak Soçi için şunu söyleyebilirim: İki lider sadece İdlib’i görüşmediler, ortak pek çok konuyu içeren kararlar verdiler ve izlenecek yol haritası üzerine mutabakatta bulundular. Nedir bunlar? Ekonomik Savaş ve İran ambargosu için alınacak tedbirler, Suriye’de çözüme gidilmesi süreci, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ile ilgili projeler, münhasıran bölgenin ve bir ölçüde de Avrupa’nın güvenliği.

Üçlü zirvede Türkiye ateşkes istemişti, diğerleri ise silah bırakılması gerektiğini savundular. Esad güçleri (topçu ateşi ve helikopterden ateş, helikopterden varil bombaları atıldı) ve Suriye’de konuşlu Rus savaş uçakları İdlib’de Hama kuzeyi bölgesinde yoğunlaşan alanda belirgin olarak üç gün saldırılar gerçekleştirdiler. Sivil ölümleri meydana geldi, okul ve hastane bu saldırıların hedefi oldu. ABD ve Avrupa, bölgede kimyasal silah kullanılırsa müdahale edileceğini beyan etti. Otuz bin civarında sivil evlerini terk etti ve Türk sınırına doğru göç başladı. Ilımlı muhalifler kenetlendiler ve kendilerinin radikal terör örgütleri gibi olmadığını, isteklerinin Esad’ın gitmesi olduğunu, eğer Esad güçleri sahaya girer ve üzerlerine ateş ederse karşılık vereceklerini bildirdiler.

Türkiye ise bu süreçte hem sınır boyunca hem de gözlem noktaları civarında takviyeler yaptı. Komandoları ve zırhlı birlikleri bu alanlara kaydırdı. Sanki Türkiye bugün olacakları biliyormuşçasına bir hazırlık içine girmişti.

Bütün bu bir haftalık dönemde Rusya tarafından açıkça görüldü ki; öncelikle teröristlerle bu şekilde mücadele edilirse hem sonuç alınması güç olacak hem de süreç alabildiğince uzayacak, sonuçta süreç Cenevre’de ABD’nin elini güçleştirecek bir hal alacak; asıl hedef olan ABD ise onunla bu şekilde, uluslararası toplumu karşısına alarak, mücadele etmenin bir anlamı olmayacak, halbuki bir taşta iki kuş vurmak adına Avrupa ile de sorunlarını çözebilecek bir stratejiyi öne almak söz konusu edilmiştir.

Putin ve Erdoğan Soçi zirvesi sonrasında ortak bir basın açılaması yaptılar. İdlib’de silahsız bölge kararı alındı. Bu silahsız bölge (ılımlı denilen) muhalifler ile rejim güçleri arasında ihdas edilecek. Radikal muhaliflere imkan verilmeyecek. Hatta üçüncü tarafların provokasyonları da engellenecek. Önce ifade edilen bazı önemli açıklamaları kayda alalım. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Muhalifler ve rejim kontrolündeki alanlar arasında silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulmasını kararlaştırdık,” ifadelerini kullandı. Rusya ve Türkiye belirlenecek silahsızlandırılmış bölge sınırlarının iki tarafında koordineli devriye görevi icra edecekler. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin halen İdlib çatışmasızlık bölgesinde bulunan gözlem noktalarını da tahkim edeceğini söyledi. Erdoğan, “Görüşmelerimizde İdlib’de karşılıklı endişelerimizi dikkate alan bir çıkış yolu bulunması konusunda da çok önemli mesafe kat ettik,” dedi. Diğer açıklamalar ise şöyle: Muhalifler bulundukları alanlarda kalmaya devam edecekler. Radikal grupların alanda faaliyet göstermemeleri sağlanacak. Rusya, İdlib çatışmasızlık bölgesine saldırılmayacağını temin için gereken tedbirleri alacak. Suriye’nin geleceğine yönelik en büyük tehdit İdlib’den ziyade Fırat’ın doğusundaki terör yuvalarından kaynaklanmaktadır. Erdoğan, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan, “İdlib’de gerginliğin azaltılması bölgesindeki durumun istikrara kavuşturulmasına ilişkin mutabakat zaptı” çerçevesinde, büyük bir insani kriz yaşanmasının önüne geçildiğini kaydetti. Putin, “15 Ekim’de silahsızlanma bölgesinde 15-20 km’ye kadar temas hattı üzerinde bir bölge kurmaya karar verdik, Erdoğan’ın teklifi üzerine bölgeden ağır silahlar da çekilecek,” dedi. Putin, bölgede Rus ve Türk askerleri tarafından ortak mekanizma kurulacağını bildirdi. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ise “İdlib’e askeri operasyon yapılmayacak, konuya ilişkin detaylar Suriye tarafıyla önümüzdeki saatlerde koordine edilecek,” dedi. anlaşılan odur ki Esad güçlerinin bölgeye bir saldırısı da söz konusu değildir. Astana süreci bağlamında bu kararlar alındı. Cenevre’de Astana sürecinin işe yaradığı bir kez daha vurgulanabilecek. BM’de Rusya ve Türkiye bir kez daha eli güçlü olarak masaya oturacak. Suriye’de toprak bütünlüğü esas alınacak. Erdoğan PYD/YPG’den bahsederken kuzey Suriye’de ve özellikle Fırat’ın doğusu bölgesinde “etnik temizlik” yapıldığını kaydetti.

Konuyu yakından takip etmeyenler için bir hatırlatma yapalım. ABD bölgeye silah yığdı ve PYD/YPG’yi eğitti; belki bölgede ABD askeri çok az var ama özel şirketler aracılığıyla teröre destek veriyor. Bu şirketin adı Castle International. Bu durum tam da BM ve diğer tarafsız ülkelere çok iyi anlatılması gereken bir durumdur. Teröriste paralı askerler destek veriyor ve burada bir ABD tarafında olacak uydu devlet kurmaya çalışıyor, Araplar ve Türkler başta, karşı koyan yerel halka da etnik temizlik yapılıyor. Bunu bir süper güç yapıyor: ABD. Belki bu yeni bir durum ve diplomatik açıdan çok iyi anlatılması gereken değerde önemli bir konu.

Şimdi de gelecekte olabileceklere bakalım. İdlib’de bu süreç bu planla tamamlanacak. Ardından benzer bir silahsız bölge Fırat’ın doğusundaki PYD/YPG terörist ilanıyla beraber ihdas edilecek. BM’ni de arkasına alan Almanya, Fransa, Türkiye ve Rusya bu kez ABD’nin bu oldubittisine karşı yöneltilecek. Her ne kadar Avrupalı ikili oynayacaksa da Türkiye ve Rusya Suriye’de ABD’ye rahat nefes aldırmayacak. ABD’ye, “Al buradan ağır silahlarını, götür,” denecek. Teröristlere de; “Bölgeyi asıl sahiplerine bırak ve elindeki silahı da teslim et, denecek. Uymadılar mı?..

Evet. Türkiye haklı çıktı. Doğru savunularda bulundu. Bir dönem sonrasında doğru bir politikası oldu. Şimdi bu doğru politikası ile Suriye’de barışa gidilmesi için de önemli bir katkısı oluyor. Eğer terör konusunda savunduklarını gerçekleştirirse, insanlık adına dünyaya çok daha ileri dersler vermiş olacak.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Sorumluluk ve Politika

DİĞER YAZI

Güneyimizde Ne Oluyor ve Ne Olabilir?

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,