Zamanı Yakalamak

Okuyucu

Cari olarak neyle meşgulüz? NATO, ABD, Rusya, Avrupa Birliği, Yunanistan, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, terör, silah sistemleri tedarik programları… Bütün bu başlıklar birbiriyle bağlantılıdır. Son olarak Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri operasyon yapması ile ilgili süreç konuşulmaya başlanmıştır. Hepsine birlikte bakalım mı? Hatta eleştirilerim ve önerilerim var!

KONUŞULANLAR

Sıralandıralım:

  • Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ABD ve Avrupa Birliği destekli olarak “Türkiye düşmanlığı” üzerine kurguladığı politikaları,
  • Türkiye’nin savunması için müttefik ülke ABD kaynaklı tedarik programında olan F-35 ve F-16 uçaklarının serüveni,
  • İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girip giremeyecekleri,
  • NATO’nun yeni küresel vizyonu ve hedefleri, Türkiye’de NATO’nun tartışmalı hale getirilmesi,
  • Türkiye’nin terörle mücadelesi ve buna karşılık başta ABD ve Avrupa’nın PKK/YPG terör örgütüne verdiği desteğin bir “garnizon devlete” dönüştürülmesi çabaları,
  • Rusya’nın Ukrayna’da meşgul olması ve Suriye’den bir kısım askeri güçlerini bölgeden çekmesi, oluşan güç boşluğuna paralel olarak ABD destekli PKK/YPG terör örgütünün (onlar SDG deseler de değişmiyor) Türkiye sınırlarına ve oluşturduğu güvenli bölgeye saldırılarını sürdürmesi, İran ve İran yanlısı Hizbullah’ın güç boşluğuna paralele bölgede çakarını geliştirme amaçlı faaliyetleri,
  • Türkiye’deki sığınmacıların gönüllü ülkelerine geri dönüşlerinin kolaylaştırılmaları çabaları,
  • Doğu Akdeniz’de aranan hak ve menfaatlerin hukuk çabasında tesisi ve burada hidrokarbon arayışlarının projelendirilmesi….

Herkesin bir derdi vardır, benim de derdim, zamanı kaçıranları görünce karamsarlaşmak! Ne adına? Bekamız, geleceğimiz adına.

AVRUPA BİRLİĞİ

Hatırlarsınız, sürekli, “Eğer Türkiye, Avrupa Birliği’ne Yunanistan ile aynı tarihte dahil olabilseydi, bugün yaşanan bütün problemler yaşanmamış olacaktı,” dedim. Türkiye’yi bünyeye almak istemediler, oyaladılar… İçimizdeki taşeronları kullanıp açıkça politika dahi yaptırdılar. Hem Yunanistan’ı hem de Güney Kıbrıs’ı (Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tam kabul etmekteler, ilgili Anlaşma’da böyle yazıyor,) bünyelerine aldılar. Deniz sahasında, yani İsrail/Levant Bölgesi’ne kadar AB sınırlarının genişlemesini ise 2004 yılında Kıbrıs ile çözümledikleri biliniyor. Nerede içerideki siyasilerin 2004-2022 arası, 18 yıllık bakış tarzını gösteren eleştirileri?

Her şey bitti mi? Eğer bitti diyorsanız; Kıbrıs, Doğu Akdeniz (Arap Baharı meselesi dahil ki halen burada Suriye ve Libya için içinde duruyor), ABD’nin Irak-Suriye’deki projesi, enerji, güvenlik ve beka meseleleri hakkında söyleyecekleriniz de sınırlı olacaktır.

NATO

“NATO’dan çıkalım” diyenler vardı. Şimdi ne oldu? Şimdi anladınız mı, tartışmanın “ilkesel” olmadığını? NATO ne işe yarıyormuş, içinde olmakla olmamanın ne demek? NATO üzerinden yapılanları görmezden gelmedim bu güne dek, ancak stratejik kaybı ve buradaki “tavşan-tazı” olayını anlamaktı bütün dava. Aslında NATO’dan çıkılmasını isteyenlerin aynı anda hem ABD hem de Rusya politikalarına alet olduklarını, kendi mantıklarınca fikir ileri sürmediklerini. ABD’nin Türkiye’yi “ötekileştirme” politikasını tam anlayamadıklarını, belki anlayıp da Türkiye’nin altını oyanların veya zemin kaymasından medet umanların yapmak istediklerine bir biçimde eklemlendiklerini…. (Okuyunuz: NATO’dan İleri?)

F-35

“F-35 çok kötü” diyenler vardı. Şimdi ne oldu? Şimdi anladınız mı, tartışmanın “ilkesel” olmadığını? F-35 ne işe yarıyormuş, bu uçak sistemi ile ilgili zincir halkaları (veya network) bağlı olmakla olmamak ne demek? F-35 projesini çok yakınen bilen biri olarak ifadelerim oldu, stratejik denklemi daha öne çıkararak anlattım hep. Konunun. bu yönü anlaşılamadı, zamanı kaçıranlar bugün “acaba mı” diyorlar. Tren çoktan kaçtı! Bazıları silah satıcısı “çantacı” gibi başka ülkelerin uçaklarını önerdiler durdular. Halbuki konu bir uçak meselesi değildi, uçaktan da öteydi! (Bunu yazdım: Küresel F-35 Ortaklığı Ne Demek?) İçimizde uzman görünen ABD’nin Türkiye’yi “ötekileştirme” politikasını tam anlayamayanlar doluydu; “vatanseveriz” diyorlardı. Sanki başkaları değil! Şimdi ne oldu? Asıl ABD’nin taşeronluğunu yapanlar, oyununa gelenler kimlermiş?

DOĞU AKDENİZ

Doğu Akdeniz’de asıl sondaja başlayacak ABD’li büyük enerji şirketleri dediler ki; “Bölge ülkeleri aralarındaki hukuki Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmalarını yapsınlar, Kıbrıs bütün olsun, Türkiye dışarıda kalacak bir formülü bulun, İsrail-Avrupa-ABD işi halletsin…”

Arap Baharı bitti mi? Suriye için Cenevre’de anayasa yazanlar bugün neredeler, ne yapıyorlar? Esad ne olacak? Bugün bile Türkiye’de, “Esad ile anlaşmadan olmaz,” diyenler var. Peki Esad bugüne dek ABD’ye, İsrail’e, İran’a, Rusya’ya “dur” dedi mi? Bir tek Türkiye’ye “sen düşmanımsın” dedi. İçimizde bu formulleri anlayamayanlar var mı? Maalesef…

Arap Baharı neden bitmedi? Doğu Akdeniz’deki enerji çalışmaları için süreç ne? Ezbere konuşanlar var, “EastMed” şeklinde. EastMed’i boru hattı projesine indirerek konuşanlar, ABD ve İsrail’in yaptığı büyük projeyi göremeyenler, konuyu sadece inşaat-taahhüt kısmıyla çözmeye çalışanlar böyle derler. Doğu Akdeniz (İng: East-Mediterranean) projesi Doğu Akdeniz’de ExxonMobil’in “halledin bu işi” dediği projedir; içinde Ara Baharı ve Kıbrıs gibi meseleler, Türkiye’nin “ötekileştirilmesi” yani “Türk Baharı” vardır. (ExxonMobil’in yönetim kurulunda BOP’un uygulayıcısı Eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice vardır.) “Türk Baharı” içinde 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi gibi olaylar da vardır, Türkiye’de PKK terör örgütü yandaşı partilerin “anayasal özgürlük” talepleri de vardır… Siyaseten “anayasal özgürlük” fikri alenen dile getiriliyorken buna hangi partiler ne tepki veriyorlar, bakar mısınız?

KÖRLERLE SAĞIRLAR BİRBİRİNİ AĞIRLAR

Eğer tepkiler “Milli Egemenlik” ve “Baka” bahsi ile ters düşüyorsa şimdi düşünün; küresel Batı medyasının da desteğini alarak ve esasen onların üzerinden aktarılan bilgilerle, aynı anda, ABD, Avrupa, İsrail ve Rusya’nın kampanyaları ile tartıştırılan; “NATO ve F-35 karşıtlığı, Esadcılık, Bölücülük…” ne demek?

Rusya, Ukrayna’da “operasyon” yapıyor, NATO genişliyor, İsveç-Finlandiya bünyeye alınmak isteniyor, Arktik bölge meselesi küresel en önemli konular oluyor, ABD ve İngiltere Doğu Avrupa’daki askeri varlığını 5 kat artırıyor, çok dinamik bir etkileşim söz konusudur.

“Benim derdim,” dedim ya, şöyle: Beş-altı yıldır açıklıyorum, anlattığım kritik noktalar zamanında anlaşılmamış demek ki. Dün ilkesel konuştuğu nedenle alkış alan, esasında sadece bu tavrıyla kendini gösterenler, bugün benim yıllardır tekrarladığım yere ancak gelebildiler, şimdi “acaba mı” demeye başladılar, Türk entelektüel çevrelerden o fikrini değiştirene bakıp şakşakçılığa devam ediliyor. Zamanı yakalayamamış bu entelektüel çevre, tesadüf etmemiş, görememiş, beni tanımamış, yazılarımı okumamış, dinlememiş, ne diyeyim?

Bunu neden söylüyorum biliyor musunuz? Memlekette AB, NATO, F-35, o kadar yıldır tartışıyor, bugün “acaba mı” diyenler o günden bugüne insanımızı oyaladılar, ancak aynı entelektüel çevreler onlara meydan verdiler, bu tamamen bir kayıptır, zamanı yakalayamamaktır, milletimize zarar yazılacak bir hadisedir.

Ben bilmiyor muyum NATO’yu, ABD’yi, silahı, politikayı?..

(Okumayanlara kitap öneririm: Gürsel Tokmakoğlu, Barış Pınarı, Vekalet Savaşlarının Pençesindeki Suriye, Sahi Kitap, Ekim, 2020, İstanbul.)

OPERASYON

Bugüne geldik. Suriye’de karşımızda fiili komşumuz ABD, daha zayıflamış Rusya, bölgede inisiyatifi elden bırakmayan İsrail, bölgemizde her işe mezhepsel ve istikrarsızlaştırıcı rolle girmek isteyen İran, koltuğu için ülkesini satan bir Esad Yönetimi var.

Türkiye’nin projesi ne? Sınırımıza paralel yaklaşık 30 km derinliğe inen bir “güvenli bölge” oluşturmak. 2019’da BM kürsüsünden ifade edildi, 2029’da Barış Pınarı Harekatı bitirilirken ABD ve Rusya ile mutabakata varıldı, bu ülkeler taahhütlerine uymadılar. Kendi Milli Güvenlik ve Beka meselemiz için bu projemizi gerçekleştirmek için yeni bir operasyon düşünülüyor. Bu bilinmeyen bir şey mi? Hayır. Projeye kim karşı koyar? Önde ABD ve Esad; geri planda İran ve İsrail. Buna ilave Fransa gibi Avrupa ülkelerini de saymamız da gerekir…

Suriye kuzeyinde bir operasyon için tereddüdümüz var mı? Hayır.

Önceki operasyonlarda olduğu gibi, Suriye Milli Ordusu (SMO) kendi ülkelerini özgürleştirmek ve istikrara kavuşturmak amacıyla, bu operasyonda Esad muhalifi, cephe halinde yer almaya hazırdır. Buna kim karşı çıkar? Haliyle, ABD. ABD, kendi aparatı olan PKK/YPG’yi besliyor, onlarla bölgede bir “garnizon devlet” kurmak istiyor, bu da bir “bölücü” unsur, Esad’a muhalif. Esad bu bölücülerle ilgilenmiyor, SMO’yu terörist ilan ediyor; ABD etkisindeki diğer Batı dünyası bu açık durumu anlamamazlığa geliyor.

SONUÇ

Entelektüel çevrelere bakıp söylüyorum, özür dilemesini bilmiyorsanız esasında entelektüel bile olamazsınız! Bir özür mü bekliyorum? Hayır. Bu, her erdemli kişinin kendi onuru için gerekli olan bir husustur, kişilerin erdemli olup olmamaları beni ilgilendirmez? Ben ülkeme, geleceğime bakarım, hepsi bu!

Küreselleşmenin etkilerini, ABD’nin yeni paradigma ve politikalarını ve bunlara bakıp çaresizliğe düşenleri, yıkın geleceğin gerilim ve çatışma biçimlerini yazdım. ABD’nin küresel tarzının son halini yazdım, bakınız: Küresel Çaresizlik Sendromu Kusura bakmayın böyle ifade etmek durumundayım, bana bir-iki yıl sonra yine “yüzsüzlüğü” kanıksamış entelektüel çevreler için muhasebe yaptırmayın! Eğer gelecekte bütün bunları yazıp söyledikten sonra yine de entelektüel döneklere rastlarsam, bugünü hatırlatma hakkımı kullanırım, kör müydünüz, derim.

Sonucu söyleyeyim:

  • Türkiye bir NATO üyesi ülkedir, olmaya da devam edecektir. Nedenini anlamadıysanız sizin sorununuz. Fikir değiştirmekle alkış aldıysanız, bu da alkışlayanla ilgili bir meseledir.
  • Türkiye kendi güvenliği ve bekası için operatif de olsa adımlarını atar, başka da yapacağı yok. Bu adımları atarken içeriden ve dışarıdan gelecek tepkiler olacaktır, ki ABD bu tepkilerin gelişiminde koordinatördür, bilmeyenlere hatırlatalım.
  • ABD savaşmaz, savaştırır. Bu da doğrudur. ABD hedeflediği ülkeye (örneğin burada Ukrayna meselesinde Rusya’yı gördük, şimdi konu Suriye ise onun projesine karşı olan Türkiye hedefi ise böyle düşünün) silahını doğrultur bu caydırıcı gücüdür. İlave olarak çeşitli taşeronlar ve vekiller kullanır, kendi askerini riske atmaz. Baskı uygular, hedefini çaresizlik sendromuna sokar. Kararlar onun istediği gibi gelişir, o propaganda ve politika yapar. Örneğin hedef bölgesinde (diyelim Suriye’de veya Ukrayna’da) insan kayıpları olur, sonra gelir, “neden öldürdünüz” diye sorar. Kendini sütten çıkmış ak kaşık göstermeye devam eder. (Benzemez konular ancak sonuç itibariyle ABD gözündeki resmi ifade etmek için yazıyorum: Suriye’de PKK’lı terörist veya Ukrayna’da direnişçi bile ölse ABD’nin umrunda olmaz, o parasını verdiğini düşünür. Nitekim PKK’lıya da aylık bağladı, elindeki silahı bütçesinden ayırdığı parayla veriyor; Ukraynalı askere de bugüne kadar yasalaşan yaklaşık 50 milyar dolarlık destek paketleri ile savaşını sürdürmesini finanse ediyor.)
  • Milli güvenlik ve bekadan vazgeçilemez. Peki, ABD böyle bir yol izliyor diye Türkiye, milli güvenliğinden ve bekasından mı vaz geçecek? Hayır. Ancak olması gereken, elde bulundurulacak daha sağlam imkanlarla ortaklık-pazarlık yapabilme şartlarını oluşturmaktır. Eğer (poker oyunundaki gibi) eliniz zayıfsa, sizi kolay lokma görür; eliniz güçlü ise sizin oyununuza göre kendi pozisyonunu geliştirir. (Bu oyunda büyük pokercinin blöfüyle sıradan pokercinin blöfü arasında işlevsel fark vardır.) Burada Türkiye elini güçlendirecek diplomasiyi de sürekli kılacaktır. Çünkü Suriye’de muhatap PKK’lı terörist veya Esad değildir. Türkiye yine ortaklık-pazarlıkla yanına İsrail’i alabiliyorsa, gerekirse ABD ile masaya bir biçimde birlikte etki etmek gerekecektir.
  • Sahada adımını atarsın, masa ise bir pazarlık yeridir. Terörü, bölücülüğü, ülkeye yapılan politik baskıları biliyoruz, ABD’yi anlamayanlara tekrar hatırlatmayalım burada. ABD ile cari olarak neler konuşulur? Doğu Akdeniz, yeniden F-35 (olmazsa F-16), Kıbrıs, Suriye, Libya, yani Arap Baharı bölgesi olarak Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA), İsveç-Finlandiya, yani Arktik Bölge, Baltık, Doğu Avrupa, NATO planları, genişleme, varsa diğer meseleler… Sahada ne gerekiyorsa yapacaksınız, bu tamam! Bunun yanı sıra masaya gelince bahsedilen hususları konuşmadan, bunları yok sayarak yürünemez.
  • Avrupa Birliği. Türkiye bir AB üyesi ülke olmadığı müddetçe bölgede işi zordur, bunu son olarak hatırlatmak isterim. Eğer Türkiye bir Orta Doğu ülkesi olarak görülüyorsa veya öyle bir hizaya sokulmaya çalışılıyorsa, bunu yenecek politikalar gecikmeksizin ve doğru kampanyalarla her alanda işlenmelidir.

Her şey vatanımız ve geleceğimiz içindir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Victory Day

DİĞER YAZI

Her Yönüyle Savaş

Politika 'ın son yazıları